Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

EZAN TÜRKÇE OKUNMALI MI?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3491 kez okundu
  • 1 yorum
  • Yazdır

http://www.haberdem.com/haber/2308/REKTOR-SACMALADISALON-BOSALDI.html web mekânından şöyle bir haber okudum (06 Ekim 2007 Cumartesi 09:45): Bursa'nın Mudanya ilçesinde düzenlenen bir sempozyumda konuşan Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, namaza çağrının Arapça yapılmasına tepki göstererek, ezanın Türkçe okunmasını istemiş.

Mudanya Belediyesi, Mudanya Kaymakamlığı ve Uludağ Üniversitesi'nin ortaklaşa düzenlediği "Mütarekenin 85. Yıldönümü konulu sempozyum, Uğur Mumcu Kültür Merkezi'nde yapılıyormuş.

Sempozyumda konuşan U. Ü. Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, "Türk üniversiteleri olarak bu ülkenin kuruluşunun ve kuruluşundaki temel ilkeleri anlatmaya devam edeceğiz, bu bizim aslî görevimizdir. Bugün içine düştüğümüz tablo, bu ülkenin nasıl kurulduğunun ve kuruluşundaki temel ilkelerin unutturulması veya bu ilkelerden uzaklaşılması sonucunda ortaya çıkmıştır. Atatürk ilke ve inkılâplarından uzaklaştıkça, bunlara olan inanç azaldıkça, unuttukça bu ülkenin daha çok batağa batacağını ve bu ülkenin sâdece ve sâdece Atatürk ilke ve devrimleriyle çağdaşlaşabileceğini, gelişebileceğini, refaha ulaşabileceğini insanlarımız anlasın. Atatürk'ün vefatından sonra geçen süreç içerisinde birçok ekonomik model denendi, dışardan empoze edilen sistem kurulmaya çalışıldı, hepsi sukut-u hayâle uğratmıştır. Bugün dış ve iç borcu dünyada en çok olan ülke, dili ciddi tehdit altında olan ülkeyiz. Sokaklardaki tabelâları anlamak mümkün değil, vazgeçtik bu tabelâlardan, bizi namaza bile çağırmaya yabancı dilde devam ediyorlar, namaza Arapça çağrılıyoruz. Ben 80 yıllık Cumhuriyet çocuğuyum, eğer Türk milleti olmasaydı bugün İslâm dünyasının ne hâlde olacağını herkes bir defa düşünsün. Eğer insanın ibâdete kendi dilinde çağrılması haksa, bunu en çok hak eden Türk milletidir. 40 yıl süreyle Atatürk ilke ve devrimleri bize yanlış anlatılmıştır, özellikle devrimcilik ve milliyetçilik ilkeleri tu kaka hâle getirilmeye çalışılmıştır" demiş.

Rektör Yurtkuran, "Ezan yabancı dil olan Arapça ile okunuyor, niye Türkçe okunmuyor" dediği anda İlçe Millî Eğitim Müdürü Resul Yeşilyurt ile bâzı dinleyiciler salonu terk etmişler!

Toplantıda bulunan Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Gedik de rektörün bu cümlesine katılmasının mümkün olmadığını belirterek, "Ezan bütün Müslümanların evrensel sesidir. İslâm'ın evrensel simgesidir. Tüm insanlığın, bütün Müslümanların mesajı, bütün insanlığa bu evrensel çağrı ile ulaşıyor. Bir Arnavut Malezya'ya gittiği zaman, bir Endonezyalı Türkiye'ye geldiği zaman, ezan ile namaz vaktini anlar, câmiye gider. Böyle bir işâreti, böyle bir evrensel değeri illâ ki bir milletin diline çevirmeye gerek yok. Bir değerin özünü, tüm insanlığın anladığı ortak mesajı değiştirmeye kimin gücü yetebilir? Onun bozulamayacak bir gerçek olduğu, tüm âlimler, tüm bilim adamları tarafından kabûl edilmiştir. Rektörün konuşmasının bu cümlesine katılmamız mümkün değil" demiş.

