Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

GEÇEN GECE, PREMATÜRE OLARAK, NESLİM’İN DOĞUM GÜNÜNÜ KUTLADIK!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2311 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Ne bileyim…

Dedim ki ne kadar MOSSAD, CİSSAD, CIA, SASAD, FBI, MMPIA ajanı varsa üzerimize üşüşecek, yolda bizi takip edecekler, donumuza kadar arayacaklar.

            Bilhassa buradaki antrenöre dikkat ediniz!

Kaleş’lerle tarayacaklar, üzerimize atlayıp her yerimizi arayacaklar.

Kalktık gittik Ortaköy’e.

Ne kadar Musa’nın Çocuğu varsa bizi bekliyor.

Bakın en derin ve dolambaçlı mahfillerde ne korkunç şeyler söylüyorlar:

Bize böyle sırlar da verilmedi!

Kapıya vuruyorum, “gııııırç” diye açıldı, içime korku saçılıyor.

Tamam, şimdi üzerime atlayacak hepsi

İsmim de Mehmet Kerem (Mohammed Karim). Soyadım Rumca. Potansiyel ajanım.

Gene hiçbir şey olmuyor.

Bir garson şöyle bir bakıyor, “kimi aramıştınız” diye soruyor; elinde Uzo yok!

Şey, “Güley Hanım bekliyordu da”, gözlerim de bizim şoför de. Ne de olsa adı Davud, lâkabı “Peygamber”, hani beni bâri o korur.

Ama onun da tek dişi kaldı ve hâlen nadasa çekilmiş durumda, istirahatte.

Namussuz, park yeri bulacağım bahanesiyle sıvışmış.

Her yer kevgir ve yok hiçbir tedbir.

Neredeyse getireceğim bir adet tekbir ama ihtiyatı elden bırakmamak lâzım, kalmalı müddetedir (tedbirli).

Üst kata akıyoruz usuuul usul.

Ohoooo.

Güley çoktan rakıya başlamış, etrafımızdaki genci yaşlısı bütün Sefaradlar da…

Tepede bir yerlerde gizli saklı bir havalandırma bacası var ama öyle kolay kolay açılmıyor ve esas herkes baca gibi sigara tüttürüyor.

Gelen oturup yakıyor, rakıya başlıyor ve oynuyor da oynuyor.

Bir tombul şarkıcı var, tek başına gitarıyla hârikalar yaratıyor daracık sahnede.

Kadehimi kaldırıyorum, “eyvallah” diyor, tekke misâli selâm veriyor…

Deli mi bunlar, yoksa alayı Manik Depresif mi?

Oyuncakçı dükkânından almışlar masayı da iskemleleri de. İktisat lâzım. Belki de Âhir Zaman’dan, Nûh-u Nebî’den kalmadır. Ola ki, Neslim’in eski muayenehânesinden getirtmişlerdir kardeşlik zinciri tarikiyle tedârik ederek.

Otururken “tamam” diyorum, burada “bubi tuzağı var” ve “şimdi patlayacak”!

Gene tık yok!

Acaba ısmarlasam veya peçeteye yazsam bir adet İbranice şarkı çıkar mı?

Yok, her şey Türkçe!

Hâttâ İzmir ağzı hâkim.

Mezeler aynen Ege Mutfağı.

Haşer” diyorsun, “Buyurun Monşer, mis gibi peynir ve yoğurtlu bakla emrinize âmâde”…

Âmâ İzak Aşkına”, burada hiç Yahudi yok mu” diye bağırsam, o cümbüş arasında sesimi duyan çıkmaz ki!

Kül tablası yetmediği için, Cola Zero içine silkiyor külleri. Daha maskülen (eril) ya; diğerini mahzurlu şeyleri tedâi ettirdiği (çağrıştırdığı) için içen pek yok ya…

Evde Ozon’dan, burada da Duman’dan boğazım kuruyor, öksürük tutuyor.

Efendim, saatler geçiyor ve nihâyet işletmeci masamızı teşrif ediyor.

O da ne?

Yahudi dediğin esmer, kıllı, kavruk olmaz mı?

Adam masmavi gözlü ve sarışın; cin gibi de süzüyor ortalığı!


"Siz ne zaman gelirsiniz" diye soruyorum: “Her gün” diyor; “doğrudan mutfağa girerim”; “eh, peki, ya sonra”?

 

Sonra da dört ay Bodrum’da teknede rakı balık, istirahat ederim”.


Bilirsiniz, Avrupalılılaştıramadıklarımadılarımızın hepsinin İsa'ları da böyledir.

Rakı balık ırk mırk tanımaz!

