Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HEKİM HASTA İLİŞKİLERİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3371 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Her meslekte satanla alan, danışanla danışılan arasında bir ilişki, bu ilişkinin de kendine özgü kuralları, doğruları ve yanlışları vardır. Bu yazımızda psikiyatriyi de kapsayarak, tıbbiye mesleğindeki hekim hasta arasındaki ilişkinin özelliklerini sizlerle paylaşmak isterim.

Hekim kelimesi hikmetten gelir; tıpkı hâkim (yargıç), hakîm (bilge) ve hakem gibi. Hekim, hakîm ve duruma hâkim olmalıdır ama asla yargılamamalı ve ahlâkî hüküm vermemelidir. Özellikle psikiyatrların moralist değil terapist olduklarını unutmamaları gerekir.

Teşhis, bir kişide görülen ârızaların, bozuklukların âraz ve belirtilerini dikkatle inceleyip, sonunda bunları hastalık târiflerine uygun olarak sınıflandırabilmek anlamına gelir. Pek çok tıbbî hastalığın mekanizması zâten iyi bilindiğinden, otomatik olarak tedavi veya tedavi tercihleri de ortaya çıkmış olur. Psikiyatrik rahatsızlıkların çoğu klâsik anlamda hastalık kategorisine ulaşmadıkları ve hâlâ büyük ölçüde sendromik düzeyde tasvir, târif ve tasnif edildikleri ve için, bâzı farklılıklar arz eder.

Anamnesis kelimesi Platon'un felsefesinden gelmektedir: İdealar âlemindeyken rûhumuzun tanıdığı mükemmel formların (ideaların) bu dünyadaki mükemmel olmayan sûretlerini insanın hatırlaması anlamına gelir. Tıpta da, setredilmiş (üzeri örtülmüş, gizli kalmış) bir hastalıklı sürecin ortaya çıkarılması, keşfedilmesi anlamına gelir; yâni ateş, hapşırma, burun akması, baş ağrısı banal gerçeklerin altında yatan hakikâtin keşfi söz konusudur.

Genel tıpta da, psikiyatride de muayenenin olmazsa olmaz beş temel unsuru vardır. Bunlar1) çok iyi bir gözlemci olmak, 2) çok iyi dinlemek, 3) hastayla empati (eşduyum) kurabilmek, 4) tarafsız kalabilmek, 5) sorumluluklarının, yükümlülüklerinin, yapabileceklerinin ve yapılabileceklerin sınırlarını iyi bilmektir.

Teknik kolaylıkların müthiş geliştiği çağımızda, özellikle bâzı genç meslekdaşlarımızın hemen filmlere, tomografilere, MR'lere ve tahlillere sarılıp hastayı âdeta ikinci plâna ittiklerini müşahede ediyoruz. Hâlbuki hasta hekim ilişkisi hem beşerî (human: insan insana) hem de insanî (humane: insanca) vasıfları iç içe barındırdığından dolayı son derecede özel bir süreçtir. Âcil ve özel durumlar dışında, kendine bakım ve ihtimamı yerinde ama abartısız, kılığı kıyafeti en azından düzgün ve hekimlik ciddiyetine yakışır dozda tutulmuş, kendinden emin ama gülümseyen bir çehreyle, aldırmazlık duygusunu asla doğurmayan bir sükûnet içerisinde hastasına "merhaba diyen bir hekim, bu ilişkiyi en baştan kazançlı kurmuş demektir. Meslekdaşlarım, bir doktora işiniz düşerse size nasıl davranılmasını istiyorsanız, lûtfen aynını siz de hastalarınızdan esirgemeyiniz! Hastalarımız, siz de bu özellikleri hekiminizde arayınız.

İnsan biyo-psiko-sosyo-kültürel bir bütündür: En basit nezleden en ağır kansere, minimal sıkıntıdan maksimum şizofreniye kadar bütün hastalıklar bu prensip içerisinde ele alınmalıdır. Hasta bir günah keçisi olmamalıdır. Sistemin tamamına yönelmelidir.

Hastalar Neler Yaşar?

Beş hastalık davranışı aşamasından bahsedilir:

1) Semptom yaşantısı safhası: Bir şeylerin yolunda olmadığının fark edilmesi...

