Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

GARİP BİR HİKÂYE

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1663 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Adam çok başarısızdı ama bunu engelleyecek bir şey yapamıyordu.

İyi bir insansı aslında ama nedense üzerine gelinirse mukabele edemiyordu

Temelde garip eğilimleri yoktu diyemeyiz çünkü olay ABD’de geçiyordu.

***

Aslında 25 sene önce ölmüştü ve kimliği meçhuldü. Ne bir belgesi ne de bir hüviyyeti mevcuttu.

***

Otopsiyle kimliğini anlamaya çalıştılar fakat zorlandılar.

Ya Polinezyalıydı ya da ekstazi (güçlü bir uyarıcı madde) kullanmış, ya da enerji içeceği türünden bir şey içmişti.

***

Garip olan Hindistan restoranlarında yasadışı şeylerin çok fazla satılmamasıydı ama yolun tam karşısında, Korsak ismindeki adam onları bekliyordu.

*** ,

İşi gücü yoktu ve çikolata içerisinde satılan bir çeşit zehri memlekete sokmuştu.

Viking kökenli olabilirdi. Pasaportu da yoktu ve sınırı yasadışı yollarla ABD’ye girmişti.

Boston’daydı ve detektif de Tanrı’ya küfreden sakallı bir aramdı (tipik OKB belirtisi).

***

Parmak izlerini almak için adlî tıp yöntemlerini kullanacaklardı ama ellerindeki solüsyon yetersizdi.

Kadın da garipti, diğer bir kadına da ölüm sonrası için otopsi yapılmasını istemekteydi ve sanki önceki hayatını hatırlıyor gibiydi; bir nev’i reenkarnasyon vakası gibiydi ve önceki hayatından bölümleri kısım hatırladı.

***

Kadın bir devlet okulunda tahsil etmekteydi ama detektif Foust’u tutacaktı.

Ağlamaya başladı ve elinde olmadan, yatan kadına baktı. Onu sanki kızı sanıyordu ve bunu itiraf etmesini istiyordu.

***

Odaya daldılar ama belli bir ölüm izine rastlayamadılar; uyuşturucu testi yapılacaktı ama kadında ne yaptığını bilememe ve hatırlayamama başlamıştı (deja vu, jamais vu).

***

Bütün bunları yaptıranın bir yaşam koçu mu olduğunu sorgulamaya başladılar ama en iyi koçlar zaten Türkiye’deydi ve “defol git” diyerek kovdular.

***

Birisi iki kere silah çekmiş ve iki mermi sıkmıştı.

Kadının kalbinin iki yönünden vurulmuş olduğunu gördüler.

Merminin nereden geldiği belli değildi ve Jane ismindeki kadın da kimin vurduğunu bulmaya çalışıyordu.

***

Aslında ne yaptığının farkında değildi ve arada televizyon seyrederek kendini oyalıyordu.

***

Zeytinli ağdayla bacaklarının tüylerini aldı, daha güzel olmalıydı.

Aslında çoktan ölmüştü ama bunu anlayabilen yoktu (nihilistik hezeyan) ve kendisinin hapse girip öldürülmeye çalışıldığını zannetti.

***

Oksijen yetmiyor ve sesler işitiyordu (hallüsinasyon) garip şeyler görüyordu ama anlamlandıramıyordu (bizzare illiüzyon). Panikledi ve canı şeker istedi, Kylee ismindeki bir kadından bahsetti.

***

Kocası tatile çıkmadan önce her şeyi CD veya DVD’ye kaydetmek arzusundaydı ve bunların hepsinin Air Force 1 uğruna olduğunu söylüyordu.

***

Kolay değildi kadının ve yakınlarının işi, zincirleri kırarak koştular.

Ölesiye dövüştüler ve garip adam bir Zombi şekline dönüşerek ayağa kalktı.

Ağır şekilde küfretti ve 17. Asırdan kaldığını iddia etti.


 Bir anda ortaya insanları da yiyebilecek kadar kocaman bir köpek çıktı.

Kadın “Ne garezin var, pazarlık erelim ve bana mahrem tıbbî belirtilerini anlat” dedi.

Yüzü bir cadı gibiydi ama bir anda alevlere büründü.

***

“Kimsin sen kim olabilirdin diye bağırdı”, çünkü artık hayalet olmuştu.

Bütün bunları Kitabı Mukaddesle izah etmek üzere bir araya gelip bir seremoni, yeniden nişanlısının bedenine girmeye çalışarak “ben paranoid bir kadınım, büyülü dünyadan geldim” dedi Schneider belirtisi).

***

Akabinde Amerikan pastasıyla dolaşırken, peşlerine sarışın bir büyücü gelerek, “artık barışalım ve evlenelim” dedi.

***

Nora ismindeki sarışın cadı tekrar bedenlendi ve insan suretine büründü; ölmüş kadına evlenme teklif etti.

