Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İNKILÂB ne DEVRİM ne?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3302 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Araştırmacı yazar Erol Mütercimler ÜLKE TV'de inkılâp "sözcüğünün" Türk ağzına uymadığını ve çocukların bunu telâffuz edemeyeceklerini söylüyor (13.12.2008 13:47 Cumartesi).

O da hızlı bir Atatürkçü ve Devrimci, eski Komünist olmakla da iftihar ediyor! "Nesil" yerine "kuşak" diyor; bunların konnotasyonlarını müdrik değil (nesil nesildir, kuşak ise tenâsül uzvunun üstüne sarılan örtü; psikodinamik açıdan o kadar farklı bilinçdışı gönderimleri var ki).

Yanlış anlaşılmasın; çok içten, kelimelerle (o "sözcüklerle" diyor) âdeta vals yapıyor ve hüsnüniyetli. Bütün dava, hâlen bir kesim entellektüelimizin kendi iç psikodinamik sorunsallarını Atatürkoidleşerek çözerek, kendi kafalarındaki Atatürk imgesini (imago), hâttâ simgesini (symbol) en hakiki koç Atatürk kabilinden benimseyip bir de dayatmaları. Aynı şey beni dava edeceğini söyleyen HC için de geçerli. Erol Mütercimler safderûnca bir hâlisiyetle Atatürk'ü aklıyor(!): Esas sigarayı çok içermiş, rakıyla da hiç sarhoş olmazmış, ikisini de uzun süreler bırakıp hiç sıkıntı da çekmezmiş, çapkınlık filân hak getire imiş.

O kadar da değil yâhu!

Bu biz Türk'lerin bir hususiyeti: Ortadan ayırırız her şeyi (splitting) ve ya göklere çıkarırız (primitive overidealization) ya da yerin dibine batırırız (devaluation). Meselâ, rahmetlinin epey küfürbaz olduğunu hep yok sayarlar.

Ne CD'ın Mustafa'sındaki gibi zavallıydı, ne de fevkalbeşer bir peygamber: Dehâsını milleti için kullanan bir dava adamı, bir kahramandı. Sâdece özel isim olduğu içn Allah'tan bahsedilirken kullanılması gereken "O'na" ibâresini, bu Atatürkoid arkadaşlarımız Atatürk için de kullanıyorlar.

Haydi, bakalım şu mefhumların ve kavramların gerçek anlamlarına.

***

Önce bir internette sörf yapıp bakın ne buldum (imlâyı düzelttim):

http://www.toplumdusmani.net/modules/wordbook/entry.php?entryID=1345

İnkılâp: 1. değişme, bir durumdan başka bir duruma geçme. 2. toplum ve devlet hayatında kısa sürede meydana getirilen değişiklik.

İnkılâp, kelime anlamı ile değişme, bir hâlden başka bir hâle dönmeyi ifâde eder. İnkılâp Arapça "kalp" kelimesinden gelmiş olup, bir milletin sâhip olduğu siyasî, sosyal ve askerî alanlardaki kurumların devlet eliyle makûl ve ölçülü metodlarla köklü bir şekilde değiştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. İnkılâp ve devrim kelimelerinin Fransızca karşılığı "revolution", İngilizce karşılığı "revolutiondur".

Kelime Lâtince kökenli olup, "revolvereden" gelmektedir. Revolution kelimesi, âni ve şiddetli, kökten bir değişikliği ifâde etmek üzere ilk defa 1789 Fransız İnkılâbı ile kullanılmaya başlanmıştır. Kelime genel olarak, inkılâbı ifâde etmek için kullanılmışsa da, büyük harfle yazıldığında da Fransız İnkılâbı'nı ifâde eder. Fransız İnkılâbı'na, Fransız İhtilâli de denilmektedir. Dilimizde kullanılan inkılâp kelimesi de bu yüzden, çok defa ihtilâl kelimesi ile karıştırılmaktadır. Bâzı yazarların eserlerinde, Türk İnkılâbı, İhtilâl olarak ifâde edilmektedir. Aslında inkılâp ve ihtilâl aynı şeyleri ifâde etmez. İhtilâl, inkılâbın bir evresini, mevcut otoriteye karşı gelmeyi, zora başvurmayı öngörür. İhtilâl kelimesinin Fransızca ve İngilizce tam karşılığı mevcut değildir.

