Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İNANÇ SİSTEMLERİ, DİNLER ve EVRİM

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 9628 kez okundu
  • 10 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Dinler


        En Eskiler: Animizm, Animalizm, Şamanizm…

        Klâsikler: İbrahimî, Budizm, Taoizm…

        Yeniler: Sai Babacılık, Bülent Hanımcılık…

        Old Wine in New Bottles: Feng Shui, NLP, meditasyonlar…

Felsefeler & İdeolojiler

        Sophos: İdeâlizm, Materyalizm, Agnostizm, Mistisizm…

        İzmler: Komünizm, Freudizm, Anarşizm…

Dünyâ Görüşleri

        Liberalizm

        Sosyalizm

        Karma Ekonomizm

        Vahşi Kapitalizm


 

DİN NEDİR?

Genellikle karizmatik bir lider veya mitolojik bir olay tarafından başlatılan, bir gün ulaşılacak mutlak saadet ve adalet telkin veya vaât eden, -günümüzde şart olmamakla beraber- bir ilâhî veya kutsal varlığa yâhut gâyeye inanmayı şart koşan ve memetik yayılma ile sür’atli mutasyona uğrayarak yayılan, kültürel farklılaşmayı da beraberinde getiren, bu işlevini hâlen de sürdüren, dogmatik vasıflı inançlara dayanan yâni yanlışlanabilirlik ilkesine ters düşen, sübjektif bilgiye istinaden gelişmiş toplumsal kurumlara din denir.


Hristiyanlık'taki Evrim...

KİŞİLİKLER ve DUYGULANIMSAL HUYLARKİŞİLİKLER ve DUYGULANIMSAL HUYLAR

        A, B ve C KÜMELERİ

        Yüksek İşlevsellikli Otizm

        Duygulanımsal Huylar:

       Hipertimik

       Siklotimik

       İrritabl

       Eşikaltı Distimik

        BÜTÜN BUNLARA KARİZMA VE DEHÂ EKLENİNCE…

Din ile Bilim Arasındaki Farklar

Bilim objektif, herkesin ulaşabileceği ve tekrarlanabilir verileri açıklar. Din varlığın düzeni, hayatın anlamı, doğru ve yanlış, iyi ve kötüyü belirler. Bilim nasıl, din ise niçin sorusuna cevap verir. Bilim ulaştığı sonuçların doğruluğunu deneysel yeterlilik ve mantıkî tutarlılık ile test eder; yanlışlanabilirlik ilkesine dayanır. Din ise doğruluğunu insanları ahlakî kemâle ulaştırma, mânevî ve mistik tecrübeyle ortaya koyar. Bilim kâinat ve insanın menşei gibi nihâî sorulara ancak teorilerle cevap verebilir. İnsan tabiatı ise bu konularda kesinliği arar; metafizik ve ahlâk teori olarak kabûl edilemez. Din insan ve kâinatın menşei konusunda, metafizik ve ahlâk alanında kesin hüküm ve prensipler sunar.

 

Sir Karl Popper: Homo scepticus.

İSLÂM

-Ebu Osman Amr bin Bahr el-Cahız (776-869):

“Birinci dereceden metafizik ve ikinci dereceden fiziksel faktörler altında, türler, yeni türleri meydana getirecek kadar değişiklik geçirebilir. Bu değişiklikler sonunda, tamamen yeni türler ortaya çıkar”.

-Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Biruni (973-1051):

“Canlılar sun’î seçim yoluyla evrimleşir ve evrimleşmenin ölçüsü ‘Tabiat ekonomisi’dir. Tabiatta bir iktisat vardır, başıbozukluk yoktur. Varlıkların evrimleşmesi ve çoğalmasını tabiattaki bu tabiî iktisat gücü yönetmektedir”.

-Abdul Malik İbn Muhammed İbn Tufeyl (…-1186):

“Güneş ısı ve ışığı, su, toprak ve havadan meydana gelen uygun bir biçimdeki karışıma tesir ederek mayalandırabilir. Bu mayalanmış çamur hâlden hâle geçip nihâyet güzel bir şekil alınca, Allah ona ruh verir”. İbn Tufeyl, cansız maddelerin karışımından ve bu karışımın kimyasal evrimi sonucu ana-babasız meydana gelen ilk insanın tabiata nasıl uyum sağladığını Hayy bin Yakzan adlı eserinde anlatır.

-İhvan-ı Safâ Risâleleri (900-1000).

-Kınalızâde Ali Efendi (1510-1572) ve diğerleri…

Birunî’nin çağdaşı İbn Miskeveyh (ölümü 1030), El-Favzu’l-Asgar adlı eserinde şöyle diyor:

