Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ERKEKTE GEBELİK (Couvade Sendromu)

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 501 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

COUVADE SENDROMU

Sevgili Mekâncılar,

Erkeklerde, aynen hanımlarında olduğu gibi gebelik belirtilerinin ortaya çıkması demektir.

Kuvad sendromu (Fransızca: couvade, “kuluçkaya

yatmak”; erkek loğusalığı olarak da bilinir), erkeğin

eşinin gebelik döneminde ve doğumdan sonra onun rollerini

taklit etmesi demektir.

 

En uç örneğinde anne, doğumdan sonra olabildiğince kısa

sürede (çoğu kez aynı gün) günlük işlerine dönerek yatmakta

olan babaya hizmet eder. Böylece cinsel roller tersine dönmüş

olur.

 

Erkek loğusalığı terimi, bazen, bebeğin doğumunun ardından

 

anne ve babanın hareketlerinin aynı biçimde kısıtlandığı bir

dönemi belirtmekte kullanılır. Bununla birlikte, eski ve yazısız

toplumların hemen hemen tamamında, doğumun ardından

babanın davranışlarının bir ölçüde kısıtlanması yaygın bir

uygulamadır.

***

En uç örneğinde anne, doğumdan sonra olabildiğince kısa

sürede (çoğu kez aynı gün) günlük işlerine dönerek yatmakta

olan babaya hizmet eder. Böylece cinsel roller tersine dönmüş

olur.

***

Erkek loğusalığı terimi, bazen, bebeğin doğumunun ardından

anne ve babanın hareketlerinin aynı biçimde kısıtlandığı bir

dönemi belirtmekte kullanılır. Bununla birlikte, eski ve yazısız

toplumların hemen hemen tümünde, doğumun ardından

babanın davranışlarının bir ölçüde kısıtlanması yaygın bir

uygulamadır.

***

Aslında bir aşırı empati durumudur ve çoğu erkekte sessiz

sedasız geçer ve kimseler pek bir şey fark etmez.

 

***

Çok ilginç bir vak'a Afrika’daki Amerikan üslerinden birinden

bildirilmiştir.

 

Büyücü bir doktora giden adam bekârdır ve beyaz tenlidir.

 

Büyücü Doktor da zenci ve çok uyanıktır. Adamı taciz edip fiiil-i

livatada bulunur.

 

Gebelik bulguları var mı yok mu diye muayene ederken bir de

fark eder ki karnında altı aylık çocuk varmışçasına şişmiş bir

batın, linea nigra (kadınlarda görülen gebelik izleri) ve kloazma

denen gebelik maskesi…

 

Amerikan Üssünde çalışan uçuş görevlisi derhal bu Cadı

doktoru öldürür.

 

Peki, ceza almış mıdır?

 

Hayır, çünkü o Afrika ülkesinde bu tür olaylara çok sık

rastlanmaktadır ve yasalara göre de suç olarak kabul

edilmemektedir.

***

Hemen sağlık kurulu toplanır ve kişiyi tekrar muayene ederler.

 

Şaşkınlık içindedirler çünkü aynen bir kadın gibi gebelik

belirtileri vardır ve aralarında tartışırlar.

***

Sonunda bunun bir Hezeyanlı Bozukluk hastalığı olduğuna karar

verirler ve hastaya tioridazin (Melleril) 200 verilir. Bu ilaç şimdi

piyasadan kaldırıldı.

 

Adam bir süre sonra ishal olur ve bu aslında olmayan ama

hastanın olduğuna inandığı çocuk bu sayede düşer.

 

Ülkenin yasalarına göre şuur ve harekât serbestisini arızi (geçişi

olarak) ortadan kaldıran bir klinik tablo söz konusu olduğu için

herhangi bir ceza görmez.

