Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

EROL BÜYÜKBURÇ'UN YAPTIĞI MI, ONA YAPILAN MI?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2518 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Aşağıdaki web adresindeki videoyu seyretmenin ciddi eğitici rolü olduğu kanaâtindeyim:

"Bu adam kafayı yemiş", "aklını kaybetmiş" gibilerinden bol yorum yapılıyor Erol Bey hakkında. Mes'elelere sathî ve anlamaya çalışmadan bakınca, görmek istediğinizi görürsünüz. Ben ise birkaç kere seyrettim ve derin derin düşündüm.

Eski şöhretini kaybetmiş, bir de evlât vefâtı travması yaşamış, hayata yeniden başlamak için elinden geleni yapmış, gencecik görünmeye özenen bir san'atçının narsisistik öfkesi, karşılığındaki sunucunun gülümseyerek de olsa ders verircesine narsisistik yaklaşımı ve akabinde yaşananlar...

Haykırıyor Erol Büyükburç, kendini hatırlatıyor.

Söyledikleri yanlış mı?

Değil, bildiğim kadarı ile tamamen doğru.

Peki, sorun ne? Hakkının yendiğini, saksı gibi oturtulduğunu, reyting uğruna kullanıldığını söylüyor. Bunları ince ince, lâfı gediğine koyarak ve vakarla söylese mutlak gâlip olacak, çünkü haklı! Ama öfke nöbetine tutuluyor, hani şu "cinnet geçirmek" denen hâli yaşıyor.

Peki, sunucu ne yapıyor?

Alttan alır gibi yapıp lâf geçiriyor, yangına benzinle gidiyor ironik bir sırıtmayla. Düşünmüyor ki bir gün kendisi de yaşlanacak, çaptan düşecek.

Acaba Erol Büyükburç'un yaşına geldiğinde onu hangi mümtaz vasfıyla kim hatırlayacak! Gösteri dünyasının bir piyonu sâdece, babasını herkes hürmetle ve sevgiyle tanıyor; ya bu delikanlı ne yapıyor? Seyredin, görün.

***

Bu tür bir hâdiseyi hastalarımızla, beşerî münasebetlerimizde her zaman yaşayabiliriz, yaşamışızdır da. Bu tür krizlerde nasıl davranıp davranılmayacağının çok iyi kestirilmesi gerekir ve empati büyük önem taşır. O anda reseptif yâni söylenenleri alabilecek, anlayabilecek hâlde olmayan, belli ki hakkı yenmiş olan veya en azından kendisini öyle hisseden ve öfke nöbetine girmiş bir insana "nasıl yaklaşılmazın bir numûnesi: Kendisinden bir buçuk nesil büyük birine nasihat edip, sonra da sözüm ona sustuğunu söylemek.

Sunuculukta, ister akademik ister şov dünyasındaki her türlü takdimdeki olmazsa olmaz kural şudur: Sahnedeysen öfkelenmeye, lâf geçirmeye ve âdilce davranmamaya hakkın yoktur. Muhatabın ne yaparsa yapsın, sâkin olacaksın ve krizini atlatması için (üzerine gitmek yerine) katartik yardımda bulunacaksın. Muhatabının amacı rezillik yaratmaksa, kendini rezil eder. Yok, burada olduğu gibi, şahsî bir alınganlık mevzû-u bahisse, alttan alıp derhâl tâltif edeceksin (ödüllendireceksin) ve öfkesinin biraz daha boşalmasına göz yumup onu kazanacaksın.

Çok üzüldüm.

Erol Bey'e de üzüldüm, ona reva görülen muameleye de üzüldüm ve kaybedilen "büyükleri sayma", "onların kusurlarına bakmama" gibi mânevî mefhumlara hasretim kabardı.

Yozlaşıyoruz, hem de sür'atle!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 26 Kasım 2007 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 21 Şubat 2018