Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HİÇ DE ŞAŞILMAYACAK GELİŞMELER…

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2872 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Amerikan Time dergisi 2013 yılının en etkili 100 kişisi listesine Türkiye’denPKK Lideri Abdullah Öcalan” ve “Gülen Cemaati Lideri Fethullah Gülen’i” almış.


5 kategoriye ayrılan listede Öcalan ve Gülen en etkili liderler bölümünde yer bulmuş. Şimdi sıkı durun: Öcalan’ın profilini, İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun (IRA) siyasi kanadı Sinn Fein’in lideri Gerry Adams kaleme almış. Öcalan için “uzun yıllardır hapiste olmasına rağmen barışın sesi, hayatı boyunca savaştığı kişilere dostluk eli uzatmaya gönüllü bir lider hâline geldi” ifâdelerini kullanan Gerry Adams, “Türk hükûmetine kendisini serbest bırakması için çağrıda bulunuyorum” sözlerine yer vermiş.


Bu Gerry Adams neyin nesidir acep internete baktım; Wikipedia’da her şey yazılı; adam tam bir militan, yakışmış yâni. Ama Büyük Britanya’nın İrlanda’yı işgâli ile bizim Kürt mes’lesi arasında hiçbir paralellik yok ki, belki tek benzerlik şu: ABD ile ortaklaşa, İsrail destekli olarak bizim buraları işgâl ediyorlar

Fethullah Gülen’in profilini ise Türkiye konusundaki Crescent and Star: Between Two Worlds (Hilâl ve Yıldız: İki Dünyâ Arasında Türkiye) kitabının yazarı Stephen Kinzer yazmış. Gülen için “dünyânın en merak uyandırıcı dinî liderleri arasında” ifâdesini kullanan Stephen Kinzer, Fethullah Gülen taraftarlarının 140 ülkede okulları bulunduğunu belirtmiş. Türkiye’deki etkisinin çok büyük olduğu ve hükûmet, yargı ve polis bünyesindeki kendine bağlı kişiler tarafından bu etkinin hayata geçirildiğini savunan Stephen Kinzer, bunun Fethullah Gülen’in “karanlık bir kukla oynatıcısı” gibi görünmesine yol açtığını da kaydetmiş, yâni bu Stephen Kinzer doğruları da görüyor ama bakın nasıl devam etmiş: “Müslüman dünyâsında ılımlılığın en güçlü savunucusu Fethullah Gülen’in, ABD’nin Pennsylvania eyaletinde inzivada yaşıyor”.

Eh, hemencecik Stephen Kinzer’i de araştırdım. Amerikalı yazar ve gazeteciymiş. New York Times gazetesi için 5 kıtaya yayılmış 50’den fazla ülkeden habercilik yapmış kıdemli muhabirlerden. 1980'lerde Orta Amerika'daki devrimleri ve sosyal ayaklanmaları yakından takip etmiş. 1990’larda gazetenin Berlin bürosu şefliğine terfi etmiş ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Doğu ve Merkez Avrupa’nın doğuşunu gözlemlemiş.1996 ilâ 2000 yılları arasında gazetenin İstanbul bürosunu kurmuş ve yöneticiliğini yapmış. Şu anda Northwestern Üniversitesi’nde Gazetecilik ve ABD Dış Politikası bölümlerinde öğretim görevlisi görevini sürdürüyormuş. Kinzer'in Türkiye, Orta Amerika, İran ve 19. Asrın sonlarından itibâren dünyâ üzerindeki ABD destekli darbeler ve son olarak Ruanda’nın katliamdan kurtarılışı (bu katliam tamamen Batı Emperyalizmi’nin kanlı bir oyunudur) hakkında kurgusal olmayan kitapları mevcutmuş. ABD’nin İran’a muhtemel bir askerî müdahalesine muhalefet etmiş. Bunun baskıcı İslamî rejim altında yaşayan halka yayılmış olan ABD taraftarı duyguları yok edeceğini sık sık dile getirmiş. Ayrıca, ABD'nin Lâtin Amerika politikasının da sert muhaliflerindenmiş. Resmî web mekânının adresi http://www.stephenkinzer.com.

