Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İNSANIN KAÇ BEYNİ VARDIR?

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 5505 kez okundu
  • 4 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Aklıma bir filim düştü:

TANGO’NUN TARİHÇESİ

Tango, Buenos Aires, Arjantin ve Montevideo, Uruguay kökenli bir dans ve müzik türüdür. Dansla beraber gelişen müzik tarzı da aynı adla anılmaktadır.

Hâttâ derler ki, ilk defa bu dansı gören bir Avrupalı asilzâde “iyi de, neden ayakta” diye sormuştur.


Her türlü temel duygunun stilize ve sembolize edildiği, ihtirasın refakat ettiği bir olgudur Tango!

İlk yılların Tangosu “Tango Criollo” veya “Basit Tango” olarak bilinmekle beraber, günümüzde Amerikan ve uluslararası Tango stilleri, Fin Tangosu, Çin Tangosu gibi çeşitli türler gelişmiştir. Ancak orijinal Tango, doğduğu toprakların adıyla, Arjantin Tangosu olarak anılmaktadır. Tangonun dramatik duygusu, dans sırasında çok zengin doğaçlama fırsatları yaratması, dansın özünde aşk ve melankoli tutkusunun yatmasından ileri gelmektedir.

Tango müziğinin temel çalgısı Alman icadı olan fakat ismini Arjantin Tangosu ile duyuran akordeonun akrabası bandoneondur.

Tango kelimesinin lengüistikte kesin kökeni bilinmiyor.

Afrika tamtamlarının çıkardığı "tan-go" seslerinden veya da Lâtince dokunmak anlamına gelen “tangere” fiilinden türediği sanılmaktadır. Tango kelimesi aynı zamanda Lâtin Amerika’da çok geniş bir siyahî topluluk tarafından kullanılmaya başlandı. 1800’lü yıllarda işçi sınıfından birçok kişi, büyük umutlarla Fransa’dan, İtalya’dan, Macaristan’dan, İspanya’dan ve Portekiz’den Güney Amerika’ya göç etmiştir. Yabancı oldukları bir kıt’ada yaşanan, başta ekonomik ve sosyal sıkıntılar, beraberinde hayâl kırıklıklarını getirmiştir. Bu hayâl kırıklıkları, geleceğe dâir büyük umutlar ve geçmişten getirilen kültürle harmanlanarak Tango müziğini oluşturmaya başlamıştır.

Tango, Buenos Aires’te, o dönem alt sınıf olarak adlandırılan, fakir ve en temel sosyal haklardan bile faydalanamayan bu insanlar tarafından yaratılmıştır.

Tıpkı Fado gibi yâni

Böylece belirgin bir şekilde 1865 ilâ 1880 arası ortaya çıkan Tango müziği, içerisinde hırçınlık, âsilik, küstahlık gibi bâzı duygular ile kâlb kırıklıkları ve paramparça olan hayâller neticesinde melânkoliyi taşır. Eşlerini, çocuklarını, yâni ailelerini geçmişte bırakarak tek başlarına bu yabancı topraklara gelen göçmenler, erkek nüfusunun artmasına ve cinsiyetler arası büyük bir sayı farkı oluşmasına sebep olmuştur. Boenos Aires’deki kadın nüfusunun bu azlığı, beraberinde fâhişeliği gelişen bir endüstri getirmiştir.

Böylelikle, genelevler artarak, kısa sürede işçi sınıfının eğlence mekânları hâlini almıştır. Bu mekânlarda da kadın sayısının az olması kapılarda uzun kuyruklar oluşmasına sebep olurken, sırada bekleyen erkekleri eğlendirmek için küçük Tango müzik grupları çalıştırılmaya başlanmıştır. Genelev mekânları fakir kesimin yanı sıra orta ve daha üst kesimin de uğrak yeri olmuş her iki kültür burada birbirlerini tanımıştır. Böylelikle alt kesimin sokakta yarattığı Tango üst kesim tarafından bu mekânlarda tanınmıştır.

Tangonun müzikal kökeninde; İspanyol dans figürleriyle şekillenen ve Küba müziği ile harmanlanan “HABANERA”, dönemin Arjantinli zencilerine âit “MILONGA” ve yine İspanyol asıllı “TANGO ANDALUZ” vardır.

