Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İNSANOĞLU ÖZ’ÜNE DÖNÜYOR…

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2869 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Burada kim bilir kaç kere yazdım.

 

İşte, bu güzel insanlar bana kitabım için gönüllü poz verdi.

Bâzen Manik oldular, bâzen Depresif, bâzen de Disforik.

Beş kuruş almadılar, tek amaçları karşılıksız diğerkâmlıktı.

***

Homo Sapiens sapiens 100.000 sene önce Afrika’da tekâmül etti ama henüz tekemmül edemedi.

Sonra kendi türdeşleri ona çok eziyet etti: Horladı, aşağıladı, zehirledi, katletti

Ama Öz’e, kendine dönmek mukadderdi çünkü her şey aslına rücu eder.

Bu mütevâzı blog şöyle doğdu: Epey sene önce www.turk.net “kendi bloğunu kendin yarat” deyince, ben de oturup oraya din, evrim, ahlâk gibi konularda yazdım.

Bir baktım ki epey popüler olmuşum, yorumlar ve katkılar yağmaya başlamış.

Haydi, burayı kurduk.

Bilmem kaç kere göçtü, şimdi olsa içeri gireceğim garanti olan pek çok şey de tebahhur etti kendiliğinden

Meselâ bir Demokrat Mersinli vardı, sürekli olarak söverdi ve kendi gölgesini döverdi. Yapma, sarı kart filân derken küstü gitti.

Şişli Terakki Mektebi'nden bir öğretmen hanım vardı, benim için tercüme yaptı ama Sevgili YY gene önce davranmıştı.

Minnacık evler diyârından bir Mustafa Bey vardı, Marx’la Allah arasında ambivalandı, alkole sığınıp yazardı. Sonra kalkıp ABG’de yaşayan bir Türk Psikiyatrı ile Türkiye’nin mes’elelerini tartışacağı bir Internet mekânı kurdu; ne kadar akıl sağlığı bozuk adamı oraya kodular yâhut koydular bilemem ama ben hemen ayrıldım.

Zâten duygudurumum olay oynar, hüznü daha fazla severim.

Neslim tam bir fenomen; kara kış ve kar fırtınası çıktı mı tay gibi olur, tutamazsın.

Sürekli feromon tazelemek lâzım, belli mi olur?

Onun için bu konuya odaklandık, çünkü herkes kendini yazar veya anlatır.

Eskiden günde 50-100 kadar mesaj geldiği oluyordu ve bu da fakıyrı çok yoruyordu.

Şimdiki gibi klerikal faşizm olmadığı için, herkes kolayca yazıp uçuyordu stratosfere.

Bakın, fırtınalar ve âfetler ABG’yi mahvetmekte

Japonlar, Olimpiyatları alan yetkili ve etkili kişilere sövüyor: “Ne ettiniz de zâten küçücük yere, iki kere de atom yutturduktan sonra, şimdi de Beyaz Adam’a yağcılık etmek için beni evimden bağrımdan ediyorsun” diye ağlıyor sarı adam.

Hâlbuki onlar da Çinlileri perişan etmişlerdi.

Meksika’da da aynı şeyler var; kimse başa çıkamıyor, yardım dahi zor ulaşıyor. Tekila kesmiyor onları. Zâten kaktüsleri kese kese bu enfes millî içkinin de köküne kibrit suyu ekmişlerdi! Şimdi hepsi hibrit ama gelini dövmeyen dizini ovar bu saatte.

İngiltere’den ne kadar farklı renkte adam varsa onunla yayın yapan BBC WORLD hâlâ en güvenilir haber kaynağı çünkü yalanın yatsıya kadar gitmeyeceğini bilecek kadar büyük millettir İngiliz erkekleri ve Yunan asıllı Kraliçeleri. Abdullah Gül Kardeşimiz de onunla vals yaparken gazoz içmemişti.

Sevgili Güler, Abdullah Gül masondur ve HKMBL tarafından da tanınan bir obediyansın âzâsıdır. 1. Ergenekon iddianâmesindeki sualinin cevabını ben sana gönül rahatlığıyla verebilirim artık.

Televizyonda “masonluk millîdir” dedim; beni atmak için çok uğraşanlar şimdi “Türk Riti’ni dışarıya ihraç ediyorlar”!

Aynen öyle demişti Bilgili ve Çok İlgili bir Kocaman Üstâdı Âzam.

Ego Hizmetinde Teleolojik Regresyon diye bir kavram vardır.

Şizofrenojenik Anne diye de…

Çifte açmaz da.

