Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HAYSİYETİMİZ NE SEVİYEDE/2 ve ALKOLLÜYKEN EŞEK KULLANMANIN MAHZURLARI!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2474 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Konu hakkındaki ilk yazımı yazdıktan sonra gelen tepkilerden, daha doğrusu ilâvelerden birini sizlerle paylaşmak istiyorum.

***

Bu metin üzerine sizlerle bir şeyler paylaşmak istedim, zira birkaç ay önce Brüksel'deydim ve başta Büyükelçimiz Sayın Fuat Tanlay olmak üzere, Brüksel Hükûmeti Devlet Bakanı Emir Kır, Anvers Başkonsolosu Ahmet Arda, Federal Milletvekilleri Meryem Almacı, Hilal Yalçın, Brüksel-Schaerbeek Belediye Başkan Yardımcısı Sait Köse, Eğitim Müşaviri Tolga Yağızatlı ile bir araya geldik.

İsimleri özellikle verdim zira Belçika'da yâni AB'nin göbeğinde önemli görevlerde vatandaşlarımız var aslında. Yâni Ali Babacan'ın aynı binâda bulunmak istemediği terörist örgüt yandaşları ile hemen her gün rastlaşan isimler bunlar. Fakat ne yazık ki elleri kolları bağlı, neden mi? Öncelikle elçilik yetkilerinin anlattıklarını söyleyeyim.

Bizzat Sayın Büyükelçiden duydum:

Soru: "Sayın Büyükelçim, Belçika Hükûmeti ile terör örgütüne dolaylı veya direkt olarak desteklerin kesilmesi konusunda görüştünüz mü"?

Cevap: "Evet, Brüksel'e geldiğimde yaptığım ilk işlerden biri bu idi.

Soru: "Peki, bir sonuç çıkmadı mı"?

Cevap: "Aslında, çok net bir sonuç çıktı, onların bizim vatandaşlarımız olduğunu öğrendim(!). Dahası, her fırsatta Türk Büyükelçiliği önünde protesto gösterilerinde bulunan bu insanların, sabah Türkiye'yi protesto edip, öğleden sonra pasaportlarını uzatmak için elçiliğe geldiklerine şâhit oldum".

Bu noktada Türk asıllı Federal Milletvekillerine dönerek sordum:

Soru: "Sayın milletvekilleri, siz burada halk ile daha çok iç içesiniz yaşadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız"?

Cevap: "Bizler bu konuda çeşitli soru önergeleri vermek istedik ama AB özellikle düşünce özgürlüğü noktasında önümüzü tıkayacak kararlar alıyor".

Soru: "Peki, o zaman neden Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve Doğu Perinçek gibiler 'Ermeni soykırımı yoktur' dedikleri için İsviçre'de yargılanıyorlar"?

Cevap: "İsviçre, AB üyesi değil".

Mülâkat sırasında genç bir diplomat arkadaşım kulağıma bir şeyler fısıldadı ve konuyu daha fazla uzatmadan kestim.

Genç diplomat arkadaşım kulağıma fısıldadığı şey: "Belçika'da Türkçülük yapan bir siyasetçinin siyasî ömrünün çok uzun olmayacağı, zira terör örgütü yandaşlarının oy miktarlarının buna izin vermeyeceği idi.

Belçika'da başta Türk Dernekler Birliği olmak üzere Türkiye yararına çalışan kurum ve kuruluşlar var ama Belçika yasalarının ve daha önemlisi yöneticilerinin tutumları terör örgütü mensuplarının rahat davranmasına yetiyor.

Bu yüzden esasen Türkiye sevgilerinden şüphe duymadığım milletvekilleri ve diğer yetkilerin yapabileceği pek fazla bir şey yok. Hâttâ Dışişleri Bakanı'nın aksine, Brüksel Büyükelçimiz Sayın Fuat Tanlay elinden geleni yapıyor.

Bunun için internette Fuat Tanlay yazıp arama motorlarında arattığınızda Belçika'da boş durmadığını göreceksiniz ama ne yazık ki âkıbetinin Sayın Şükrü Elekdağ'ın Washington Büyükelçisi iken Ermenilere karşı bir Türk lobisi oluşturmağa çalıştığı için ABD tarafından persona non grata yâni "istenmeyen adam ilân edilmesi gibi olacağından endişe etmekteyim.

Netice itibâriyle, Türkiye'nin hasmı olan tüm oluşumlar ile mücadelede bireysel çabalardan ziyâde ortak bir duruş sergilenmesi gerektiği açıktır (ki buna devlet politikası denir, hükûmet değil ) ve bunun yolunun ne teröristlerle diyalog kurmaktan ve ne de Ermeniler'in sempatisini kazanmak için düzenlenen sempozyumlardan geçtiği artık idrak edilmelidir.