Tango, alt kesime âit olması ve genelevlerde yayılması sebebiyle uzun süre ahlâka aykırı bulunmuştur. Bu dönemde kadınlar için dövüşen ve yine onlarla iyi dans edebilmek için birbirleriyle dans pratiği yapan erkekler vardır. “Compadre” veya “Compadrito”adı verilen bu kabadayı tiplemelerinin eğlence anlayışı “şarap” ile “cana” (bir tür şeker kamışı rakısı) içip, şarkı söylemek ve dans etmektir.

Arjantin Tangosu’nun müziği 2/4’lük, 3/4’lük veya 4/4’lük ölçülerde olup, sert hatlıdır ve ritimleri belirgindir. Arjantin Tangosu, Avrupa’ya 20. Asrın başlarında, gemilerle Fransa’ya, gelen Arjantinli Tangocular tarafından taşınmıştır. Öncelikle yine alt kesimlerce sevilip yayılan Tango, zamanla üst kesimlerde de beğenilmeye başlar. Ancak Arjantin’deki stil ile Avrupa’da yapılması hoş karşılanmamış ve modernleştirme adı altında sadeleştirilmiştir. Böylelikle “Avrupa Tangosu” ortaya çıkmış, kısa sürede diğer Avrupa ülkelerine de yayılmıştır.

Bu dönemden sonra, özellikle Paris’lilerin bu dansa olan ilgisi sâyesinde Tango, Arjantin sosyetesinde de değer kazanmıştır. İlk kez 1917 yılında Carlos Gardel’in smokin giyerek, her türlü argo ve erotizmden uzak sözlerle Tango söylemesi, müziğin üst kesimlerce değer kazanmasını hızlandırmıştır. Avrupa’nın ilk Tango çılgınlığı Paris’ten sonra Londra, Berlin ve diğer başkentlere sıçradı. 1913’lerin sonlarına doğru, bu dans New York’u ve Finlandiya’yı da etkisi altına aldı.

Buenos Aires’te Tangonun üst kesimlerce de benimsenmesi ve dünyayı etkileyecek bir akım hâlini alması 1920 ilâ 1940 arasıdır. Bu dönem Tangonun Altın Çağı olarak nitelendirilir. Artık Tango kendi içinde biraz daha yumuşayarak, Salon Tangosu hâlini almıştır.

İkinci Dünya Savaşı’na kadar zirvede olan Tango, bu dönemden sonra, politik sebeplerle gerilemeye başlar. Özellikle de 1955 yılında Juan Domingo Peron’un askerî darbeyle devrilmesi ve ardından birbirini izleyen askerî darbeler neticesinde dans salonları kapatılmış, dans etmek yasaklanmıştır.

1983’de, Arjantin’de askerî cunta ortadan kalkmış ve böylece Tango, Buenos Aires’e eski görkemiyle geri dönmüştür. Astor Piazzolla’nın müzikte başlattığı ve kısa sürede dansa da yansıyan yenilikçi akım, Tangoya büyük bir zenginlik kazandırmıştır. Piazzola, kendi eserleri için “ben Tango’nun ırzına geçen adamım” der!

Türkiye’de de Cumhuriyetin ilânı ile oluşan çok sesli müzik gelişimi ile Tango sevilmiş ve yayılmıştır.

Necip Celâl, Fehmi Ege ve Necdet Koyutürk pek çok Tango besteleyerek Tangonun Türkiye'de sevilmesi ve yayılmasını sağlamışlardır. Tangonun bu ithâl versiyonları daha az vücut temâsı esasına dayalıydı (Ballroom Tango Balo Salonu Tangosu) ama bununla beraber pek çokları için hâlâ şoke ediciydi.

Profesyonel dansçılardan oluşan Tango dans grupları da, çeşitli ülkelerde yaptıkları koreografik şovlarla Tango müziğini ve dansını daha fazla tanıtmış ve dünyaya yeniden sevdirmişlerdir. Bir zamanların ayıplanan ve hor görülen dansı, artık günümüzde ışıltılı dans salonlarında uygulanan, nezih bir eğlence hâlini almıştır.

