Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ERGENEKONZEDELER İÇİN KURTULUŞ UMUDU

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2379 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bu yazı herkes için bir ümit, bir umut, hâttâ bir kurtuluş olacak. Önce mesel, sonra mes'ele:

***

Bir varmış, bir yokmuş.

Kadı'nın tekinin, bir fırının önünden geçerken, burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde, güveç içinde nar gibi kızarmış, sâhibini bekleyen nefis bir ördek var. Kadı, fırıncıya "ben bunu aldım" demiş.

Kadı'ya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra ördeğin sâhibi gelmiş: "Hani bizim ördek" demiş.

Fırıncı boynunu büküp "uçtu" deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış...

Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hâmile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Kadı'nın karşısına çıkarmışlar.

Kadı sırayla sormuş...

Ördeğin sâhibi "bu adam ördeğimi hiç etti" diye şikâyet etmiş.

Kadı, fırıncıya sormuş: "Ne yaptın bu adamın ördeğini"?

Fırıncı "uçtu" demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış: "Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O hâlde ördeğin uçması suç değil" diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: "Her kim, bir gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla"...

Dâvâcı "ne olacak" diye sorunca Kadı, "şimdi" demiş, "fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız".

Tabii, gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu dâvâdan da beraat etmiş.

Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da Kadı, "tamam" demiş, "karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak".

Böyle olunca fırıncı bu dâvâdan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi'ye: "Senin şikâyetin ne"?

Yahudi ellerini açmış, "ne diyeyim Kadı Efendi" demiş, "adaletinle bin yaşa sen e mi"?

Kıssadan hisse: Ananı öpen kadı ise kime şikâyet edeceksin?

***

Mes'ele:

Bugün, ülkedeki durum bu!

Meselâ, Turgut Özal denen zât-ı muhteremin (hakiki hislerimi yazsam, bunun İslâm Kardeşliği Birliği âzâsı, güçlü kuvvetli ve dahi acayip heybetli Korkut'u beni öper) verdiği kırmızı pasaportu Atatürk Havaalanı'nda (yakında George W. Bush International Airport denecek) helâya bırakarak Türkiye'yi istiskâl eden Celâl Talabani var ya.

Devletlû dün onu öptü.

Celâl Talabani de, Devletlû'yu öptü. Devletlû, Talabani'ye PKK'ya karşı olan tavırlarından ve Kuzey'deki Yerel Yönetim'den gördüğümüz destek için şükranlarını arz etti. Gene öpüştüler.

Sonrası basın mensuplarından gizli cereyan etti.

Hani, ahâli dere kenarında Temel'i bir cesetle cimâ hâlinde yakalayıp "n'apıyorsun be" deyince, "hayat vermeye çalışıyorum" cevabını almış da. "Ulan o 'hayat öpücüğüdür, bu değil" diye gelen itiraza da "nasıl başladı zannediyorsunuz" diye mukabele gelmiş (dün, Rize Vâlisi, polise bir genelgeyle "vatandaşı önce 30 saniye dinleyin" tâlimatı vermiş ["shoot first, ask later olmasın diye]).

Neyse, sonunda da Devletlû ANA uçağıyla, yâni anasını da alarak yurda (şimdilik Türkiye'ye) döndü. Serdar Akinan çocuklar gibi sevindi; malûm, Devletlû'ya bir şey olursa Güneydoğumuz'un gideceğine inanıyor. Bugünkü yazısında da ABG Başkonsolosluğu'na yapılan saldırının mesajının polise müteveccih olduğunu, temelinde de cemaâtin bulunduğunu klavyeye almış; müthiş zekice...

Satranç tahtasının içinde satranç tahtası, onun içinde tavla kutusu.