Ambivalans zâten hayatın temeli.

İnsanoğlu küresel ve küreyel olarak aslına dönüyor.

Bütün dünyâyı biz döllemişiz, ispatlandı.

Ay + Ova olmuş Iowa.

Adamlar gök diyor, tengri diyor.

Şimdi hepsi Uranyum işinde ve intihar edip duruyorlar çünkü depresyon ve alkolizm %100 oranında.

Ama Büyük Britanya’da da 4 kişiden biri girişimci.

İtalya’daki elinden âdet kanı damlayan pezevenk hâlâ ikbâl peşinde; yedirmezler sana Breivikoğlu!

İran’ın başında Oğuz Türk’ü var.

Kısa bir aradan sonra ismini asla değiştirtemediğim Türkiye Psikiyatri Derneği İzmir’de kongre yapacak.

Hiç de kötü sayılamayacak bir klinisyen ve psikofarmakolog, hem de nöro-sinir-bilimci ve evrimci olmama rağmen, repetition competition ve repetition combat ile hâlâ bana Oedipusçuluk yaptırıyorlar.

Belki istifa ederim.

Nasıl olsa artık çakma olmayan psikoloji hocasıyım, Neslim de yardımcı doçent olacak.

Az kaldı.

Allah Ertan Tezcan Kardeşime tezcanlılık etmemeyi nasip etsin.

Ayrıca…

Çok merak ediyorum falancalar câmiâsı hangi bahâne veya gerekçeyle elimizde rakı veya bira, her neyse, sâhilde demlenirken mâni olacak?

Balalaykamı hâlâ saklıyorum.

Kıyıda Duran ve İçen Adam olurum.

Eh, hadi bizi tartaklayın, dövün veya içeri atın.

Yapamazsınız!

Herkes ânında sizi “sevgi çemberine” alıp körfeze atar.

Sonra da etrafınızda “kardeşlik halkası” kurarlar; ağlar yahut üzülür gibi yaparlar.

Yalandır ama iyidir.

Timsahlar dahi ağlar, bilirsiniz…

***

Ritüeller, âyinler âidiyet ve mensubiyeti pekiştirir.

Sevgili Tunç,

Su katılmamış bir İzmirlisin; “geliyom” dersin, iyi de içersin, güzel mi güzel tütersin.

Zâten bin parçaya bölünmüş câmiamızın entropiye yenik düşüp iyice darmadağın olması için mi aldınız bu kararı?

Bak, Ayşe Arman’la yaptığımız bilmem kaçıncı röportajda “şizofreni alâmeti var” dediğim için beni dava eden davacılar Yargıtay’da da kaybetmişler.

Küçücük kızı “gözlerini kapatınca kromotazi yapıyor (renkli görüyor)” diye teşhir eden ebeveyni.

Gelin de gözlem altına alın bizi.

Karşıyaka’nın Beş Parmak Dağları’nı rûhunuzda duyumsarsınız.

Bu arada, Esad Esed da Allah’ına kadar Türk’tür.

O kaş göz, efendilik ve Alevîlik başka neyle izah edilir?

Bu arada, bizim Tekir  fotokopisi oğluyla süt içmeye geldi.

Neredeyse içeri girecek, az kaldı.

Kanını içeceğim ikisinin de,

Mevsim iyice bir dönsün de!

***

Avşar Kızı âdâbı muâşeret dersi verecekmiş.

Gidip öğrenmek lâzım.

Yârın öbür gün,

Sorarlar adama: Sertifikan yok mu?

Hasta gelmez bir daha!

***

Hürriyet’e yanına geliyorum

Bekleyin beni.

Helâl etmem verdiğim emekleri.

Bir ufak rakı olurken de yanınızdaydım.

Üzmeyin beni!

Zaman tam öğlendir yâhut öğledir, öyledir de…

Ya veya ya da yâhut her neyse…

Gölgeler kaybolmuştur.

Tam çalışma vaktidir.

    Yarın sabah Cimbom Rotary var.

       Gece de Hz. Süleyman’ınMozart Muhabbeti”.

          Anlar mı deseniz?

      Okumayı yeni öğreniyor,

  Tıpkı çok komik Şişman Adam gibi,

     Dinleyerek öğrenmeye çalışıyor da…

  Olmaz ki, o kadar votkaya can dayanmaz ki.

Siz acaba İzmirlileştiremediklerimizden misiniz?

Mehmet Kerem Doksat – Şimdiki Zamanlar – Tarabya 19 Eylül 2013 Perşembe

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 16 Aralık 2017