Tango gerek Arjantin’in çeşitli bölgelerinde gerekse dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı olarak biçimlenmiş ve ortaya az çok farklı stiller ortaya çıkmıştır. Tangonun günümüzdeki belli başlı stilleri şu adlarla tanınır:

  • Arjantin Tangosu
  • Tango Oriental (Uruguayo)
  • Tango Milonguero (Tango Apilado)
  • Tango Nuevo (New Tango)
  • Tango Canyengue
  • Tango Liso
  • Tango Salon
  • Tango Orillero
  • Show Tango (Fantasia olarak da bilinir)
  • Ballroom Tango
  • Finnish Tango (Fin Tango)

Vikipedi’den iktibas ettiğim ve birkaç şahsî bilgimi eklediğim tarihçe bu…

***

On 16 Eki 2012, at 01:56, Tango Terapi < Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. > wrote:                             

                                                  http://Tangoterapi.com/

Bakın ciddi ciddi bir psikoterapi ilânını sizlerle paylaşıyorum.

İsteyen gidebilir hâttâ!

ASHTANGA BEDEN ATÖLYESI

                               “Zihin unutur beden hatırlar”.               

Değerli Grup Üyeleri,

18.09.2012 tarihinde oldukça güçlü bir uygulama olan nefes odaklı ardışık hareket serisinden oluşan Ashtanga Beden Atölyesi düzenlenecektir.

Üzerinde yıllarca suren araştırmalar sonucu yarabilmiş hareket serisi olan Ashtanga ana rahmindeki cenin pozundan başlayarak tüm yaşamı kapsayan ve ölüm duruşuyla son bulan hareket serisi olarak tanımlanabilir. Ayrıca katılımcıların yaşamlarında çok ciddi dönüşümler yaratabilen ruhsal, zihinzel (MKD: zihinsel olacak) ve bedensel anlamda oldukça güçlü bir uygulama olduğu rahatlıkla söylenebilir.

ASHTANGA’YA PSİKOLOJİ AÇISINDAN BAKIŞ

Hareket serisinin en önemli özelliği çocukların gelişim aşamasında sergiledikleri hareketlerin tamamını kapsar nitelikte olmasıdır. Bu anlamda çocukluk evresinde ayrıca yetişkinlik döneminde yaşanan travmaları çözümleyici, iyileştirici gücü kendi içinde taşımaktadır. Çocuklukta yaşanan travmalar, özellikle korkular, fobiler, kasılmalar (MKD: ?) güçlü bir şekilde beden hafızasına kaydolur ve üzeri çözülemediği takdirde (MKD: ?) kapatılır. Yetişkinlikte üzeri örtülen bu korkular kişilerde psikosomatik rahatsızlıklar olarak karşılık bulur. Bu korkular, fobiler, kasılmalar (MKD: ?), travmalar zihinsel anlamda çözümlenseler bile bedende yer eden etkilerinin ele alınmaması açısından eksik kalır. Bu anlamda Ashtanga Beden Atölyesi birbirinden farklı hareket serileriyle beden duruşlarıyla ve nefesin güçlü etkisiyle beden hafızasında kayıtlı olan tüm travmaları bedensel düzeyde çözümler. Bu dönüşüm beraberinde zihinsel ve ruhsal dönüşümü de getirerek travmalardan arınmayı sağlar.

Ashtanga’nın bu denli güçlü bir uygulama olmasını sağlayan unsur nefesi ve abdominal bölgeyi karın bölgesini etkili bir şekilde kullanmasından kaynaklanır. Abdominal bölgeye ilişkin New York’taki Columbia Üniversitesinde görevli nörobilimci, anatomi ve hücre biyolojisi uzmanı Prof. Dr. Michael Gershon, 1998 yılında yayınladığı “The Second Brain” adlı kitabında karnımızda, ikinci bir beyin bulunduğundan söz eder. Gershon’a göre ikinci beyin, asıl beynin bir kopyasıdır. Hücre tipleri, etken maddeler ve reseptörleri tamamen aynıdır. Ayrıca karnımızdaki beyin, serotonin gibi, ruh hâlimizi belirleyen nörotransmitterleri üretir. Psiko-aktif maddelere tepki verir. Ve özerk çalışır.  Karın, hastalanıp kendine özgü nevrozlar geliştirebilir. Sonuç olarak karın hissediyor, düşünüyor ve hatırlıyor. Sezgisel kararlarımızı, bu içsesi dinleyerek alıyoruz(1).

