Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İLGİNÇ BİR PEYGAMBER HİKÂYESİ

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1122 kez okundu
  • 1 yorum
  • Yazdır

İLGİNÇ BİR PEYGAMBER HİKÂYESİ

Uzun seneler önceydi, Üst Göztepe’de oturuyorduk, ben de Cerrahpaşa’da yeni uzmandım.  Evde karım, kızım ve bir de muhabbet kuşumuz vardı. Kuş o kadar benimsemişti ki beni, görür görmez uçup kulağıma konar ve sevimli bir şekilde kulaklarımı gıdıklar ve bana ismimle hitap ederdi. Tek başına yetiştirmiştik ve “Merhaba Kerem” diyor, ben de onu avcuma akıp okşuyor, tüylerini sıvazlıyordum. Çok memnun oluyor ve kulaklarımı gagasıyla öpüyordu.

peygamber resmi ile ilgili görsel sonucu

Kuş değil, arkadaş gibiydi. Evde uçar, konar, bazen de elimdeki fincandan yerli kahve içer, sonra da gene uçardı. Eh, kakasını arada bir kaçırdığı için karım söylenirdi ama sonradan pislettiği yerleri silerdik. Çok şirin bir hayvandı; âdeta insan gibi bana yârenlik ederdi. Gitar çaldığımda pür dikkat kesilir ve kafasını şirin bir şekilde eğerek beni dinler, ötmez ve âdeta saygı gösterirdi.  Sanki Klasik gitardan anlar gibiydi.

***

Muhabbet kuşları tek başlarına yetiştirilince konuşabilirler malûm. Adını Minnoş koymuştuk ve evimizin sevgilisiydi.

Üstte bir komşumuz vardı ve babası sabahtan viski, rakı, cin, ne bulursa içmeye başlar, 24 yaşındaki oğlunu dövmek için de elinden geleni yapardı.

O zamanın parasıyla ayda Elli Milyar TL kazanıyorlardı ama bu gelirin kaynağı mustarip, kendi hâlindeki anneleri Nermin Hanım’dı. Kendi kurup yönettiği bir elektronik eşya satan şirketi vardı ve evin para kazanan tek ferdi de bu hanımefendiydi.

Bir gün kapı çalındı. Ben de, her zamanki gibi, evdeki psikiyatri kitaplarını okuyor ve temiz havayı akciğerlerimin en ücra köşelerine kadar çekip, huzurlu bir hayat yaşıyordum. Müzik setinde de Andrés Segovia’nın bilmem kaçıncı defa dinlediğim “Bach Resitali” plağı çalıyordu.

andres segovia ile ilgili görsel sonucu

***

Bir gün kahvaltımı etmişim, evdekiler uyuyordu ve fakülteye gidecektim.

Kapıya üç dört kere vuruldu. Sabahın körüydü ve biraz irkildim. Üzerine kırmızı çizgili pijamasıyla gelen adam, isminin Sedat olduğunu söyledi. Sabahın körüydü ve biraz irkildim. Kapıyı açtım, “buyurun beyefendi, hayrola” dedim.

Leş gibi alkol kokuyordu ve acınası bir hâli vardı. Gözleri kan çanağına dönmüş, şaşkın ve üstü başı da perişandı. İçeri almak istemedim çünkü karımla kızım uyuyordu ve ne olduğu belirsiz bir sarhoşu, hiç de tanımadığım için, mahrem alanımıza sokmak istemedim.

Yalvarırcasına bir edayla bana baktı ve “Kerem Bey, sizin iyi bir psikiyatr olduğunuzu biliyorum. Lütfen bana ve aileme yardım edin” dedi.

Biraz tereddütte kaldım çünkü bu sorumluluğu almak istemiyordum ama kapıya gelip yardım isteyen, pejmürde, saçı sakalına karışmış bu zavallı adama yardım etmem, yani diğerkâmlık göstermem gerekiyordu. “Hayrola, sizin için ne yapabilirim” diye sordum.

***

Bir anda ağlamaya başladı ve “lütfen beni bu illetten kurtarın, elimde değil. Bazen şuurumu kaybedip karımla oğluma da vuruyorum, sonra da zerre kadar hatırlamıyorum” dedi. İsmini sorduğumda epey kafasını kaşıyıp, zorlukla hatırladı, 46 yaşındaymış ve adı da Sedat’mış.

İçimde merhamet duygusu uyandı ve eşikte konuştum. Senelerdir içermiş, işi gücü yokmuş, karısının parasıyla geçinirmiş, hiç arkadaşı yokmuş. Oğlunun bir süredir kendisinin peygamber olduğunu söylediğini ifade etti ve “bu zırdeliyi tedavi edin, ücreti mühim değil” dedi.

Oğlunu çağırdım. Bir metre doksan santim boyunda, babayiğit ve spor yaparak geliştirdiği vücuduyla heybetli bir şekilde karşımda duruyordu. Adı Mert’miş.  

Bu peygamberlik nasıl başladı, vahiy geliyor mu” diye sordum. Mütevazı ve mütebessim bir mahcubiyete “hayır Doktor Bey, öyle şeyler olmuyor” cevabını verdi.

Peki, evlâdım, istesen bir vuruşta babanı öldürecek kadar güçlü ve kuvvetlisin; neden bu kadar dayağa ve hakarete tahammül ediyorsun” diye sordum.

Yüzü mahcubiyetten kızardı ve “o benim babam, ona elim kalkamaz ki Kerem Bey” dedi.

