Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

FELSEFE SALATASI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2852 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Dün, kalkıp, Birinci Geleneksel Vahdet-i Vücûd Toplantımızı tam da Cumhuriyet Bayramı’nda yapınca, Neslim’le bendenizden başka sâdece 5 (beş) kişi iştirak etti toplantıya.


Bilgisayarım da açılırken tutukluk yaptı. Esed antivirüsüm Esad oldu. Penelope geldi, fitne fesat da içeri doldu.

Neyse…

Güzel, ikisi de asal sayıdır.

Hâttâ 5’ten 2 çıkınca 3 olur ki, bu da en ulvî ve mutlak olanın, yâni Hakikat’in simgesidir.

Bu vesileyle, felsefenin (bilgelik/hikmet sevgisi) neden saçmalık, hâttâ safsata olduğunu yazayım bâri.

Bilge kişi çok konuşur ve etrafına nur saçar: Saçma.

Çünkü çok konuşup etrafa çamur atan nice Beş Para Etmez Unutulmaz İnşaat Ustası vardır. Akılları fikirleri de uçkurlarındadır zâten.

Bilge kişi Doğu’da oturup ağzını açmaz ve etrafına nur saçar: Zırva.

Çünkü hiç konuşmazsa, bilgisini de, bilgeliğini de kim nereden anlayacak?

Ayşeler ile Ahmetler çiftleşince hep erkek veledleri olur”.

Aylalar ile Mehmetler evlenince hep kız çocukları dünyayı teşrif eder”.

Tam ahmaklık, çünkü böyle genellemeler yapmak için çok büyük sayıda gruplamalar yapıp, bunları kıyaslarsanız, sonuçta tam bir yanılsama içerisinde olduğunuzu fark edersiniz.

Ben Cihan’ı Gezerim hâttâ Gererim, Ezoterizmin Bilimsel ispatını yapıp, kerizleri dolandırırım, demek ki bilgeyim”.

Muhteşem bir salaklık çünkü hiçbir şey ispatlanamaz, ancak kestirme veya yakıştırmalarla varsayımlara başvurulabilir.

Güneş, hep Doğu’dan doğar”.

Hayır, Güneş, hep ufak tefek hesap farklılıklarıyla oradan kendini gösterir.

Dünya, küre şeklindedir”.

Hayır! Aslında portakal gibidir.

Demek ki portakallar hep Dünyalıdır: Rafi Portakal da bir ben-i âdemdir ve Âdem Peygamber değildir.

Yalan mı?

Keremciğim, Persian Journal of Psychiatry’de Kardeşin Mozart’ın hayatını anlatan makaleni yayımlayamayız çünkü Çelikkollu hakem olur dedi ama öbür herif ‘dedikodu mu yapılıyor burada’ diye eleştiri getirdi”.

Why High One Why, ne kadar bilimselsiniz Korhan Bey!

***

Diyalektik Materyalizm en bilimsel düşünce şekli olup, felsefenin temel ilkelerini verir”.

Demeyin bre!

Demek ki “armutla elma birleşince hep kavun olur, bu sentezden de bizim mahallenin imamı doğar, onun karısı da dokuz doğurduğu için, Dokuz Işık Doktrini esas Temel Reis’tir”.

***

Fırçayı yiyeceğim, azıcık bilimsel takılalım:

Bir iddianın güvenilirliği ve geçerliliği başlıca şu başlıklar altında incelenebilir:

Güvenilirlik (Reliability): Rahatça güvenilirlik (Dependability), Tahmin edebilirlik – ön görebilirlik (Predictability), Mutabakat (Agreement), Tutarlılık (Consistency), Tekrar edilebilirlik (Repetability), Üretkenlik (Reproductibility).

Geçerli (doğru) bir test aynı zamanda güvenilir bir testtir, ancak, güvenilir bir test geçerli bir test olmayabilir. Aynı gereçle, aynı kişiler üzerinde aynı şeyi iki kez ölçtüğünüzde sonuçlar tıpa tıp aynı mı çıkar? Veya bu ölçüm işini iki ayrı kişi yine aynı bireyler üzerinde yapsa sonuçlar tıpa tıp aynı mı çıkar? Veya bu ölçüm işi iki ayrı ölçüm aracı (test) ile aynı bireyler üzerinde yapılsa sonuçlar tıpa tıp aynı mı çıkar? HAYIR!