ASHTANGA’YA NEFES ACISINDAN BAKIS

Bebeklerin abdominal karın (MKD: İkisi aynı şey) bölgesine baktığımızda derin ve tam nefes aldıkları görülür. Buna karşın yıllar geçtikçe gündelik kaygılara, korkulara bağlı olarak bilinçsizce sığ nefes almaya başlarız. Sığ nefes stres oluştuğu dönemlerde nefesin tutulmasından doğan şartlanmış bir davranıştır. Beden gerilir ve nefes esnasında çok az miktarda havayı yalnız akciğerin üst kısmını dolduracak kadarıyla alır. Bu soluk alma bicimi çok sık tekrarlanırsa alışkanlık hâline dönüşerek bedendeki gerginliği arttırır. Ayrıca sempatik sinir sistemini aktive ederek ileri boyutlarda kaygıya, depresyona, psikosomatik rahatsızlıklara yol açan semptomları açığa çıkarabilir. Ayrıca bu süreçten karın bölgesi organları da nasibini alır. Duygularla çok yakından bağlantılı olan mide sığ nefesle birlikte gergin hâle dönüşür, yine ülserler sindirim bozuklukları ve bağırsak problemleri kaçınılmaz olabilir.

Ashtanga Beden Atölyesi stres bozukluklarının (MKD: ne demekse) hatta bütün hastalıkların genel kaynağı olarak gösterilebilecek olan bedendeki gerginliğin semptomlarını nefes ve hareket uygulamasıyla ortadan kaldırabilecek bir uygulamadır. Abdominal bölgesinden (MKD: bölgeden olacak) alınan doğru nefesle yalnızca bedendeki dıştaki istemli kasları değil, aynı zamanda içeriden gelen istemsiz organ kaslarının gerginliğini de ortadan kaldırır. Bu sayede hastalıklardan kurtulmak için gerekli hayat enerjisi artışını sağlar. Kısacası hareket ile nefesin açığa çıkan enerjisi beden titreşimini arttırarak gerginliği yok eder öyle ki katılaşmanın, cansızlığın, donukluğun yerini rahatlamayla birlikte iç hareket yeteneğine ve yeniden canlılığa bırakarak kişilerin enerjilerini yükseltir(2).

ASHTANGA’YA TANGO ACISINDAN BAKIŞ

Sahne performansı sergileyen Tango dansçılarının ayrıca tiyatro, TV, dizi oyuncularının performansını belirleyen ve etkili kılan en etkili yöntem nefestir. Nefeslerindeki derinlik performanslarında da derinliği beraberinde getirir. Ne kadar çalışılırsa çalışılsın sığ bir nefes sığ bir performansı derin nefes derin performansı beraberinde getirir. Tango dansında ve oyunculukta anda kalmanın sırrı nefesi takip etmekte saklıdır.

Örneğin festivallerde Arjantin’den gelen gösteri dansçılarının birçoğunun performanslarının sırrı abdominal bölgelerine odaklanarak karın bölgelerini içlerine çekmesiyle gerçekleşir. Bu uygulamayla nefesleri derinleşir. Açığa çıkan enerjilerin akışında dans ahenkli bir ritüele dönüşür.

Abdominal bölge aynı zamanda bedenimizin merkezidir. Tango dansçıları abdominal bölgede kaldıkça merkezlerinde kalırlar. Abdominal bölgeden uzaklaştıkça merkezlerinden uzaklaşırlar. Bu durum beraberinde dansın savrulmasını getirir. Dengeler, ağırlıklar değişir. Ağırlık merkezinin farkında olmamak çoğu zaman dansçıların partnerlerine yük olarak döner.  Bu yüklerin esasında psikolojik yükler olduğu rahatlıkla söylenebilir. Örneğin omuzlarını kaldırarak üzerinde görülür hiçbir yük olmadığı halde 100 kilo yük taşır gibi duran partnerinizin omuzlarındaki gerilim gerçekten 100 kiloluk bir yükü taşımaya eşittir. Dolayısıyla partnerinizin 100 kiloluk ağırlığında hem siz hem de partneriniz ezilir. Ayrıca partneriniz gerçek anlamda 100 kg’lık yükü taşısa bundan kurtulması daha kolay olabilir. Buna karşın yükü göremediği için yükü tanımlaması yükten kurtulması çok zordur. Omuzuna yüklenen yükün oluşmasına engel olamayan partnerin yapacağı tek şey yükünü boşaltmaktır (3).