***

Esmer ve alkolik kadın şarabından içti ve mumları söndürdü.

Adama –ki çoktan mevta olmuştu, cinsel ilişki teklif etti (hezeyan).

Sonra giyindi ve sağ gözü âmâ olan bir adam ortaya çıktı, telepatik gücüyle herkesi kontrol etmeye çalışmaktaydı.

***

Daha sonra ölülerin dirilmesi için diğerkâmca şekilde ilaç almaya başladılar.

Arthur ne olduğunu sordu. Aslında meşhur bir TV yıldızı olduğunu da düşünüyordu (hezeyan).

Sheldon “bağırmamda bir sakınca var mı”? dedi!

Oturup pizza yiyerek erkekliğin anlamını ve Büyük Patlamayı tartışmaya başladılar, biri diğerine “ona taptığımı mı düşünüyorsun” diye sordu; bunu sapıklık olarak niteledi

***

Şefkat göstererek ve hindi yiyerek bu zırvalığı kutlamaya başladılar ama mavi T-Shirtlü adam allerjik bünyeli olduğunu, bunu lise yıllarında kaptığını söyledi.

***

Gene Arthur ortaya çıkmıştı ve özür diledi. Zaman mekân sınırı da aşılarak, uzay bükülmüş, Zombi gencecik bir adam olmuştu ve genç bire kızla evlenerek, arkadaşlık teklif etti.

Yaşlı adam gene insanlaştı ve genç olanla dalga geçmeye başladı. Ona “sen yapayalnız bir tipsin, yatmayı bırak da ayağa kalk” dedi.

***

Kendisinin 73 yaşında ve Mr. Proton olduğunu söyleyerek, bunun mânidar bir tesadüf olduğundan bahsetti. Üstelik bu sefer de medyum olmuştu ve her şeyi biliyor ve anlıyordu.

***

Gene şarap içmeye başladılar ve adam gene Hintli oldu, genç kadına “içtiğin için utanmalısın” dedi. Kadın “tatlım, içerim, ne olacak yani” dedi.

Hintli asam büyülü bir kolye yaparak, başarısını cep telefonuyla bütün âleme yaydı.

***

Bu esnada bir şeyler yemeye ve içmeye başladılar,  her şeyin sırrını çözdüklerini düşünmeye başladılar.

Titanyum ve Karbonla deney yapmaya karar vererek gene içtiler. Gay tipli Doğulu adam kızlara asılmaya başladı.

***

Adam tekrar Türkleşti ve kadına garip sözler söyleyerek bir taksiye bindi; sonra da küfretmeye başladı ve silahlar çekildi.

***

Bir köpek ortaya çıktı ve dile geldi ve Terrier cinsi köpek konuşu,  canı Ice-Tea istedi ama sahibi ona viski verdi.

Kelp sarhoş olup dile geldi ve dile geldi. Kendisinin çok zeki olduğunu iddia etti ve bir anda imana gelerek tekrar insan olarak, ahlâkî kaidelere göre yaşayacağına yemin etti,

***

Kadınlara düşman oldu ve kadınları baştan çıkarıcı olarak görmeye başlayarak, kan içmeye başladılar ama bir anda uyuşturucu işine tekrar karışarak Tatlı Cadı Samantha oldu ve 1.800.000 USD’a ortak olmayı teklif etti.

Vampir aynaya baktı ama kendini gördü çünkü tekrar 20 Asra dönülmüştü ve bunlar sarımsaktan da korkmayan ve kan içmeyen ama sol ayağı aksayan Satanistlerdi (Sans la Vey’in dini).

***

 Faiz ve ticaret için tartıştılar ve 2014’e dönüldü. Aile terapisine başlandı da, terapist sakallı ve bir garipti. Aniden kar yağmaya başladı ve ağaçlar fallus gibi kocaman oldu.

Paslı bir arabaya bindiler ama ortalık pis kokuyordu.

Yerdeki koliye baktılar, sıradan bir kutu gibiydi klasik yöntemle yazılmış bir mektup vardı: “Günah çıkar” diyordu.

***

Bisiklete binip evlerine doğru yola çıktılar. Her şey mükemmeldi de, kızı sakallı bir rahip karşıladı. Yerler boya doluydu ve kolinin içinde bir sprey dolusu kırmızı boya vardı.

***

Bundan sonrasını yazmayacağım ama tam bir absürdite olduğunun farkındayım.

Vanda İsminde bir Balık filmini seyreder veya bir şekilde olan biteni izlerseniz, gerisini oradan görebilirsiniz.

Bol fuhuş, polis, sigara ve benzeri şeyler var.

Şimdi yatma zamanı, ben de bizimkileri merak etmeye ve Türkiye, İzmir ve bütün vatanım için her şeyin en güzelini dilemeye devam edeceğim.

***

Hoşça kalın, yarın görüşürüz.

Mehmet Kerem Doksat – Çeşme – 24 Temmuz 2015 Cuma

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017