Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

GİRİT'İN HAZİN HİKÂYESİ ve KIBRIS

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3676 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Hürriyet'ten Tufan Türenç'in yazısını naklediyorum.

***

AŞAĞIDA okuyacağınız yazıyı ben 2003 Aralık ayında yazdım. O zaman da Kıbrıs'ta endişe verici gelişmeler vardı. Şimdi de oluyor.

Talat ile Rum lider Hristofyas yayınladıkları ortak bildiride "Gelecekteki Birleşik Kıbrıs'ta tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında ilke anlaşmasına vardıklarını" açıkladılar.

Yitip giden Girit...

"Tek Egemenlik, tek vatandaşlık Türkler'in Rum egemenliğini kabûl etmesi demektir".

Tarih aynı oyunların Girit'te de oynandığını yazıyor. Okuyalım:

Girit, Muğla kıyılarına 180 kilometre uzaklıktadır. Önce Bizanslılar'ın egemenliğinde olan ada, 823 yılında Araplar'ın eline geçti. 961 yılında ise yeniden Bizanslılar'ın oldu.

Daha sonra adayı Cenevizliler ele geçirdi ve 15 kilo altına Venedikliler'e sattı.

1645'te Osmanlılar adayı fethetme harekâtına girişti. 24 yıl süren kanlı savaşlardan sonra ada Osmanlı egemenliğine geçti.

Türkler'in adayı alması Rumlar tarafından büyük bir sevinçle karşılandı.

Venedikliler'in kapattığı Ortodoks kiliseleri hemen açıldı.

Türkiye'den getirilen çiftçi, esnaf âileler yerleştirildi, camiler, medreseler, köprüler, kütüphâneler, çeşmeler yapıldı.

Bu özgür ortam nedeniyle çok sayıda Yunan da adaya gelip yerleşti.

1760 yılında adada 200 bin Müslüman'a karşı 60 bin Hıristiyan yaşıyordu.

Girit'teki ilk isyan 1770'te patladı. Ondan sonra da aralıklarla sürdü.

1821'de başlayan Yunan isyanı 1825'te bastırıldı ama 1830'da Batılı devletlerin zorlamasıyla bağımsız Yunanistan kuruldu. Hemen ardından da Girit'te ayaklanma çıktı.

Bu isyan bastırıldı ancak Rumlar 1841 ve 1859'da yeniden ayaklandı.

Türkler'e yönelik katliamlar başladı. Bunların en büyüğü ve kanlısı 1866 yılının 16 Ağustosu'nda Selino Kasabası'nda oldu.

Binlerce Türk katledildi. Ama Batı bu katliamları görmezden geldi.

Bundan cesaret alan ada Rumları 2 Eylül 1866'da "Enosis" ilân ettiler ve Girit'in Yunanistan'a bağlandığını açıkladılar.

Bu sırada adada 16 tabur Türk askeri bulunmasına rağmen Osmanlı Devleti hiçbir şey yapamadı.

Katliamlar, Yunan Albay Koreneos önderliğinde aralıksız sürdü.

Sonunda baskılara dayanamayan Osmanlılar, Girit'e özerklik vermeyi kabûl etti ama Rumlar bunu reddetti.

Batılı ülkelerin yoğun baskısıyla bu özerklik daha da genişletildi.

Ardından bir Yunan vâli atandı. Böylece adada Osmanlı egemenliği fiilen sona ermiş oldu.

1909'a gelindiğinde sallantıda olan Osmanlı İmparatorluğu, Girit'i düşünecek hâlde değildi.

O günlerde Avusturya, Bosna-Hersek'i ilhak ettiğini açıkladı. Osmanlı Devleti buna da sesini çıkaramadı.

Bunu fırsat bilen Girit Rumları, adanın Yunanistan'a ilhak edildiğini açıkladı. Yunanistan da adayı topraklarına kattığını dünyâya duyurdu.

Bu karar Türk toplumunda büyük infiâl uyandırdı. Heyecanlı ama hüzün dolu gösteriler yapıldı.

Sonuçta ada milyonlarca insanın "Girit bizim canımız, fedâ olsun kanımız" feryatları arasında 1909'da Yunanistan'ın oldu.

Bugün adada tek bir Türk bile yaşamamaktadır.

İşte, Girit'in hüzünlü öyküsü böyle.

Kıbrıs şimdi nereye geldi?

Talat'la Hristofyas el sıkışıp "Tek egemenlik, tek vatandaşlık" diyor.

Kıbrıs'a 9 bakanla çıkarma yapan Erdoğan ise "İki halk, siyasî eşitlik, iki kurucu devlet" diyor.

***

Bakın, Cumhuriyet'ten Ali Sirmen de ne yazmış:

'Aaa, Ergenekon'a Bak!' Arada Kıbrıs Uçsun

İlginç, hem de çok ilginç günler yaşıyoruz. Kamuoyu nefesini tutmuş iki olayı izliyor: Cumhuriyet Yargıtay Başsavcısı'nın AKP için Anayasa Mahkemesi'nde açtığı kapatma davasıyla iddianâmesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verilmiş olan Ergenekon soruşturması.

Gazetelere bakıyoruz, AKP ile ilgili kapatma davasının ne zaman, nasıl sonuçlanabileceğini ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris'ten, Ergenekon soruşturmasının nasıl gelişeceğini, nasıl genişletileceğini de, CIA'ya yakınlığıyla tanınan, Washington'daki görevini ve eşini bırakıp Türkiye'ye gelerek, bu konu üzerinde çalışmaya başlayan kulağı delik gazeteciden öğreniyoruz.

