Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

GALİBİYET Mİ, MAĞLÛBİYET Mİ, MAHCUBİYET Mİ?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2222 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bu yazı sâdece Fenerbahçe maçı hakkında.

Bütün aklı başında spor yazarlarının makalelerini, görüşlerini okudum. Kendi nâçizâne fikrimi de eklemek hakkını kendimde buldum çünkü daha önce dediğimin çıktığını gördüm.

Maç boyunca Sarı Kanaryalar sahada filân yoklar. Hele ilk yarıda Kocaelispor da, Fenerbahçe de berbat mı berbat. Bu kadar kötü oynayan (pardon, top dahi oynayamayan) Fenerbahçe'ye biraz yüreklice hücum etseler, kafadan üç beş gol atacaklar ama nedense ürküyorlar.

İkinci yarı da çok farklı değil ama goller var. 68. dakikada galibiyeti yakalayan Sarı Kanaryalar, sanki daha 20 (ki, bu 26 oldu) dakika yokmuş ve çok da güçlüymüşler gibi, maçı ağırdan alıyor. Hâlbuki az risk alıp hücuma devam şart, çünkü rakip senden daha iyi. Buna kim karar verecek? Teknik direktör, yâni Dede!

Dede kenardan bakıyor, anlamaya çalışıyor ne olduğunu da. Bu arada 78. dakikada beraberlik golü geliveriyooor. Teessüriyeti bir garip, muhtemelen yanındakilere "golü kim attı, Galatasaray mı diye soruyor. Teknik Heyet de üzüntüsünden şaka yaptığını düşünerek bunun aslında Beşiktaş maçı olduğunusöyleyip kara mizaha devam ediyorlar.

Dede iyice apatikleşiyor ve burnunu karıştırmaya başlıyor (burası şaka değil vallahi, seyredin bakın). Sonrası mahşer günü gibi, şuûrsuzca saldırıyor Sarı Kanaryalar. Rezil olacaklar çünkü. Sâdece Dede değil, en az beş tânesi de kapının önüne konacak.

Sonra bir hakem şovu başlıyor. Yandan "5 dakika" uzatma geliyor. Geliyor da, Bülent hakemin zaman mefhumu ile kronolojik zamanınki farklı; hâttâ Bülent hakeminki zaman mefhumu değil, mevhumu! Kendim saatimle hesaplıyorum; maç 90+8 dakika sürüyor, Semih'in golü de 90+7'de geliyor. Yılmaz Vural deliye dönüp sahaya yürüyor ve ısrarla hakeme bağırıp çağırıyor, o da kendisini tribüne "şutluyor". Yılmaz Vural çıldırıyor, duvarları yumrukluyor, küfürler ediyor. Maçın hitamında da hakemi topluca bekliyorlar, herhâlde öpmek için değil. Bülent hakem korkuyor haklı olarak, çıkışın boşaltılmasını istiyor.

Dede maçın sonunda soruyor "Antalyaspor mu kazandı diye. Şakalar sevince dönüştüğü için Teknik Heyet "yok hocam, Ankaragücü diyorlar. Dede'nin suratının yarısı seviniyor, yarısı üzülüyor, tıpkı Mona Lisa tablosu gibi.

Yılmaz Vural aslında kendine, kötü yönetimine öfkeli ama fırsatını bulduğu için Bülent hakem'e saldırarak hedef saptırıyor.

Son dakikada gelen mucizevî bir golle galibiyete kavuşan Fenerbahçe, gittikçe Millî Takım gibi oluyor sonuç olarak! Onları Manitu koruyor.

Fakıyrın mahzunca kanaati odur ki, ne Dede'nin Sarı Kanaryaları'ın galibiyeti zaferdir, ne de Yılmaz Vural'ın takımının mağlûbiyeti hezimet.

İkisi de, olsa olsa, mahcubiyettir. Futbol adına, etik adına, hicap adına.

Bülent hakem mi dediniz?

Gerçekten, ne iş yaptı o?

***

Bakalım maaşı 250.000 YTL mi 300.000 YTL mi olsun tartışmalarından "bunalıp" Ali Şen ağabeyine "ben gideceğim tegannisini ikinci defadır söyleyen Fatih Terim ne karar verecek. Bence işin sonunun hiç de iyi olmayacağının farkına varmaya başladı, yol yakınken işi bırakmakla tatlı para ve çok sevdiği nüfuzu, havasının arasında bocalıyor.

Görün ki gitmeyecek, gidemeyecek.

İşi, şöhret ister kâzip isterse hakiki olsun, zirvedeyken bırakmak asilliktir. Söven, dövüşen, tepişen insanlar bunu yapamazlar.

Örnek mi dediniz?

Beşiktaş'ın önceki Teknik Direktörü iken Ertuğrul Sağlam'ın öyle icap ettiğini düşünerek nasıl istifa ettiğini bir hatırlayın.

Beşiktaş, maâlesef hemencecik iyi gitmeye başladı!

           Daha Galatasaray maçına epey var. Haydi bakalım, Cim Bom ne yapacak?

                 Ah benim Sarı Kanaryalarım ah.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 19 Ekim 2008 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017