“Yüksek âlemden inen nefs, yâni rûh (MKD: Burada mefhumlar karışmış, sonra ele alırız), çeşitli dünyâ varlıklarında kendini göstermiş ve tekâmül ederek insanlık mertebesine gelmiştir. Bu yüce hayat eserini kabûl eden ilk varlık bitkidir. Aşağı düzeyinde bitki, tohumsuz ürer. Otlar gibi. Bunlar minerallerden, azıcık hareket yeteneğiyle ayrılırlar. Hayat eseri nefs, bitkilerde güçlenmeye devam eder, gelişir, tohumla üreyen bitkiler meydana gelir. Bunlardan sonra köklü, yapraklı ve meyveli ağaçlar türer. Ağaçların ilk mertebesi dağlarda, çöllerde, adalarda kendi kendine bitenlerdir. Bunlar türlerini tohumla sürdürmekle beraber, ağır hareketlidirler. Sonra zeytin, nar, elma, incir ve benzeri gibi güzel toprağa, tatlı suya, ılımlı havaya ihtiyacı olan ağaçlar türer. Nihâyet evrim, üzüm ve hurma ağacına varır. Bitki, hurma ile tekâmülün son sınırına varmıştır. Hayvanla arasında çok benzerlik olan hurmanın erkeği dişisi vardır. Meyve vermesi için hayvanlardaki birleşmeye benzer biçimde tozlanması gerekir. Kök ve damarlarından ayrı olarak, hurmada temel bir organ daha vardır ki, buna bir şey oldu mu hurma ölür. Bu organ, toprağın içindeki baştır. Bu baş, hayvan beyni gibi görev yapar. Bu baş toprakta kaldıkça, hurmanın hayatı sürer. Hurma, bitkinin son, hayvanın ise ilk derecesindedir.

Bundan sonra azıcık hareket yeteneğine sâhip, köksüz yaşayabilen, yalnız dokunma duyusu olan hayvanlar oluşur. Irmak ve deniz kıyılarında bulunan sedef ve salyangoz gibi… Evrim devam eder, kurtçuklarda, kelebeklerde olduğu gibi duyu gücü artar. Hayat eseri nefs, evrimle güçlenir, köstebek ve benzeri gibi dört duyu sâhibi hayvanlara, oradan da karınca, arı ve gözleri boncuğa benzeyen, gözkapakları olmayan hayvanlara varır. Bunlarda henüz görme duyusu zayıftır. Daha sonra beş duyu sâhibi hayvanlar türer. Bunlar da derece derecedir. Kimi aptaldır, hisleri cevvâl değildir; kimi zekidir, hisleri lâtiftir; eğitilebilir, emir ve yasağı kabûl eder, sözden anlar. At ve doğan gibi.

Nihâyet evrim insan sınırına yaklaşmıştır. Hayvanlık mertebesinin sonu, insanlık mertebesinin başında maymunlar ve benzeri hayvanlar vardır. Bunlarla insan arasında az bir mesâfe kalmıştır. Burası atlanınca nefs, insan olur. Bu noktaya gelince nefsin boyu düzelir (MKD: Sırtı düzleşip dik durur demek istiyor muhtemelen),azıcık tefrik gücü, bilgi kazanma yeteneği oluşur. Kutup  bölgelerinde yaşayan bu ilkel insanlarla hayvanlar arasında büyük fark  yoktur. Bunlardan hikmet sadır olmaz, komşu uluslardan da bilgi öğrenmezler. Bu yüzden hâlleri bozuk, yararları azdır. Evrimleşen orta kuşaktaki (ekvatorla kutuplar arasında demek istiyor) insanlar, işte, gördüğün bu zekâ, bilgi ve beceri düzeyine gelmişlerdir” (MKD: Nereden biliyor acaba, Darwin gibi o da seyyahlık yapmış mı).

Darwin’den (1809-1882) çok önce Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1772) evrim tezini Ma’rifetnâme adlı eserinde şöyle özetledi:

“Varın yok olması, yokun var olması mümkün değildir. Var dâima var, yok da dâima yoktur. Var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir hâlden diğer hâle geçebilir. Allah’ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur istihâle (transformation) ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından, önce madenler, ondan bitkiler, hayvanlar vücuda gelmiş ve hayvan kemâlini bulunca insan meydana gelmiştir.

Madenlerle bitkiler arasında ara varlık mercandır. Bitkilerle hayvanlar arasında ara varlık hurmadır. Hayvanlarla insanlar arasında ara varlık maymundur. Zira cümle âzâsı, kıl ve kuyruktan başka içi dışı insana benzer. Ara varlıkların varlığının hikmeti şudur ki, her biri kendi mertebesinin aşağısından en yükseğine vâsıl olup, varlıklar mertebesi bir düzenle  sıralanıp, insan mertebesinde son bulur. Gâye, devr-ü zamanın tetimmesi, cihanın özü olan insanın meydana gelmesidir”.

Kur’ân tefsirinin çeşitli yerlerinde bu görüşe dikkat çeken M. Hamdi Yazır, şöyle der: “İnsanın şu veya bu hayvandan tekâmül etmesi, onun değerini düşürmez”.

Lavoisier’den (1743-1794) önce, Erzurumlu İbrahim hakkı Hazretleri, “varın yok, yokun var olamayacağını” ortaya koymuş, daha sonra Lavoisier kimyasal deneylerle bu görüşün doğruluğunu ispatlamıştır.

Einstein ise madde-enerji dönüşümünü göstererek bu görüşü bir ileri düzeye getirmiştir.

İbn Miskeveyh ve Erzurumlu’nun teorilerinde tabii ki birçok hatalar vardır. Ama Darwin’in teorisinde de birçok hatalar vardı. Darwin’in elinde olan imkânlar bu iki kişide olsaydı, onlar belki de daha iyi bir teori ortaya koyacaklardı (MKD: İmkân değil, metodoloji! Darwin seyahat etti, resimler çizdi, notlar tuttu ve tefekkür edip bir teori ortaya koydu; onun için müsbet ilme uyar. Diğer zevat ise tamamen teolojik ama o akıl yürütme silsilesi içerisinde rasyonel, ontolojik temelli tefekkür ettiler; onun için müsbet ilme uymazlar).