Ayrıca Tango dansınızda abdominal bölgeden alacağınız nefesinizle enerjisel (MKD: enerjetik olacak) anlamda çok ciddi gelişme sağlamak mümkündür. Kuantum fiziğine göre zihin nereye odaklanırsa enerji oraya akar. Dansınızda figürlere odaklanırsanız enerjiniz yere akar. Seksüel hislere odaklanırsanız enerjiniz genital bölgeye akar. Tutku, hüzün, terkedilmiştik gibi duygulara kapılırsanız enerjiniz kalbe akar. İki kaşın arasına odaklanırsanız enerjiniz beynin sağ ve sol loblarına akar. Başınızın üzerine odaklanırsanız aşağıyla ilginiz biter enerjiniz partnerinizle birlikte evrene akar. Kendiniz olmaktan çıkarsınız. Uyumun ahenkin (MKD: âhengin olacak) dansın evrenin kendisi olursunuz.

Sonuç olarak Ashtanga Beden Atölyesi’yle nefesinizle, abdominal bölgenizle tanışarak nefesinizi derinleştirebilir, yüklerinizi boşaltabilir enerjinize yon vererek ahenkin (MKD: âhengin olacak) dansın evrenin kendisi olma yolunda Tangonuzda devrim yaratabilirsiniz.

Çalışmaya ilişkin detaylar:

Sure: 90 Dk.

Tarih: 18.09.2012 Salı (Çalışma her hafta suresince salı akşamları yapılacaktır.)

Saat: 19.30, 21.00

Ücret: Aylık, 4 oturum 100 TL

Adres: Caminito Tango Cafe

Atıf Yılmaz Sok. No: 9 Kat: 3 Beyoğlu/İstanbul Ağa Cami & Demirören arasındaki sokağa girince solda Hacı Abdullah Lokantası Yani (MKD: yanı olacak) 3. Kattır.

Ashtanga Beden Atölyesi’ne katılmak için 0212 291 45 83 / 0530 342 2469 u arayabilirsiniz.

Hoşça kalın.

Daha detaylı bilgi için bakınız: http://Tangoterapi.com/

Not: Tangoterapi alanında yer alan çalışmalarla ilgili paylaşımlarda bulunmak ve takip etmek isteyen Tangoseverler, facebook grubuna üye olarak bu paylaşımları takip edebilirler.

Facebook grubuna üye olmak isteyenler için link http://www.facebook.com/home.php?sk=group_183108235059149.

Kaynaklar:

(1) http://www.nefesteknikleri.com/makale_detay.php?makale_id=210

(2) Bedri C. Cetin, 2001, Evrensel Enerji.

(3) Kartal M 2010, Birşey Değişir Herşey Değişir,

Ekrem Demirağ

Uzm. Psk. Dan. / Psikodramatist

Endüstri Psikoloğu / Dans Eğitmeni

Meşrutiyet Mah. Elhan Sok. Esin Apt No: 2/1/3 Nişantaşı / İstanbul

Tel: 0212 291 45 83 GSM: 0530 342 24 69

Web Site: http://Tangoterapi.com/

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

***

Bu ilâna şu mesajı yolladım:

İnsanın karnında ikinci bir beyin olduğuna gerçekten de aklınız kesiyor mu?

Bebeklerin abdominal solunum yapmasının sebebi, göğüs kafesinin ve akciğerlerin henüz tam gelişmemiş olmasından başka bir şey değil.

Dans etmenize, Tango yapmanıza bir şey dediğim yok da, Fliess de burunla penis benzerliğinden bahsederdi; zamanla Freud dahi bu adamla yollarını ayırdı. Hâttâ, Fliess’in ölümünden sonra, bir psikanalist olan oğlu Robert Fliess bu konudaki çalışmalara devam etmiş ve “ambulatuar psikoz” terimini öne sürmüştür. Psikanaliz tarihçileri, oğul Fliess’in babasının cinsel tâcizine mâruz kaldığı ve bu sebeple Freud’un sedüksiyon (baştan çıkarma) teorisini çürütmek için uğraştığını bildirmektedir (Masson JM [2003] The Assault on Truth: The Suppression of Freud's Seduction Theory. Random House Publishing Group.).

Meselâ, ben de nöropsikiyatriden iyi anlayan birisi olarak, kolonlarda (kalın bağırsak) da bir beyin vardır desem, bir de kitap yazsam, buna inanır mısınız?

