Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ENGİN ARDIÇ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2394 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Yazılarını ikircikli, hâttâ üçürcüklü (ambivalansın üç yönlü olanı karşılığında ben uydurdum) duygularla okuduğum bir yazardır EA.Takdir ederim entellektüel birikimini ama herkese tepeden bakan ve sürekli olarak söven tarafından sıkılır, rahatsız olurum; bir de zamanında kendi yaptıklarını öve öve anlatıp, aynını şimdilerde yapanlara sataşmasına kızarım. Hani Devletlû "öfke bir üslûptur" buyurmuştu ya, EA da "sövmek bir üslûptur" diye takılıyor herhâlde. Kendine benzeyen Hıncal Ağabeyi'ne de şöyle der: <<"kendini demokrat ve liberal ilân eden, üç kâğıtçı, dönek, yalaka, yağcı enteller>> olduklarını söylüyor, "niyetim hiçbir zaman hakaret etmek olmadı diyerek etmediği küfrü bırakmıyor ama...

İçinde "orospu", "anasını avradını", "eşek seçmen", "pezevenk", "zilleri nerenize saklayacaksınız" gibi lâfların geçmediği makalesi pek azdır. Meselâ tipik bir makale sonlandırışı:

<<"mahfillerin beni kara listeye aldıklarına, telefonlarımı dinlediklerine dair bazı duyumlar alıyorum.

Kimleri "şeyinden tavana asacağınızı biliyorum da, beni ne yapacaksınız? Öldürecek misiniz, kodese mi tıkacaksınız, sürgüne mi göndereceksiniz?

Yoksa babalık edip Sabah Gazetesi'ni kapatmakla ve bana yazı yazdırmamakla mı yetineceksiniz? Allah razı olsun.>>

Beni rahatsız eden ikinci özelliği de çizgisiz olması. Kendini çok yiğit ve cesur olarak tavsif eder hep ama neyi savunur, kimden yanadır belli değil. Aslında müzmin muhalifler dediğimiz kişiliklerden biri EA. Varoluşları karşı çıkmakla, eleştirmekle mümkündür; yoksa, yokolurlar. Amaçları yapmak değil yıkmaktır ve öfkelerini de iyi rasyonalize ederler.

Neyse, beni güldüren bir varaka geçti elime; EA'ı okurken psikolojik olarak rahatsız olan bir vatandaş kendisini Basın Konseyi'ne şikâyet etmiş (Hani şu Helin'in de üye olduğu ve Kürtçe türkülerle dolu bir CD çıkaracağını duyurduğu web mekânlarına da bakan makam). Bakın ne yazmış vatandaş (noktasına dahi dokunmuyorum):

GAZETECİ ENGİN ARDIÇ'IN BASIN MESLEK İLKELERİNİ İHLAL ETTİĞİNİN TESPİT EDİLMESİ HAKKINDA ŞİKAYET DİLEKÇEMDİR

İstanbul, 31 Mart 2008 Basın Konseyi Başkanlığı'na,

Sabah gazetesi yazarlarından Engin Ardıç, daha önce çalıştığı gazeteden yeni iş yerine transfer olduğundan beri, yazılarında özellikle kendi meslektaşlarına karşı saygısız, genel ahlak kurallarına dahi özen göstermeyen, küfürlü yazı yazmayı sanki bir üslub imişcesine sunan, gazeteler arasında var olabilecek makul rekabet ölçülerinin çok dışında ve ilkesizce diğer medya organlarına karşı saldırgan bir tutum sergilemektedir.

Son olarak, 28 Mart 2008 Cumartesi günü "Ver Kurtul" başlıklı yazısında, Türkiye'deki gerilimin kaynağını, "Fakat hükûmeti devirebilmek amacıyla, Aydın Bey'in yayın organları muhalefeti "şirazesinden" çıkardılar. ifadesiyle, Aydın Doğan'la ilişkilendirerek, Doğan Grubu gazetelerini, genelleme yaparak, "Uzun süredir bu yayın organlarında doğru dürüst haber maber yok, birtakım orospu fotoğraflarını saymazsanız: Salvo var, yaylım ateş var." şeklinde suçlamaktadır.

