Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

GÜRBÜZİTE ve OBEZİTE: HEM BEDENSEL HEM DE RUHSAL BİR HASTALIK

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2178 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Hayatı boyunca sık sık hastalanan, sabahları erken kalkamayan, 1649 yılında, zamanın İsveç Kraliçesi Christina'nın dâvetiyle Stockholm'e yerleşen bir adam vardı. Kraliçe'nin, kendisinin uyanık olmaya hiç alışık olmadığı sabah beşte yaptırdığı dersler ve soğuk iklim yüzünden İsveç'e gelişinin birkaç ay sonra, 11 Şubat 1650'de zatürreden dolayı hayata veda eden bu adamın, yâni René Descartes'in felsefeye de, bilime de büyük etkileri olmuştur.

René Descartes

Descartes'e göre rûh fizikî değildir ve farklı bir varlıktır; bu sebeple vücuttan ayrı olarak tasavvur edilebilir. Rûh kavramı biçimde "şuûr, zihin" gibi kavramlarla iç içedir. Rûh, içimizdeki "düşünen bir şey"dir. Aklî yeteneğe sâhip olan rûh, çakışan psikolojik bağlantılar sâyesinde zihinsel aktivite gösterebilmekte, fakat bu onun için de bir "gereklilik" arz etmemektedir; psişik yapı ve bunu oluşturan fiziksel organ ve kavramlar ve hâttâ vücut olmaksızın var olabilir, düşünebilir. Rûhun bütünlüğü herhangi bir fizikî engel veya yetersizlik sebebiyle bozulmaz. Bu rûh-beden ikiliği anlayışına Kartezyen düalizm denmiştir.

Nereden çıktı şimdi bu?

17 Kasım 2006'da 4. Ulusal Obezite Kongresi'nde Obezite'nin rûh sağlığı ve hayat kalitesi üzerindeki etkisi konusunda bir konuşma yaptım. Boyunuzun metrekaresini kilonuza böldüğünüzde 30'un üzerindeyse Obez'siniz.

Obezite tehlikeli ve tehditkâr derecede şişman olmanın (şişkoluğun) bilimsel adı olmuş durumda. Bahsettiğim m2 cinsinden boyunuz/Kg cinsinden vücut ağırlığınız hesabına Beden Kitle İndeksi (BKİ) deniyor. Eğer bu rakam 25 ilâ 30 arasında ise, "Yüksek Tartılı" oluyorsunuz. Bu köre "görme özürlü" demekçesine nâzikâne yaklaşıma bir de muhteşem bilimsel terim bir arkadaşım uydurdu (pardon, türetti): Gürbüzite!

Türkçe gürbüzle hâl belirten yabancı dilde "ity" son-takısının birleşiminden doğdu bu muhteşem kavram. Günümüzde Kartezyen düalizmin yerini beyin-zihin bütünlüğü şeklindeki bütünleyici model aldı. Zihnin organı ve donanımı zâten beynin ta kendisi. Şuûrluluk ise hem bireysel hem de evrensel daha geniş açılımlar kazandı. Artık "ruhsal" ve "bedensel" lâfları sırf pratik amaçlarla kullanılıyor, esasen aralarında hiçbir fark yok.

Gelelim ana konuya. Gerek Gürbüzite, gerekse Obezite son derecede önemli, vahim sonuçlara gebe hastalıklar. Hem kâlb damar hastalıkları, hem de beyin damar hastalıkları açısından yüksek risk oluşturuyorlar: Hipertansiyon, kan yağlarının damar sertliğini arttıracak şekilde bozulması (dislipidemi), Tip2 Şeker Hastalığı'nın gelişmesi bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca uykuda soluk durmaları, hâfıza kusurları, öfkelilik, unutkanlık ve depresyonla karakterize Uyku Apne Sendromu tabloya eklenince, kandaki oksijeniniz düştüğü için zayıflayamaz da oluyorsunuz!

Göbek çevreniz erkekseniz 80, kadınsanız 50 cm üzerindeyseniz de sorun kapınızı çalmış demektir (farklı rakamlar da telâffuz ediliyor). Hâttâ Normâl Kilolu Obez de olabiliyorsunuz!

Sonuçta tam bir kısır döngü zuhur ediyor: Uyku Apne Sendromu hipertansiyonu, dislipidemiyi, kan şekerini arttırıyor, onlar Gürbüzite ve Obezite'yi körüklüyor, bu da birincileri ateşliyor. Bu arada başta karaciğeriniz olmak üzere, bütün iç organlarınız yağlanıyor ve hele alkolü de seviyorsanız, siroza giden yola çıkıyorsunuz. Bu iç organların yağlanması çok mühim bir marazı tetikliyor: Ensülin direnci! Pankreasınız deli gibi çalışarak vücut dokularına ensülin yetiştirmeye çabalıyor ama bu yağ dokusu, ensülinin hücrelere girip işini görmesine engel oluyor! Bu da önceleri pre-Diyabet denen Şeker Hastalığı habercisi tabloyu ortaya çıkarıyor: Açlık kan şekeriniz 100 ilâ 120 arasında gidip gelmeye, HbA1C denen bir göstergeç (marker) 5.5/6.0 civarında seyretmeye başlıyor. Eğer göbek çevreniz erkek olarak 80 cm'den, kadın olarak 55 cm'den fazla olursa da, bütün bu tabloların iç içe girdiği bir hastalığa tutuluyorsunuz: Metabolik Sendrom.

Bu raddeye gelen insanlarda başta Depresyon olmak üzere her türlü ruhsal hastalık da iki misli fazla görülüyor. Sosyal, cinsel, meslekî hayatınız alt üst oluyor. Kendinize olan saygınız zedeleniyor, mükerrer zayıflama çabaları ve şarlatanca diyetlerden medet umma çırpınmaları âtıl kalıyor; kaldıkça da bütün bunlar daha artıyor. Psikiyatrik hastalıkların tedavisi için kullanılan pek çok ilâç da değişik mekanizmalarla kilo almayı körükleyebiliyor.

Sonuç ne?

Eğer bu hâle düşmek istemiyorsanız, mutlaka egzersize, doğru beslenmeye ve düzenli yaşamaya dikkat ediniz.

Hayatın her kompartımanına kendi hayatınızda yer veriniz. Çalışmaya da, sevişmeye de, eğlenmeye de, gezmeye de, dinlenmeye de yeterli zamanı ayırınız. Yok, eğer şu veya bu sebeple Gürbüzite veya Obezite'ye duçar olduysanız, hele Metabolik Sendrom da eklendiyse, mutlaka bir takım çalışması ile kendinizi tedavi ettiriniz. Bu takımda kimler mi var: İç hastalığı uzmanları (tercihan metabolizma ve diyabet uzmanı + hepatolog), şarlatan olmayan diyetisyenler ve psikiyatrlar. Gerekirse nörologlar, cildiyeciler, hâttâ cerrahlar devreye sokulmalı. Bilhassa mideye 6 ayda çıkarılacak bir balon takılmasıyla veyya başka yöntemlerle mucizeler yaratılabiliyor.

Maâlesef bu satırların yazarı da hâlen ağır Obezite ve Metabolik Sendrom muzdaripidir.

Sizlerle daha nice sohbetleri sıhhat içerisinde paylaşmaya devam edebilmek için âcilen tedaviye başlıyorum.

Sıhhat, saadet ve keyifli bir hayat dileğiyle..

Mehmet Kerem Doksat - Nişantaşı - 2006

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 23 Ağustos 2017