Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Finansal Piyasalarda Daha Neler Olacak?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2573 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Finansal piyasaların dururumu, beklenen bir sonuçtur. Başını Friedman'ın çektiği Chicago Ekolü tarafından, pazarlanan ve ABD'nin desteğini kazanan, devletin ekonomiye müdahalesini reddeden monetarist (paracı) ekonomik sistem, giderek "liberalizm" ve sermayenin serbest dolaşımını hedefleyen "globalizm" adı altında, ABD hükûmetleri, Dünya Bankası ve IMF tarafından dünyâya dayatılan modern sömürgeciliğin sonunu buraya varacağını bütün aklı başında ekonomistler zâten tahmin ediyordu.

Liberalizm ve globalizm çoktan ölmüştü de, tartışılan cenazenin nasıl kaldırılacağı idi. Şimdi cenaze merâsimi de başladı.Bu ilkeler, aslında, ABD'nin az gelişmiş ve gelişmemiş ülkeleri sömürmesine ve çok uluslu sermayenin ülkeler arasında istediği gibi hareket etmesine imkân sağladığı için dünyaya empoze edilmiştir.

"Liberalizm" ve "Globalizm" adı altında dünyâya dayatılan sistem, devletin ekonomiye müdahale etmemesi, batan şirketlerin sosyal ve istihdamı sağlama amaçlı olarak kurtarılmaması, batan şirketin kaynakları verimli kullanamadığı, kurtarılmadığı takdirde, kaynakların daha yararlı kullanılacağı mottosu altında lanse edilmiştir. Sistem her şeyi paraya dayalı olarak çözümler, insan faktörü yoktur. Sermaye serbestçe dolaşabilmeli kârlı bulduğu yere gidebilmedir. Bu ilkeler doğrultusunda evvel devletin üstlendiği sosyal görevler giderek azaltılmış, sağlık, emeklilik hakları, ücretler budanmış, insanlar vahşi kapitalizmin insafına terk edilmiştir.

Liberalist ve globalist ekonomi uygulaması, çok uluslu büyük sermayenin, ABD'deki işyerlerini kapatarak, Uzakdoğu'da işsizliğin kol gezdiği gelişmemiş ülkelerde üretim tesisleri açmasına neden olmuştur. ABD Hükûmeti de bunu teşvik etmiştir. ABD'de kapatılan tesislerin çalışanları işten çıkartılmıştır. Bu çalışanların çoğu işsiz kalmış, bunlardan emeklilik haklarını elde edenler, emekli olmak istememelerine rağmen işsiz kaldıkları için emekliliği tercih etmek zorunda kalmıştır. ABD'de mecburî sosyal sigorta sistemi bulunmadığı ve bu hizmet özel sigorta şirketleri tarafından yerine getirildiği için, evvelâ, çalışan ve prim ödeyenlerin azalması, sonra da emeklilik talepleri nedeni ile sigorta şirketlerinin aktüeryal dengeleri bozulmaya başlamıştır.

Amerikan halkı geleceğe çok güvenli yetiştirildiği için, beşikten mezara borçlu yaşamaktadır. Evini mortgage, arabasını kredi ile alır. Tüm ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü kredi ile sağlar, uzun vâdelerle öder. Büyük bir kitlenin işsiz kalması en büyük kredi bölümünü teşkil eden mortgage taksitlerinin ödenememesine bağlı olarak ekonomi üzerinde baskı yaratmaya başlamıştır. Bu gelişme, mortgage şirketlerinin yatırım bankalarına olan borçlarının ödenememesine veya geç ödenmesine neden olmuş, bu da yatırım bankalarının finansal yapılarını ve disponibilitelerini (hazır paralarını) olumsuz etkilemiştir.

Bunun yanında finans kurumlarını borsalarda bir gecede kazandıkları milyar Dolarlar bu şirketlerin mâlî disiplinini bozmuş, üst düzey yöneticilerine bir hafta sonunda 10.000-15.000 Dolar harcayabilecek ölçüde ücretler verilmesine ve yolsuzluk boyutlarına varacak büyüklükte gereksiz şirket harcamaları yapma yetkilerine sâhip olması imkânı yaratmıştır. Bu sorumsuzca yapılan harcamaların da finans kuruluşlarının mâlî bünyelerinin bozulmasında önemli payı vardır.

Çok uluslu şirketler, ABD'deki üretimlerini işçiliğin ucuz olduğu ve köle fiyatına, iş güvenliği ve işçi sağlığı kurallarına aykırı işçi çalıştırabildikleri, çevre koruma sorunlarına mâruz kalmadıkları, imalât artığı zehirlerini topraklarına rahatça bıraktıkları Uzakdoğu ülkelerine kaydırmış, bu ülkelere büyük yatırımlar yapmışlardır. Bu durum ABD'nin yurtiçi üretiminin giderek Uzakdoğu'ya kaymasına neden olmuştur. Milliyet duygusundan yoksun çok uluslu şirketler, bu üretimin ham ve yardımcı maddelerini de çevreden temin etmeye başlamışlardır. Giderek Amerikan sanayiinin sembolü sayılan otomobil gibi mamûller dahi Uzakdoğu'da imâl edilir olmuştur. Böylece çelik, otomotiv, elektronik ve diğer önemli imalât sanayii Uzakdoğu ülkelerine kaymış, bu mamûller ABD'ye ithâl edilmeye başlamıştır. Öyle ki, bugün vasat bir ABD'linin kullandığı ürünlerin tamamı veya çok büyük bir bölümlü Çin, Kore ve diğer Uzakdoğu ülkelerinden ithâl edilmektedir.