Bir başka anlamı ile ihtilâl, karıştırmayı, düzensizliği ve karışıklığı ifâde eder. İnkılâp kelimesinin karşılığı ise, "yerleşik toplumsal düzeni köklü, hızlı ve geniş kapsamlı olarak niteliksel değiştirme ve yeniden biçimlendirme eylemi" olarak açıklanmaktadır. Türk Hukuk Lûgati'ne göre, "inkılâp, eski bozuk düzenin, köhnemiş düzenin yıkılmasından sonra yapılan yenileştirme hareketidir". Bu anlamda inkılâp, ne hazırlık safhasını ne de aksiyon safhasını içermektedir. İnkılâp, basit bir olay değildir. Bir ülkenin sosyal bünyesinin kökten ve genel olarak değişikliğini ifâde eder. Önemli bir halk hareketi olarak görülür ve genellikle kuvvet kullanımını gerekli kılar. İnkılâp, yeni bir sosyal düzenin yerleşmesi amacına yönelik olarak da bir tür iktidarı ele geçirme tekniğidir. İnkılâp deyimi, belirli alanlarda sosyal yönden, önemli değişiklikleri de ifâde etmek üzere de kullanılır.

İnkılâp, evrim veya tekâmül (evolution) ve ıslahattan (reforme) farklıdır. Evrim veya tekâmül genel anlamda tedrici gelişmeyi, değişikliği ifâde eder. "Yavaş yavaş açılma ve şekil alma" anlamına gelir. Reform veya eski deyimle ıslahat, toplum hayatında belirli alanlarda yapılan düzeltmelerdir. Reformlar, o ülkenin hukuk düzenine uygun olarak yapılır, tedricîdir, zorlayıcı değildir. İnkılâp, hükümet darbesinden de ayrı ve farklı bir anlam taşır.

Hükûmet darbeleri sâdece iktidardaki kişileri değiştirirler. Toplumdaki sosyal, ekonomik yapıya ilişmezler. İnkılâp ise her şeyden önce siyasal ve sosyal yapının kökten değiştirilmesini amaç edinir.

Geniş anlamda anılan inkılâp kelimesi yanı sıra dilimizde bir de dar anlamda inkılâp kelimesi kullanılır. Dar anlamda inkılâp, sosyal hayatta ve sosyal müesseselerde belli yönlerden kökten değişmedir. Bu değişme, gelişme şeklinde ve genel anlamda inkılâbın ana amacına uygun olarak gelişir. Milliyetçilik prensibinin tabiî bir sonucu olarak dil ve tarih inkılâpları, Batılılaşma prensibinin de sonucu olarak Şapka ve Harf İnkılâbı'nın kabûlü ve devletin lâikleştirilmesi, dar anlamda inkılâbı ifâde eder. 1961 Anayasası'nda da yer alan "Atatürk Devrimleri" deyimi, dar anlamda anılan inkılâpların topunu birden belirtmek üzere kullanılmıştır.

Türk İnkılâbı veya Atatürk İnkılâbı denildiğinde, geniş ve şümullü anlamı ile Kurtuluş Mücadelesi'ni de içine alan Büyük Türk İnkılâbı ifâde edilir.

