Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HA TERÖRİST HA MEHMETÇİK, HÂTTÂ BİR DE ÖZÜR DİLEME KEPAZELİĞİ!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3014 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bugün iki elim ve vahim hâdiseyi paylaşmak istiyorum.

Birincisi şu:

ANKARA TABİP ODASI YÖNETİM KURULU ÜYELERİNDEN HEKİM KAMUOYUNA AÇIKLAMA

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Aktütün Karakolu''nun teröristlerce basılmasından hemen sonra 5 Ekim 2008 tarihinde "Yitirdiklerimizin yakınlarına, hepimize başsağlığı, yaralılarımıza âcil şifa diliyoruz başlıklı bir basın açıklaması yapmıştı. Bu açıklamanın arkasından çeşitli platformlarda, açıklamada söz edilen ''yitirdiklerimiz'' kavramının hem şehit olan askerlerimizi, hem de ölen teröristleri kapsıyormuş gibi anlaşılabileceği belirtilerek, herhâlde TTB''nin kastının bu olmadığı ve bu duruma açıklık getirmesinin yerinde olacağı vurgulandı. Ancak, TTB bu konuda herhangi bir açıklama yapmaksızın sessiz kalmayı tercih etti. 25 Ekim tarihinde Ankara''da toplanan TTB Genel Yönetim Kurulu toplantısında konu hakkında açıklama yapan TTB Genel Sekreteri, baskında ölenler arasında asker ya da terörist olup olmadıklarına göre bir ayırım yapmadıklarını tekrar vurguladı. Son olarak Ankara Tabip Odasının Yönetim Kurulu toplantısına çeşitli konularla ilgili görüşmek üzere katılan TTB Genel Sekreteri''ne, Aktütün karakol baskınında ölen teröristlerle, baskında şehit olan askerlerimiz arasında herhangi bir fark görüp görmedikleri açıkça soruldu. Genel Sekreter''in yaptığı uzun açıklamalar sonuç olarak, baskında ölenler arasında bir fark görmediklerini ifâde ediyordu.

Biz Ankara Tabip Odası''nın aşağıda isimleri yazılı Yönetim Kurulu Üyeleri olarak, eli kanlı teröristlerle, vatanımızı ve milletimizi terörist saldırılardan korumak için hayatını kaybeden şehit askerlerimiz arasında herhangi bir ayırım gözetmeyen TTB''nin bu anlayışını şiddetle kınıyoruz. Böyle bir anlayışın Türk hekimlerinin büyük çoğunluğu tarafından asla kabûl edilmeyeceğinden şüphe duymuyoruz.

Tüm meslektaşlarımızın ve kamuoyunun dikkatine saygılarımızla sunarız.

Dr. H. Serdar ÖZTÜRK Dr. Zehra AYCAN Dr. Abdülkadir ÖZBEK

***

İkincisi de şu:

ÖZÜR MÜ DİLİYORMUŞUZ!

Birinci Dünya Savaşı''nda 1.5 milyon Ermeni''yi soykırıma uğrattığımıza dâir iftira kampanyalarıyla ABD ve AB''nin Türkiye''yi parçalama amaçlı "Büyük Ermenistan projesine payandalık yaparak "özür dileme seferberliği başlatan sözde aydın, yerli işbirlikçiler arasında Kürt sorununa(!) arabuluculuk için kollarını sıvayan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Gencay Gürsoy''un adının da olması hiç şaşırtıcı değildir.

Cumhuriyetimiz'in temel değerlerini, ulusal bütünlüğümüzü ve Kemalizm''i savunan hekimler, Türk Tabipleri Birliği''nde böylesine utanç verici bir küresel işbirlikçi misyonun temsilcisi kadro ve anlayışa en kısa zamanda hak ettiği şamarı indirecektir.

Dr. Mehmet Altınok - Tıp Kurumu Başkanı Dr. Ali Rıza Üçer - Tıp Kurumu Genel Sekreteri

http://www.ozurdiliyoruz.com/

1915''te Osmanlı Ermenileri''nin mâruz kaldığı Büyük Felâket''e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanim kabûl etmiyor.
Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.

***

Türkiye ve onun kurucusu Türk İnkılâbı dört bir yönden taarruz altında!

Girin o mekâna ve kimlerin isminin yer aldığını görün.

Bâzıları beni hiç şaşırtmadı; hâttâ olmasalardı üzülürdüm vallahi!

Fakat bu memleketin kaymağını yiyen ve soykırımın ne olup olmadığını "en iyi bilen Türk Yahudileri''nin imzaları beni hayrete düşürdü.