***

Epey soran oldu, kendisini tanıdığımı sanıyorlar. Vallahi hiç tanışmadık Serdar Akinan'la, tanışmayı da âdeta istemiyorum; benimki bir Othello Sendromu ama plâtonik. İyi niyetli, milliyetçi ve vatanperver ama kimsenin yalakalığını yapmayan "duruşunu seviyorum da, kafası çok sık karışıyor. Tanışmayı da âdeta neden mi istemiyorum? Zamanında iyi ahbap olduğumuz Orhan Bursalı'dan gelen "SEVGİLİ DOKSAT, BANA LAF CAKTIRIP DURUYORSUN!.. BİRBİRİMİZİ ÖZLEDİKSE Bİ GORUSELİM.. orhan" şeklindeki mesajdan sonra, eleştiriye ve farklı fikirlere tahammülü olmayan gazetecilerle tanışmamayı tercih eder oldum. Zâten, yaşadığım birkaç tecrübeye istinâden, gazetecilerden uzak durmayı doğru buluyorum (müstesna birkaç dostum hâriç tabii ki); hele Ali Bayramoğlu filân gibilerden. Geçen gün Oktay Ekşi'yi dahi çileden çıkardı darbe palavralarıyla; bugünkü yazısında da isim vermeden kınıyor bu tipleri (Oktay Bey'le de tanışırız; çok zeki ve politik birisidir ama asla hıyanetini görmedim).

Dün canlı yayında Ümit Zileli (iyi tanırım, çok zeki, keskin ve sert bir kişiliğe sâhiptir), Nazlı Ilıcak namlı, bütün bu kanunsuzlukları destekleyen kadına hâddini bildirirken bir kere daha ortaya çıktı ki, eski rektörümüz Kemâl Alemdaroğlu'nun gözaltına alınıp sıhhatinin bozulmasına yol açan tek şey şuymuş: Bir gazeteci telefonda sorduğunda "böyle giderse tahmin ederim ki darbe olur demiş. Hepsi bu yâni! Sakın "yâhu, bunu söylemeyen mi var demeyin. İş bunlara muhalif mühim bir isim oldu mu, mesaj olsun diye özellikle yaparlar.

Bu arada, eleştiriye ve işbirliğine açık bir gazeteci olan, âilece ahbaplık da ettiğimiz Güler Kömürcü, Ergenekon soruşturmasında en büyük suçlamalara muhatap olan Emekli Yüzbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk'le cezaevinde evlendi. Bölücübaşı avukatları vâsıtasıyla örgüt yönetirken, Mehmet Zekeriya Öztürk'ünkiler içeri alınmadıkları için, iki cezaevi infaz koruma memuru şâhitlik yapmışlar. Aradım, hüzünlüydü ama keskin zekâsıyla benim tanıdığım Güler, bu işi iş olsun diye yapacak kadın değildir. Tabii ki sevdiği için ama sanırım, bütün bu zırvalıklar püf diye söndüğünde, hür bir ülkeye yelken açmak için el ele vermek üzere evlenmiştir.

***

Şu anda Abdüllatif Şener satrancın bir sonraki hamlesi için "start alıyor. Sam Amca'dan tâlimat gelmiş belli ki.

Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek HABERTÜRK'te (15:20) "pozitif enerji diyor, fakir de "bunun negatifi nasıl oluyor diyerekten kafayı yiyor!

Çok mühim bir haberle bu muhabbete nihâyet verelim: İki gün önce Kıbrıslı kocası Erhan Kanioğlu'ndan boşanan Tuğba Özerk, boşanma haberini aldıktan sonra tatil yaptığı Bodrum'da şampanya patlatmış. "Boşanmak iyi bir şey olmayabilir ama kutlama gereği duydum diyerek, Lola Beach'te kız arkadaşlarıyla boşanma şerefine dans etmiş.

Tanır mıyım? Vallahi ismini ilk defa duydum da.

Elinde şişesi, üstünde bikinisiyle kahkaha atarken çekilmiş resmi Hürriyet namlı gazetenin sürmanşetinde durduğuna göre, mutlaka çok önemlidir!

Alper, gülüp durma!
     Meseli sen yolladın bana yâhu.
            Alper kim mi? ALS hastalığıyla beraber azimle yaşayan aziz dostum.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye  - 11 Temmuz 2008 Cuma

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 17 Ekim 2017