Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İNSANIN KADERİNİ TAYİN EDEN EN ÖNEMLİ ŞEY HANGİSİDİR?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2435 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Değerli Mekâncılar,

Son zamanlarda bu soruya kilitlenip kaldım:

Marks mı haklı?

Freud mu doğru söylemekte?

Kuhn mu Hakikati yakalamış…

***

Yâni, Homo türlerinin tarihini üretim ilişkileri mi belirler,

Her şey seks midir?

Yoksa, sırf bilimsel değil, her alanda âni sıçramalarla değer yargıları mı değişir?

Günümüze kadar bütün filozoflar, mütefekkirler, sanatçılar, sufiler... bu sorunun cevabını aramışlar ama bir türlü bulamamışlar...

Dinlerin sayısı 5000 küsur. Hangisi Hakikatin köşesinden yakalayabilmiş?

Şamanlar mı, Mormonlar mı, Kızılderililer mi, Pigmeler mi, Ferrarisini Satan Bilgeler mi?

Bu konu çok kafamı kurcalamakta...

Paralel evrenler var mı?

Süper ebeveynler var mı?

Hıncal Uluç okuyarak Nuray Sayar'a perestiş etmek mi

Yoksa Gökçe'leri bağrına basmak mı?

Mars'a gitmek ahmaklık olmaz mı?

Acaba ultra-elit birileri çoktan uzayda kolonileşti de, haberimiz mi yok?

Gökdelenler bir gün Babil Kulesi gibi olabilir mi?

UFO (Unidentified Flying Object) ile IFO (Identified Fucking Object) arasındaki fark belli mi?

Bunlar her şeyi bilir de söylemez mi?

***

Bugün İstanbul'dayız Neslim'le. Gece tayyareye binip İzmir'e uçacağız.

İki gün arka arkaya hipnoz kursu vereceğim ve sepetimdeki taşları en iyi şekilde paylaşabilmek için çabalayacağım.

Kolay değil; bakalım bizim Çılgın Armağan kaç kişiyi ayarlamış, ne kadar ve hangi sürede performans gösterebileceğimi bilmiyorum. 

 

Meselâ kalkıp da ayıyı veya bir tavuğu gösterip uyutmaya kalkmayacağım...

Erdoğan Alkan'ın vefatı da bizi çok üzdü bu arada! Evli ve iki çocuk babasıymış rahmetli.

Barack Obama'nın sonunun da ne olacağını tecessüsle bekliyor, televizyonlardan takip ediyorum.

51 milyon mülteci var! Bu Esad denen kaatil daha ne yapacak ve daha hangi belâlara yol açacak, bilemiyorum...

Çifte vatandaşlık nereye kadar kurtarır bizi ve akrabalarımızı, anlayamıyorum!

Irak ve petroldeki sert yükseliş acaba hepimizi nasıl etkileyecek... Win Win mi, yoksa loose loose mı galip gelecek.

Türkiye ve veya dünya bölünecekse -ki öyle olmakta, bunu ne önleyebilir?

Nedir kâinatı da, var olan her şeyi de, mevcudiyeti de bir arada tutan?

Nihayet dün Çeşme'de ayağıma uzanıp, patisini uzatan köpekte Hakikati yakaladım:

Güven ve huzur içinde bağlanmak.

Evet, nihayet buldum.

Hakikat sâdece sağlıklı bağlanmalar (attachment) ve bağlılıklar (bondage) kurabilmektir.

Yâni sevgi ve bilgidir.

Sevin ve bilin...

İkisi de nihayetsiz, ikisi de asla bitmez.


Bildiğinizi de hazmedebileceğinden emin olduklarınızla paylaşın...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Her Zaman 

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Cemil Savas Salı, 17 Haziran 2014

    Einstein

    Einstein :)

  • Misafir
    Baysungurozan Pazar, 22 Haziran 2014

    Mars'a gitmek...

    Şu Mars gezegeni çocukluk zamanımdan beridir ilgimi çekmiştir...O yaşlar da bile oraya gidip yaşanması düşüncesi bana saçma görünür idi..Atmosferinin karbon dioksit'ten oluştuğunu o zamanlardan öğrenmiştim, nefes alamazlar, çölden farkı yok, e bir de çok soğuk, nasıl yaşayacaklar diye düşünürdüm 10 yaşlarında iken...Bu mars hayali bu gün de saçma sapan geliyor...Gezegen ölü,soğuk ve kurak, atmosfer nefes almaya uygun değil, diyelim ki dönüştürüldü, manyetik kalkana sahip değil, Güneş rüzgarı o atmosferi de süpürüp atacak. Güneş öldüğünde o da yok olacak,korkunç zor bir iş, değer mi? illa gezegen aranıyorsa Güneş sistemini unutmak gerekmez mi.Bu iş bana vampir avcıloğı kadar absürd geliyor...Ama güzel bir bilim kurgu filmi konusu olabilir hocam, eğlencelik... :)

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017