Sonuçlar mutlaka bir dereceye kadar farklılık (tutarsızlık) gösterir. Yâni HATA yapılır.

HATA KAYNAKLARI NEDİR: 1-Biyolojik değişkenlik; 2-Ölçüm tekniğinde (ölçüm aracı veya ölçen kişide) değişkenlik.

Güvenilirlik, ölçümün ne kadarının hatadan arınmış olduğunun veya hataya atfedilebileceğininim göstergesidir

Gözlenen Skor = Gerçek Skor ±  ÖLÇÜM HATASI

HATA TÜRLERİ: 1-Sistematik (tek yönlü ve sabit); 2-Rastgele (şansa bağlı).

Güvenilirlik, toplam değişkenliğin (varyansın) ne kadarının iki ölçüm arasındaki gerçek farka atfedilebileceğinin ölçütüdür.

Güvenilirlik Katsayısı:

Gerçek skor varyansı..........................                              

Gerçek skor varyansı + hata varyansı

En çok 1.0

En az 0.0

GÖZLEMCİ (Cevaplayıcı) GÜVENİLİRLİĞİ (RATER RELIABILITY)

GÖZLEMCİ – İÇİ veya ÖLÇÜM – İÇİ

GÖZLEMCİLER ARASI

Kategorik dikotom veri: KAPPA

Sürekli (sayısal) veri: Test-Tekrar Test koyar.

İç tutarlılık

Belirli bir alanı ölçtüğü savlanan sorular kendi aralarında ne kadar homojendir?Soruların (doğru adrese gidip gitmediğinin), yani yalnızca istenen kavramı ölçüp ölçmediğinin iyi bir ölçütüdür.

İç tutarlılık

Test-Madde Analizi

Cronbach Alfa katsayısı kullanılır:

Aynı faset içinde yer alan en az 4 sorunun aralarındaki ilişkiyi özet olarak ifade eden iç tutarlılık ölçütü

(cevapların en az 3’lü kategorik olduğu durumlarda uygulanabilir)

Kuder-Richardson (dikotom verilerde)

İki yarım güvenilirliği(paralel form güvenilirliği olarak da değerlendiriliyor)

Soru-Toplam Skor Korelasyonu

Alan (domain-facet) içinde yer alan soruların her birinin toplam skor ile korelasyonu

GEÇERLİLİK

Ölçülmek istenen özelliği tam ve doğru bir şekilde ve bir başka özellikle karıştırmadan ölçebilme derecesidir: İlk bakış geçerliliği (face validity); Kapsam geçerliliği (content validity); Kriter Geçerliliği (Criterion validity); Yapı Geçerliliği (Construct Validity).

Yüz (ilk bakış) geçerliliği: Aracın ölçmeyi hedeflediği şeyi ölçüp ölçemeyeceğinin uzman bakışı ile değerlendirilmesidir.  Ölçülecek kavramın çok iyi bilinmesi gerekir. Görünüş geçerliliği olmayan ölçek kullanılamaz. İlk bakış geçerliliği ölçüm aracı geliştirildikten sonra sınanır.

Kapsam geçerliliği: İncelenen konu ile ilgili değişkenler evreninin ne ölçüde kapsandığının göstergesidir. Ölçüm aracı, Ölçüm amacıyla ilgili olmayanlardan arınmış olmalıdır. Ölçüm aracı geliştirilme sürecinin tüm aşamalarında sınanabilir.

Kriter Geçerliliği: Mutlaka karşılaştırılacak bir REFERANS KRİTER olmalıdır. Yani referans DOĞRU olmalı.İki türü vardır:Eş zaman geçerliliği;Prediktif (yordama) geçerliliği;Eş zaman geçerliliği.

...ölçme aracından elde edilen puanlar ile daha önceden geliştirilmiş ve geçerliği yüksek olduğu bilinen, aynı özelliği ölçen başka bir ölçme aracının puanları arasında korelasyon.

Prediktif (yordayıcı) geçerlilik: Sonradan alınacak referans sonucun önceden tahmin edilmesi

Duyarlılık – Seçicilik (özgüllük) önemli iki kavramdır ve incelenen sonuçlar dikotom (hasta sağlam vb.) sonuçlar olmalıdır.

Yapı Geçerliliği

Yeni testi karşılaştıracak bir KRİTER (referans) yoksa YAPI GEÇERLİLİĞİ sınanmalıdır.