Alusi’nin aktarımına göre, İmamiyye’den Cami-ül Ahbar adlı eserin sâhibi, bu kitabın beşinci bölümünde şöyle demektedir: “Atamız Âdem’den önce, her biri arasında bin yıl bulunan otuz Âdem gelip geçmiştir. Onlardan sonra elli bin yıl harap kalmış, sonra elli bin yıl yeniden şenlenmiş, sonra atamız Âdem yaratılmıştır”.

İbn Babveyh, Kitabu’t-Tevhid adlı eserine göre, Cafer-i Sadık şöyle demişti: “Siz sanırsınız ki yüce Allah atanız Âdem’den başka insan yaratmamıştır. Hayır, vallahi bin kere bin Âdem yaratılmıştır. Siz, Âdem’lerin sonuncususunuz”.

Muhammed Bakır ise şöyle demişti: “Bizim atamız olan Âdem’den önce bin kere bin yâhut daha fazla Âdemler gelip geçmiştir”.

ŞEYH-İ EKBER MUHYİ’D-DİN İBN ARABÎ

Bu zât, Fütuhat adlı eserinde, “Âdem’den kırk bin yıl önce başka bir Âdem’in yaşamış olduğunu” söylemektedir.

Yukarıdaki alıntılarda, Müslüman mütefekkir ve âlimlerin, Kur’ân’da sözü geçen Âdem’in ilk insan olmadığını, Âdem’e gelinceye kadar binlerce insan soyunun gelip geçtiğini söylediklerini görüyoruz. Âdem’den önceki insanlar, anaerkil bir düzende yaşıyorlardı. Âdem, insanlığı anaerkil âile düzeninden ataerkil âile düzenine geçiren ilk insandır. Yâni erkeğin üremedeki yerini anlamış, kadının alanı olan tarıma da hayvanların evcilleştirilmesi sâyesinde el atarak onu eve kapamış, Âdem-Havva efsânesini kendisine dayanak yaparak kadını emri altına almış olan ilk kahraman-ata Âdem’dir. Böylece erkek, anaerkil dönemi tamamen unutturarak insanlığın tarihini ataerkil âileyi kuran Âdem ile başlatıyor.

KATOLİKLİK & EVRİM

 

2006’da ve 2009’da onlar dahi geri adım attılar!

YAHUDİLİK, PROTESTANLIK, İSLÂMİYET, UZAKDOĞU DİNLERİ & EVRİM

Evrimle hiçbir kavgaları yoktur. Kabbalizm, tasavvuf evrim fikriyle dopdoludur. 10. Asır’da Bağdat’ta İHVAN-ÜS SAFÂ, ve nice düşünce ekolü hep evrimden bahsetmiştir… İslâm adına evrim düşmanlığı cehâletten başka bir şey değil. Bahaîler ne der bilinmez. Uzakdoğu dinlerinin ana teması zâten evrimdir! 

Yaklaşık 14+1milyar sene önce bu şey bir Büyük Patlama ile ontolojik varoluşa sâhip oldu ve Evren (Kâinat, Âlem) ismini almayı hak etti!

EVRENİN EVRİMİ

Katolik papazı olan George-Henri Lemaître 1920’lerde dinsel düşünceyle, Rus (sonradan Amerikalı) Hümanist bir teorik fizikçi olan George Gamow 1940’larda bilimsel düşünceyle, İlk Ândan ve Patlamadan bahsettiler.


 

Gözlem evlerinden izlenen uzak galâksilerin ışığındaki kırmızıya kayış, bunun ispatı olarak kabûl edilmektedir.

New Jersey’deki Bell Laboratuvarı’ndan Penzias ve Wilson, gökyüzünün her tarafından gelen bir ışınım (radiation) buldular. Bütün yönlerdeki parlaklığı aynı idi ve yaklaşık 3° (2.725°) Kelvin sıcaklığındaydı. Buluşları onlara Nobel Ödülü kazandırdı.

Yâni Evren genişliyordu ve 14+1 milyar sene önce hiçlik küçüklüğündeki bir Atomo Primitivo’nun patlamasıyla ortaya çıkmıştı

 

Monsignor Georges Henri Joseph Édouard Lemaître        Georgiy Antonovich Gamov (Георгий Антонович Гамов)

 

Kozmik mikrodalga fon radyasyonu

 

Karadelik (blackhole); Büyük Patlama (Big Bang); Vahdet (Unity)

 

Amerikalılar’da opinion (kanaât) kalmadı, her şeye inanıyorlar (I believe that…).

İngiliz dergilerinde kanaât önde gelir (my opinion is…).

Çünkü belief aynı zamanda iman demektir!

Bunun kültürel arka plânına girmeyeceğim…

Şimdi daha bilimsel olduk, kanaâtler değişir!

MESELÂ, PSİKOLOJİ NEDİR?

Psychologia” teriminin kökünde kadim Yunanca psukhe (kelebek) ve logos (bilim, teori) yatar. Teorinin temelinde de “Theo’tan uzaklaşıp karşı çıkma” mânâsı yatar!