Çünkü aşağıdaki iddialar aynen kolonlar için de muteber. Üstelik buna benzer iddiaları olan bir de Psikiyatri Doçenti var: Nusret Kaya.

Onu da çağırmayı düşünür müsünüz?

Yalnız, o Tango bilmiyor fakat çok özel rüya analizleriyle hastalarını iyi ediyor ve onun da bir Kutsal Kâsesi var!

Bakınız, http://www.psikoestetik.com/guc-kadinda adresinde neler söylemiş (hiç dokunmadım):

Rüya terapisti ve psikiyatr NUSRET KAYA, kadınların ayakkabı tutkusunun gerçek sebeplerini, insanlık olarak Kutsal Kâse'yi nasıl kaybettiğimizi ve demokrasinin kökenlerini anlattı. Haber: Gülenay Börekçi

Rüya terapisti Nusret Kaya Teke Tek programında, ayakkabı almadan duramayan kadınların cinsellikle ilgili sorunları olabileceğinden söz etmişti. Ayakkabıya düşkün Sex and the City kadınlarının güçlü cinsellikleri bir şehir efsanesi miydi yani! Soruyorum:

'Rüya dilinde ayakkabı vajinal simgedir' diyor Kaya. "Vajinal orgazm yaşamayan kadınların rüyalarında ayakkabı görmeleri tesadüf değildir. Zamanla karşı konulmaz bir ayakkabı satın alma hastalığına dönüşür. Alt beyin ve kuyruğunun farkında olmadan ve umutsuzca vajinadaki ışığı arayışıdır bu aslında"

-Vajinal orgazm yaşamayan kadınlar başka ne yapar?

Değişir. Bazıları kendini yemeğe vurur.

-Vajinal orgazm niçin önemlidir?

Vajina guddeleri, bir hastalık yoksa tertemiz, pırıl pırıldır. Işık verici enerji taşır. Çoğu zaman uyuyan bir enerjidir bu. Dan Brown, Da Vinci Şifresi'nde tüm Hristiyanlık aleminin Kutsal Kase'nin peşinde oluşunun gerçek hikayesini anlatır. Kadın korkusunun nasıl kiliseyi etkisi altına aldığını, otoritelerin bu yüzden cinselliği ayıp ve kötü bir şey haline getirdiğini…Vajinanın önemini bilmediğimiz, bilmezden geldiğimiz için bu ülkenin kadınlarının çoğunda da vajinusmus sendromu vardır.

-Peki ne yapmalı?

O ışığı bir kadın olarak önce kendiniz bulacaksınız, sonra çevrenize yaymaya başlayacaksınız. O zaman ne olacak biliyor musunuz; savaşları bitirecek gücün sizde olduğu ortaya çıkacak.

-Kadın erkeğin sandığından daha güçlü bir varlık o halde…

Kuyruk biliminde güç kadındadır. Çünkü sizde bizde olmayan bir rahim var. Ama büyük bir çoğunluğunuz sadece içini bilirsiniz. İçi, yani doğum yapan kısmı. Halbuki rahimin içi, doğumla meşgul olduğu kadar ölüm ve hastalıkla da meşguldür, simgebilim diliyle bir nevi cehennemdir. Vajinanın bulunduğu ucu ise cennettir.

-Siz psikiyatristsiniz, rüyalar aracılığıyla terapi yapıyorsunuz. Size biri çeşitli şikayetlerle geldiğinde ilk olarak ne yapıyorsunuz?

Yatağının başucuna bir kağıt kalem koyup rüyalarını yazmasını istiyoruz. Yazılı rüyalarının sayısı beş olunca benden terapi randevusu alıyor.

-Geçmişi sorup öğrenmiyor musunuz öteki psikiyatristler gibi?

'Sana hamile kaldığı andan itibaren neler yaşamış, öğren' diyorum. Bir binanın temeli bozuksa, en ufak bir sarsıntıda yıkılır diyen depremciler haklı. Ben de diyorum ki, insanların temel inşaat bozuklukları anne rahmindeyken gerçekleşir. Ve annenin yaşadığı her sıkıntıyı cenin alt beynine kaydeder. O kayıtlar da rüyalarda dile gelir. Sonradan oluşan üst beynin , yani korteksin aksine alt beyin hiç bir şeyi unutmaz. Uyumaz bile. Bakın, her şeyi bildiğimizi sanmamıza sebep olan üst beyin bizi farklılaşma tuzağına götürür. "Senin annen onunkinden farklı" der. "Baban farklı, dinin, dilin, ülken, sınıfın farklı…". Alt beyine göre ise içimizdeki ben hepimizde aynıdır; demokrasi de budur.