...ölçütlerin ve soyut kavramların içeriğinin ve evrenin açıkça bilinmediği, ölçülecek özelliğin açık-seçik tanımlanamadığı durumlarda tercih edilir.

Yapılar genellikle çok boyutludur ve

Yapı geçerliliği hiçbir zaman tam olarak sağlanamaz

Yapı geçerliliği türleri: Bilinen Gruplar yöntemi (ayırdedici geçerlilik); Faktör analizi (açıklayıcı ve doğrulayıcı analizler); Benzer ölçek geçerliliği (convergent validity).

Bütün bunlar dikkate alındığında, mevcut psikiyatrik tanılar arasında en yüksek geçerlilik ve güvenilirlik gösterenler şöyle sıralanabilir:


-Organik zihinsel bozukluklar;                                             

-Madde kullanımına bağlı zihinsel bozukluklar

-Amentia (deliryum)

-Dementia (bunama)

-Eliminasyon bozuklukları

-Obsesif Kompulsif Bozukluk

-Bipolar 1 Bozukluk

-Bipolar 2 Bozukluk

Şizofreni

Kişilik bozuklukları

Yeme bozuklukları

Cinsel işlev bozuklukları

Cinsel sapmalar

Bunların dışındaki hiçbir tablo için yeterince güvenilir ve geçerli kriterler yoktur. Bâzı eski hocaların kitaplarında ayrıntılı olarak klinik ve etiyopatogenez tartışılmasına rağmen, masa başı vizitlerinde “şizofreni, dedüksiyonla değil, dikkatli bir muayeneyle doğrudan konan bir teşhistir” dendiğine bizzat şâhit oldum.

Mayer-Gross, ünlü kitaplarında, hekimin elini ucundan sıkıp hemen çekmeyi patognomonik olarak görüyorlardı.

Son gelişmelerle, psikiyatrik tanılar adeta yeniden İlk Bakış Geçerliliği ile konacak hâle geldi.

Hımmm.

Demek ki “Psikiyatri diye bir bilim yoktur, bilimli bilimli dolaşan aksakallı gerzekler birbirlerini ağırlar, istimna edip hoşça vakit geçirirler”.

Ne tümden gelim, ne tümevarım ne de analoji vardır.

Bunlarla uğraşanın anasını bellerler.

Peki, ne yapmalıyız?

Bâdireleri nasıl atlatmalıyız?

Kutsal Kitaplara güveniniz, en hakiki mürşit ilimdir, fendir ve dogmalar da Şeyh Bedrettin’dir”.

Tahrif edilmemiş tek bir Kutsal Metin yok mudur?

Vardır da, yoktur da: Puslu mantık.

Vardır ama elimizde mevcut değil: Issız Saltık.

Elini sallasan kutsal olana değer.

Kur’ân-ı Kerîm hiç değişmemiştir”.

50 sene sonra kulaktan kulağa nakledilenle yazılmış ve elimizde iki farklı metin daha var; çok büyük değil ama farklılar.

Üstelik her müçtehit de kendi kafasına göre parantezler koymuş.

E, nerede en Hakiki olan?

“Farklar, farklılıklar olmasa biz olur muyduk?

Peki, Kutsal Olan ne?

Seblâ?

Yok, o Sınırda Dolanır, ayağınıza basar, dolama olursunuz.

Zâten “sacre ve sacredhem kutsanmış hem de lânetlenmiş olan değil mi?

Peki, Agnostik takılalım:

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan”.

Âlâ ama yolda hangi fırtınalarla cebelleştiğine değil, sağ sâlim malları teslim edip etmediğine bakarlar.

Üzümü ye de, bağını sorma”.

Ananız güzel mi?

Bilgiye ulaşmak için gözlerin bozulacak, yaş alacak kuru satacaksın ve yan gelip yatacaksın demek ki…

Yazarsın sallama bir kitap, yürütürsün bîtap düşmüş hastadan bir yapıt, sonra anlamadığın ve aklının basmayacağı şeyleri de ısmarlarsın, satarsın Volkan adına.

Buna fena hâlde bozulan Etna da derhâl faaliyete geçer.

İsmini Kara Athena'dan alır.

Yâni Atina...

***

İnsanlar, tipini beğendiğini eş olarak seçer”.

Nereden çıkardınız böyle genel-geçer iddiaları?