Sonuç olarak inkılâp basit ve sâdece bir olay değildir. Yeni bir hukukî düzenlemenin aynı zamanda hareket noktasıdır ve idare edenlerin hukuk anlayışına karşı da müeyyidedir. Toplum mevcut olduğu andan itibâren fiil olarak inkılâp da mevcut olmuştur. İnkılâp fiili, inkılâp fikrinden öncedir. İlkel toplumlarda bu tür hareketler, ya topluluğun ihtiyaçlarının tatmin olmamış olmasından ya da politik grupların ihtiraslarından doğan şuursuz hareketlerdir. Ancak XVIII'inci asırdan itibâren toplumda gelişmeler, topluma yeni bir yön vermenin zaruretini ortaya koymuştur. Amerikan ve Fransız İnkılâpları yeni bir fikrin, yeni bir dünya anlayışının zaferidir. Toplumu geliştirmek için insan aklının düşündüğü reformlar, aynı zamanda toplumu düzenleyen kuralları da değiştirmek gücüne sâhip olmak istemişlerdir. Gelişmeye toplum düzeninin sert bir şekilde engel oluşu, iktidarların tarihî ve sosyal gelişme önünde direnmeleri inkılâbı halk hareketi olarak zaruri kılmıştır. İnkılâp kaçınılmaz bir gelişmenin biraz sert ve fakat çabuklaştırılmış şeklidir. İnkılâp, topluluğun hastalığına bir çaredir. İnkılâp, iktidarı yenileştirme ve kuvvetlendirme gibi tarihî bir fonksiyonu da yerine getirir.

İnkılâbın Unsurları

İnkılâp, halk hareketi olarak mevcut düzeni zor kullanarak yıkmayı ve yıkılan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı ifâde eder. Bu tarife göre inkılâp olayının unsurları şunlardır:

a. İnkılâp önce bir halk hareketidir. Hareketten maksat âni ve enstantane bir hareket değildir. Modern inkılâp teorisi, inkılâbın sanıldığının aksine âni bir olay, birden patlak veren bir hareket olmayıp için için gelişen, oldukça uzun bir sürecin eseri oluğunu ortaya koymaktadır. Buna göre bir inkılâpta bir hazırlık, patlama ile başlayan bir uygulama devresi mevcuttur. İnkılâbın en başta gelen bir özelliği de topluma mâl edilmesi, toplumca yapılan bir hareket olmasıdır. Bir kişiye, bir zümreye, bir sınıfa dayanılarak yapılan inkılâp, toplumca benimsenmedikçe gerçek anlamda bir inkılâp niteliğini taşımaz.

b. İnkılâp mevcut düzeni yıkma olayıdır. Mevcut düzenin yıkılması, mevcut hukuk düzenine karşı gelmeyi, kanuna, aykırı olan harekete geçmeyi gerekli kılar. Dayanağını direnme hakkında bulan bu toplum hareketi, eskimiş, yıpranmış ve iktidarda bulunanların zorla devama çalıştıkları eski düzenin yıkılmasını öngörmektedir.

c. İnkılâp, yıkılan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı amaç edinir. İnkılâp, yıkılan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı amaç edinmekle inkılâbın yeni bir hukukî düzen olduğu, gelecek hukuk düzeninin geçerliliğinin temelini teşkil ettiği anlaşılır. İnkılâp, eski hukuk düzeninin enkazı üzerinde yeni hukuk düzeninin kuruluşudur.

İnkılâbın Evreleri (Safhaları)

İnkılâp üç evrede gerçekleşir:

a. Birinci Evre: Birinci evreyi teşkil eden fikrî cephe, cemiyette değişiklik fikrinin tohumlarının atıldığı ve geliştirildiği devredir. Düşünürlerin, yazarların ve filozofların hazırladıkları ve yön verdiği devredir. İnkılâplar önce akla dayanan yeni bir sosyal düzen arayan fikirler olarak doğar. Ölçülü bir istek ve şüphe iken, taraftar bulunca iman ve ihtiras hâline gelir. İnkılâp fikirleri halk yığınlarınca benimsenirse güç ve kuvvet kazanır.
b. İkinci Evre: İkinci evre, hazırlık evresinin tamamlanmasından sonra gelir ve aksiyon safhasıdır. Dar anlamı ile ihtilâli ifade eder. İhtilâl başarı gösterirse meşrûluk kazanır. Modern ihtilâller bir tabiye ve taktik işidir. Disiplinli ihtilâlciler ister.
c. Üçüncü Evre: Üçüncü evreyi, yıkılan, bozulan düzenin yerine bir yenisini kurma fiili teşkil eder. Yeniden kurma ile inkılâp başarılmış olur. İhtilâl kelimesi, canlı ve enerjik bir hareketin ifâdesi olmakla beraber, inkılâbın ancak bir safhasını, daha doğrusu tamamlanmamış durumunu ifâde eder. İnkılâp siyasî ve hukukî hüviyyeti olan bir topluluk içerisinde eskilerin yerini yeni bir idarenin, yeni bir düzenin ve yeni müesseselerin almasıdır. İnkılâpta topluma yeni ve ileri bir fikre dayanan yeni bir düzen ve değer getirilmiş olur.