BUYURUN CENAZE NAMAZINA!

Milliyetçilik yapacağım derken kantarın topuzunu kaçıran sayın rektörün dedikleriyle ilgili fikirlerimi sonraya bırakıp, önce, ezan nedir bir hatırlayayım dedim.

Bir kere, ezan namaz vaktinin geldiğini bildirmek için okunan bir dizi sözlerden ibâret ve ulemâya göre "vâcip kuvvetinde bir sünnet-i müekkede" olup, bir ibâdet şekli değil. Gene de ezan okunurken saygıdan dolayı toparlanıp öyle otururuz.

Arapça orijinal sözleri şöyle: Allahu Ekber (4 kere), Eşhedu enla ilâhe illâllah (2 kere), Eşhedu enne Muhammeden resulûllah (2 kere), Hayya alessalâh (2 kere), Hayya alelfelâh (2 kere), Allahu Ekber (2 kere), Lâilaheillallah. Ancak sabah ezanlarında "Hayya lelfelah'dan" sonra iki defa "Essalatü hayrün minen nevm" denilir.

Biz Türkler Arap'ın kuruluğuna musıkî de katmışız. Eski İstanbul geleneğine göre sabah ezanı Sabâ veya Dilkeşhâveran makamında, öğle ezanı Sabâ veya Hicaz makamında, ikindi ezanı Hicaz makamında, akşam ezanı Hicaz veya Rast makamında, yatsı ezanı ise Hicaz, Bayatî, Nevâ veya Rast makamında okunur. Sabah namazından önce verilen salâ da Dilkeşhâveran makamından söylenir.

Bir ara tutturulan Türkçe ibâdet muhabbeti yeniden canlanmış anlaşılan. Cevizkabuğu gibi neredeyse kendini Atatürk enkarnesi olarak gören, ishâl-ü kelâm hâlinde kitaplar yazan marjinaller dışında, kimse "Tanrı uludur diye başlayan ucûbeden hazzetmemekte. Nitekim tutmamıştır bu iş, tutmaz da!

Hangi iş mi?

İbâdeti isteyen istediği lisanda yapar; meselâ ben çocukluğumdan beri Türkçe dua ederim. Sebebi de çok basit: Arapça bilmiyorum. Ontogenetik psişeme rücû ederken anadilimden başka lisanla mı yapacağım yâni, komik yâhu.

Ama ağır derecede geri zekâlı olmayan herkesin ezberleyebileceği kadar basit yedi hitaptan oluşan, Müslüman'ların ma'şerî gayrı meş'ûruna (ortaklaşa bilinçdışına) sinmiş arketipal bir simge, kilidi açan bir anahtardır ezan. Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Gedik'e iştirak etmemek mümkün değil. Bir Müslüman hangi ülkeye gitse, kendisini ibâdete çağıran o ezberlenmesi çok basit sedâyı duyunca içini huzur kaplar ve kıblesine yönelir. Hristiyanlık konuyu çan sesiyle hâlletmiş zâten, Yahudi'nin ise özel sinyalleşmeye ihtiyacı yoktur - cemaat birbirini bilir. Diğer binlerce din de kendilerine göre çağrı, işâretleşme sistemleri kurmuşlardır.

Üstelik "Lâilaheillallah" lâfını "Tanrı'dan başka tanrı yoktur tapacak" diye çeviremezsiniz. Buradaki lâ- ön-takısı "münezzeh olma, üzerinde ve dışında olma anlamına" gelir. Tercümesi gayrı-mümkün olan mucizevî bir kelimedir.

Örnek mi: Amerika'da bol rastlayacağınız "homeless" zavallılar için "bîmekân" yâni "yersiz yurtsuz" diyebilirsiniz. Ama "lâmekân" deyince, "yerden de yurttan da münezzeh olma" anlaşılır ki, mistik ve dinî bir mefhumdur.

