Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HİSTERİ HAKKINDA İPUÇLARI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1714 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Aslında bugünlerde biliyoruz ki böyle bir şey yok ama onun yerini alan ve çağdaş sınıflamalarda değişik isimlerle anılan Psikiyatrik Bozukluklar mevcut.

***

Kadim Yunanca’daki histeron (rahim) kelimesinden türemiştir. O dönemlerde tatminsizlikten deliye dönen bir rahim olduğuna inanılırdı. Şimdilerde bu düşünce terk edildi. Gene de bu sembolik rahim gırtlağa oturunca Globus Histerikus, mideye yerleşince Globus Epigastrikus, kafa tepesinde mevzilenince Klavus Histerikus diyoruz.

Ağlamaklı olan herkes birincisini, salıncakta hıla sallanan pek çok kişi de ikincisini yaşantılamıştır (butterflys in the stomach: Midedeki kramp gibi nahoş his).

***

Genç (24 yaşında) bir doktor adayı hanım Globus Histerikus teşhisiyle, zamanında benim eğittiğim bir psikologun tavsiyesiyle gelmişti ve Hipnoterapiden çok fayda gördü. Depresyonu için de bir Serotonin geri alıcısı ilaç (SSGİ) vermiştim.

***

Bunlar arasında, klasik olarak Nevrotik Bozukluklar diye de anılan ve Somatoform Bozukluklar, Dissosiyatif Bozukluklar ve Anksiyete (kaygı, endişe, bunaltı) Bozuklukları sayılabilir.

Anksiyete (anxietas) kökünden gelir. Tedirgin, sıkıntılı duygudurum demektir.

***

Pratik bilgilerle örnekler vereyim:

Panik Bozukluğu esnasında kişi boğulacak gibi olur. Kalbi çok atar, çarpıntı olur, başı döner, terler, midesi bulanır, göz bebekleri büyür ve etrafa karşı dikkati artar. Bunlar evrimsel açıdan etrafı iyi görmeye yarayan alarmdır ve etrafı daha iyi görmeye yarar; zaten gene evrimsel açıdan hatalı bir boğulma alarmı söz konusudur. Delirecek gibi olma ve kendini kaybedip saçma şeyler yapma korkusu (İd Anksiyetesi). O esnada non-dominant parahippokampal girusta kanlanma artışı olur.

Yatkın vakalarda 1/6 molar Sodyum Laktat verilerek Panik Atakları ortaya çıkarılabilir (biyolojik belirteç). Panik sözü de Eski Yunan’daki keçi ayaklı ilah olan Pan’dan gelir.

***

Bazısında ise ishal, kabızlık, fenalaşma ve şiddetli hâllerde evden çıkamama başlar. Altına kaçıran vakalar dahi gördüm meslek hayatımda. Bu terim de aslında Ortaçağ’da kadınların evden çıkamaması Agorafobi uygulamasından kalmadır. Günümüzde meydanlık yerlerden, açık alanlardan korkma (fobi) olarak kullanılmaktadır.

***

Agorafobi (kapalı yerlerden aşırı korkma), akrofobi (yüksek yerlerden aşırı korkma) tipiktir ve evrimsel kökenlidir. Özgül Fobilerin bir kısmı ise travmatiktir.

Bir hanım hastam, oğlu Avustralya’da okuyan oğlunun evini basan kocaman karafatmaları gördükten sonra zoofobik olmuştu; 3 seans Hipnozla hayali maruziyet (exposure) terapisi yapınca tamamen düzeldi.

***

Beden Dismorfik Bozukluk

Bunlar vücutlarında bir bölgenin hatalı, bozuk veya anormal olduklarını düşünürler.

Bir avukatın Beyaz Rus asıllı güzel eşi, sırf sol göz kapağı sağdakinden 2 milimetre düşük diye 7 kere plastik cerrahi ameliyatı geçirmişti; muayeneye gittiğimde flasterle gözünün üstüne yapıştırmıştı.