***

Akşam’dan Gürkar Hacır’ın yazdıklarını özetliyorum:

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş CNN Türk’te “Bir 90 yıl da hâkim unsur olarak Kürt milleti diyelim, kabûl eder misiniz” dedi. Elbette kabûl etmem. Neden edeyim.

E, peki, kendini Cumhuriyet’in yurttaşı olarak gören ve ülkenin bölünmez bütünlüğüne inanmış Kürt kardeşlerim bizden... Ama siz, ayrılıkçı Kürtler kaç kişisiniz? Futbol taraftarlarının “20 milyonuz” masalının Kürt versiyonunu bir kenara bırakın ve gerçekler üzerinden konuşalım. Öyle bir algı oluşturuluyor ki, sanki %50-50 eşitiz ve bir halk bu yüzden yok sayılmış. Bir kişinin bile kültürel ve kimlik hakları için mücadele edilmelidir. Onun hakları asla göz ardı edilemez. Ama hadi kabûl edelim, sayılar da her zaman önemlidir. En son nüfus sayımında henüz bu kadar “açılım”lanmamıştık. O yüzden etnik âidiyetlerimiz sorulmadı. İstatistiklere yansımış güncel bir sonuç alamayız.

Bu coğrafyada farklı köklerden de gelse kendini Türk olarak târif eden / hisseden insan sayısı ile kendinizi hiç ölçtünüz mü?

Sâhi, Kürt’lerin gerçek nüfusu nedir?

Bu sorunun cevabını yazının sonuna saklayayım... Şimdi Kürt’lerin örgütlenme tarihine bir uzanalım... Belki onların gelişim süreçleri bize bir fikir verir.

Kürt milliyetçi örgütlenmelerinin kökeni 1900’lü yılların başına kadar uzanır. Temel olarak 5 gruba ayırabiliriz:

-BİRİNCİ grup tam bağımsız bir Kürdistan hedefiyle hareket edenler. Buna örnek olarak Cemiyet-i İstiklali Kürdistan'ı verebiliriz.

-İKİNCİ Grup Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde bir özerk yapıyı savunanlar. Örnek Kürdistan Teali Cemiyeti.

-ÜÇÜNCÜ Grup ise İran kontrolünde bir Kürt otonom yapısını savunanlar. Bunun başını da Şerif Paşa gibi bâzı Kürt siyasetçiler çekiyordu.

-DÖRDÜNCÜ grup: İngiliz’lerin himayesinde kendi bayrağına sâhip olan bir yapıyı hedefliyorlardı. Irak Kürdistan Hareketi’ni bu gruba örnek verebilirim.

-BEŞİNCİ Grup ise Osmanlı devleti içinde var olmayı amaçlayan bir gruptu.

Bu grupların hiçbiri önce siyasal bir hak talebinde bulunmadı.

1900’de kurulan ve ilk Kürt örgütü kabûl edilen Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti sâdece kültürel haklar için çalışma yürütüyordu. Ardından gelen Kürdistan Teavun ve Teali Cemiyeti, Kürdistan Neşri Maarif Cemiyeti, Kürdistan Teşrik-i Mesai Cemiyeti ve benzerleri de hep kültürel taleplerle faaliyet gösterdiler. Akabinde 1908 Meşrutiyeti gelince talepleri değişmeye başladı. Ayrılık iddiasını taşıyan örgütler belirmeye başladı. Aynı durum Cumhuriyet döneminde de yaşandı. Önce kültürel hakları için beliren yapılanmalar 1960 İhtilâli’nden sonra giderek cesaret buldu. 1960 öncesi kendilerine sâdece Doğulu diyen ayrılıkçı Kürtler giderek daha ileri talepler geliştirdiler. Yâni formül şu idi: Önce kültürel talepler geldi, sonra bitmek tükenmek bilmez siyasal istekler. Sonu nerede bitecek öngöremediğiniz talepler...

CNNTürk’te “Türk unsuru silinmeye kalkarsa elime silâh alırım dağa çıkarım” diyen Hasan Celâl Güzel’e “eğer yakınları ve arkadaşları Diyarbakır cezaevine düşüp o işkenceleri görse idi, eline silâh almasında bir sakınca yok” diye cevap verdi. İyi de, bu devlet Kürtçüleri hapse tıkıp eziyet etti de Türkçüleri, solcuları tıkmadı mı? Türkçülüğün Başbuğu Alpaslan Türkeş Mamak’ta kaç yıl yattı? Ya Muhsin Yazıcıoğlu? Sâdece 12 Eylül döneminde 2.5 yıl hücrede yatmadı mı? Ağır işkenceler görmedi mi? Devlet aygıtı veya yöneticiler zaman zaman acımasız oldular önüne kim gelirse hoyrat davrandılar. Bunun Kürt’lükle Türk’lükle alakası yoktur. Geçiniz.