Meslekdaşım Sayın Dr. önder Kavakçı''nın yorumunu naklederek yazımı bitireceğim:

İngiltere''de bulunduğum sırada, o günlerde ev sâhibimin torununun vefat ettiğini öğrenmiştim ve başsağlığı dilemek için araştırdığımda, böyle bir sözün olmadığını şaşırarak öğrenmiştim. "I am sorry diyorlardı, yalnızca "üzgünüm. İngilizce''ye hâkim biri değilim ama sanırım bizim güzel paylaşımlarımızın hiç biri bu dilde yok. Allah sabırlar versin, kalanlara uzun ömür dilerim, ışıklar (nur) içinde yatsın vb. Üzgünüm sözü biliyorsunuz, af dilemek için de kullanılıyor, hata yaptığınızda söyleyiveriyorsunuz, "I am sorry. Üzgünüm", "af edersiniz" veya "özür dilerimden" farklı, "acını paylaşıyorum, acını anlıyorum" gibi bir söz. Af edersiniz veya özür dilerim dediğinizde, daha çok benim hatamdı, hatamı kabûl ediyorum gibi bir durum. Bu günlerde bir kampanya başladı. "Ermeniler'den özür diliyorum" kampanyası. Hatamı kabûl ediyorum diyor bir grup tanınmış, eli kalem tutan vatandaşımız. Herhâlde Osmanlı Ermenileri'nin yaşadığı acıyı anladıklarını, acılarını paylaşmak istediklerini ifâde etmek istiyorlar diye düşünmek istiyor insan.

Başka türlüsü şaka gibi olur çünkü. O günlerde yaşanan terörü alkışlamak olur başka türlüsü. Ölen bir sürü Müslüman Osmanlı vatandaşını yok saymak olur. Daha düne kadar yaşanan büyükelçiliklerimize saldırıları yok saymak olur. Osmanlı da savaş hâlinde değildi, hiç isyanlar çıkmadı, hiç işgal edilmedi, hiç kıyım yaşamadık demek olur. Sanki emperyal güçler Osmanlı''da cirit atıp azınlıkları kışkırtmaya, bizi birbirimize düşürmeye çalışmadı. İngilizler''in hiç çabası olmadı meselâ, Fransızlar uslu uslu oturdu demek olur. Osmanlı''yı yönetenler durup dururken bir sabah kalktılar, hadi bu gün biraz Ermeni keselim dediler, ülkede kargaşa çıkaralım, harita var ya şu harita, onun sağındakileri alalım şöyle aşağıya bir yerlere zorla gönderelim, şenlik çıksın dediler sanki. Obsesyonları tedavi ederken olacaklar için kaygı yaşayan, her şeyden kendini sorumlu tutanlarla çalışırken, "sorumluluğun ne kadarı senin çalışması yapılır. Örneğin her konuda kendini sorumlu sayan bir obsesif, yola çıkarken, yolun biraz kenarında duran bir cam şişeyi gördüğünde ve onu almadığında, onun kırılabileceği, yolun ortasına gidebileceği, kimsenin görmeyeceği, geçen arabaların tekerini patlatabileceği, patlayan teker yüzünden bir arabanın takla atabileceği, arkadan gelen arabaların ona çarpabileceği, bir suru ölüm olacağı gibi bir senaryo yazar. Bütün bunların da kendisinin şişeyi görüp almaması nedeniyle olduğunu düşünür. Şişeyi almadığı zaman yoğun sıkıntı ve sorumluluk duyar. Oralarda bir kaza da olmuşsa doğrudan kendi suçudur. Mutlaka o şişeden kaynaklı bir kazadır ve ne başka kaza olasılıklarını değerlendirir, ne şişeyi oraya atanın sorumluluğunu değerlendirir, ne toplamayan belediyenin, ne şişeyi kırıp yola savuranın, ne hızlı araç kullanan sürücünün, ne arkadan gelen, yakın seyreden araçların. Tedavide sorarız ne kadarı senin hatan? Yüzde kaç? Osmanlı Ermenileri''nin yaşadığı acılar için üzgünüm. Özür dileme konusunda emin değilim, su yüzdeleri bir hesaplasak diyorum kendi kendime, ülkemin yaşadığı acılar için hakikaten oturup bir hesaplaşsak. Bir de şu aşağılık duygusundan kurtulsak diyorum, ama gitmiyor.

Müslüman Osmanlı vatandaşları diyorum, Türk diyemiyorum, çünkü bu topraklardaki insanlar Türk kimliği altında toplanma kararını bilâhare verdiler, Osmanlı sayıyorlardı kendilerini. Etnik kökene bağlı ırkçılığın hâlâ tam olarak, tüm uğraşlara rağmen bu topraklarda tutmaması belki de bu yüzdendir.

Dr. önder Kavakçı'nın bu yorumuna katkım şu olacak: Bizi hâla memlerimiz (memes: kültürel genler) ayakta tutuyor, genlerimiz değil! Bunu da Anadolu'nun âdeta kutsî bir şekilde Doğu'dan Batı'ya uzanan en büyük yarımada olmasına, buralardan geçen herkesin hem genini hem de memini bırakmasına ve gene İngilizce''de veya başka hiçbir Batı lisanında olmayan olağanüstü hoşgörümüze borçluyuz.

da...

çok fazla kaşıyorlar

antihistaminik kesmez oldu, steroide başladık!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 16 Aralık 2008 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017