Kelimeyi ilk olarak “ruhları – Tanrı’yı – Psişe’yi çağırma ilmi” anlamında kullanan ve ontoloji teriminin de mucidi olan Alman skolâstik filozofu Rudolphe Goklenius’tan (GOCLENIUS Goeckel, Rudolph Göckel veya Rudolf Goclenius 1547 – 1628) bu yana sekülarize olup, pozitivizmle buluşması yaklaşık 450 sene almıştır.

 

Japon alfabesinde ruh – nefes – Psişe – Hakikât.

 

Mao bunu sâdeleştirmiş (Özçince) L!

Anksiyetenin (Psişenin bunalması) Finalitesi ve/veya Teleolojisi

Aslında anksiyete varoluşun en temel yaşantısıdır. İnsan ve hayvan türleri arasındaki anksiyetenin filogenetik perspektiften kıyaslandığında, kalitatif bir farkının pek de olmadığı ileri sürülmektedir (Belzung ve Philippot 2007). Bağlanma sistemlerinin ve sosyal mertebeleşmenin teşkilinde, bireysel ve sosyal sağlığın pekişmesinde anksiyete tâyin edici (determinant) faktör olarak rol oynamakta (Sloman 2008).

Belzung C, Philippot P. Anxiety from a phylogenetic perspective: is there a qualitative difference between human and animal anxiety? Neural Plast. 2007;59676.

Sloman L. A new comprehensive evolutionary model of depression and anxiety. Affect Disord. 2008 Mar;106(3):219-28.


Aslında Kaos Kozmos’u, Kozmos da Kaos’u barındırır!


Dünyânın Oluşması: 4.6 milyar sene önce.

İlk Canlıların Zuhuru: 4.1 milyar sene önce.

İlk “Homo” Türleri: 6-3.5 milyon sene önce.

İlk Homo sapiens: ~250.000 sene önce.

İlk Homo sapiens sapiens: ~100.000 sene önce.







HER ŞEYİN TEORİSİ

Cambridge Üniversitesi’nden Profesör İngiliz Astrofizikçi Hawking “sonsuz sayıda eşiz evrenler var” diyor. Evrenin var oluşunu açıklamak amacıyla yıllardır üstünde çalışılan Her Şeyin Teorisi’nin (Theory of Everything) formülünü oluşturmaya başladı ve buna “M-teorisi” adını verdi. Buradaki “M” (magic, mysterios, mother) büyülü, esrârengiz veya her şeyin (bütün teorilerin) anası olarak değerlendirilebilir. Bütün bunlar, evrenin klâsik görüşlerde zannedildiği gibi kapalı değil açık bir sistem olabileceğini düşündürüyor. Yâni, bir anlamda, evren canlı çünkü negantropi yapıyor ama sonunda entropiye mağlûp düşüp bir ultra karadeliğe dönüşüp yeniden patlamak üzere kendi içine gömülüyor!


 

Yâni yokluk, yok!

Yâni Psişe canlı, Kartezyen ekol sınıfta kaldı!

İnsan da bu sonsuz varoluşun bir parçası

Fıtraten (connate) dünyâya getirdiğimiz, hilkatimizde (innate) bulunan davranışsal özelliklerimiz var mı, yoksa her şey doğduktan sonra yaşadıklarımızla mı tâyin ediliyor?

Doğamız (nature: tabiat) bizim davranışlarımız üzerinde ne derecede rol oynar?

Bunların cevabını binlerce sene filozoflar ve teologlar tartışmıştır. Günümüzde ise müsbet bilimin konusu olabildi, nihâyet!

Cloninger’ın 4 temel huy ve 3 temel karakteri…

Akiskal’in Bipolar ¼’ten Bipolar 6’ya uzanan Duygulanımsal Huyları…

Henüz bilmediklerimiz…

YÂNİ

Hepimiz BİR BÜYÜK BÜTÜNLÜĞÜN parçalarıyız, bireysel psişelerimizin Ontogenetik Psişe’den çözülmesi (dissociation) ise Homo sapiens sapiens’in hak etmediği, sindiremediği kültüründen kaynaklanıyor. Gerçek İnsan tekâmül ettiğinde, bu sorun bitecektir… “Biz, hayvanlarla gerçek insanlar arasındaki kayıp halkayız” Desmond Morris (etolog ve sürrealist ressam).

MEMETİK & KÜLTÜREL EVRİM

Kendisini ve çevresini bilinçli olarak manipüle edebilen, değiştirebilen bilebildiğimiz tek varlık: Homo sapiens sapiens.

        Farkında olma,

        Farkında olduğunun farkında olma…

Aşama aşama oluşmuştur. Üst primatlarda bu mânâda farkında olduğunun farkında olma kısıtlı derecede de olsa, mevcut. Bilinçliliği sırf bununla tanımlarsak: Bilinçlilik de (bireysel ve toplumsal) bir devamlılık içerisinde evrimleşmiştir. Kültürel evrimin biyolojik evrimin önüne geçtiği bildiğimiz tek canlı türü: Homo sapiens sapiens. Kendini aşabilme kapasitesinde, hâttâ mecburiyetinde olan tek varlık: Homo sapiens sapiens. Yâni biziz. Bu bizi ne yaratılmışların en şereflisi kılar (eşref-i mahlûkat), ne de ayrıcalıklısı. Bilakis, bize çok büyük bir mânevî misyon yükler!

KÜLTÜREL EVRİM NASIL OLDU?