İspatlamayan şerefsizdir, namussuzdur.

Yâni benim yapay sarışın Güvendeğerim bana bayılan bir ayı oynatıcısı mıdır, yoksa Küçük Ayı yâhut Panda Yarımadası mıdır?

Malarya bir hastalık mıdır yoksa havadaki pis kokuları mı kasteder?

“İkisi de tam ve mükemmeldir, demek ki sıtma yoktur”.

Bilmem ama Orak Hücreli Anemi sizi korur.

FMF bir dershâne adıdır”.

Sakın nane yemeyin, çarpılırsınız!

***

Bütün Giritliler yalancıdır, bilmez miyim; çünkü ben Giritliyim”.

Hay seni Rasim Adasal öpsün ki eşekarısı da dilini sokmasın.

Fenerbahçe’ye gene Başkan adayı olabilirim”.

İyi, demek ki olmayabilirsin de, terim içindeki Terim için de en doğrusudur.

Filateli çok kazandıran bir Poker türüdür”.

Filogramlar da çok ağırdır; şeker kaşığı kadarı bir katrilyon Ton Balığı çeker.

Ayni filumdan gelen herkes kardeştir”!

Eh, eşeği öpünce üremeyen de kalleştir.

Seni ölünceye kadar seveceğim”!

Sen fil misin yoksa gâfil misin ki bunu bilesin?

***

Rabia Abla’nın selâmı var”.

Eh, demin Berti Kardeş de ben Yorkça “merhaba” dediğimde “selâmünaleyküm” diye mukabele etti İstanbul’dan.

Adam Allah’ına kadar Yahudi ve Musevî bre, hem de Kudus’teki İbranî Külliyesi’ni hatmetmiş!

Acaba bu Cuma Mukabeleleri mi var?

Aman şu pis dedikoducular…

Neymiş: “Mevlevîler dönerken aslında başka döner bıçaklarını bilerlermiş”!

Sizi Şems mi öptü, yoksa şemsiyesiz cima mı eylediniz?

***

Bu saatte namaz kılacağıma feylesofluk yapınca, Neslim dayanamayıp kaçtı.

Para da bol, paçalarımızdan saçılıyor ya.

Hâlâ nasıl olup da ekranında görüntü oluştuğunu çözemediğim televizyonlardan dört karış uzunluğunda olanından bir adet kapacak; âdeti bu!

Sonra genç bir oğlan gelip babasından kalma deliğe sokacak.

Kafayı tütsüledim herhâlde.

Biraz daha enseyi karartayım,

Azıcık daha yatayım ki iyice semireyim.

***

Durun Kardeşim,

Henüz bitmedi, sâdece bir reklâm arası verelim dedik.

En büyük Obama, başka Kocaman yok“!

Sıkı dur Estambol,

Biz geliyoz gâri…

Ama durun hele!

Bakalım, altyapısının çürük olduğu iddiası arş-ı âlâya çıkmış olan Marmaray Tüneli'nin derinliği 69 metre, Türkiye'nin kredibilitesi 69. sırada.

Törene Thy Very First Lady iştirak etmiş ama the second nâmevcut başlangıç saati 15:00.

Tam 15:00'da "seks yaptıktan sonra ne yapılır" diye derin derin düşünürken, Neslim birden temporal spike (şakak bölgesinde âniden ortaya çıkan bir EEG dalgası) attırıp, "Orhan Usta'nın Dönerini ister misin" dedi!

Sak üstünde damdağan, kaz beline vurmayı...

Öğrendik ki etüd çalışmaları çok güzel yapılmış ve balıkların göç yolları da hiç etkilenmeyecekmiş.

Marmaray'ın daha ilk seferinde ilk ârıza yaşandı ve kapı açılmadı.

Bütün bunlar hep tesadüf tabii...

Bakın, Aziz Vatanın bütün şehirlerinde MİLLET OLMAK konferansımı paylaşmak istiyorum.

İstanbul'dan, Ankara'dan "Vatan, Millet, Sakarya" demekten bıktım.

Konaklamamı ve iki günlük iâşemi karşılasınlar, yeter.

Hiçbir koruma veya korunma talebim de yok.

Bu arada, sıfırı sıra bölerseniz ne çıkar?

Ne çıkarım var düşünün diye bunu sormakta.

Haydi bakalım, kolay gelsin.

