Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ESRARENGİZ İNTİHARLAR ve HİSTRİYONİK ERKEKLER

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 5229 kez okundu
  • 1 yorum
  • Yazdır

ASELSAN’da 2006 ve 2007 yıllarında 4 mühendisin intihar etmesini inceleyen Başbakanlık Teftiş Kurulu, geçen hafta Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na sunduğu raporda mühendislerin uzaktan elektromanyetik saldırıyla intihara yönlendirilmiş olabileceğinden bahsetti. Kurul araştırması sırasında ünlü Nöropsikoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile temâsa geçerek dışarıdan bir etki olup olamayacağı yönünde görüşlerini istedi. O da düşüncelerini bir rapor hâline getirerek kurula sundu. Kurul da bu görüş çerçevesinde savcılığa yolladığı raporunda, mühendislerin ‘telekinezi’ tâbir edilen elektromanyetik saldırıya mâruz kalmış olabileceklerini ve intihara yönlendirilmiş olma ihtimâlini gözardı etmemelerini istedi. Hürriyet’e konuşan Nöropsikoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharların çok şüphe çekici olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi: “Elektromanyetizma aracılığıyla bir kişiye yoğun bir şekilde dalga gönderip başının ağrıması, gerginleşmesi sağlanabilir. Kişi bu yoğun baskı altında zaman ve mekân algısını kaybeder. Depresyona girer, içinden çıkamadığı bir hâl alır. İntihara meyilli hâle gelir. Elektromanyetizma bir silâh olarak da kullanabilir.

Örneğin belirlenen hedefe 1.5 Kilometre öteden yoğun dalga yollanarak ortam gerginleştirilebilir. İnsanlar intihara varan bir psikolojik duruma yönlendirilebilir. Bu yüzden Genelkurmay’da komuta odaları yerin altına yapılıyor artık. Kritik projelerde çalışan insanların kesinlikle bizim “Clean Room” adını verdiğimiz, ince bakır levhalarla kaplanan alanlarda çalışması gerekiyor. Raporumda ASELSAN’daki ölümlerin bu nedenle kaynaklanmış olabileceğinden bahsettim. Ya mühendislerin çalıştıkları ortamda aşırı elekromanyetik yükleme var ya da dışarıdan kasıtlı olarak bu kişilere böyle bir yükleme yapılmış. İhmâl söz konusu”.

ASELSAN’da görevli Kripto Uzmanı Hüseyin Başbilen (31), 5 Ağustos 2006’da aracının içinde boğazı kesilmiş hâlde ölü bulunmuştu. 16 Ocak 2007’de de Elektrik Mühendisi Halim Ünsem Ünal (29),babasının tabancasıyla intihar etmişti. Aynı hafta elektrik mühendisi Evrim Yançeken (26), Ankara’da evinin balkonundan atlamıştı. 9 Ekim 2007’de de Yazılım Mühendisi Burhanettin Volkan, askerliğini yaparken silâhıyla intihar etmişti.

Büyük ve değerli bilim adamımız, ulaşılmaz insan ve çok değerli hoca Nöropsikoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan çok bilimsel görüşler serdederek, hepimizi bilgiye, irfana ve saadete gark ederek, hem de irşat etti.

Allah râzı olsun, tuttuğunu altın etsin, yolunu açık seçik ve bereketi bol kılsın. Tuttuğu altın hâttâ darphâne olsun ama o da grevde.

***

Şimdi esas konuya girelim…

Evrimsel açıdan erkek cinsiyetinin davranışsal tarzı Antisosyallik, kadın cinsiyetinin davranışsal tarzı Histriyonikliktir.

Ama kazın ayağı her zaman öyle değil!

 

BELİRGİN TİP

Bunları hemen tanırsınız.

Her hareketleri mübalâğalıdır ve sürekli olarak ilgiyi üzerlerinde toplamak ve herkes tarafından sevilmek isterler. Bunun için yapmadıkları şov ve şaklabanlık kalmaz. Hâttâ ne kadar çirkinlerse, o kadar sık bu işi yaparlar.

Oysa kurdukları ilişkilerde “yalancı-karşılıklılık” (pseudo-mutuality) ve “mış gibilik” (as if) karakteristiktir.

Sıklıkla duygurudum (mood) oynamaları ve zaman zaman da Atipik Depresyon tabloları görülmesi “tipiktir”: Alınganlık, aşırı uyuma, histeroid disfori (rejection sensitivity) yâni reddedilmeye veya dikkate alınmamaya karşı öfkeyle karşılık vermek. Bu dönemlerde çok artarak, sürekli bedensel şikâyetler içerisinde yüzer ve etrafını da bezdirir. En çok da migren, gerilim baş ağrıları, fonksiyonel mide bağırsak sistemi rahatsızlıkları, cinsel sorunlar ve psikosomatik hastalıklar (Şeker, Hipertansiyon vs.) kapısını çalar. Hastanelere yatar, herkes onunla ilgilenir. Nasıl da memnun olur (The Sick Role: Hasta rolü). Herkes yanındadır artık, herkes onunla yatar, onunla kalkar.

İşine pek az uğrar, bütün yükü ortaklarına yıkar ve onu da o kadar karmaşık hâle getirir ki, “satıp da kurtulmak” için uğraşır da uğraşır.