Hep yazdık; Türkiye'de yürütülmekte olan sivil darbeden ve Türkiye'nin yaşamsal çıkarlarını ilgilendiren konulardan dikkatleri başka yerlere çekmek için türlü oyunlar oynanıyor, Ergenekon da bunlardan biri.

Emekli büyükelçi, CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, önceki gün (16.07.08) TBMM'de yaptığı konuşmada bu noktaya dikkati çekiyor, Türk halkının dikkatlerinin 1 Temmuz'da Ergenekon davası bağlamında emekli orgenerallerin tutuklanmasına odaklanmışken Kıbrıs'ta çok önemli bir gelişmenin olduğunu vurguluyordu.

Sayın Elekdağ'ın kamuoyunda da, basında da gereğince dikkat çekmediğini belirttiği önemli gelişme Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitri Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "gelecekteki Birleşik Kıbrıs'ta tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında ilke anlaşmasına varmış olmalarıydı.

Elekdağ, TBMM'de yaptığı konuşmasında şunları söylüyor:

"...Bundan sonraki müzakerelerin bu köklü ve kapsayıcı nitelikteki 'tek egemenlik / tek vatandaşlık ilkesi' üzerine bina edilmesinin sâdece tek bir sonucu olabilir. Bu da KKTC'nin Kıbrıs devletini temsil eden Rum yönetimine eklemlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının Rum hâkimiyeti altına sokularak azınlık hüviyyetine indirgenmesidir".

Tabiatıyla böyle bir durumda, Kıbrıs'tan Türk askeri çıkacak ve Garanti Anlaşması geçersiz sayılacaktır.

Kısacası bu durum Türk Milleti'nin 1974'ten bu yana Kıbrıs uğruna katlandığı tüm fedakârlıklar karşılığında elde etmiş olduğu kazanımların bir kalemde yok olmasına ve aynı zamanda Türkiye'nin güneyindeki yaşamsal önemdeki bir stratejik ikmâl yolunun da kuşatılmasına yol açacaktır...

İşin ilginç yönü de, AKP hükûmetinin 1 Temmuz açıklaması doğrultusunda herhangi bir açıklama yapmamış olmasıdır.

Sayın Elekdağ Dışişleri Bakanlığı'nın web sitesinde de bu konuda hiçbir resmî yorum bulunmadığını belirttikten sonra şunları ekliyor:

"Sâdece bâzı gazetelere Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın 'Cumhurbaşkanı Talat'a güvenimiz tamdır' demeci yansımıştır.

Görülüyor ki, Talat, Hristofyas ile anlaşırken tek başına hareket etmemiş, hükûmetin de desteğini almayı unutmamıştır.

Durum vahimdir ve onu daha da vahim kılan, kamuoyunun bu sırada başka konularla ilgilendiği için yaşamsal gelişmeye yeterince ilgi gösterememiş olmasıdır.

Ergenekon olayının en önemli yönlerinden biri budur.

Kamuoyuna bu olay hedef olarak gösterilmekte, arada da en önemli konularda, kimsenin dikkatini çekmeyen, eğer çekmiş olsaydı, mutlaka tepki gösterecek olan adımlar atılmaktadır.

Âmiyane bir oyun.

"Aaaa bak bak, Ergenekon'a bak!" diye halk uyutulurken birileri de o arada, başka bir terâneyi mırıldanmakta:

"Uçtu uçtu, Kıbrıs uçtu"!

Gerçi CHP milletvekili Elekdağ konuyu Meclis'e getirerek hem hükûmeti hem de kamuoyunu uyararak, hem ulusal görevinin hem de muhalefet işlevinin gereğini yapmıştır.

Ama şu sıralarda ulusal görevi yerine getirmek, ulusal çıkarları savunmak, moda değildir. Ulusalcılar, 1. Meclis'in tersine bu Meclis'te muhalefettedirler.

Ayrıca bırakın bir yana ulusalcılığın moda olmamasını, üstüne üstlük ulusalcılık artık bir suçtur da...

Ne dersiniz, yarın öbür gün Şükrü Elekdağ'ın adı da, eski Washington muhabirinin haberleri içinde geçer mi?

***

Bu arada, Silopi'de PKK'lı teröristlerle çıkan çatışmada Jandarma Komando Astsubay Onur Barbak yaralı hâliyle saatlerce çatılşıyor, köylülere kendilerini korumalarını söylüyor ve.

Şehit düşüyor. 27 yaşında, karısı Onur Bakbak'la çektirdikleri güzellik dolu fotoğraf hâtıra kalıyor.

Aynı saatlerde TBMM'deki Ayrılıkçı Kürtçü Parti alenen "Biji Sayın Apo" diyerek kongre yapıyor ve İstiklâl Marşı filân okunmuyor.

Devletlû ise herkesi ziyaret ediyor, Rauf Denktaş hâriç.

Buralarda ise bâzı homonguluslar "Kıbrıs yerinde duruyor, tay tay bile etmiyor" gibilerinden lâflar ediyor. Agos Gazetesi yazarı Sevan Nişanyan karısı Müjde'yle kavga ederken tepesinden bok boşaltıyor, o da 300.000 YTL'lik tazminat davası açıyor. Ceyla Gölcüklü sevgilisi Zeki Tanyeri ile 10 gündür Türkbükü Maça Kızı Otel'de ve geçenlerde çok uzun süre güneşlenince, güneş de onu çarpıyor.

Merak ediyorum, gerçekten bunların hesabı sorulmayacak mı?
     Neyin mi?
           Anlayın canım!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 21 Temmuz 2008 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017