Garsonlar da toplasanız üç veya dört kişi, hepsi de Doğulu.


Kep kep...

Hangisi MOSSAD ajanı acep?

Hâlâ son bir ümit

Bir adeti siyah kuşak karateciymiş, senede en fazla bir (1) kişiyi azıcık tartaklarlarmış.

Hepsi bu mu?

Bizim komşuyu, Zeki’yi çağırsam…

Adam kim bilir hangi gene hangi repetiton combat veya yeniden format yarışmasında, tut ki bulasın.

Tam bütün sukut-u hayâllerimle terk-i mekân eylerken neredeyse bütün İzmirli Yahudiler de alt katta Neslim’i bağırlarına basmazlar mı!

Ben bittim gâri

Hani, gazdan bu kadar çekmiş kadîm bir milletin, kendini sigara dumanıyla öldürmek için bu kadar çaba göstermesinin nedir acep sebeb-i hikmeti?

***

Bir bakalım hülâsa olarak kaç grup Yahudi vardır diye Internet’ten:

Avrupa ile Batı Asya’nın Hristiyan ve Müslüman ülkeler arasında bölündüğü Ortaçağ’ın sonlarında, Yahudiler de kendilerini iki ana gruba bölünmüş buldular.

Orta ve Doğu Avrupa’da, yâni Almanya ve Polonya’daki Yahudilere Aşkenaz deniyordu. Sefarad Yahudileri’nin geleneği ise, Müslüman hâkimiyeti altındaki İspanya ve Portekiz başta olmak üzere Akdeniz ülkelerine dayanır. 1492 yılında buradan çıkarıldıklarında, Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz, Uzak Doğu ve Kuzey Avrupa’ya yerleştiler. İki gelenek kimi ritüelik ve kültürel detaylarla birbirinden ayrılsa da, teolojileri ve temel dinî uygulamaları aynıdır.

Son iki asır içinde, Aşkenaz Yahudi cemaâti bir dizi mezhebe bölünmüştür; bu mezheplerin her biri (her ne kadar Yahudilik’te inanç uygulama ve görenekten daha düşük bir rol oynasa da) Yahudi’lerin riâyet etmesi gereken inanç esasları ve kişinin bir Yahudi olarak hayatını nasıl yaşaması gerektiği konularında farklı bir anlayışa sâhiptir. Doktrinden kaynaklanan bu farklılıklar Yahudi mezhepleri arasında bir ölçüde hizipleşmelere de yol açmıştır. Bununla birlikte, Yahudiler arasında belirli düzeyde bir birlik vardır. Meselâ, Muhafazakâr bir Yahudi’nin Ortodoks veya Reform sinagogunda ibâdet etmesi sıra dışı bir durum değildir.

Başta Amerika Birleşik Devletleri’ndekiler olmak üzere, Aşkenaz olmayan birçok Yahudi farklı hareketler ile ilişkili cemaâtlere üye olsa da, kendini özellikle bu mezhebin üyesi olarak tanımlamaz. Daha ziyâde rahatlığından ötürü bunu yapan bu kesim dinî uygulamalarını “Ortodoks” veya “Muhafazakâr” değil, “geleneksel” veya “mütedeyyin” şeklinde nitelendirir.

Ortodoks Yahudilik, hem Yazılı hem de Sözlü Tora’nın (Töre: Tevrat) Tanrı tarafından Musa’ya vahyolunduğunu ve ihtiva ettiği yasaların bağlayıcı ve değişmez olduğunu savunur. Ortodoks Yahudiler, Moses Isserlis’in HaMappah adlı çalışması ve Mişna Berurah gibi, Şulhan Aruh (Halaha’nın büyük ölçüde Seferad geleneklerini öne çıkaran kısaltılmış bir formu) üzerine yapılan tefsirleri Yahudi hukukunun kati yasası kabuûl eder ve Kudüs Tapınağı dönemindeki Yahudilik ile Rönesans öncesi Rabinik Yahudilik ve günümüzdeki Ortodoks Yahudilik arasında bir devamlılık olduğunu iddia ederler.

Ortodoks Yahudiliğin büyük bölümü, ibn Meymun’un Yahudi inancının 13 esasına dayalı belirli bir Yahudi ilâhiyatına bağlıdır. Ortodoks Yahudilik, Modern Ortodoks Yahudilik ve Haredi Yahudiliği olmak üzere genelde (ve gayri resmî olarak) iki farklı üslûba ayrılır. Bu üsluplar arası felsefî farklılık genel olarak moderniteye uyum sağlama ve Yahudilik dışı disiplinlere verilen önem çevresine odaklansa da, uygulamada farklılıklar sıklıkla giyim tarzlarına ve uygulamadaki ihtimama yansır. Çoğu Ortodoks Yahudi’ye göre, Şabat ve Yom Tov (bayramlar), kaşrut (beslenme kuralları) ve âile saflığı yasalarına riâyet etmeyen Yahudiler imanlı değildir. En azından bu yasalara riâyet eden her Yahudi’yi dindar ve imanlı cemaâtten derler.