Ulu Önder'in konu ile ilgili iki önemli sözünü sizlere hatırlatmak isterim:

1 İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye'nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.
2 Birlik ve beraberlik, ölümden başka her şeyi yener. Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.

Selâmlar ve Saygılar

G E
Uluslararası İlişkiler

***

Sevgili Okurlarım,

Farkında mısınız Devletlû'nun beyim tümörü gibi şiddetlenen öfkesi artık şâhikalarda; Kızılcahamam'da iki gün odasından çıkmamış ve televizyonda seyrediyorum, duygulanımı (affekti) çok gergin ve sıkıntılı olduğunu ele veriyor; gözaltları torbalanmış ve hatları derinleşmiş.

Sanırım bunun birkaç sebebi var:

Türkiye'deki yeşil kartların %48'i Kürtler'e verilmiş; buraya bizlerden alınan vergilerle oluk gibi para akıtılıyor ve Kürt mes'elesinin böyle çözüleceği bize dayatılmaya çalışılıyor. Bütün Batı Âlemi bu güzel ve yalnız ülkenin parçalanıp berhava edilmesi için uğraşıyor. Allah aşkına, eğer zekâ özürlü değilse, herhangi bir insan düz mantıkla görecektir ki bu yapılan sâdece parçalanmaya hizmet eder. AKP'liler görmüyorlar mı? Takdir sizin. Ama bunun hesabı mutlaka sorulur! Neden Erzurumlum, Karadenizlim ve diğer Kürt olmayan halkım kalkışmıyor yâhut terör yapmıyor? Onların ekonomik durumları daha mı iyi? Kesinlikle hayır!

"Telekulak skandalı" öyle böyle değil ve sanılanın (ben hâriç) çok daha fevkinde bütün Türkiye'nin Fethullahçı ekiplerce dinlendiği ortaya çıktı. Baykal'la dalga geçerken, fena hâlde tuzağa düştü.

Bakın, bugünkü yazısında Serdar Turgut neler diyor:

***

Bir Dedikodu Dolaşıyor

Geçen hafta birçoğu zorunluluktan olan, bir dizi kokteyl ve davete katılmak zorunda kaldım.

Çeşitli sosyal fobilerim olmasına rağmen bu tür sosyalleşmelerin faydası da büyük tabii ki. Çoğu iş âleminin önde gelen isimlerden, son olaylara bakışlarını bizzat dinleme imkânım oldu. Onların dünyasında neyin konuşulduğunu, neye önem verildiğini öğrendim.

Dedikodular her zaman çok önemlidir. Bâzen bir ülkenin durumunu, etrafta dolaşan dedikodular, her somut bilgiden daha iyi anlatabilir. Üstelik dedikoduyu yapan insanlar hayatlarında ciddiyetleri ve iş disiplini ile bilinen insanlarsa, işin boyutu da farklı nitelik alabilir.

Geçen haftaki konuşmalarımda, iş çevrelerinin bir konuya hayli önem verdiklerini, konuyu kendi aralarında konuşup anlamlandırmaya çalıştıklarını gördüm.

Mes'eleyi ham bilgi kabûl edip, araştırmaları için arkadaşlarıma söyledim ama dedikoduyu da aktarmaya karar verdim. Çünkü o kadar yaygın konuşuluyor ki, bir yerlerde söylenti olarak çıkması an mes'elesi olabilir.

Dedikodu henüz belgeli bilgiye dönüşmediğinden bâzı isimleri şimdilik saklayarak yazacağım.

Mes'ele, bir medya kuruluşunun 'yandaş' hâle getirilme operasyonuyla dolaylı yoldan ilgili.

Deniliyor ki, bu medyanın sâhibi yapılması kararlaştırılan gruba kredi açan iki kamu bankasından bir tânesi finansal açıdan çok zor duruma düşmek üzereymiş.

O bankanın konsolide (pekiştirilmiş) sermaye yeterlilik rasyosu 2006 yılının sonunda yüzde 21.13'müş. Bu oran 2007'de yüzde 14.74 oldu. Hızlı bir düşüş var gördüğünüz gibi.

Medya sâhibi yapılan gruba da bankanın agresif kredi verme politikası nedeniyle geçtiğimiz aylarda bir kredi daha açıldı. Kredi portföyündeki riske tâbi tutar oranı da hızla büyüdü ve 2008'in ilk çeyreğinde konsolide sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 13'lere kadar geriledi.

