Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

GÖNÜL KOYMAK

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1571 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Çocukça bir tepki ey muhatabım

Koyma gönül ne bana, ne de başkasına

Bak, hayat çok kısa, ömür ise bir an belki

Değer mi küsmeye, darılmaya?

***

Tevellüt eskiyor, anılar artıyor ve zaman daralıyor

Ey şimdi ırakta kalan yârim, canım, Cânanım

Sakın küsüp de kızmayın kimseye

Bu dünyadan başkası varsa bile, ne giden var ne de dönen!

***

Nice kibirli adam göçtü gitti

Pek çok muktedir mazi oldu

Geriye kalabilecekse bir hoş seda

O da bırakacağımız eserler, hepsi bu

***

Tekrar gelecek olursak bu âleme

Kim bilir neler cereyan ederdi

Kimin ahtı kalmışsa başkasında

Mutlaka Boomerang gibi, döner gelir, bulur

***

Hayat zordur ama bir o kadar da boştur

İçini neyle doldurursan, öyle geçer…

*** 

Bakın ne demiş Mevlânâ:

Gerçek aşk’ı bilen kalb bir damla suya bile hürmetIe bakar.

CâhiI kişi güIün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.

Ben hiç dilek tutmadım, hep dua ettim. Ömrün ömrüme nasip olsun diye!

***

Sus gönlüm! Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders.

Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.

Yürürken başımın yerde olması sizi rahatsız etmesin.

Benim tek derdim; yere düşen edebinize takılmamak.

Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle.

Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla.

Ey Müslüman, edep nedir diye sorarsan bil ki edep, her edepsizin edepsizliğine katlanmaktır.

Sen bana kendi gözünle bakma, benim gözümle bak da biri iki görme! Bana, bir an olsun benim gözümle bak da varlıktan öte bir meydan gör!

***

Üstünün dostu ol ki üstün olasın. Kendine gel be hey azgın, mağluplarla dost olma! Münkirin delili ancak ve ancak şudur: Ben şu görünen yurttan başka bir şey görmüyorum! Hiç düşünmez ki nerede görünen bir şey varsa o, gizli hikmetleri haber vermededir. Her görünen şeyin faydası, faydanın ilaçlarIa gizli oluşu gibi o şeyin içinde gizidir. Dünya, kendisini yeni gelin gibi gösteren, cilveIer eden, kokmuş bir koca kadındır.

Yol kesenler olmadıkça, lanetlenmiş Şeytan bulunmadıkça, sabırlılar, gerçek erler, yoksulları doyuranlar nasıl belirir, anlaşılır?

Kaderde sevmek var ama kavuşmak yok ise şayet, Olsun! Vuslata âşık gönül susmaya da razı.

Dediler ki: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: GönüIe giren gözden ırak olsa ne olur.

Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap. Nefsin ejderhadır. Öldü sanma, uykuya dalar o. Dertten eline fırsat düşmediği için uyur. Derdin bitince çıkar hemen. Hüner dertsizken de nefsi uykuda tutmadadır. Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendisi gibi bilir!

***

Koymayın Hocam gönül bana.

Kızma bana yârim, eski sevgilim yahut kadim dostum

Kimselere kalmamış burası, gideriz elbet!

Siz de öyle düşünün bir zahmet…

***

Bakın Hayyam’a:

Ben ne camiye yararım, ne havraya.
Bir başka hamur benimki, başka maya.
Yoksul gâvur, çirkin orospu gibiyim:
Ne din umurumda, ne cennet, ne dünya!

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

***

Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın. Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için…

Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil. Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.

Yaratılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü. Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.

Zulüm ile âbâd olanın akıbeti berbad olur.

Biz gelmedik dava için, bizim işimiz sevda için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik.

Kırma dostun kabini; onaracak ustası yok. Soldurma gönü çiçeğini; sulamaya ibrik yok. Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen.

***

Ete kemiğe büründü, Yûnus deyu göründü. Eğer bir müminin kalbin kırarsan, Hakk’a eylediğin secde değildir.

Aşk âşıkı sır eder, aslanı zencir eder, katı taşı mum eder.

Eğer hor eğer hürmet kişiye sözden gelir. Zehr ile pişen âsi yemeğe kim gelir.

Cennet cennet dedikIeri, birkaç köşkle birkaç huri.

İsteyene ver onları, bana seni gerek seni.

Dervişlik olsaydı tâc ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka..

Benlik davasını bırak muhabbetten olma, ırak sevgi ile dolsun yürek, hoşgörülü olmaya bak…

Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi vardır.

Âşık oIamayan âdem benzer yemişsiz ağaca.

Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz.

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim.

Aşkın ile avunurum; bana seni gerek seni.

***

TürIü türIü cefanın adını aşk koymuşlar. Ey hayat ırmağından şu içenler! Gelin soralım canlara ki güzelliği ne oldu da gidiyor. Ben hep seninim diyordu, şimdi neyi buldu da gidiyor?

Kalem eğri dilli, mürekkep siyah yüzlü, kâğıt iki yüzIü!

Şimdi kalkıp arzuhalimi yazmaya kimi mahrem kılayım? Hoştur bana senden gelen.

Ya gonca güI, yahut diken; ya hayattır, yahut kefen. Nârin de hoş, nurun da hoş; kahrın da hoş, lütfun da hoş.

Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.

***

Hepimizin anlayabileceğinin bir sınırı, kavrayabileceğinin bir hududu var.

Ama ölüm kaçınılmaz ve mutlak.

Varın küsmeyelim, darılmayalım dostlar,

Üç günlük ömürde bunlar neye yarar?

***

İhaneti de, hatayı da gördüm. Kimsenin günahsız olmadığının da farkındayım.

Varın gönül koymayı, gerekçe ne kadar muteber olsa da…

Değmez bunca sıkıntıya, gama, kedere…

***

Gene Hayyam’dan:

Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun, 
Cennet-i âlâ, meyhane midir? 
Her mü’mine iki huri diyorsun, 
Cennet-i âlâ kerhane midir?

***
Ben yoksam bu güller, bu serviler yok. 
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok. 
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok. 
Ben düşündükçe var dünya. Ben yoksam o da yok. 

Bir elimizde şarap bir elimizde Kur’ân,
bir helaldir işimiz bir haram, 
şu yarım yamalak dünyada 
ne tam kâfiriz ne tam Müslüman

***

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el âlem!

***

Demem o ki, her şey bizim için.

Dostluk da, kader de, keder de…

Zaten kaderimizin yazarı biziz büyük ölçüde.

Karma ise meçhul kardeşlerim…

***

Kerem der ki bir olalım, pîr olalım.

Gün barışmak ve kavuşmak içindir.

Küslükten kim fayda görmüş ki?

Biz gönül koyalım eskilere, yenilere…

Sonra kalalım tek başımıza, sahipsiz ve sevgisiz!

***

Olmamalı böyle...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 03 Eylül 2015 Perşembe

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 16 Aralık 2017