Sayın Demirtaş, şımarık bir çocuk gibi istediğinizi alamayınca ortalığı kırıp dökmekle tehdit etmeyin ve şu hesabı yapın: 43 milyon seçmenin oy kullandığı seçimde aldığınız oy sâdece 3 milyon. En büyük Kürt şehri dediğiniz İstanbul’da çıkarttığınız milletvekili sayısı sâdece 3! Karar verin... Tam bağımsız Kürdistan hedefi koyan “Cemiyeti İstiklâli Kürdistan” mı olacaksınız yoksa Türkiye’nin sınırları içinde bir özerkliği savunan Kürdistan Teali Cemiyeti mi? Veya kültürel haklarının bilincinde hepimiz gibi eşit ve özgür bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mı olacaksınız, hangisi?

Gelelim sayılara...

Önce ayrılıkçı örgütlerden başlayalım:

KÜRT Teali Cemiyeti’nin üye sayısı 340’tı... Evet, sâdece 340 kişi özerk bir yapıyı savunan Teali Cemiyeti'nin arkasından gidiyordu. Cemiyet-i İstiklali Kürdistan’ın üye sayısı biraz daha fazlaydı: 805!

Yâni ikisini toplasanız bile 2000 kişi etmiyor.

Peki, toplam Kürt nüfusu ne kadar?

CUMHURİYET dönemini temel alalım: 1927’den 1965’e kadar olan bütün nüfus sayımlarında anadil sorusu vardı. Yurttaşları ana dillerinin ne olduğu soruluyordu. 1965’ten sonra bu soru kaldırıldı.

1965 verilerine bakalım: Türkiye’nin nüfusu 31.391.421 kişidir. “Anadilim Kürtçe’dir” diyenlerin sayısı 1.753.000, Kürtçe’nin bir başka lehçesi sayılan (MKD: Burada hata var, Kırmançi lisanını Kürtçe diye uydurdular) Kırmançi’yi anadili olarak söyleyen 13.000, Zazaca ise 112.700 kişidir. Zazalar’ı bu hesaba katmak yanlıştır ama biz yine de katalım. 1965 nüfus sayımına göre 1.878.000 kişi Kürtçe ve onun lehçesini ana dili olarak belirtmiştir. Nüfusumuza oranı sâdece %6’dır.

Tabii, burada altını ısrarla çiziyorum. Bu sayı bütün Kürt yurttaşlarımızın sayısıdır. Şimdi bu %6’yı alın ve her yıl en fazla nüfus (BM raporlarına göre) artış oranı olan yıllık %2.5’la çarparak günümüze kadar gelin. Oranları ve sayıları abartarak yazıyorum.

Kürt nüfusunun Türkiye nüfusuna oranı %10’dur...

Evet, Kürt kökenli yurttaşlarımızın sayısı 7.500.000’dir ve bu sayının yarısından çoğu Cumhuriyetimiz’e sonuna kadar bağlı ve asla bölünme talebi olmayan Kürt yurttaşlarımızdır. İşte, kopardığı fırtınanın yanında küçücük cürmünü her seçimde gördüğümüz PKK / BDP’nin ise aldığı oy ortada: 2.800.000. Hadi buna oy kullanamayan çoluk çocuk yaşlı vesaireyi de ekleyin. Olsun size 4 milyon.

Ama arkasına ABD’yi ve İsrail'i almış PKK / BDP, 75 milyonu nasıl sıraya çekiyor farkında mısınız? Bu konuda bir de CIA kaynaklarına bakalım mı ne dersiniz? Ortadoğu’daki her taşın altından çıkan ve Türkiye’yi bölmeye kararlı CIA, Kürt nüfusunu arttırmakta da kararlıdır. 2008’deki CIA The World Factbook’da Nüfusun %20’sini Kürt ilan eden CIA World Almanac and Book of Facts 2012’de %18’e indirmiş. Yâni nüfusun %75’i Türk, %18’i ise Kürt olarak gösteriliyor. Kalan %7 ise diğer etnik gruplar olarak gösteriliyor.