Modern Ortodoks Yahudilik, dinî yasaların ve emirlerin katı bir şekilde, ama moderniteye ve Yahudi olmayan emaa lâik bir ortamda yaşama geniş, liberal bir yaklaşım çerçevesinde uygulanmasına vurgu yapar. Modern Ortodoks kadınlar, Yahudi tören uygulamalarında giderek artan roller üstlenirken, bu Haredi toplumu açısından cemaâtten olarak kabûl edilemez bir durumdur.

Haredi Yahudiliği (aynı zamanda, kimileri tarafından rencide edici bulunan “ultra-Ortodoks Yahudilik” olarak da bilinir), Yahudiliğin oldukça muhafazakâr bir şeklidir. Haredi dünyâsı dinî çalışmalar, dualar ve dinin titizlikle uygulanması etrafında döner. Başta Lubavitch Hasidler olmak üzere, kimi Haredî Yahudileri modern dünyâya daha açıktır, ancak onlar için modernitenin kabûl edilmesi kendi içinde bir amaçtan ziyâde Yahudi inancını geliştirmenin bir aracıdır.

Hasidik Yahudilik, Haredî Yahudiliği’nin Haham Yisroel ben Eliezer’in (Baal Şem Tov) öğretileri üzerine kurulu bir koludur. Hasidik felsefenin kökeninin dayandığı Kabbala, Hasidik Yahudiler tarafından kutsal kitap olarak emaa edilir. Yüksek dinî lider Rebbe’ye itimat etmeyi de içeren çeşitli âdet ve uygulamaları -Mesorati- her bir Hasidik gruba has özel kıyâfet kuralları ile ayırt edilirler.

ABD ve Kanada’nın dışında Masorti Yahudiliği olarak da bilinen Muhafazakâr Yahudilik, 1800′lü yıllarda, Aydınlanma ve Yahudi'lerin serbestleşmesinin getirdiği değişimlere Yahudiler tarafından verilen bir tepki olarak Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkmıştır. Muhafazakâr Yahudiler, Şabat ve Kaşrut’a riâyet edilmesinin de aralarında bulunduğu geleneksel Yahudi yasa ve âdetlerine bağlılıkları, Yahudi inanç esaslarını özellikle köktenci olmayan bir şekilde öğretmeleri, modern kültüre yönelik olumlu yaklaşımları ve Yahudi dini metinlerinin ele alınmasında geleneksel rabinik çalışma biçimlerinin yanı sıra, modern ilmî ve eleştirel metin çalışmalarını da cemaât olarak kabûl etmeleri ile öne çıkarlar.

Muhafazakâr Yahudilik, Yahudi Hukuku’nun statik olmayıp, değişen koşullar karşısında sürekli olarak geliştiğini savunur. Tora’nın, Tanrı’dan aldıkları ilham ile peygamberler tarafından yazılmış ve Tanrı’nın iradesini yansıtan, ilahi bir belge olduğunu kabul etmekle birlikte, Ortodoksların savunduğu gibi Tanrı’nın Musa’ya dikte ettirdiği bir kitap olduğu inancını da reddederler.

Benzer şekilde, Muhafazakâr Yahudilik, Sözlü Yasa’nın ilâhî ve normatif olduğunu savunurken, Ortodoks'ların kimi Sözlü Yasa yorumlarını reddeder. Dolayısıyla, Muhafazakâr Yahudilik, hem Yazılı hem de Sözlü Yasa’nın, modern hassasiyetleri yansıtacak ve modern çağın koşullarına uyacak şekilde hahamlar tarafından yorumlanabileceğini, ancak bunu yaparken çok temkinli olunması gerektiğini savunur. Muhafazakâr Yahudilik kendi içinde mutlak bir monoformiteyi barındırmazken, daha geleneksel uygulamaları koruyan emaatlere Mortodoks (Modern Ortodoks) adı da verilir.