***

Standart sorularımı sordum: “Hiç radyodan veya televizyondan mesaj alıyor musun, düşüncelerin okunuyor mu, olmayan sesler duyuyor musun”, içinden bir güç sana “peygambersin” diyor mu?

Hayır, efendim, sâdece bir kere öyle bir şey işitir gibi oldum ama bir hiç tekrarlamadı. Sâdece peygamber olduğum bana rüyamda Allah tarafından tebliğ edildi” dedi.

Eh, dört başı mamur bir şizofreni hastası vardı karşımda. O arada annesi de üst kattan indi; gözleri yaşlı ve çok mustaripti. “Aileyi tek başıma ayakta tutuyorum, ne olur bize yardımcı olun” dedi.

Kapıma gelen bu insanları geri çeviremezdim. Ücret talep etmedim. Babaya disülfiram (Antabus) verip bir süre hastaneye yatırmak istedim. Kabul etmedi ama ayaktan alabileceğini söyledi. Bu tedavi alkolden tiksindirmek için hastanede yapılmalıdır çünkü ölümcül yan etkileri olabilir.

Vazgeçtim ve bir antidepresan, Çinko içeren bir ilaç ve B12 vitamini ihtiva eden birer preparat yazdım. Düzenli olarak kullanmaya başladı ama tabii ki gene ayık olduğu her ân içiyordu.

***

Mert’i kendi arabama alıp fakülteye götürdüm. Norodol 20 mg Tablet, depo Prolixin (flufenazin dekaonat) yaptırdım ve kendi ellerimle sekiz seans EKT (elektrokonvülsif Terapi) uyguladım. O zamanlar herhangi bir narkoz vermeden, kendimiz yapabiliyorduk.

Hayretle gözlemledim ki, bu ilaçların yapması gereken yerinde duramama, akatizi, vücutta kasılma gibi hiçbir yan etki çıkmıyordu.

Çok sağlıklıydı ve bunu karaciğerinin ve böbreğinin çok çalışmasına, “hızlı metabolize edici” gruptan bir genç olmasıyla izah edebildim.

Bütün Kutsal Kitapları okumuştu ve kendini İslamiyet’e yakın bulmakla beraber, Kur’ân-ı Kerîm’de yazılanlar, eşcinsellerle ilgili ifadeler ve Hz. Muhammed’in veda hutbesindeki “karılarınızı gerekirse hafifçe dövünüz” şeklindeki ifadelerden hoşlanmamıştı.

Hiç insan başka birine vurur mu, bunu havsalam almıyor” dedi.

İlginç bir vak’aydı ve yardımcı olmak için bitin imkânlarımı kullandım.

Bir ayın sonunda, hiçbir şey değişmemişti ve hâlâ peygamber olduğundan emindi. Vahiyleri arada rüyalarında aldığını, hepsinin de barış ve mutluluk mesajları içerdiğini söylüyordu.

Babasının kendisinin bildiği bileli içtiğini, çok para batırdığını ve birkaç kere de başka kadınlarla ilişkiye girip, şuursuzca hareketler yaptı için hepsi tarafından terk edildiğini anlattı.

Bunlar ağır travmalardı ama Mert hep ermiş bir velî edâsıyla gülümsüyordu.

En son klozapin denedim. Bu ilaç şizofreni tedavisindeki en son seçeneklerden birisidir ve her hafta düzenli olarak kan sayımı yapılmasını gerektirir. Onu da altı ay kullandı, 600 miligrama kadar çıktım. Bana mısın demiyordu ve peygamberliği değişmiyordu. Kendine Eyyub diye bir de isim uydurmuştu.

***

Çok az sayıda ama kendisini seven arkadaşları vardı. Civardaki bir spor kulübüne yazılıp orada çalışmasını salık verdim.

Hemen dediğimi yaptı ve birkaç ay içinde heybetli bir sporcu oldu.

Spor yapmak vücuttaki endorfin ve enkefalini, serotonini arttırdığı için onun hem ruh hem de beden sağlığına iyi geliyordu.

Bir gün yanında kızıl saçlı, tek kulağında küpe olan on dokuz yaşında güzel bir genç kızla geldi, adı Aslı imiş.

Bak hayatım, bu benim doktorum Kerem Bey, sen de Aslı’sın, eminim seni çok sevecektir” dedi.

Bütün ilaçlarını usulünce kestim ve teşhisimi de geri aldım.

Bu genç iyi, ahlâklı, yardımsever ve herkese yardım eden, kendine özgü genç bir adamdı ve tedavisinin gerekmediğine karar verdim.

Sen en iyisi şu spor kulübünde vücut geliştirme ve biraz Uzakdoğu sporları çalış, en iyisi o olacak” dedim.

Babası bir süre sonra sirozdan vefat etti. O gün çok ağladı –ki bu gayet sağlıklı bir tepkiydi. Annesi de rahatlamıştı çünkü evdeki potansiyel katil artık hayatta değildi.

***

Son görüşmemizde “hayata asıl, kendini sev ve çevreni genişlet, evlenecek olursan da, mutlaka gelin adayıyla beni tanıştır evlât” dedim.

Tabii ki Hocam” dedi.

Sonra başka bir yere taşındılar ve bir daha hiç görmedim.

Hâlâ düşünürüm, “bu delikanlı peygamber miydi, değil miydi” diye…

Ne dersiniz, siz hiç böyle şeyler yaşadınız mı? 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 14 Aralık 2016 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Perşembe, 22 Şubat 2018