Burada, daha önce bahsedilen cansızlıktan canlılığa olan evrim ve canlıların evrimi konularına çok fazla girilmeyecek. Kültürel evrimin özellikle neden son 6-10 bin senede patladığı üzerinde durulacak. Memetik bu konuda önemli bir yaklaşım. Bir Alman evrimsel biyoloğu 1904’deki Die Mnemische Empfindungen in ihren Beziehungen zu den Originalenempfindungen isimli eserinin1921’de İngilizce’ye tercümesinde Mneme olarak kullanılmış. Memetik (İng. memetics) ise, genetik teriminden mülhem olarak “Bencil Gen” kitabının yazarı Richard Dawkinstarafından 1976’da kültürel genetik, yâni “memlerin çoğalmasını, yayılmasını ve evrimini teorik ve ampirik olarak inceleyen bilim” anlamında kullanılmıştır. Bir kişinin hâfızasında tutulan ve başka birisine de kopyalanabilen bilgi örüntüsüne mem (İng. meme) denir. Memler âdeta zihinsel virüslerdir ve genellikle çok kolay bulaşırlar; yeter ki intikal edecekleri vasatın bağışıklığı (direnci) çok güçlü olmasın! Memler bir şahıstan öbürüne taşınabilen bilişsel veya davranışsal örüntüler olduğuna, nakledilen kişi de bunu taşımaya devam edeceğine göre, bu taşınmaya replikasyon, taşıyana da taşıyıcı denebilir. Memlerin bu kendini replike etmesi ve gittikçe büyüyen bir grup ferde yayılması da, o memi tıpkı bir gen gibi replikatör hâline getirir.

Gen ve Mem Farkı

Bu farklılık aslında kültürel örüntülerin DNA yapılanmasından büyük farkını da gösterir: Memlerin evriminin araştırılıp modellenmesi çok daha güçtür ama genler keşfedilmeden önce de genetik bilimi vardı. Bunun hayvanlar âlemindeki tipik örnekleri arasında kuş şarkılarının ekserisi, avlanma yöntemlerinin ve araçların kullanımının toplumsal gruplar arasında yayılması sayılabilir. İnsanlar âleminde ise hemen bütün kültürel entiteler mem olarak telâkki edilebilir: Dinler, lisan, modalar, şarkılar, teknikler, bilimsel teoriler ve kavramlar, gelenekler, görenekler vs. Memetik yayılma sür’atli ve bol mutasyonludur. Memetik mutasyonların çoğu, genetik olanların aksine, işlevsel ve adaptiftir. Bu adaptasyonlar da gâh Darwiniyen, gâh Lamarckiyen olabilir. İnsan kültürünün diverjansı ve konverjansını, keza “akıl hastalıklarının” yâni maladaptif davranış örüntülerinin (maladaptif memetik organizasyonların) takip ve tesbitinde de memetik çok işe yarayabilir. Tufts Üniversitesi’nden filozof Daniel Dennet1992’de yazdığı Bilinçli Olarak İzah Edilme makalesinde mem kavramını zihin teorisinde önemli bir yere oturttu. R. Dawkins 1993’de yazdığı Zihin Virüsleri makalesinde memetiği dinî inanç fenomenini ve organize dinlerin muhtelif özelliklerini izah etmek için kullandı.  1996’da, ondan habersiz olarak, Richard Brodie ve Aaron Lynch dünyâdaki bütün kültürel gelişimleri memetikle izah ettiler. 1999’da İngiltere’den Psikolog Susan Blackmore Mem Makinası kitabıyla lisanın ve kendiliğin gelişmesinde memlerin önemini vurguladı. Memin târifi ve beyindeki karşılığının gösterilememesi memetikçileri eksternalistçiler ve internalistler diye ikiye ayırdı. Aunger tarafından editörlüğü yapılan ve Dennett’in önsözünü yazdığı “Darwinizing Culture: The Status of Memetics as a Science  kitabı 2000’de neşredildi. Susan Blackmore büyük gruplar hâlindeki mem komplekslerine mempleksler adını taktı. Memetik yerine memoloji (memeology) terimi teklif edildi ama tutmadı. Memoid terimi defektif alt kültler için kullanıldı. Bir memin bilgi muhtevasına memotip dendi. Birbirini destekleyecek veya simbiyozise girecek şekilde evrimleşip gelişen memler topluluğuna mem-kompleksi (meme-complex) veya mempleks (memeplex) dendi. Meselâ dinlerin ortaya çıkışı böyle izah edildi.

GRUP AYRILMASI

Memetik birikim (cumulation) tıpkı genetik havuzun yeterince dolunca taşması ve yeni bir türün ortaya çıkmasına yol açması gibiydi. Memetik evrimsel sıçramalar da şizotipal veya A kümesi’ndan Yüksek İşlevsellikli bir Otistik veya şizofren bir bireyin karizmasıyla kalabalıklaşan grubu bölüp inananlarıyla beraber ayrılmasına ve yeni bir kült-> kültür-> din doğmasına yol açıyordu. Bu sâyede kültürel farklılıklar, dinler ve kavimler oluştu.

HER MEMPLEKS HAYIRLI MI?

Evrimsel jargonda iyi-faydalı / kötü-faydasız kavramlarının karşılığı işlevsel olan ve olmayandır. Kültürel evrim arenasında ayakta kalanlar işlevseldir. Bunlar da diğerkâmlığı (altruism), sağlıklı bağlanmaları (attachment), toplumsal hiyerarşiyi âdilane kuran memplekslerdir. Demokratik ve ilerici toplumlar doğururlar.

