Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İZMİR ve ANTALYA İNTIBÂLARI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2605 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Geçen hafta ikişer gün arayla İzmir’e ve Antalya’ya gittim.

İzmir’e Neslim’in mensubu olduğu Nazlı Âilesi’nin düğünü için gittik ve pek güzel geçti. Ertesi gece de dostlarla muhabbet ettik ve uçağı zor yakalayıp ancak döndük.


Üç gün sonra da, özel bir konferans için Antalya’da idik. Akdeniz’deki 4 metrelik dalgalar bizi şaşırttı.


Bu arada uzun uzun tefekkür etme bahtım oldu.

Sevgili arkadaşım Can Ataklı günlerdir Vatan gazetesinde yazıyor, ben de takipteyim. Yurtdışı internet haber kaynaklarından da teyitle, pek vahim birkaç şey iç içe cereyan ediyor:

1. Çıkacak gazı kalmamış hâldeki Yunanistan, eskiden ortada sayılan ve uğruna SAS komandolarının ölümü göze alarak müdahale ettiği Kardak dâhil, bütün adacıklara, kayalara vs. bayrak diktiği haberi. Yandaş medya da, TSK da bunun karşısında “tısss” dedi.

Onlardan bu su kesintisi sükûtu bize uzanırken, Yunanistan’daki sol parti milletvekillerinden birisi kalkıp “Yunanistan, Ege’de 12 mil dayatmasından vazgeçmeli ve diktiği bayrakları geri çekmelidir. Ayrıca, Türk savaş uçaklarıyla iyice artarak yaptıkları “it dalaşı” müdahalelerine son vermelidir” dedi.Kendisini ânında ihraç ettiler.

2. Bu arada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Akdeniz’deki hummâlı petrol arama işlerinde gemi azıya aldı. Biz ise, fiilen Kürdistanlaşmış yerlerde petrol damarı bulduk diye hoplayıp zıplıyoruz!

3. Suriyeli’lerin Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yapıp ettikleri konusunda da Hükûmet’ten aynı “tısss” sesi gelmekte. Kim bunlar, hangi hakla memleketimizin sınırları içerisinde, sanayisi en hızla gelişen Gaziantep’te bombalar patlatıp, karanlık işler çevirebiliyorlar?

4. İstanbul’da ortalarda ayakları çıplak, merhamet bekleyen çocuklar dolaşmakta; bunların hepsi Kürt kökenli ve acıyıp evinize götürürseniz ne olur bilemiyorum fakat polise götürürseniz çocuğa şefkat gösteriyorlar. Sonra, bunlardan birkaç tâne daha gelince arka kapıdan tekrar sokağa salıyorlar.

5. Görevi sorgulanmak ve yargıyı etkilemek olan avukatlık mesleğinin İstanbul’daki cevval ve yiğit başkanı Doç. Ümit Kocasakal hakkında yargıyı etkilemek suçu işlediği gerekçesiyle meslekten men ve hapis talebiyle dâvâ açıldı! Baro’nun da “olağanüstü genel kurul kararı” aldığını açıkladı. Baro Başkanlığı'ndan 2 gün yapılan yazılı açıklamada, “Görevimizin başındayız. Dâvâlar, baskılar bizi yıldıramaz. Hukukun üstünlüğüne, hukuk devletine, demokrasiye, savunmaya, meslek onuruna, Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmaya aynı kararlılıkla devam edeceğiz” ifâdeleri kullanıldı.


Sevgili Can Ataklı’nın geçen hafta yazdığı birkaç satırla ilgili tenkidim var. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışını bir güzel anlattıktan sonra, kendisinin milliyetçi veya ulusalcı değil, vatansever olduğunu yazmıştı.

Avrupa’daki bütün ülkelerin vatandaşları milliyetçidir/ulusalcıdır ve hepsi de millettir/ulustur.

Kader, keder ve ülkü birliği bir milleti millet yapar.

Katliamlar ve soykırımlarla dolu tarihlerinden dolayı halkını câhil tutup dinle ve medyayla afyonlayarak millet hâline getirmeye çalışan ABD’den çok farklı olarak, bütün Avrupa ülkelerinin milletleri, keza “dünyânın en haklı hârbiyle” istiklâlini kazanan Türkiye’nin insanları zâten milliyetçi/ulusçu ve vatanseverdir.

Hiç vatanını sevmeyen milliyetçi yâhut ulusçu olur mu?

Maazallah, vatan elden giderse, neyi seveceğiz!

ABD’nin bu vatanseverlik kavramı bizim milliyetçiliğimizin zâten tam göbeğinde durur.

Büyük medyadaki tek cesur ismin, tıpkı aynı gazetede sağdan soldan durmadan esen Leylim Ley gibi “milliyetçilik/ulusçuluk kötüdür, vatanseverlik iyidir” demesi beni üzdü.

Artık ne kadar okunduğunu bilmediğim mekânımdaki makalelerimi geriye dönük olarak gözden geçirirseniz, bu meâldeki onlarca yazıyı bulursunuz.

Bu arada, Atatürk resimlerinin, heykellerinin ve her bir şeylerinin artan bir ivmeyle ortadan kaldırıldıklarının farkında mıyız?

   Farkındaysak eğer, en ufak bir tepki veriyor muyuz?

      Benim gücüm buraya kadar.

         Size de tavsiye ederim.

            İyi Cumaertesiler…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 09 Şubat 2013 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Ali Ahmet Ertürk Pazartesi, 11 Şubat 2013

    "Türklük" yazınızla ilgili!

    Batıdaki gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerdeki "Milliyetcilik", doğası gereği ırkçı-faşist-sömürücü olmak zorundadır ve kelimenin oradaki anlamı; "Faşistlik" olarak, bir ve tektir. Biz konuya bir batılı gibi bakamayız!..
    Bizim gibi mazlum ülkelerde ise; anti-emperyalist olması zorunlu ve en belirleyici özelliğiyle ; "Milliyetçilik", "Ulusalcılık", "Vatanseverlik" kelimeleri aynı anlamı içerir!..
    Böyle bir dönemde bu kelimelere farklı anlamlar yüklemeye çalışmak ve kavram kargaşası yaratmak, cahalet değilse ihanettir...
    Benimde çok sevdiğim Can Ataklı'ya ise ne diyeceğimi bilemiyorum?.. Saygılarımla.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 21 Kasım 2017