***

Memleket o kadar anomikleşti ve anormâlleşti ki, bütün cıvatalar gevşemiş, bütün vidalar yalama olmuş vaziyette! Şeriat tehlikesinden dolayı bunalıp Şamanlığa geri dönenler, İslâm'a sövüp Türk olmayı âdeta bir din hâline getirenler, milliyetçilik yapayım derken "asabiyet" yâni ırkçılık batağına yuvarlananlarla doldu her tarafımız.

Kim nasıl ölçmüş bilinmez ama hep "nüfusunun %98'i Müslüman olan Türkiye'den bahsedilir -ki, kesinlikle atmacadır.

Hangi İslâm? İslâm'ın hangi mezhebinin hangi tarikatının hangi kolunun hangi cemaâtinin hangi şeyinin şeyi? Bahaîler de Müslüman diye yazılıyor kütüğe. Batı'ya geldikçe dine inanmayan, hâttâ din düşmanı olan ama ve/veya bir Tanrı'ya inanan, yeni uzay dinlerine vesâire giren insanlarımız artıyor.

Uludağ Üniversitesi RektörüMustafa Yurtkuran belli ki hâlis bir Türk milliyetçisi ama hasbîliği ve harbîliği sâfiyete istihâle etmiş. Türk İslâm Sentezi yutturmacasının Türk İslâm Tevhîdi diye iyice palazlandırıldığı bir dönemde Ezan-ı Muhammedî'yi Türkçe okumayı bir rektörün milliyetçilik adına savunması, dahası bir de teklif etmesi ancak dezentegrasyona hizmet eder.

Bir de. Tamamen Ateist hâttâ din düşmanı pek çok arkadaşımın makamıyla, dâvudi bir sesle ve duyguyla okunan ezanı dinlerken gözlerinin dolduğunu bilirim; benim hep dolar. İnanın aynı zevki Arap'ın ezanında duyamazsınız ama ezan ezandır, bâri onu anlarsınız.

Demem o ki, uğraşacak çok daha önemli şeyler varken, bir de bunu tutturmayalım.

O ezan ki, doğduğunda bebeğimizin kulağına okuturuz biz Türkler; ta amigdalaya yerleşir o makam.

Ünlü sözü sözü gene hatırladım: "Düşmekte olan bir uçakta Ateist bulamazsınız" (Erica Jong).

Buradaki düşmekte olan uçağın da remzî (simgesel, symbolic) mânâsına dikkat!

***

İstiklâl Marşı'nın tamamını koyarak yazımı nihâyete erdireyim:

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. / O benim milletimin yıldızıdır parlayacak! / O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl! / Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl? / Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl. / Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! / Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. / Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. / Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, / Medeniyyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; / Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. / Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın, / Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak diyerek geçme, tanı! / Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. / Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. / Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ? / Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! / Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, / Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! / Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli- / Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli. / O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.

Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım; / Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden nâ'şım; / O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. / Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; / Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, / Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Âkif Ersoy

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 06 Ekim 2007 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    neriman Pazar, 01 Eylül 2013

    ezan

    Anlamadigin sey,ezan turkce okunmadigi icinmi kalkip namaz kilmiyorsunuz.ezan namaza cagridir.namaz kilan insanlarin ezanla bir sorunu yokta ta namaz kilmiyanlarami dustu ezanin hangi dilde okutulacagi .sizin derdiniz ezan degil ,namaz degil.sizin derdiniz hersey turkce olsun, unutmayalim lutfen cumhuriyetten once besyuz sene arapca farsca sozcuklerle konusup yazdik .harf inkilabi yapilmasina ragmen hala arapca kelimeleri kullaniyoruz o kadar kolaymi bir dili kokunden silip atmak .kokunden silip atamassin cunku bugunku turkce kelime haznesi cok az yeterli degil ,bunu cogaltmak icinde son zamanlarda bir suru uyduruk kelimeler ekleniyor turkceye buda cok uzucudur.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 26 May 2018