Aksine gelişenler ise patolojik memetik mutasyonlardır (kültürel neoplazmlar). Totaliter, faşizan, baskıcı ve gerici toplumlar doğururlar.

İSTİKBÂL NE VAAT EDİYOR?

Memetik havuz çok kirlendi. Yeni mutasyonlar neoplastik ve tahripkâr. Antineoplastik tedavi şart! Bunu kim ve nasıl yapacak? L

HEPİMİZ BU SUÂLİN CEVABINI ARAŞTIRMALIYIZ. ÇÜNKÜ TÜRÜMÜZ VE GEZEGENİMİZ ELDEN GİDİYOR. PSİKOPATOLOJİLER ÇOK ARTTI.

YENİ BİR PARADİGMA: EVRİMSEL PSİKİYATRİ

Konuyla ilgili ilk kitap:

-Edward O. Wilson(entomoloji profesörü) (1998) Sociobiology – The Abridged Edition, 7th Edition.

Konuyla İlgili İlk Kitaplar:

-Antony Stevens (psikiyatr, Jungien analist) & John Price(psikiyatr ve genetikçi) (1996, 1997, 2000) Evolutionary Psychiatry. Routledge.

-Michael McGuire (psikiyatr, davranış bilimci) & Alfonso Troisi (psikiyatr) (1998) Darwinian Psychiatry. Oxford University Press.

-Matthew J. Rossano (psikiyatr, Jungien analist) & John Price (evrimsel ve kognitif psikoloji profesörü) (2003) Evolutionary Psychology – The Science of Human Behavior and Evolution. John Wiley & Sons, Inc.

-Robin Ian MacDonald Dunbar RIM, Barret Louise, editors (2009) Oxford Handbook of Evolutionary Psychology. Oxford University Press.

-Martin Brüne(psikiyatr, davranış bilimci) (2008) Textbook of Evolutionary Psychiatry – The Origins of Psychopathology. Oxford University Press.

Konuyla ilgili önemli diğer bâzı kaynaklar:

-David F. Bjorklund, Anthony D. Pellegrini (2002) The Origins of Human Nature – Evolutionary Developmental Psychology. American Psychological Association.

-Simon Baron-Cohen, Helen Tager-Flusberg, Donald J. Cohen(2000) Understanding Other Minds. Perspectives From Developmental Cognitive Neuroscience, 2nd Edition. Oxford University Press.

-Frans de Waal (1998) Chimpanzee Politics, Revized Edition. The John Hopkins University Press.

-Frans de Waal (1996) Good Natured. The Origins Of Right And Wrong In Humans And Other Animals. Harvard University Press.

-Joel Paris (1999) Nature and Nurture In Psychiartry. American Psychiatric Press, Inc.

-Joseph Silk (1997) Evrenin Kısa Tarihi. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları.

-Matthew Alper (2008) The God Part Of The Brain. Sourcebooks, Inc.

-Paul S. Katz (1999) Beyond Neurotransmission. Oxford University Press.

-Jack M. Gorman (2004) Fear & Anxiety. American Publishing, Inc.

-R. Grant Steen (1996) DNA & Destiny, Nature & Nurture In Human Behavior. Plenum Press.

-William Wright (1999) Born That Way. Genes, Behavior, Personality. Routledge.

-Björn Kurtén (1993) Our Earliest Ancestors.  Columbia University Press.

-Robert Aunger (2000) Darwinizing Culture. Oxford University Press.

-George John Romanes, Charles Darwin (1884) Mental Evolution in Animals; Posthumous Essay on Instinct. HY: D. Appleton and Company.

-Daniel C. Dennett (1995) Darwin’s Dangerous Idea, Evolution and the Meanings of Life.  Simon & Schuster Paperbacks.

-Larry W. Swanson (2003) Brain Architecture, Understanding the Basic Plan. Oxford University Press.

-Adam Kuper(1994) Yhe Chosen Primate, Human Nature and Cultural Diversity. Harvard University Press.

-Dylan Evans, Oscar Zarate (2000) Introducing Evolutionary Psychology.Totem Books.

-Roger Lewin (1997) Modern İnsanın Kökeni. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları.

-Stephen Hawking (2002) Ceviz Kabuğundaki Evren. Alfa Yayınları.

-James L. Gould, Carol Grant Goult (2000) Hayvan Zihni. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları.

Gelişimin erken dönemlerinde, hayvan yavrusu çok kısa bir periyod sırasında belirli bâzı uyaranlara çok fazla duyarlıdır, diğer zamanlarda aynı duyarlılığı göstermez. Bu periyod sırasında duyarlı olduğu uyaranlarla karşılaşma hayatının geri kalan dönemlerinde devam edecek olan davranış kalıplarını ortaya çıkarır (epigenezis).Yâni donanım (hardware) evrimseldir ve kritik dönemlerde belli yazılımların (software) yüklenmesini ister. Bu gerçekleşmezse psiko-biyo-sosyal patoloji gelişir. İnsan için “wetware” terimi teklif edilmiştir (beyin bir kimyasal çorba olduğu için). Günümüzde toplumsal çevre, temel insanî ihtiyaçlara zıt özellikler taşımaktadır. Modern toplumlar, insanın evrim sayesinde adapte olduğu ortamdan çok uzak bir yapı içindedirler. Modernite, Postmodernizm ve nihâî olarak globalizasyon da, yabancılaşmayı körükleyerek ve temel güven duygusunu zedeleyerek, yok mekânlar, ötekiler ve göçmenleryaratarak çeşitli psikopatolojilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