İnkılâpçılık ise kurucu ve yapıcı bir düşünceyle modern toplum hayatında yeni ilerleme ve gelişmelere imkân hazırlamaya yönelik bir düşünceyi benimsemektir. İnkılâpçılık bir taraftan uygarlık gereği yeni inkılâpları öngörürken, diğer taraftan da ileriye yönelmeyi gerekli kılmaktadır. İnkılâpçılıkla, Türk toplumu endüstri, bilim, teknoloji, tıp ve sanayi gibi her alanda, her türlü gelişmeye yabancı kalmayacak kendini çağın gereklerine göre yenileyecektir. Bu anlamda, inkılâpları sevmeyi ve korumayı, onları medenî ve insanî yaşayışın gereği olarak savunmayı öngörür. İnkılâpçılık diğer bütün ilkeleri içine alır yani hepsini kapsayan genel bir ilkedir.

Türk İnkılâbı'nın Özelliği

Türk İnkılâbı, bir diriliş ve yenilik hareketidir. Millî bağımsızlık ve millî egemenlik mücadelesidir. Dışarıda işgalciye, içeride Sultan / Halife'ye karşı birlikte, bir arada yapılmıştır. Milleti Batı'ya / Batı kültürü'ne, Batı zihniyetine götüren kökten sosyal bir değişikliktir (MKD: Burada kastedilen, Batı mukallitliği veya perestişkârlığı değil, onun muvaffak olduğu cihetleri kendine mâl etmektir). "Türk İnkılâbı Türkiye'de Doğu kültürü yerine Batı kültürünü kurmuş, softa zihniyeti yerine, modern zihniyeti getirmiş ve şeriat zihniyetinin söndürdüğü millî şuuru, milletin ruhunda uyandırmıştır Paul Gentizon. "Hulâsa, 1922'den 1928'e kadar Türkiye'de cereyan eden hâdiselere benzer bir şey bütün dünyada vukua gelmiş değildir. Tâbiri câiz ise, bütün bir millet derisini değiştirmiştir. Türk İnkılâbı, amaç, hazırlanış ve uygulama yönünden diğer inkılâplardan çok farklılık gösterir. Fikir yönünden hazırlık, inkılâbın kaynağını teşkil eder. Fransız İhtilâli'ni hazırlayan fikirleri, Fransız yazar ve fikir adamları Voltaire ve Montesquieu, Diderot, Jena Jacques Rousseau asırlar boyunca çalışma ve eserleriyle ortaya koymuşlardır. Türk İnkılâbı bir doktrin hareketinin sonucu değildir ve bir doktrine de bağlı değildir. Türk İnkılâbı Osmanlı Devleti'nin tarihî kaderine tâbi olması sonucu olarak önce bir vâkıa ve daha sonra bu vâkıaya bağlı bir fikir olarak ortaya çıkmıştır".