Yâni nüfusumuzu 75 milyon olarak kabûl edersek, CIA’nın esnete esnete çıkardığı nüfus bile 13.5 milyonu geçmiyor. Ama yine de bu sayı inandırıcı değildir. Bu demografik meseleyi zehirli birkaç küçük soruyla bitirelim. Eğitimli ve kentli nüfus için yıllarca sürdürülen âile plânlaması ve az çocuk kampanyası neyi amaçlıyordu? Mossad’ın Türkiye’deki nüfus dengelerine ilişkin bir öngörüsü ve raporu var mıydı? Eğer sayı önemli değilse bölgede yaşayan Süryani’lerin de devlet talebi var. Üstelik Kürt’lerin hâkimiyet kurmaya çalıştığı topraklarda, o zaman ne diyeceğiz?

***

Şimdi eğri oturup düz konuşalım…

-Emperyalistler Türkiye’nin paramparça olmasını istiyorlar mı?

Evet.

-Bunu nasıl yapacaklarını biliyorlar mı?

Öyle zannediyorlar ama kafaları karışık.

-Peki, biz ne yapabiliriz?

-Dayanışma ve ümit kaybına uğramaksızın birbirimize yapışacağız âdeta…

Meselâ Âkil Adam Yılmaz Erdoğan Şırnak’ta pek memnun tabii, oradakiler de öyle ama bu bölge hâricindeki her yerde bu Âkil Adamlara isyan bayrakları açılıyor, yuhalanıyorlar veya hakarete uğruyorlar. Kayseri’den diğer bütün bölgelere kadar alenî öfke var. Başbakanımız ise bunlara da “salon teröristi” diyebiliyor. Bütün bunlardan hiç ibret almayan Hükûmet ise açıklama yapıyor: “Bunlar, sonradan sivil gözlemci olacaklar”. Yâni istibdat döneminin meşhur “bu hâindir” suçlamaları için uygun vasat. Şikâyet eden gizli ve âkil (yiyici) olacak, edilen ise perişan edilecek…

Psikanalist ve Devlet Danışmanı Vamık Volkan’ın meşhur “seçilmiş travmasını” bize gümüş tepsi içerisinde sunuyorlar. Burası ne Çekoslovakya (tatlı tatlı ayrılmışlardı), ne de Sırbistan (Bosna’da Türk ve Müslüman katliamı yapılmıştı ama Lahey Adalet Divanı’nda buna “iç savaş” diyerek aklanıp paklandılar) oraların sosyal psikolojik dinamikleri burada işlemez…

-Bu açılımın ne olduğunu hâlâ anlayamayanlar var mı?

-Herkes.

-Peki, bu açılımla terör bitince (öyle iddia ediliyor ya) ortada AKP’den başka parti kalmayacağı iddia ediliyor mu?

-Evet.

-Başbakanımız, bağımsız yargıya diğer bütün sevmediği partiler hakkında gerekenin yapılması konusunda emir verdi mi?

-Asla, demokratik bir ülkede böyle olmaz! Hani, belki bilmiyorlardır diye yol göstermiştir mutlaka.

-Peki, ya terör bitmez, daha beter olur ve ortalık kan gölüne dönerse, bunun faturası kime kesilecektir?

-Bu soruyu hiç sorulmamış kabul edelim çünkü mevcut konjonktüre göre baş yönetişi dâima haklıdır; yâni onun haksız çıktığı durumlarda da haklı olacaktır.

-Yâhu, böyle mantık olur mu? Tam bir çifte standart değil mi?

-Eh, buna da Türk Standartları Enstitüsü karar verebilir. Çünkü doğrudan devlete bağlıdır.

-İyice saçmalamıyor musun kardeşim, hukukî bir olguyla bunun ne alâkası var?

-Bu devirde daha ne istiyorsun, şartları zorlama!

   -Peki, böyle işlev gören başka bir enstitü var mıdır?

      -Evet: Saatleri Ayarlama Enstitüsü!