Birçok ülkede, Liberal veya İlerici olarak da adlandırılan Reform Yahudiliği, Rönesans’a tepki olarak Almanya’da ortaya çıkmıştır (Birleşik Krallık’ta, Reform ve Liberal olmak üzere iki ayrı cemaât vardır. Bunlardan ilki, diğerinden çok daha geleneksel bir duruşa sahip olsa da, her ikisi de benzer teorik duruşlara sâhiptir). Diğer hareketler karşısındaki belirleyici özelliği, mevcut hâliyle Yahudi ritüelinin bağlayıcı doğasını reddederek, bilgi sâhibi Yahudi bireyin neyi uygulayacağı konusunda otonomiye sâhip olması gerektiği inancına yer vermesidir. Başlangıçta Yahudiliği bir ırk veya kültürden ziyâde, din olarak tanımlayan Reform Yahudiliği, Tora’daki tören yasalarının çoğunu reddederken ahlâkî yasalara riâyet etmiş ve Neviim kitabının etik çağrısına vurgu yapmıştır. Reform Yahudiliği, yerel dilde (birçok durumda İbranice ile birlikte) eşitlikçi bir ibâdet şekli oluşturmuş ve Yahudi geleneğine kişisel bağın belirli ibâdet biçimlerinin üzerinde olduğunun altını çizmiştir. Günümüzde, birçok Reform cemaâtinde İbranice çalışmaları ve gelenekler teşvik edilirken, On Dokuzuncu yüzyılın klâsik reformcularının liberal tutumunu benimsemeyi sürdürenleri sayısı daha azdır.

Yeniden Yapılanmacı Yahudilik, Muhafazakâr haham Mordechai Kaplan tarafından bir felsefe akımı olarak başlatılmış, sonrasında Yahudiliğin modern zaman için yeniden yorumlanmasına vurgu yapan bağımsız bir hareket halini almıştır. Reform Yahudiliği gibi, Yeniden Yapılanmacı Yahudilik de, Yahudi Hukuku’nun mevcut şekli ile göreneklere riâyet edilmesini gerektirmediğine inanmakla birlikte, Reform Yahudiliğinin aksine, hangi göreneklere riâyet edileceğine karar verilmesi konusunda cemaâtin rolüne vurgu yapar.

Kuzey Amerika’da ortaya çıkan Yahudi Yenilenmesi, 1960′lı yıllarda Hasidik Haham Zalman Schachter-Shalomi tarafından başlatılmıştır. Yahudi Yenilenmesi, ruhaniyet ve sosyal adalet üzerine odaklanırken, Yahudi hukuku ile ilgili meseleleri ele almaz. Erkekler ve kadınlar ibadete eşit koşullarda iştirak ederler.

Hümanist Yahudilik, Yahudi kimliğinin kaynakları olarak Yahudi kültürü ve tarihine vurgu yapan, nonteistik bir harekettir. Haham Sherwin Wine tarafından kurulan ve Kuzey Amerika ve İsrail’de merkezlenen Hümanist Yahudiliğin Avrupa ve Lâtin Amerika’da da bağlı hareketleri bulunmaktadır.

***

Arkadaşlar, Filânca Cemaâtten Olanlar (bu işler tehlikeli),

Zâten kaç kişi kaldınız?

Hâlâ birbirinizi tanımazsanız, işimiz gücümüz yok da, biz mi tanıştıracağız?

Türk ırkı var mı yok mu derken.

Monofizit, teozofik, atrogotik filân derken…

Schneider’s List’i bilmem kaçıncı defa damardan zerk ederken, siz gene mi birbirinizi bilmezsiniz?

Berti’yi, Cesi’yi siz tanımazsanız, bir dahaki sefere göbek atıp “kep kep” diyerek takdim edeceğim ama mukabelesi olarak da o gece bütün hesaplar sizden olacak.

Sonra bütün İstanbul’da zeybek oynayarak, İzmir târikiyle Show TV’dehadi gülüm yandan yandan, biz korkmayız ondan bundan” diye arş-ı âlâya uzanacağız.


Haftaya da Zihni’sdeyiz.

Herkesi bekleriz.

Herkes orada kardeş, herkes de; azıcık pahalıdır

İki gözüm önüme akmasın ama öyle!

İyi haber alan kaynaklar teyit ediyorlar çünkü…


Sevgili Neslim,

Sana bire çift lâfım var!

Mâdemki edepsizlik üslûp mes'elesiymiş ve Sayın Müjde Ar Hanımefendi özgürlüğünün, rahatlığının ve deliliğinin genetik olduğunu söylemiş, neden sildirdin benim onca emeğimi?


O da Manik Depresif'ti...

Hepsi Manyak'tı arkadaş, işte o kadar; çünkü hep aradılar!

Mehmet Kerem Doksat – Âraf – Şimdiki Zamanlar – 08 Aralık 2013 Pazar

0
Etiketler: cemaat yahuler
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 21 Kasım 2017