***

 

Bu düşen çocuğu kimse görmemiştir ama bir ay sonraki sağlık

 

heyeti muayenesinde adamın karnının normal hâle geldiği,

aklını başında olduğu kanaatine varılarak çalıştığı üste

çalışmaya devam etmesine karar verilir.

***

Bazı erkeklerde psikosomatik belirtiler (psödosiyezis) denen

yalancı gebelik bulgularına rastlanır.

 

Bunların beyinlerindeki temporolimbik sistemlerindeki ayna

nöronlar aşırı çalıştığı için, evli bile olsalar, karılarının cinsel ve

toplumsal rollerini benimsemişlerdir.

***

Bazılarında bu artık bir bozukluk hâlini alır ve gebe kaldıkları

hezeyanı o kadar şiddetlenir ki, bu hayali çocuğu aldırmak için

kadın doğum uzmanlarına dahi giderler.

***

Şaşkına dönen jinekolog sözüm ona bir küretaj (Tahliye) yapar,

bazısı ise sezaryen uygularlar.

 

Her halükârda kişi psikotik olduğu için ikna olmaz ve başka bir

jinekoloğa gitmeye kalkar.

 

Türkiye’de henüz böyle bir hastaya rastlamadım ama görsem

ve muayene etsem, derhâl güçlü bir antipsikotikle (mesela

haloperidol (Norodol) ile tedaviye başlar ve ila 5 sene

tedavisine devam ederdim.

***

Son zamanlarda hastalarımızın bazılarında tedaviye riayet

(adherence) ve bağlılık (compliance: uyunç diyen de var ama

ben alışamadım) sorununu biraz fazla görmeye başladım.

***

Bunda prospektüsleri okuyup adeta ahkâm kesmek veya

internetteki yalan yanlış bilgilere kanıp bunlara göre davranma

davranışlarında artma olmasının önemli rolü olduğunu

zannediyorum.

***

Eğer bir hastada Şizofreni Hastalığı veya benzeri bir psikotik

tablo mevcutsa, soygeçmişinde benzeri şikâyetleri olan hastalar

varsa ve intihar teşebbüsü görülmüşse, etkili dozda

antipsikotiklere en az iki ila 5 sene devam etmek gerekir.

 

***

Clopixol veya zuklopentiksol gidi ksantin derivesi ilaçları 2

haftada bir kalçadan yaptırmak da iyi bir seçenektir çünkü bazı

hastalar ağızdan ilaç almakta direnç gösterirler.

***

Tekrarlayıcı Majör depresyonu olanlarda mesela Efeksör’ü

(venlafaksin: triaminoerjik bir antidepresan) 300 hatta 450

miligrama kadar çıkmak ve hele psikotik özellikler de

eklenmişse (hallüsinasyonlar, hezeyanlar, gaipten ses duyma

veya düşüncelerinin radyo ve televizyondan yayınlanması gibi),

icabında tedaviye –o da bulabilirlerse-  Nörofren (Pimozid) 2 ila

4 mg ekleyip ömür boyu tedaviye devam etmek gerekir.

***

Birkaç Bipolar Bozukluğu olan hastamı sekreterime arattım ve

mutlaka an az 3 aylık aralıklarda (Lithuril: Lityum karbonat),

Depakin 500 Chrono vermişsem laboratuvarda kan düzeyi

baktırıp amonyum ve diğer parametrelerine baktırmak gerekir,

mutlaka düzenli olarak gelsinler” dedim ama bir hastam “ben

iyiyim, gerek yok, istediğim zaman gelirim” cevabını vermiş.

 

Hâlbuki bu hastalığı çok yakından tanıyor ve zamanında çok çekti.

***

Lityum’a bağlı tiroid yetersizliği veya antitiroid hormonlarda yükselme söz konusuysa, hastanın soygeçmişinde intihar girişimi olmuşsa, hastayı ilk gördüğümüzdeki tablo çok şiddetliyse, bir akıl hastanesine yatırılması gerekmişse tedaviye ömür boyu devam etmek gerekir.