ABD sanayii askerî, stratejik ve ileri teknoloji ürünü üretimiyle sınırlı kalmıştır. En büyük gelir kaynağı, desteği hiçbir şekilde eksik etmediği tarım ile kontrolünde bulundurduğu uluslararası petrol kartelinden gelmektedir. Şu anda dünyadaki en değerli kıt kaynak enerjidir. Bu sebeple ABD enerjiye hâkim olmak istemektedir. Irak'a gitmesinin sebebi de Suudi Arabistan'dan sonra 2. büyük rezerv olan petrolü çalmaktır.

Gerek Uzakdoğu'dan yapılan devâsâ ithalât, gerekse petrolü elinde tutmak için dünyanın çeşitli ülkelerinde bulundurduğu askerî gücün mâliyeti hazineyi zorlarken, çok uluslu şirketlerin ülke dışına kaydırdıkları üretim, vergi kaybına da neden olmaktadır. Çok uluslu şirketler vergi ödememek için kârlarını ABD'ye transfer etmemeyi tercih etmektedir. Dolayısıyla ABD büyük giderlerini karşılamak için karşılıksız Dolar basmaktadır. Bu da ABD Doları'nın değer kaybına neden olmaktadır. ABD bu kaybını petrol fiyatını yukarı çekerek karşılamaya gayret etmektedir. Irak'ın petrolünü çaldıktan sonra petrol fiyatlarında meydana gelen sürekli artışın sebebi budur.

Öte yandan, Uzakdoğu ülkelerinin ve özellikle Çin'in elinde ABD'ye yapılan ihracattan dolayı büyük bir Dolar stoku vardır. Bu ülkelerin Dolar'ı Avro ile değiştirmesi ABD ekonomisini çökertir. Bu sebeple ABD Merkez Bankası Dolar'ın değerinin düşmesini önlemeye gayret etmemektedir. Dolar değeri düşük seyrederse, bu ülkelerin ellerindeki Dolar'dan zarar etmeden kurtulma şansları pek yoktur. Bu sebeple doların değeri özellikle düşük tutulmaktadır.

Yâni Türk Lirası'nın Dolar karşısında değer kazanması bizim "Deniz Feneri mucitlerinin ekonomiyi çok iyi yönetmelerinden ileri gelmiyor!

Monetarizm denilen saadet zinciri işte bu noktada kopmuştur. Reel ekonomiyi bir tarafa bırakıp finansal piyasalardan kazanmaya çalışmanın sonu yoktur. Devletin ekonomiye müdahalesini inkâr etmenin de bir yararı bulunmamaktadır. Çünkü devletin ekonomiyi düzenlemesi bir zarurettir. Hiçbir ekonomi milliyetsiz çok uluslu sermayenin eline bırakılamaz. Bırakılırsa sonunda kontrolden çıkar.

Bugün ABD'de olan budur. Büyük finansal kuruluşlar iflâs etmekte! Borçları devralacak şirketler aramaktadır. ABD Kongresi Başkan Bush'un 700 milyar Dolarlık kurtarma plânını reddetmiş bulunuyor. Bundan sonraki gidişat ABD'ye 1929 krizini mumla arattıracak. Zira 1929'da kriz vardı ama üretim unsurları ABD'de idi. Şimdi hem kriz var hem de üretim unsurları çok uluslu şirketlerin elinde ülke dışına çıkartılmış durumdadır. ABD bu çok uluslu şirketleri geri getiremez ise, sanayiini devlet eli ile yeniden kurmak zorunda kalacaktır.

Roller değişiyor mu ne? Hoş geldin karma ekonomi! Acaba "komünizm mi desek daha doğru olur?

ABD'deki kriz her ülkeyi etkileyecek. Globalleştik ya, öyle tek başına kriz yaşamak yoktur. Bu gemiye binen her ülke krizden nasibini alacaktır. İngiltere biraz daha açık davranıyor. Bugün Bradford & Bingley Bankası'nı millîleştirdi. Benelux ise Fortis Bank'ı millîleştirdi (Ucu Fortis Türkiye'ye de dokunacak tabii).

John Manyard Keynes yıllar sonra bir daha haklı çıktı. Ekonomiye devlet müdahale etmeli, tam istihdamı ve âzami üretimi sağlayacak tedbirleri almalı ve ekonomik disiplini sağlamalıdır. Kalkınma ve kazancın yolu buradan geçiyor. Reel ekonomi olmadan kâğıt transferi ile edinilen servetler bir kâğıdı yandığı sürede yok olup giden bir saadet zincirinden başka bir şey değildir. Zincir bir yerden koptu mu, domino etkisi bütün ekonomiyi çökertir.Köpeksiz köyde değneksiz dolaşmanın da bir mâliyeti vardır. Bazen bu çok pahalıya mâl olabilir.

Umarım bizim safderunlar ve kerâmeti kendinden menkûl malını yabancıya satmakla övünen işadamlarınız erken uyanır. Zira biz globalizasyonun hâlâ "sat gitsin aşamasındayız. Liberalizmin ise "bırakın batsın" aşamasına henüz gelemedik. Yoksa yine bizim vergiler birilerinin cebine inecektir.

Nejat Aksel - İstanbul - 29.09.2008

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017