2) Hasta rolü taslağının çizildiği safha: Bir kişinin hasta olduğunun ve yardıma ihtiyacı bulunduğunun fark edilmesi...

3) Tıbbî yardımla temasa geçme safhası: Profesyonel yardım almaya karar verilmesi...

4) Bağımlı-hasta rolü safhası: Kontrolün hekime bırakılması...

5) Düzelme ve rehabilitasyon safhası: Hasta rolünün terk edilmesi kararının verildiği safha!

Hekim Nelere Dikkat Etmelidir: Önceki hastalık dönemleri, bilhassa standart şiddette olanlar (doğurma, taş düşürme, ameliyat olma)... Kültürel davranış tarzları: Stoisizm, abartma... Özgül problemle ilgili kültürel inançlar... Mevcut probleme hastanın kişisel ve kültürel açıdan nasıl baktığı... Bunları doğru anlayabilecek akıllıca suâller sorulması ve hastalığın, hastalık davranışının ve rolünün getirdiklerinin de, götürdüklerinin de iyi tesbit edilmesi gerekir.

Bu noktada, kompliyans (tedaviye riayet) ve tedaviye bağlılık (adherence) kavramları üzerinde biraz durmak gerekiyor. Aslında aynı şeye farklı bakış açılarını yansıtan bu iki kavrama bir de işbirliğini (cooperation) eklemekte fayda var.

Hekim-hasta ilişkilerinde başlıca dört modelden bahsedilebilir:

1) Otoriter, Aktif-Pasif Model: Her şey hekime bırakılmıştır. Bilinci bozuk veya kapalı olan, hareketsiz veya hezeyanlı hastalarda ideâldir. Hekimin mutlak yönetici olduğu ilişki tarzıdır; bu modelde hasta tam bir baş eğme, sorgusuz itaât etme durumundadır. Psikotik, işbirliği kurulamayan -meselâ küçük çocuklarda, bilinci bozuk veya komadaki hastalarda- işe yarar. Kompliyans kavramı daha ziyâde bu model için geçerlidir.

2) Öğretmen-Öğrenci Modeli: Hekimin başatlığı belirgindir; babacan ve kontrol edicidir; hastanınki ise resesif, kabûllenici ve baş eğicidir. Ameliyat sonrası bakım için ideâldir.

3) İşbirliği ve Sorumlulukları Karşılıklı Paylaşma Modeli: Sorumluluk ve yükümlülükler uygun bir şekilde paylaşılmıştır. Kronik böbrek yetmezliği, hipertansiyon, diyabet, -bâzen de- pnömoni (zaatürre) gibi hastalıklarda, eğer hasta ve hastanın hastalığı elveriyorsa, ideâl modeldir. Psikoedükasyon (hastanın ve çevresinin durum hakkında yeterince bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi) yeterince yapılırsa, içgörüsü yerinde olan psikiyatri hastalarında, meselâ depresyonluların ekserisinde bu model işlevsel olacaktır.Tedaviye bağlılık ve işbirliği kavramları daha ziyâde bu model için geçerlidir.

4) Dostluk Modeli (Sınırların ve Rollerin Karıştığı Model): Amerikan standartlarında genellikle işlevsellikten uzak, bâzen de meslek ahlâkına aykırı telâkki ediliyor ve "genellikle hekimde psikolojik sorunların olduğunu düşündürür deniyor. Empatiyle sempati, dostâne yaklaşımla dostluk etme, sevecenlikle sevme birbirine karışmıştır. Rollerdeki bu belirsizlik tedavinin düzgün uygulanmasını da bozar.

Gene de, bizim kültürümüzde, mes'eleye bu kadar katı bakılıp bakılmaması konusunun tartışma götürür yanları olduğu ve cinsel veya maddî sömürü gibi etik veya moral ihlâller söz konusu olmadıkça, dostâne yaklaşımın kültürümüze ters düşmeyeceği kanaâtindeyim. Meselâ bir Anadolu kasabasındaki veya şehrindeki tek psikiyatri uzmanının, bu durumda, kimselerle ahbaplık edememesi gibi saçma bir tablo ortaya çıkar.

Sağlıklı, sevgi ve saygı dolu günler dileğiyle. 

Mehmet Kerem Doksat - 18.12.2006

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017