MATERNAL SİSTEM

İNFANT–ANNESİSTEMİ

ARKADAŞLIKSİSTEMİ

PATERNAL SİSTEM

EPİGENETİKKURALLARveYOLLAR

 

İnsanda ilk 1 senedeki sağlıklı bağlanma döngüsü: TEMEL GÜVENLİK DUYGUSU OLUŞUR…

 

İnsanda ilk 1 senedeki sağlıksız bağlanma örüntüsü: TEMEL GÜVENLİK DUYGUSU OLUŞAMAZ!

 

İkinci sene sağlıklı bağlanma örüntüsü: İlk senede de böyle olmadıysa, KAOTİK ve GÜVENSİZ, ŞİZO-PARANOİD veya DEPRESİF DURUŞ yerleşebilir!

Tip                              Ortaya çıkaran Uyaran                      Şekil                ____   

Avcı                             Doğal av                                 Etkili, pek az affektif ifâde

Territoriyal                 Yaşama alanında sınır ihlâli                       _____

           

Erkekler-arası              Rakip erkek                            Törensel davranışlar

(rekabete dayalı)

Korkuyla oluşan           Tehdit                                     Otonom reaksiyonlar, savun-

                                                                                   maya yönelik davranışlar

Maternal                     Tedirginlik çağrıları,               Başlangıçta çatışmayı önleyici

(koruyucu)                  yavruya yönelik tehdit            çabalar

Huzursuzluk               Engellenme, mahrumiyet,    Hiperaktivite, affektif ifâde bol

(irritabl)                      acı çekme

Enstümental                          _____                                                  ______

__________________________________________________________________________

Saldırganlık Tipleri

SONUÇ

2013 senesindeyiz ve el âlemin Mars’a hicreti plânladığı bir dönemde evrimi inkâr etmek, bilime ihânet, hâttâ hakarettir diyebilirim.

Hazindir ki, Türkiye’deki muktedirler bilimi de, tarihi de, dini de tahrif ederek, bir safsatalar kümesi olan mempleks de bir kültürel neoplazm ve böyle giderse, üniversite hocaları birer medrese yâhut külliye belletmenleri hâline gelecekler, geliyorlar.

Bellettikleri de bilim değil, bi’at ve kuşkulanmama, sorgulamama mempleksi…

   Allah veya neye inanıyorsanız, o bizi korusun.

      Dilerim ki öyle olsun!

         Sevgi, saygı ve akıl dolu günler dileklerimle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 23 Ocak 2013 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Baysungurozan Çarşamba, 23 Ocak 2013

    keyifle okudum :)

    Hocam; bu insan adındaki canlının içinde kendi kendini yok etme tohumu var,insan,inşa edici yeni ve olumlu şeyler icad edici olmasının hemen yanında tahripkar bir varlık aynı zamanda,ruhunda zıtlık var çok ilginç...Ben içinde bulunduğumuz durumdan memnun değilim,insanlık tahripkar bir şekilde hareket ediyor,galiba kendi kendini yok edecek,bunca nükleer,biyolojik ve kimyevi silah silolarda fışkırır haldeyken nasıl esenlik umabiliriz,bir gün patlayacak onlar,ki sadece konvensiyonel klasik silahlar dahi hep beraber canımızın okunmasına yeter...Hazin ama gerçek,maşallah etrafımız da düğün,şenlik havasında,ne olacak bu işlerin sonu...Biliyorum ama söylesem tesiri yok işte durum,bu...Allah,Manitu,Tengri,Tao her ne ise yardımcımız olsun,ne diyeyim.Aferin sana ey insan ne naif varlıksın sen...

  • Misafir
    Üner Tan Çarşamba, 23 Ocak 2013

    Mehmet Kerim Doksat: İnanç sistemleri, dinler ve evrim

    Son derece aydınlatıcı bilimsel bir derleme ve düşün eseri.. Tebrik ederim sayın Prof. Dr. Mehmet Kerim Doksat'ı.. Bu makaleyi herkesin okumasını tavsiye ederim.. Ne kadarda güzel bağdaştırmış ve açıklamış kaotik bir sistemin evrimini...Gelişmiş insanın ön örneğini görüyoruz sevgili Kerem Doksat'ta...Bu mükemel düşün insanından daha çok yazılar bekliyorum..

    MKD: Teşekkürler efendim.

  • Misafir
    Dr Ramazan İnci Perşembe, 24 Ocak 2013

    tebrik ederim

    Değerli Doksat;
    geniş açılımlı, ufuk açıcı bilimsel bir derleme. Kültürel evrim konusunu biraz anlamaya çalıştım. Konunun yabancısı olduğum için sanırım ek okumaya gereksinim var. Kutlarım. İyi ki varsınız. Bunları tartışma ve yazma cesaretini gösteren kaç kişi varız biz?
    Saygılarımla.

    MKD: Sağ olun efendim...

