Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İNSANDAN MÂLZEME VEYA MAL OLUR MU, OLURSA NEYE MÂL OLUR?

 

Mâlzeme: Bir veya birkaç tânesini bir araya getirdiğimiz ve bir tüketim maddesine dönüştürdüğümüz maddeler malzemeleri oluştururlar. Un, tuz, su, maya gibi maddeler ekmeği oluşturan; kereste, çivi, tutkal gibi maddeler masayı oluşturan; çimento, kum, su gibi maddeler betonu oluşturan malzemelerdir. Kullanılabilir cisimler yapmak amacı ile doğal veya yapay olarak üretilmiş maddelerdir. Günümüzde birçok mâlzeme çeşidi bulunmaktadır. Daha sonra kullanılabilir cisimler yapmak amacıyla doğal veya yapay olarak üretilmiş maddeler.

Metalürjiden neş’et alıyor kelime…

İngilizcesi material.

***

Peki, “mal” nedir?

1. Bir kimsenin veya bir tüzelkişinin iyeliği altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların tümü; bayağı, aşağılık, kötü kimse.
2. Alınıp satılabilen her türlü ticaret eşyası, tüccar malı malı, emtia; esrar veya kaçak madde.
3. Birinin iyeliği altında bulunan büyükbaş hayvanların tümü

Cümle içinde kullanımı…

Mal vardı, mülk vardı. At vardı, araba vardı. Ö. Seyfettin

“Mal” kelimesinin İngilizcesi

pref. bad; wrong; abnormal
n. time; one time; stain, taint, permanent mark
v. picture, paint, draw; describe, depict, portray

Kökeni: Arapça

***

Nûr içinde yatsın, hayatımda tanıdığım en kâmil ve güzel insanlardan biri Prof. Nişan Sönmez’di. Fakültede ders verirken küt diye bir miyokard enfarktüsü ile Ebedî Maşrık’a kavuştu ve ölümsüz oldu.

 

Hayatının bir özetini http://www.eperbis.yildiz.edu.tr/biyografi.php?id=117 adresinden okuyabilirsiniz.

Kimselere ahkâm kesmez, gereksiz yere reklâm yapmaz, emin olmadığı olmayan konularda medyada veya başka vasatlarda perhizler tavsiye etmezdi.

Nişan, adam gibi bir adamdı.

Bir Türk’tü ama kökeni Ermeni’ydi; tıpkı Kolsuz Agop Üstâdım gibi…

Nişan’ın çok güzel bir konferansı vardı: Mâlzememiz İnsan.

Hani, demem o ki, bir mecaz (metafor) olarak, malzeme kelimesi insan için de kullanılabilir.

Ama mal kelimesini insan için kullanmak ayıptır, günahtır…

Vahşi kapitalizmin hele sporcular için kullandığı “…., artık 2 seneliğine … USD’ye Filânca Takım’ın malı oldu” ifâdeleri midemi bulandırıyor.

Hâlbuki Nişan’ın vefatı bütün kardeşleri, sevenleri arasında o kadar çok gözyaşına, hüzne ve hasrete mâl olmuştu ki…

Hadi, yapabiliyorsanız bu ifâdeleri 150 kelimelik “arı-duru dil” denen şeyle anlatın.

Size kul veya meta bile olurum.

   Ama hem bilmeyip hem de eleştiriyorsanız…

      Kendinize üçgen bir aynada bakın.

         Acaba ne göreceksiniz?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 28 Nisan 2013 Pazar

HYPNOSIS: PAST and FUTURE
ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI ve YALIN GERÇEKLER
 

Yorum 1

Already Registered? Login Here
Guest - Nuri Peşkircioğlu on Çarşamba, 01 Mayıs 2013 19:52
Mal, malzeme ve değerbilirlik

Ne kadar güzel anlatmışsınız MÂLZEME VE MAL karmaşasını. Bu yüzden olsa gerek yorum almamışsınız. Benim de yorumuma neden Nişan Sönmez'dir ki yeri bendenizde de ayrıdır. Söz değerbilirliğe ve yalınlığa değdiğinde ise bir başka ustayı Ekmel Denizer'i anmanın tam da yeridir dedirtti cümlenin devamı;
----------

Değerbilirlik’ten:
“Toplumları yücelten özelliklerin başında değerbilirlik gelir.
Biz, kadir kıymet bilmekten çokça söz eder, ‘Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır’ deriz. Deriz de, şöyle bir etrafımıza baktığımızda, bir binanın cephesinde, ne pirinç bir levhaya kazılmış, ‘Attilâ İlhan bin dokuz yüz bilmem kaç yılında, Sisler Bulvarı’nı bu evde yazdı’ ya da, ‘Cevat Memduh Atlar şu şu yıllarda bu evde yaşadı’ yazısını, ne Bakırköy’de Ekrem Karadeniz’in, ne Çorlu’da Çorlulu’nun, ne de Spor Akademisi’nin önünde Lefter ya da Yaşar Doğu’nun bırakınız heykelini, bir büstünü göremeyiz.” S.9