-Mecazi bir şey mi söylüyorsunuz?

Anatomik bir olgu bu, hikaye değil. Kuyruksokumumuzdan vücudumuza akan enerji hiçbirimizde farklı değil. Farklılaşmalar tuzaklarla dolu. Sizinle benim eşit olduğumuzu ikimizin alt beyni de bilir mesela. İnsan rüyalarında hatırlamadığı ya da hatırlamak istemediği dönemlerin yansımalarını görür. Duygusal şokları, matemleri, ayrılıkları.. Ya da eski kuyruk maceralarını, yani çocukluğunda maruz kaldığı seksüel içerikli oyunları, ensesti… Bunlar başımıza gelse bile kuyruğu ayıp kabul eden bir toplumda yaşadığımız için kimseye anlatamayız. Kendimize bile anlatamayız. Fakat rüyalar gerçeği mutlaka anlatır.

-Üst beyinde olanları biraz daha açar mısınız?

Üst beyinle okuyoruz, yazıyoruz, felsefe yapıyoruz, televizyon programlarına çıkıyoruz… Hoş, kimse kimseyi anlamıyor ve hemen kavgaya tutuşuluyor, o ayrı. Çünkü üst beyin seçiyor, yani ayrıcalık yapıyor. "Ben buyum, sen şusun" diyor. Dedikodu yapıyor. Laf sokuyor. Kibir tuzağına götürüyor insanı. "Benim milletim, benim vatandaşım" gibi cümleler kuruyor. İslam'a göre yanlış bu. "Kedim" bile diyemezsin; Allah'ın yarattığı hiçbir varlık sana ait olamaz.

YAŞAM ENERJİSİNİ HAREKETE GEÇİRMEK İÇİN

*Hiç olmazsa arada sırada Kutsal Kase'yle, yani vajinal orgazmla biten seks yapılmalı.

*Rüyaları muhakkak yazın. Zira rüya alt beynin, yazmaksa üst beynin faaliyetidir. Rüyaları yazmaksa alt beyinle üst beynin arasında bir köprü kurma çabasıdır.

*Kadınlar günde 10-20 kere kendi kendilerine şunu tekrar etsin:

"Ben yaşam enerjimi kutsal kasemden, omuriliğimdeki vajinal sinir kanalıyla, seks şartı olmaksızın, otururken bile, aşağıdan yukarı, beynime taşıyorum.Ve tüm aksayan organlarıma yaşam enerjisi gönderiyorum." Erkeklerin cümlesiyse şu:"Ben yaşam enerjimi fallusumdan omuriliğimdeki penis siniri kanalıyla seks şartı olmaksızın, otururken bile aşağıdan yukarı, beynime taşıyorum. Ve tüm aksayan organlarıma yaşam enerjisi gönderiyorum."

*Günde bir saat terletecek cinsten spor yapın. Bisiklet hariç!

*Yetişkinseniz; az yiyin; mümkünse günde tek öğün.

ÇOCUKLUKTA BAŞA GELENLERİN İNTİKAMI MUTLAKA ALINIR

Üst beyinin bildiklerinin rüyada hükmü yoktur. Başlangıç rüyaları daima 0-2 yaş arasında oluşan kuyruk bozukluklarından sözeder. Diyelim ki; anne bebeğini 'Ben seni yerim' diyerek poposundan öpüyorsa kuyruk bozuluyor ve yaşam enerjisi bağırsaklara mahkum ediliyor. Bunu tespit edip çözemediğiniz zaman, yaşam enerjiniz bağırsaklardan geliyor. Aşırı yiyorsunuz, bitip tükenmek bilmeyen öfke krizlerine yakalanıyorsunuz… Medulla spinalis, nam-ı diğer omurilik, Sümer çivi tabletlerinden beri yaşam ağacı olarak kabul edilir. Ağacın dallarının sağlıklı büyüyebilmesi için temiz suya, yani yaşam enerjisine ihtiyacı vardır. Oysa büyük çoğunluğumuz bebeklikte anne ve babalarımızın hataları yüzünden bağırsaklardan gelen kirli enerjiyi kullarınız. Ateşli hastalıklarda fitil kullanımı mesela… İki yaşında korteksi oluşmamış bir bebek, fitilin ilaç olduğunu bilmez, hastalığa iyi geleceğini bilmez, doktorun tavsiye ettiğini bilmez. Sadece canı acır. Sonra da al sana abartılı anal enerji yüksekliği. Ve yetişkinlikte kafa kirliliği, dedikodu, öfke krizleri, laf sokmalar.. Bir nevi çocuklukta başa gelenlerin intikamı. Dedikodunun "kodu" kısmı nedir, düşünün.