         -?!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 20 Nisan 2013 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Murat Şaşzade Salı, 30 Nisan 2013

    Açılım Açmazı

    Sevgili Hocam,

    Aklınıza ve gönlünüze sağlık. Türkiye'nin en önemli sorununa değindiğiniz için teşekkürler.

    Ülkemiz bir yol ayrımına gelmiştir. Açılım adıyla pazarlanmaya başlayan ve daha sonra barış sürecine dönüştürülen, gerçek hedefi Anadolu'yu Türksüzleştirme olan bu proje halkı cezbetmek için iki seçenek olarak sunulmaktadır. Bu proje iyi niyetli vatandaşlarımıza, güçsüz bir ulus devlet olarak AB içinde yer almak mı, yoksa Kuzey Irak'ta kurulan Kürdistan'ın hâmîsi olarak ulus devletten vazgeçmiş, petrol gelirlerinden ve doğal gazın taşınmasından pay alan büyük Neo-Osmanlı bir Türkiye mi olmak istersiniz sorusuna benzer biçimde "bir açmaz" yaratılarak pazarlanmaktadır. Bu kampanya doğrultusunda, medyada psikolojik hârp operatörleri propagandalarının dozunu iyice arttırdı. Sizin konferanslarınızda net bir şekilde anlattığınız biçimde, halkı öğrenilmiş çâresizlik ve öğrenilmiş ahmakça iyimserliğe sevk edecek biçimde şartlandırıyorlar. Bu tabloya, bizzat kendi gözlemlerimde bile şâhid oluyorum. Bir akşam gittiğimiz misâfirlikte, babası emekli Cumhuriyet savcısı olan, değerli bir âileye mensup bir arkadaşımın bile Kurtuluş Savaşı için "İngilizler göz yummasaydı kazanamazdık, o dönem imparatorlukların ardından ulus devletlerin kurulması gerektiği için Atatürk'e müdahale etmediler", sözleri üzerine öfkeme hâkim olup, sen Mahir Kaynak'ın tezini savunuyorsun cevabını verebildim.

    Time dergisinin ünlü 100 kişi listesine Devletlû'nun girmemesine hiç şaşırmadım. Çünkü bu yıl ki ankette, konjonktür gereği Gladio mensubu dinci bölücü Feto ile Kürtçü bölücü Apo'ya yer vermeleri akılcıydı. Bu iki kuklayı kendilerince Cumhuriyet'in tasfiyesinin simgesi olarak kullanıyorlar.

    Makalenizde belirttiğiniz ve daha önce defâlarca dikkat ettiğiniz gibi, en önemli sorun kontrol edilemeyen ve doğum kontrolünün geçmişte bilerek uygulanmadığı Kürt nüfusunun geometrik dizi biçiminde artışıdır. Türk vatandaşlığı tanımının içini boşalıp kirlenmesiyle ve Kürtler de sanki Türk ırkının üstünlüğünü ifâde ediyormuş algısının yaratılması, ABG ve NATO'nun operasyonel PKK kod adlı örgütünün Kürtlere azınlık ve hâttâ ayrı bir millet bilincini kazandırması, devletin içindeki işbirlikçi unsurların bölge insanını yalnız bırakmasıyla bölge halkını yalnız bıraktık. Orta gelecekte Cumhuriyet'e düşman hâline getirilmiş bu nüfus Türk nüfusunu geçeceğine göre, her birimizin sath-ı müdâfaa yapma zamanı gelmiştir. Bunu, birbirimizle dayanışma içinde, karşı psikolojik hârple, beşinci kolcuları deşifre ederek, her Atatürkçü'nün Atatürkçü olmadığı yakınlarımıza anlatarak, etnik ve mezhep ayrımcılığı yapanları uyararak ve daha çok bilgi toplayıp paylaşarak başaracağız. Önümüzde kendi öngörüme göre yirmi yıl var, yirmi yıl sonra bu ülke toprakları üzerinde Güneş'in yine Anıtkabir'i pırıl pırıl aydınlattığını hep beraber göreceğiz. Sizin önerinize uyarak, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserini okuyacağım. Ben saatimi ayarladım bile.

    Sevgim, saygım ve dostlukla...

    MKD: Sevgili MŞ, okuduğunda seni hoş bir sürpriz bekliyor olacak ;-)

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 23 Ekim 2017