"Türk İnkılâbı'nı bir başka özelliği de ondaki pragmatik durum ve her türlü teorik ve ideolojik hazırlığın yokluğudur. Öyle ki, Türk İnkılâbı hiç meydanda yokken, birden hakikat olmuştur. Tarih böyle bir ideolojik hazırlık için, ne Mustafa Kemâl'e ne de Türk Milleti'ne vakit bırakmıştır. Her ikisi de inkılâp yapmak vaziyetine getirilerek tarih içinde irticalen birtakım işler yaratmak mecburiyetinde bırakılmışlardır. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Atatürk'ün esas amacı yeni bir Türk devleti kurmaktı. Yeni Türk devleti bir taraftan millî egemenlik diğer taraftan da millî bağımsızlık mücadelesi ile birlikte kurulmuştur. Yeni devletin kuruluşunun baş özelliği inkılâplarla birlikte, bir arada kurulmuş olmasındandır. Türk İnkılâbı'nın amacı sona eren Osmanlı İmparatorluğu yerine özgür ve bağımsız yeni ve modern bir devlet kurmaktı. Yeni Türk Devleti'ni kurma amacı Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihî görevinin sona ermesi ile ortaya çıkmıştır. Esas problem, Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığı için bu devleti yeniden kurmak değil, yıkılmaya yüz tutan ve fiilen yıkılan bir devletin yerine yeni ve modern bir devletin kurulmasıdır. Türkler, bu bakımdan sürekli bir devlet Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntıları üzerine kurulan yeni Türk devleti, Türk Milleti'nin devlet kurma konusunda kaabiliyetine ve üstün başarısına bağlı kalmıştır. İnkılâp'la Türk Milleti siyasî ve hukukî topluluk olarak modern bir devlet, sosyal yönüyle ileri ve medenî bir toplum olma tercihini yapmıştır.

1789 Fransız ve 1917 Rus İnkılâpları'ndan farklı olarak Türk İnkılâbı'nda, inkılâbın hazırlığını yapanlar, fikrî yönden olgunlaştıranlar ve onu aksiyon alanında başarıya götürenler aynı kişilerdir. Büyük Atatürk, Türk İnkılâbı'nın hem fikrî hazırlığını yapmış, hem de aksiyon alanında onu başarıya ve zafere ulaştırmıştır. İnkılâpçı Atatürk, artık zamanını tamamlamış olduğuna inandığı bir imparatorluğun üzerine yepyeni temellere dayanan bir devlet kurmuştur. Atatürk, inkılâbı başarıya ulaştırırken aynı zamanda hür, bağımsız, modern ve yeni bir devlet kurmuştur. Yeni devletin kuruluşu önce fikrî yönden bir hazırlık çalışması gerektirmiştir. Türk İnkılâbı'nın amacını teşkil eden yeni devlet kurma fikri Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihe intikali ile ortaya çıkmıştır.

Yeni Türk Devleti'nde yapılan inkılâpları siyasî alanda, hukuk alanında, eğitim ve kültür alanında, sosyal alanda ve ekonomi ve sağlık alanında yapılanlar olmak üzere beş ana grupta toplamak mümkündür. Bu inkılâplar gruplarına göre şunlardır:

A) Siyasî Alanda Yapılan İnkılâplar

1)Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyet'in ilânı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni Türk Devleti'nde Anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 Anayasası (Teşkilât-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 Anayasası (İkinci Anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM'de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kuruluşu ve bunun halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk'e suikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı

B) Hukuk Alanında Yapılan İnkılâplar

1)Medenî Kanunu'un kabûlü
2)Ceza Kanunu'nun kabûlü
3)Hâkimler Kanunu'nun kabûlü
4)Ticaret Kanunu'nun kabûlü
5)Borçlar Kanunu'nun kabûlü
6)İcra ve İflâs Kanunu'nun kabûlü

C) Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılâplar

1)Eğitim alanında yapılan inkılâplar

1.a)Tevhid-i Tedrisat (Eğitim ve öğretimin birleştirilmesi) Kanunun kabûlü
1.b)Lâtin harflerinin kabûlü
1.c)Üniversite reformu
2)Kültür alanında yapılan inkılâplar
2.a)Türk tarihi alanında yapılan çalışmalar
2.b)Türk dili alanında yapılan çalışmalar

D) Sosyal Alanda Yapılan İnkılâplar

1)Kılık kıyafette yapılan değişiklik
2)Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması
3)Takvim, saat, ölçüler ve rakamlarda değişiklik
4)Soyadı Kanunu'nun kabûlü
5)Millî bayramlar ve tatil günlerinin belirlenmesi
6)Kadın haklarının kabûlü

E) Ekonomi ve Sağlık Alanında Yapılan İnkılâplar

1)Ekonomik alanda yapılan çalışmalar
2)Sağlık alanında yapılan çalışmalar.