Lavtacı Lambo ve Oğulları’ndan:
Çok değil, bundan seksen doksan yıl önce Silivri’de gönül ehli bir adam yaşadı; Lavtacı Lambo Baba… Uda benzeyen küçük lavtasıyla nice gönülleri şenlendiren bu adamın, mırıldandığım bir eseri var mı bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa; yetiştirdiği biri kemençe, diğeri ud virtiözü iki oğlunun bestelerinin müziğimiz susmadıkça hep söyleneceğidir.
Ülkemizin her yöresi kendini duyurmak için, yoğurdunu, kirazını, topatanını, domatesini simgeleştirip, festivaller, günler, fuarlar düzenlerlerken, yörelerini ölümsüzleştirecek gerçek değerlerinin farkında değiller… İşte, kaç Silivrili Lavtacı Lambo, Aleko ve Yorgo Bacanos’un farkındalar?... Oysa, Türk müziğinden zevk almaya başladıktan sonra dağarcıklarından eksik etmeyecekleri,
‘Gel ey denizin nazlı kızı’ acemaşiran semaisi,
‘Hala kanayan kalbimi aşk ateşi dağlar’ mahur senginsemaisi ve daha bir çokları Bacanoslarındır. (…) Çevre düzenlemeli minik bir parka büstleri dikilsin…
Dikilsin ki;
‘Bir türbe ki ruhum, gelen ağlar, giden ağlar’
diyen bu üç güzel insanın ruhları şad olsun,
Silivri borcunu ödesin…
-------
Böyle bir vefâ insanlığa mâl olsun.

Saygılarımla,

Nuri Peşkircioğlu

MKD: Çok teşekkürler, bilmukabele Sayın NP.

0
Ne kadar güzel anlatmışsınız MÂLZEME VE MAL karmaşasını. Bu yüzden olsa gerek yorum almamışsınız. Benim de yorumuma neden Nişan Sönmez'dir ki yeri bendenizde de ayrıdır. Söz değerbilirliğe ve yalınlığa değdiğinde ise bir başka ustayı Ekmel Denizer'i anmanın tam da yeridir dedirtti cümlenin devamı; ---------- Değerbilirlik’ten: “Toplumları yücelten özelliklerin başında değerbilirlik gelir. Biz, kadir kıymet bilmekten çokça söz eder, ‘Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır’ deriz. Deriz de, şöyle bir etrafımıza baktığımızda, bir binanın cephesinde, ne pirinç bir levhaya kazılmış, ‘Attilâ İlhan bin dokuz yüz bilmem kaç yılında, Sisler Bulvarı’nı bu evde yazdı’ ya da, ‘Cevat Memduh Atlar şu şu yıllarda bu evde yaşadı’ yazısını, ne Bakırköy’de Ekrem Karadeniz’in, ne Çorlu’da Çorlulu’nun, ne de Spor Akademisi’nin önünde Lefter ya da Yaşar Doğu’nun bırakınız heykelini, bir büstünü göremeyiz.” S.9 Lavtacı Lambo ve Oğulları’ndan: Çok değil, bundan seksen doksan yıl önce Silivri’de gönül ehli bir adam yaşadı; Lavtacı Lambo Baba… Uda benzeyen küçük lavtasıyla nice gönülleri şenlendiren bu adamın, mırıldandığım bir eseri var mı bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa; yetiştirdiği biri kemençe, diğeri ud virtiözü iki oğlunun bestelerinin müziğimiz susmadıkça hep söyleneceğidir. Ülkemizin her yöresi kendini duyurmak için, yoğurdunu, kirazını, topatanını, domatesini simgeleştirip, festivaller, günler, fuarlar düzenlerlerken, yörelerini ölümsüzleştirecek gerçek değerlerinin farkında değiller… İşte, kaç Silivrili Lavtacı Lambo, Aleko ve Yorgo Bacanos’un farkındalar?... Oysa, Türk müziğinden zevk almaya başladıktan sonra dağarcıklarından eksik etmeyecekleri, ‘Gel ey denizin nazlı kızı’ acemaşiran semaisi, ‘Hala kanayan kalbimi aşk ateşi dağlar’ mahur senginsemaisi ve daha bir çokları Bacanoslarındır. (…) Çevre düzenlemeli minik bir parka büstleri dikilsin… Dikilsin ki; ‘Bir türbe ki ruhum, gelen ağlar, giden ağlar’ diyen bu üç güzel insanın ruhları şad olsun, Silivri borcunu ödesin… ------- Böyle bir vefâ insanlığa mâl olsun. Saygılarımla, Nuri Peşkircioğlu MKD: Çok teşekkürler, bilmukabele Sayın NP.