TERCÜMANLAR ERKEK

Kuran'ı yanlış yorumluyorlar. Nisa Suresi mesela. Oradaki bir kelimenin "Ayrılmak" "devrim yapmak" "revize etmek" gibi 26 başka anlamı da varken, tercüme edenler 'Kadınları dövün' dendiğini iddia ediyor. Sebep? Tercümanlar hep erkek.

***

Son bir not: Nusret Kaya’nın anlattıklarının hepsi bilim-dışı ve Freud’dan aşırılıp iyice abartılmış ve tam anlamıyla absürdite (saçmanın da saçması)!

   Para kazanabilmek uğruna her şey yapılıyor...

      Tango and Cash…

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, Tek Beyinli Adam – Tarabya – 16 Ekim 2012 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Sedat İzmir Çarşamba, 17 Ekim 2012

    ABDÜLKADİR GEYLANİ.

    Antalya'da Dr. Murat Kemaloğlu isimli bir meslektaşınız var. Yirmi senelik ilâcımı kesmeye kalkıp beni yunus terapiye aldı. Elinden zor kurtuldum. Başka bir arkadaşınıza gidip ilâçlarımı düzenlettim. İyileştim. Şimdi de bana
    tasavvuf kitapları önerip nefsimden kurtulmamı öneriyor. Beyefendinin geç kalmış bir özrü gâliba.

    İlginç bir kişiliği var.

    Bu maili yayınlamazsanız size saygı duyarım. Bizimkisi Jungcu ekolden söylediğine göre. Hem ilâçla ilgilenmem deyip hem de ilâçlarımla kumar oynaması affedilemez. Bipolar bozuklukta ilâç ilk öncelik bildiğime göre. İlginiz için teşekkürler.

    Saygılar.

    MKD: Bu kişilerin hiçbirini tanımıyorum, yâni arkadaşım değiller. Yazdıklarınız doğruysa, buna "malpraktis" denir ve doğrudan doğruya kendisini Tabip Odası'na ihbar edip, hakkında da dava açabilirsiniz.

    Bilmukabele saygılar...

  • Misafir
    Birkan K. Çarşamba, 17 Ekim 2012

    merhaba hocam(bu yorumumu yayınlamayınız)

    Merhaba hocam;haddim olmayarak,konu etiketleri ile ilgili bir şey dikkatimi çekti etiketleriniz arasına virgül koymanızı önemle tavsiye ederim
    örneğin: dünya,evren,evren ve insan,yaratılış gibi
    sitenizde joomla hazır sistemini kullanmaktasınız biraz daha fazla seo çalışması yaptırısanız sitenizi daha üst sıralarda görmek isteriz....
    Not:Ben profesyonel değilim hocam bir kaç sitem var biraz bilgim var o kadar sadece bir tavsiyedir saygılarımla...

  • Misafir
    Sedat İzmir Cuma, 19 Ekim 2012

    Teşekkür

    Verdiğiniz ayrıntılı bilgi için teşekkürler. Yunuslarla yüzmek güzeldi bunu yadsımam ve ilâçların kan düzeylerinin yeterli olmadığı zaman hayatımın bir cehenneme döneceğini de biliyorum.

    Kendisine sâdece gülüp geçiyorum, her şey geçmişte kaldı. İyi ki sizin gibi değerli hekimler de var. Bu benim için teselli verici.

    Demek o kadar yalnız değilim.

    İyi çalışmalar...

  • M. Kerem DOKSAT
    M. Kerem DOKSAT Cuma, 19 Ekim 2012

    Üzülmeyin

    Sayın Sedat Bey,
    İnanın ki benim gibiler ekseriyette ama bahsettiğiniz tiplerin yaygarası bol.
    Sevgim ve saygımla...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 20 Ekim 2017