Atatürk'e Göre İnkılâpçılık

Atatürk'e göre Türk İnkılâbı, Türk Milleti'ni son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak, yerlerine milletin en yüksek medenî icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır. Atatürk bu anlatımı ile inkılâbın, basit bir yönetim değişikliği olmadığını, temel kurumlarda da bir değişmeyi ifâde ettiğini ve Türk İnkılâbı'nın çağdaşlaşmaya yönelik karakterini de vurgulamıştır. Atatürk, kendisinin gerçekleştirmeye çalıştığı fikir ve prensiplerin, Türk Milleti'nin mefkûre ve emellerinin özeti olduğunu çeşitli şekillerde açıklamıştır. Atatürk kendi eseri olan inkılâbın belirli niteliklerini 5.12.1925 de Ankara Hukuk Fakültesi'nin açılışında şu sözlerle anlatmıştır:

"Türk İnkılâbı" nedir? Bu inkılâp kelimenin vehleten (ilk ânda) îma ettiği ihtilâl mânâsından başka ondan daha geniş bir tahavvülü ifâde etmektedir. Milletin mevcudiyetini idâme etmek için fertler arasında düşündüğü müşterek râbıta, asırlardan beri gelen şekil ve mâhiyetini değiştirmiş, yâni millet dinî ve mezhebî irtibat yerine Türk Milliyeti râbıtasıyla efrâdını toplamıştır. "Altı sene zarfında büyük milletimizin hayat cereyanında vücuda getirdiği bu tahavvüller herhangi bir ihtilâlden çok fazla yüksek olan muazzam inkılâplardandır". "Çok milletlerin kurtuluş ve yükseliş mücadelesinde mütehevvir oldukları görülmüştür. Fakat bu tehevvür Türk Milleti'nin şuurlu tehevvürüne benzemez".

Atatürk'ün inkılâpçılık anlayışının temelinde Türk Milleti'ni, dünya kültür ve medeniyetlerinden yararlandırma düşüncesi vardır. Türk İnkılâbı toplum hayatında ortaya çıkan teorik ve pratik sorunları, ihtiyaçları karşılamak ve problemleri çözmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Atatürk yeri ve zamanı uygun oldukça gerçekleştirdiği inkılâplar ile Türk Milleti'ni çağdaş medeniyet seviyesine getirmeyi (MKD: hâttâ "muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmayı") plânlamıştır. Bu sebepten bütün inkılâplar, Türk Milleti'nin ilerlemesini sağlamaya yönelik gerçekleştirilmiştir.

Türk Milleti'nin ilerleyerek devam etmesi ve bunu sağlayan inkılâpların korunması için, İnkılâpçılık İlkesi'ni, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinden birisi olarak Anayasa'ya koydurmuştur.

***

http://www.osmanlicaturkce.com/?k=%DDnk%FDl%E2b&t=@ adresinde ise kelime "inkılâb olarak geçiyor ve anlamı şöyle: 1) Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma. 2) Altüst olma.

***

Cemil Meriç, "aslında her inkılâp bir devrimdir der. Der de, uzun uzun bu nüansları bilip de tartıştıktan sonra der.

Yoksa sâdece "devirmek anlamından türetilmiş devrimin devirdiklerine bakıp, o seyahatin dinamiklerini bilmeyen güruhlar, ortalığı târumar ederler.
   Şuursuzca
           Acımasızca
                 En korkuncu da amaçsızca!
                       Bakın Yunanistan'a ve oradan sıçramalara.
                             İnkılâbla devrimin farkını anlarsınız, oraları da ayrıca yazacağım.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 13 Aralık 2008 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 12 Aralık 2017