Başka bir erkek hastam da saçlarına takmıştı ve bir türlü hangi tarafa yatıracağına karar veremiyor, çirkin olduğunu düşünüp arada aşırı içiyordu. Çok yalnızdı ve tek dostu karısıydı. Kendine hobi edinmesini ve sanatla ilgilenmesini, sıkıntılarını not ederek kendine puan vermesini söyledim. Yapmaya başladı ve ilaçlarına da (nöroleptik + antidepresan) devam edince, bunlar üzerinden Bilişsel Davranışçı Terapi uygulayınca rahatladı.

***

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Her an, her ortamda mutlaka bir şeylerin ters gideceğinden endişe ederler. Kaygı veya endişe hayatın normal bir parçasıdır. Herkes günlük hayat içinde değişik konularla ilgili kaygı duyabilir. Yetişmesi gereken bir iş, sınav, sağlık, para, çocuklar ve aileyle ilgili sorunlar birçok insanı kaygılandırabilir. Aslında kaygı, bir ölçüde bizim günlük sorunlarla baş edebilmemiz için hazırlıklı olmamızı, bir tehlike durumunda da hızlı karar verip kurtulmamızı sağlar. Normalde bu tür kaygı hafiftir ve baş edilebilir düzeydedir. 

***

YAB olan kişilerde ise “sürekli, aşırı ve durumla uygun olmayan bir endişe durumu” söz konusudur. Aşırı endişe, kişinin günlük hayatını olumsuz yönde etkiler ve hattâ olağan hayat faaliyetlerini sürdürmesini engeller. Bu kişiler her durumda ihtimal en kötü sonucu düşünürler, her şey kendi denetimlerinin dışındadır, iyi bir ihtimal veya geriye dönüş mümkün değildir gibi idrak edilir. Bu aşırı endişe ve kaygı genellikle sağlık, aile, para veya iş gibi konularla ilgilidir. Denetlenemez nitelikte olan endişe hâli en az altı ay boyunca hemen her gün vardır ve gün boyunca sürer.

***

YAB’nun hayat boyu görülme sıklığı %5-6’dır. Başka bir deyişle, her 100 kişiden 5-6’sı hayatlarının herhangi bir zamanın bu rahatsızlığı yaşayabilir. Yaşla birlikte kaygı hassasiyeti artar. YAB yaşlılıkta en sık görülen sıkıntı bozukluğudur. Ek-teşhis olarak Majör Depresyon da sık görülür.

***

Gerçekçi bir şey yokken veya sebebi olsa bile durumla uygunsuz olan, aşırı olan denetlenemeyen nitelikteki endişe hastalığın temel belirtisidir. Çoğu zaman kişi endişelerinin aşırı olduğunun farkındadır, ancak endişelenmelerini denetleyemezler ve bir türlü sakinleşemezler. Çevrelerinde “aşırı evhamlı” olarak tanınırlar. Yorgunluk, dikkat bozukluğu ve yoğunlaşma güçlüğü, en ufak sesle kolayca irkilme (hiperekpleksi), uykuya dalamama ve gece sık sık uyanma diğer önemli belirtilerdir.

***

YAB’na sıklıkla sanki fiziksel bir hastalık varmışçasına kendini gösteren bazı bedensel belirtiler eşlik eder: Sebepsiz yorgunluk, baş ağrısı ve kas ağrıları, yutma güçlüğü, titreme ve seğirmeler, terleme, tahammülsüzlük, bulantı, sersemlik hissi, sıcak basması gibi fiziksel yakınmalardır. Ağrı kesici verilmesi genellikle genellikle doğru olmaz ve Analjezik Baş Ağrısı Sendromuna yol açabilir. Bu durumda hastalar daha fazla ağrı tüketir ve tam bir kısır döngü başlar. 

***

Günde 15 Vermidon (parasetamol 500mg ve 40 mg kafein) alan bir kadın hastada (23 yaş) ilaçların tamamen kesip, bir süre için hastaneye yatırmış, sonra da klonazepam (Rivotril) vererek toparlamıştık. Sonra da idame tedavisi için karbamazepin (Tegretol) başlamıştık. Hâlen takibimde...

***

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Oluşur? 