  • Misafir
    gamze saraçoğlu Perşembe, 24 Ocak 2013

    İnanç Sistemleri, Dinler ve Evrim

    Psikoanaliz sürecinde biri olarak özetleyici bir güzel okuma oldu benim için.
    Gerçekten akla ,sağduyuya, saygıya (herşeye-herkese-geçmişe-geleceğe-şimdiye dair vs.) sorgulamayı öğrenmeye ihtiyaç var.Elinize sağlık....

  • Misafir
    ÖZgür Perşembe, 24 Ocak 2013

    Durum vahim

    Bu güzel derleme için teşekkür ederim hocam. Bi'at, kuşkulanmama, sorgulamama mempleksi hakikâten viral bir enfeksiyon gibi hızla yayılıyor. Öyle ki; bi'at etmeyenler hızla ve büyük bir öfkeyle dışlanıp cezalandırılıyor. Bu durum da bende yoğun bir anksiyeteye neden oluyor. Çaresizlik hissine yenik düşüyorum bazen ama umudumu korumaya çalışıyorum. Gölgeler uzamaya başladı...
    Saygılar.

    MKD: Teşekkür ederim de, her keder mutlaka bir kurtuluşla sona ermez mi?

  • Misafir
    Özgür Cuma, 25 Ocak 2013

    Kurtuluş

    Kurtuluştan neyi anlıyoruz? Tarih sahnesinden silinmek de bir tür kurtuluş sayılabilir mi? Ya da kim için kurtuluş? Zirâ, kurtuluşa erene dek bilmem kaç nesil hebâ olabilir. Tabii vücudumdaki bir viral enfeksiyonu alt ederken, kaç hücremi fedâ ettiğimi önemsemem. Sonuca, yâni hastalıktan kurtulmaya bakarım.
    Saygılar...

  • Misafir
    Halit Oğuz Günaydın Cuma, 25 Ocak 2013

    Nörolojik Evrim ve Psikoanaliz

    Üstâdım,

    Makaleniz benim gibi bilim meraklısı bir câhili irşâd etti; merak ettiğim bir husus var, hoşgörünüze sığınarak sormak istiyorum. Nöroanatomik ve nörofizyolojik yapımızı evrimsel olarak nasıl açıklayabiliriz ve bu yapının bireyin psikodinamik yapısı üzerinde etkisi ne vaziyette?

    Çok teşekkür ederim şimdiden.

    Sevgiler-Saygılar

    MKD: Sevgili Üstâdım, mekânda bu konuda birkaç makale var ama özetlersek, beynin ve onun iç donamının tekâmülü (evrimleşmesi) tâ ilk memelilerden insana kadar 80 ilâ 100 milyon seneden fazla bir süre almış. Bu kesin.

    Bâki sevgim ve saygımla efendim.

  • Misafir
    Mustafa Cuma, 25 Ocak 2013

    Güzel yazı ...Sorularım var...

    Rönesans dönemi inançtan ideolojilere, yâni derlenmiş bilgilerin, somut yaşam ve düzene taşındığı dönemdi... Toplumsallığın dinle mi, yoksa siyaset ile mi sağlanacağının mücadelesiydi.
    Böylece, Rönesans'ın neticesinde, inançtan ideolojiler doğmuştur.
    Ama...
    Sanki,yirminci yüzyıl yeni bir mülkiyet ilişkisini de beraberinde getirdi...
    Yapay kâlb kapakçıkları, organ nakilleri, gen teknolojileri(Güzellik kraliçesinin yumurtasını mı istersiniz ? Dâhinin sperminini mi?), klonlama gibi uygulamalar bedeni, artık bir “seçim” mes’elesi, bir mühendislik ürünü hâline dönüştürmüştür.
    Burada dikkat çekmek istediğim husus, insan soyunun devamından bahsederken, artıki üreme’den değil, üretim’den bahsediyoruz.

    Bence bu gelecekte insanoğluna yadsıyamayacak düzeyde bir zihniyet değişimi getirecektir.
    Evrilen insan,çoklu genetik yapıya sâhip embriyolara (bitki, hayvan, insan) ulaştığında, beden tanrının bir ihsânı olmaktan çıkmaz mı?
    İnsan olmak ne demektir sorusunun yanıtını dinler verebilir mi?
    Kendi genetik koduna müdahale eden "ben" kimdir?
    Kutsiyet ve bundan kaynaklanan bütünlük yerinde durabilir mi?

    Saygımla...

    MKD: Bilmukabele...

  • Misafir
    furkan Çarşamba, 30 Ocak 2013

    On Dört Milyar Yıl...

    On dört milyar yıl ya da on dört bin yıl gezmek pervanelikte...(Pervanelik: Yıldızların ve gezegenlerin seyir ve deveran ettiği kâinat boşluğu). Eski Türkçe'de "milyar" kelimesi yoktu değil mi?

    Bir sözcükle ifâde edilebilen en büyük sayı "bin" ise, mecburen "bin" denilmesi lâzım. İyi ama kendi dilince kâinat boşluğunda on dört milyar yıl gezdiğini ve tekâmül ettiğini söyleyen, adının da şiirin mahlâs dizesinden "Sıtkı" olduğunu öğrendiğimiz bu kişi evrenin yaşını nereden biliyordu?

    Acayip işler...

  • Misafir
    Mehmet Sakınç Salı, 13 Ağustos 2013

    Homo chapaliticus (Son tanımlama)

    Sevgili Hocam,
    Bu Homo sapiens sapiens bence şeytanın tam kendisi.
    Saygılar,

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017