Bir de sürprizim var: Yakında Obama ağırlayacak bizi...

Azıcık sıkışıklığı varmış, bekleyeceğiz gâri.

Yâ sabır, gebermeden; usulcacık am dev adımlarla...

On sene sonra en büyük güç olacağız; biraz vizyon(ufuk) kâfi.

Şimdi azıcık para kazanma vakti; nasıl olursa iptâller vardır demiştim, var.

Olsun,

Misyonumuz remisyon (tam düzelme: şifa).

Dikiz aynalarınıza dikkat, az için bir de. 

Tekrar buluşmak üzere...

Mehmet Kerem Doksat - Bizim Buralar - Şimdiki Zamanlar  29-30.11.2013

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Diren Cem Cuma, 01 Kasım 2013

    Şüphe duydum...

    Merhaba Hocam,

    32 yaşımı 6 ay içerisinde geride bırakacak olan bir kişi olarak; geldiğim nokta tam bir yıkım.
    Hayatta kesin, net, değişmez, doğru vb. olduğunu düşündüğüm her şeyin gözleme dayandığını, doğanın yansımaları (evrim) ile oluşan duyu organlarının beyne gönderdiği verilerin birçoğunun görece sonuç oluşturduğu bir yaşam mı yâni bu? Yoksa bu da başka bir yanılsamanın ortaya çıkışı mıdır diye de şüphelenmemek, René Descartes'i anmamak imkânsız.
    Bir insan yavrusunun mükemmel bir ortamda yetişmiş olmasının, bilgeliğe giden yol olup olmadığını da merak ediyorum. Yâni dünyanın tüm bilgeleri bir araya gelse ve potansiyeli olan bir insan yavrusunu tüm bilgi parazitlerinden koruyarak, bilge yapmak için uğraşsa, ondan bilge ortaya çıkar mı diye sorgulamadan duramıyorum...
    Dolayısıyla bir düzlemde iki veri doğrusunun kesiştiği noktanın bir doğru (bilgi) olduğunu var sayarsak , insan olarak bu noktaya yakın olmanın en temel metodunun şüphe duymak olduğunu düşünüyorum.

    Anladığımı düşündüğüm ( :D ) bir diğer olgu ise, Maslow'un hiyerarşisinde en altta yer alan güvende hissetme temelinin , insanın bir şeylere inanmak ve hayatını bâzı varsayımları doğru gibiymiş hissederek, kendince bir hayat düşüncesi yaratarak kendini güvenli bölgeye alma isteğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Tabii, olay bu kadar sığ bir perspektiften özetlenemez, bir topluluğa aidiyet duygusu bile bu gibi varsayımlara doğru gibiymiş düşünmemizi sağlayabilir.

    Agnostik olmakta bir inanış, insanın ben agnostik olarak olaylara yaklaşıyorum demesi bile bir sonlandırma arzusu ve kendini güvenli bölgeye atması değil midir? Yâni sizin önceki yazılarınızda da değindiniz üzere bir metoda bağlılık ve onu sonlandırma arzusu, başka bir dinin başladığı nokta mıdır?

    Peki bir şeyleri sonlandırmamak ve ucunu sürekli açık tutmak, insanın ruh sağlığı açısından ne kadar doğru? Böyle bir hayatı günümüzde sağlıklı bir şekilde kurmak, çocuk sahibi olmak, iş hayatına devam etmek, kısacası yaşadığı toplumdan kopmadan bunları yapabilmesi ve ruh sağlığını koruyabilmesi mümkün mü?

    Bilemedim...

    Sanırım nelerin doğru olduğunu bulmaktansa, nelerin yanlış olduğuna karar vermeye çalışmak daha verimli bir yaklaşım. Neyi ilk etapta yapacağına karar vermeye çalışmaktansa, neleri yapmamaya karar vermeye çalışmak sanki daha iyi.

    Yaşamın sonunda biri hayata karşı son sözün nedir diye sorduğunda, elde kalan en büyük değer ;

    Şüphe duydum...

    Ne hazin bir son... Bu arada hazin bir son nedir?

    Umarım bir son varsa, herkes hakkını aldı mı diye soran biri de vardır

    Dilerim ki öyle olur.

    Sundum Hocam (sâhi ben ne dedim şimdi?)

    MKD: Dileriz hepsi olur ama şüphe etmektense, kuşku duymanız müreccahtır...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017