Zâten yakınına soktuğu bütün kişiler de kendisi gibidir: Pısırık, kılıbık, karılarından ödleri patlarcasına korkan ama fırsatını bulduğunda fâhiş fiyatla fahişelerle (hayat kadını) ilişkiye giren erkeksiler. Olgun, özgüvenli ve güçlü kadınlarla yapamazlar. Aşkları da saman alevi gibidir, gider meselâ Kuzey Avrupa’daki bir iş kadını ile delicesine seks yaşar, çılgına döner ama bir ay bile sürmez bu.

Eh, bu dönemler de en fazla birkaç gün sürer, arkasından da Öforik Hipomani episodu başlar.

Sıkı bir çapkın ve hızlı bir terzidir artık.

Herkese sarkar, lâf atar, alfa dominant erkek rolünü Astral Seyahat boyutunda yaşar ama kendi karısına yan gözle bakana da hiddet saçar, hemen onlara “ibne” der (affedersiniz ama bu bilimsel bir makale ve aynen kullanmalıyım). Hâlbuki onunla ilişkisi çoktan “düzeyli bir birliktelik” hâlini almıştır!

İnanılmaz fedakârlıklar yapar ama emekle, alın teriyle yaratılan eserlere düşmandır çünkü kendisi böyle bir şey asla yapmamıştır. Onları atmaya kalkar geçici olarak psikiyatrın ikamethânesinde kaldıklarında.

Çünkü hiçbir orijinalitesi yoktur; kendi fikri, kanaati veya bilgisi de nakıstır.

Eh, en iyi savunma nedir? Hücum, ateş!

Ağa’dır, Efendi’dir ve etrafını irşâd eder ama nasıl?

Herkesi kendisine muhtaç ve hayran hâle getirerek; ancak bu şekilde varoluşunu hisseder. Bununla da kibir duyar hâttâ yapılan hasenat işini de yaptıklarının gözüne sokar. Hâlbuki böyle şeyler çok mahrem tutulmalıdır.

Bir yandan da, bu tipler genellikle biseksüeldir.

Çünkü Zeus’tur, Sezar’dır.

Bütün kadınların kocası, bütün erkeklerin karısıdır.

Orta yaş krizine girdiğinde bir arkadaşının karısıyla mı yoksa bir He-She ile mi takılacağı ikilemini yaşar, hâttâ bunu güvendiği bir psikiyatri profesörü dostuna açar, o da “aman ha” der. Eh, tabii ki psikiyatrın bu iyiliği cezasız kalmayacaktır ve hayatında ilk defa kendisine işi düştüğünde, sırf bekletildiği için ânında devalüe eder (değersizleştirir). Önceden nasıl göklere çıkardıysa (ilkel aşırı değer verme), derhâl de yerin dibine sokabilir (ilkel aşırı değersizleştirme).

Bu çok ciddi bir Narsisist durumdur; Antisosyallik, Histriyoniklik ve Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluklarının ortak paydasıdır zâten.

Arkadaşının, onun gönlünü almak için yapmadığı teşebbüs kalmaz ama Çanakkale geçilmezdir ve gözlerindeki ifâdeyi, psikiyatr hiç kaçırmaz: “G…nü yırtsan benim için bittin”!

Çünkü bütün yatırımını (kateksis) insana, daha doğrusu insan ilişkilerine yapmıştır.

Artık ihtiyacı kalmadığında veya “konuşursa beni mahveder” diye endişe ettiğinden, yüzüne güler ama arkasından aleyhinde dedikodu yapar.

Gönderdiği hastaları kopartmak için telkinlerde bulunur.

Bunun günah, ayıp veya gayriahlâki olup olmadığı umurunda değildir.

Ailede esas erkek gibi olan karısıdır ve sürekli olarak onu denetler, trafik polisi gibidir. Çünkü onun da genellikle bir zamanlar prenses gibiyken, tenzil-i rütbe sorunsalı olmuştur.

Etiyolojide evrimsel, genetik, biyolojik faktörler de vardır elbet ama esas sebep travmadır. Bunlar sosyal, sosyokültürel, yetersizlik duygusuyla yetişme, kendisi gibi bir baba figürü ve çok temiz, saf annenin olmasıdır. Yâni özdeşleşme-benimseme (identification) nesneleri zayıftır, yetersizdir.

Arkadaşlarına bu kadar sarılması ama hep yatırımla uğraşması da bundan dolayıdır.

En yakın arkadaşına, sırf filânca sınıf arkadaşları toplantısında kendisinden daha popüler olduğu için kötü davranır. O arkadaşının hangi badireleri atlattığı ve psikiyatri profesörünün tedavisiyle sıhhatine kavuştuğunu dahi düşünmez.

Özetle, sabit bir şekilde gayrı sabittirler ve ipleriyle kukuya inen kendisini Metan zehirlenmesi içerisinde bulur.

Oğulları da kendilerine benzer ama o Sinsi Tip’e kayar genellikle.

SİNSİ TİP

Bunların tek farkı yakışıklı endamlı ve karizmatik olmalarıdır.

Hep “top of the top” olmayı severler.

Her şeyin başında yer almak için vermeyecekleri taviz yoktur ama alttakileri merhametsizce ezerler, çamur atıp karalarlar.

TEDAVİ

Çıkmayan candan ümit kesilmez ama pek müşküldür.

En çok bunlar psikanalistlere giderler.

   Ne olup olmadığını da görürler.

      Sonra bir gün gene döner dolaşır…

         İlk arkadaşlarına dönebilirler.

Prof. Dr. M. Kerem Doksat – Tarabya – 06 Ağustos 2013 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Perşembe, 22 Şubat 2018