Zorlanmalar YAB’ın gelişiminde önemli rol oynar. Çocukluk dönemi ve genç erişkinlik çağları arasında başlayan YAB, yavaş ve sinsi bir gelişim gösterir. Hastalığın belirtileri dönem dönem iyileşmeler ve alevlenmeler gösterir. Zorlayıcı hayat olayları olduğunda belirtiler çoğunlukla kötüleşir. Hastalığın oluşmasında “kalıtımsal etkenler, beyin nörokimyasındaki değişiklikler, kişilik özellikleri ve stres verici hayat olayları” etkilidir.

Hastalar yorgunluk, gerginlik, kas ağrısı ve baş ağrısı gibi bedensel belirtiler nedeniyle çoğu zaman psikiyatri dışı dal hekimlerine başvururlar ve doğru teşhisin konması ve uygun biçimde tedavi edilmesi gecikebilir.  

***

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tedavi Edilebilir mi? 

Tabii ki ama uzun süre, bazen de ömür boyu tedaviyi sürdürmek gerekir. İlk yapılması gereken bir psikiyatri uzmanına başvurmaktır. İlk başvuruda kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirmenin yanı sıra, bu belirtilerin herhangi bir fiziksel hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için bazı incelemeler yapılacaktır. Özellikle tiroid ve diğer iç salgı bezleri, paraneoplastik sendromlar taranmalıdır. 

Baş ve kemik ağrılarıyla gelen, YAB ve MDB tedavisi gören bir hastada, tesadüfen çekilen bir röntgen filminde, Multipl Myeloma’ya özgü belirtiler saptanmış ve hasta derhal onkolojiye sevk edilmişti. İyi bir tedaviyle, her iki hastalıktan da kurtuldu ve toparlandı.

***

Tedavi gören YAB’lı hastaların çoğunluğu tedaviden fayda görür. Psikoterapi veya ilaç tedavileri uygulanabilir. Bu yöntemlerden birinin veya birlikte uygulanmasının etkili olduğu gösterilmiştir. Hangi tür tedavinin uygun olabileceğine doktorunla hastanın birlikte karar vermesi yerinde olacaktır. Bir kişi için uygun olan bir tedavi, diğeri için uygun olmayabilir.

***

YAB tedavisinde antidepresan ve anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar depresyonun ve başka anksiyete bozukluklarının tedavisinde de kullanılır. YAB’da etkili oldukları iyi bilinmektedir. Tedavinin amacı kaygı ve gerginliğin hızla tedavi edilmesidir. Tedavide kullanılan ilaçların ciddi yan etkileri ve bağımlılık riskleri yoktur. YAB’da kaygı gidermeye yönelik kullanılan benzodiyazepin grubu ilaçlar yeşil reçeteyle verilmektedir. Bu grup ilaçlar da ancak “doktorunuzun önerdiği dozlarda ve sürede” kullanıldığında etkili ve güvenli kullanılabilir.

***

İlaç tedavisinin etkisi birkaç haftadan önce başlamayacaktır. İlaç tedavisi belirtiler tamamen düzelene kadar sürmelidir. Tam düzelme sağlandıktan sonrada tedaviye en az bir sene daha devam edilmelidir.

***

Genç ve güzel üniversite öğrencisi sürekli olarak sınavlara girerken aşırı kaygı duyuyor, her şeyi de kafaya takıp endişe ediyordu. SSGİ grubu ilaç verdim, maruziyet (exposure) terapisiyle ve Guided Imagery (yönlendirilmiş hayal kurma) ile düzeldi. İlk zamanlar (5 gün) hidroksizin (Atarax) verdim ve Xanax (alprazolam) yazmam talebini ısrarla reddettim.

***

Astazi Abazi: Bacakların yere basamaması, yürüyeme. Kişiler numara yapmaz ama ayaklarının altında boşluk olduğunu zannederler (Boşluk Fobisi: Space Phobia).