***

Bu arada ABD’deki seçim skandalları çok büyüdü ve hile-i şerriye (birtakım dalaverelerle) ile Donald Trupmh

başkan oldu. Adamın saçları pek muhtemelen boya, büyük

serveti var ve İslamofobik.

 

Neredeyse Müslümanların ABD’ye girmesini yasaklayacakmış da

son anda ikna etmişler.

***

12 Eylül’ü yaşayanlar bilir; şimdi yedi düvelle savaş hâlindeyiz.

Benim 10 sene geçerli ABD vizem var. Neslim müracaat

ettiğinde bir tek ona vize vermişler; sudan bahanelerle iş

adamlarının da içinde olduğu pek çok kişiye lütfedip(!)

vermemişler.

***

Kardak Krizi gene gündemde ve Yunanistanlı dostlarımız gene

Avrupa’nın şımarık çocuğu gibi davranmaya başlamışlar.

Geçenlerde Midilli’ye feribotla giderken Yunanistan’a girmek

üzere seyahat eden çok nüfuzlu ve muhiti de geniş olan bir

ahbabımın pasaportuna  “istenmeyen insan – persona non

grata” diye çapraz koymuşlar.

***

Çok büyük bir ihtimalle, gerekirse Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi’ne kadar gidip bu çirkin davranışı düzeltecek.

Stresten tansiyonu fırlamış.

***

Stresin azının faydalı (östres), fazlasının zararlı (distres)

hatırlatarak, eğer Tükenme Sendromu (bir teşhis değildir),

Majör Depresyon (bir teşhistir) ve benzeri hastalıklar

gelişirse, mutlaka iyi bir psikiyatra müracaat edin.

***

Referandumla ilgili olarak internette hiç de hoş olmayan

resimler, görüntüler dolaşıyor.

***

Burası hâlâ demokratik bir ülke ve hâlâ bir TSK var ama çok

zayıf düşürüldü ve maazallah bir topyekûn harbe bizi

sokarlarsa, akıbetimizin ne olacağını bilemiyorum, kimse de

bilmiyor.

***

Aklıma izafiyet teorisinin kurucusu Einstein’ın sözleri geldi –ki

Fritz Neumark da dâhil pek çok pek çok bilim adamını, İnönü

hükumetinin aczine rağmen Türkiye’ye getirten adamdır ve

yazdığı mektuplarla Dünya’ya büyük hizmetler olmuştur: “3.

Dünya savaşı olursa oklar ve yaylarla” olacak demişti.

Toprağı bol olsun, ne kadar uzak görüşlü adammış

***

Lütfen hekimlerinize güvenin ve kendinizi onlara emanet edin.

Türkiye’den de kaçmanın bir âlemi yok.

 

Artık globalizasyon (küreselleşme) ve (glokalizasyonla

küreyelleşme) bu Mavi Planet o kadar ufaldı ki, nereye gitseniz

sizi bulurlar.

***

ABD nereye hücum edecek olsa, önce bir filmini çektirtir, sonra

da saldırır.

***

“Fetö” dalgası memleketi silidir gibi sarstı ve filigramını dahi

taklit ederek sahte Dolar bastırmışlar! Cezası idamdır, yanlış mı

biliyorum?

 

Bu ne cür'ettir, havsalam almıyor ve bildiklerim de var ama

yazamam.

***

Bizim gibi insanlar için işini yapıp, düşük profille hayatını idame

ettirip, mesleğine sarılıp anavatan olarak burayı hiç unutmadan

çalışmaya devam ettirmek en iyisi.

***

Bu arada eski asistanlarımızdan profesörlüğe atananlar ve

terfiler var, bu da işinin tatlı tarafı.

***

 

Herkese sağlık, barış ve kardeşlik temennisiyle sevgi ve

saygılarımı sunuyorum.

 

 

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 08.03.2017

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017