Şimdi deniliyor ki, BDDK tarafından kabûl edilebilir sınır yüzde 12'dir ve bu sınıra gelindiğinde BDDK'nın bankaya müdahale etmesi gerekecekmiş.

Bir kamu bankasına, böyle bir dönemde açtığı krediler yüzünden müdahalenin gâyet tabii ki olağanüstü siyasî sonuçları da olabilir.

Bir zamanların Türkiye'sinde de bu yapıldı ve o dönemlerin sorumluları Yüce Divan'da kelimenin tam anlamıyla süründürüldüler.

Türkiye'de yine banka hortumlanması lâfı ortaya atılır ise, hele işin içinde bir de medya sâhipliği söz konusuysa, AKP'nin başı çok da ağrıyabilir.

Konuları bilen dostlarım, Başbakan'ın gözünde yaşanan son allerjinin sinir sistemiyle de alâkalı olabileceğini, Başbakan'ın kapatma davasına filân değil, bu bankanın mâlî durumuna ve olabileceklere canının sıkılmakta olduğunu söylediler.

Bu arada, söz konusu bankanın son zamanlarda bâzı önemli iştiraklerini satarak sermaye durumunu güçlendirmeye çalıştığı da görülüyor. Umarım başarılı olurlar da daha fazla can sıkacak ve bize eski günleri hatırlatacak olaylar yaşanmaz artık Türkiye'de...

***

Sayın Sedar Turgut politik bir yorumla bağlamış yazısını. Hâlbuki gerek Gülümüz'ün, gerek Devletlû'nun, gerekse bütün AKP örgütünün pek çok şeye bulaşmışlığı arş-ı âlâya çıkmış vaziyette. "Bal tutan parmağını yalar derler ama bunlar kovanlara dalmış hâldeler. İnanılmaz derecede zenginleştiler. Başbayan Gülümüz'ün de Necdet Sezer'in Topkapı Sarayı'na iâde ettiği paha biçilmez eserleri Köşk'e geri istediği açıklandı (Bu Başbayan lâfına da 'kopuyorum'; Hanımefendi, Beyefendi demek yasak olduğu için ya İngilizce First Lady, ya da Başbayan deniyor. Yani Head Mrs, yerseniz). Acaba stres atabilmek için çaktırmadan alkol alıyor olabilirler ve içmeyi bilmedikleri için de promili kaçırıyorlar mı? Bakınız http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=377892 ne haber var, Allah insanı kötü yola düşürmesin yâhu:

Eşek sürücüsü alkollü çıktı!

Eskişehir'in Mihalıççık İlçesi'ne bağlı Dinek Köyü'nde aşırı miktarda alkol aldıktan sonra eşeğe binerek tarlaya gitmek isteyen Hasan Akpınar (43), dengesini kaybederek düştü.

Akpınar, düşme sonucunda kafası ve kollarından yaralandı. Baygınlık geçiren Akpınar, yere yığıldı, eşek ise köye döndü. Köylüler, eşeğin yalnız dönmesinden şüphelenerek kısa süren arama çalışması sonucunda Hasan Akpınar'ı, tarla yolunda yerde yaralı ve baygın hâlde bulundu. Mihalıççık Devlet Hastânesi'nde ilk müdahalesi yapılan Hasan Akpınar, daha sonra ambulansla Eskişehir Devlet Hastânesi'ne sevk edildi. Bekâr olduğu belirtilen Akpınar'ın âcil servisinde yapılan alkol muayenesinde 2.20 promil alkollü olduğu belirlendi. Tedavi altına alınan ve sağlık durumunun iyiye gittiği bildirilen Hasan Akpınar, "Yavaş giden eşeğe hızlanması için sopayla vurdum. O da birden hızlandı ve beni üzerinden atmaya çalıştı. Bir süre sonra hızlı giden eşeğin üzerinden dengemi kaybederek düştüm. Köylüler beni baygın hâlde bulmuşlar dedi.

***

Farkındasınızdır eminim; yakın zamana kadar paralel hareket eden MHP ve Bölücü Kürtçü Parti de Arap Kürt Partisi'ni yalnız bırakıp yüklenmeye başladılar. Batan gemiyi önce.

Son an notu: Memleketi bunlardan çok daha önce soyup soğana çeviren Banker Kastelli lâkaplı Abidin Cevher Özden isimli kişi intihar etmiş.

Ne ilginç ve mânidar tesâdüf değil mi!

Er kişi niyetine.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 02 Haziran 2008 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017