Gazeteci Engin Ardıç aynı yazısında devamla "Aklı ermeyen birçok okuyucu bunların "laiklik mücadelesi" falan yaptıklarını sandı. İş parada bitiyor. ifadesiyle, Türkiye'de siyasal tartışmaların odağı haline gelmiş ve milyonlarca yurttaşın ortak kaygısı haline dönüşmüş olan laik cumhuriyet sisteminin korunması refleksini aşağılamaktadır. Ülkemizde yaşanan gerilimin temel kaynağı, varolagelen sistemin restorasyona uğratılmasını bazı siyasi partilerin hedef haline getirmiş olmaları iken, Engin Ardıç milyonlarca yurttaşın kaygılarını "Ben başbakanın yerinde olsam, Aydın Bey'e istediği parayı verirdim. İnşaat mı yapmak istiyor, bıraksın yapsın, birkaç milyon dolar daha kazansın. Hedefine ulaşınca yumuşar. Adamlarının da yargıyı ve orduyu, yani bürokrasiyi tahrik etmelerine gerek kalmaz. ifadeleri ile, haksız bir şekilde keza Aydın Doğan'ın kişisel amaçlarına bağlıyor. Laik sistemin geleceği ile ilgili kaygıları olan milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti yurttaşını, bir kişinin ticari amaçlarına alet olabilecek düzeyde akıl ve fikir noksanı olarak nitelemek, herşeyden önce, o insanlara hakaret olur, ki, gazeteci değil, hangi sıfatı taşırsa taşısın, kimsenin böyle hakaretamiz bir ifadeye başvurmaya hakkı olamaz kanaatindeyim. Özellikle de, fikirlerini düzenli olarak, toplumla paylaşmak durumunda olan bir köşe yazarının, para verip yazdığı gazeteyi satın alarak kendisini okuyan okurlarına böyle bir hakarette bulunması, olsa olsa, amiyane tabirle, "yediği kaba pislemek" olarak ifâde edilebilir ki, bu da toplumumuzun genel ahlak ve görenekleri içerisinde kabul edilebilir bir durum değildir.

Ben, gazeteci değilim. Herhangi bir Aydın Doğan şirketinde görevli de değilim. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak, gazeteci Engin Ardıç'ın bu tutumundan, herşeyden önce psikolojik olarak rahatsız olmaktayım. Engin Ardıç okumak sinirlerimi alt üst etmektedir. Küfürbaz ve saldırgan tutumu, beni de her Engin Ardıç okuduğum gün, gün boyu germekte ve karşılaştığım kişilere karşı saldırganlaştırmıktadır. Öte yandan, küfürbazlığı üsluba dönüştürmek, kendisinin bir gazeteci olarak değil, ama çalıştığı gazetenin kar amacı güden bir işletme olması vesilesiyle, rakip gazetelere karşı temelsiz, gerçek dışı olduğu aşikar ve iddia sınırını aşan iftiralarla karalamaya çabalamasının gazetecilik mesleği açısından da hoşgörü gösterilecek davranış olmadığını düşünüyorum. Bu kadar ölçüsüz, genel ahlak kurallarına dahi özen göstermeden (veya sahip olunmadan) ve rakibi olduğu medya grubunu hiçbir etik kural tanımadan karalamanın gazetecilik olmadığını düşünüyorum.

Basın Meslek İlkeleri'nin 3., 4., 9., 10. ve 12. maddelerinin gazeteci Engin Ardıç tarafından hem sözkonusu makale içerisinde ve hem de Sabah gazetesinde yazdığı diğer makalelerinde sistematik olarak ihlal edildiğini kanaatindeyim.

Basın Konseyi tarafından uygulanabilecek yaptırımların uygulanmasını, en azından Sabah gazetesi yönetiminin uyarılarak, Engin Ardıç'ın bu tutumunun engellenmesini sağlamasını önermenizi, saygılarımla rica ederim.

Ali Rıza ÖZKAN 

***

Bakalım Basın Konseyi ne yapacak.

Ben en çok "Küfürbaz ve saldırgan tutumu, beni de her Engin Ardıç okuduğum gün, gün boyu germekte ve karşılaştığım kişilere karşı saldırganlaştırmıktadır" lâflarına bayıldım.

Ben de hem Ali Rıza Özkan'ın, hem EA'ın psikiyatrik muayenesini talep ediyorum.

Tabii ki şaka! 

Yâhu, EA'ın bizim HCÖ ile akrabalığı var mı acaba? Nedense aklıma geliverdi...

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 31 Mart 2008 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017