***

Üç kişinin eşliğinde getirilen ve çok babayiğit havalı 40 yaşındaki erkek hasta yere basamadığını, ayaklarının altının boş olduğunu düşünüyordu. Klorimipramin (Anafranil) + Stilizan 2mg/gün (antiepresan ve antipsikotik ama klorimipraminin'in hâlâ depresyon için FDA onayı yoktur; trifluoperazin de hafif derecede Kalsiyum Kanal engelleyicisidir; Kombinasyon olarak verildiğinde hem depresyona, hem de psikozlara iyi gelir) 1.5 sene verdim; yanı sıra 15 seans Hipnoz ve Bilişsel Davranışçı Terapi yaptım. Hasta tamamen düzeldi ve tedaviyi sonlandırdık.

***

Histerik Afazi: Pek çok cinsel ve duygusal örselenmeye (travma) maruz kalan 25 yaşındaki bekâr ve güzel bir kızı muayenehanemde görmüştüm. Tek seans hipnozla tamamen her şeyi hatırlayıp, Satanist (Şeytana tapan) bir külte girdiğini ve koyun, kedi, keçi kanı içerek ayin yaptıklarını anlatmıştı. Uzun süreli Dinamik Psikoterapi ve 5 mg Olanzapin (Zyprexa vs.) uyguladım. 2 sene sonunda tamamen şifa buldu ve hâlâ arada bir de olsa gelir ve idame tedavisini sürdürmekte...

Histerik Bayılmalar: Epilepsiyle (sara) çok karışır. EEG tek başına teşhis koymakta yeterli olmaz. Önemli olan klinik gözlemdir. Eskiden Faradi benzeri ve can acıtma yöntemleri çok işe yarardı. Günümüzde ise sakince beklemek, acil fizik ve nörolojik muayeneyle organik bir hastalığı bertaraf edip, sonra hipnoz, EMDR veya Dinamik terapiyle durumu kontrol altına almak tercih ediliyor. Babinsky'nin pozitif bulunmaması ve gerçek şuur kaybının tespit edilmemesi önemli ipuçları arasındadır.

Epilepsi cerrahisi için bir nöroloğun yolladığı 40 küsur yaşlarındaki bir erkek hasta gelmişti. Sabırla bekledim; bir süre sonra gözlerini kırpıştırarak ayıldı. Dikkatli bir sorgulamayla, bastırılmış homoseksüel eğilimleri olduğunu öğrendim. Bunun hastalık olmadığını anlattım ama Benliğe-Yabancı (Ego-Distonik) dönemde olduğunu fark edince, Destekleyici Psikoteapiye başladım ve Cipralex 20 mg (essitalopram) sabah tok karnına yazdım. 4 haftada toparladı, hâlen terapisi devam ediyor.

***

Toplumsal Histeri

Doğal afetler, depremler, olaylı maçlardan çıkma gibi durumlarda görülen toplu şekilde saldırganlık; terör olaylarındaki tahripkâr davranışlar da buna örnek olarak verilebilir.

Maçtaki taraftarlar sürekli olarak kavga eder ve hakemlere cinsel içerikli söverler. Hakemlerin büyük çoğunluğu homoseksüel değildir ama bir Yansıtma (projeksiyon) ile öyle söverler.

***

Ortaçağ'da salgın bir şekilde Aziz Vitus ismini duyan birce kişi çılgınca dans etmişti. Bunların çoğu Dissosiyatif veya Konversiyon Bozukluğu vakalarıydı, aslında bir kısmı da Koreiform hastalardı. Her Histerik gibi görünen hasta aslında öyle değildir ve bir kısmında organik sorunlar da görülebilir. Histeri, bir anlamda, psikiyatrinin Çöp Kutusudur. Şizofreniyle dahi karışabilir.

***

Tabii ki, böyle durumlarda iş memleketi yönetenlere düşer.

Tarihteki en ünlü örnek, herkesin çılgınca sokaklara dökülüp, helak oluncaya kadar dans ettiği, 14. ilâ 17. Asırlarda Avrupa’da görülen Aziz John veya Aziz Vitus Dansı salgınıdır.

Herkese sağlıklı günler diliyorum…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 08 Ekim 2015 Perşembe

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017