Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

JAPONYA’DA DİNÎ İNANÇLAR VE AHLÂK ANLAYIŞI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 50321 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Erol Günaydın vefat etti, bakın aklıma neler geldi…


Şinto (Kanji:神道 Şintō) veya Şintoizm eskiden Japonya’nın yerli ve resmî diniydi. Dünyânın en eski dinlerinden olan Şinto bir tür Animizm’dir (Animizm, -Lâtince anima, rûh, hayvan hayatının ilkesinden, Fransızca- animisme). Felsefede her nesnenin bir rûhî varlık veya rûh tarafından yönetildiğini kabûl eden sistemdir. Bu dinde peygamberlik yoktur; herkes Vahdet’ten bir parçadır.

Kami, “hayat için önemli olan, rüzgâr, yağmur, ağaç, dağ, ırmak ve bereket gibi kavram ve şeylerin şeklini alan kutsal rûhlar” olarak tercüme edilebilir. Bâzı kamiler yerel olup sâdece belirli bir yerin rûhu veya koruyucusuyken, bâzıları ise büyük tabiî oluşumları, nesneleri ve işlemleri temsil ederler (Güneş tanrıçası Amaterasu gibi).

Şinto kelimesi iki kanjinin birleştirilmesinden oluşturulmuştur: "" şin (yâni “tanrılar” veya “rûhlar”) ve "" tō (yâni “yol”). Böylece, Şinto genellikle “tanrıların yolu” olarak çevrilmiştir. Tıpkı Tao gibi… Ormanlarda, dağlarda, denizlerde, kısacası tabiatta “kamilerin” yaşadığına inanılırdı. Sonraları bu ruhlara atalar ve kahramanlar da eklendi. Bâzı evlerde bu kamilere gıdaların sunulduğu “tanrı rafı” bulunur. Budizm ise Şinto’dan farklı olarak 6. Asır’da, Çin ve Kore yoluyla Hindistan’dan gelmiştir. İlk kez 16. Asır’da Portekizli denizciler aracılığıyla gelen Hristiyanlık ise nüfusun küçük bir kısmınca benimsenmiştir.

Samuraylar Yok Artık!

Hâlen Japonya’da daha çok barışçı bir din olan Budizm hâkimdir.

II. Dünyâ Savaşı’ndan sonra Şinto resmî din olma özelliğini kaybetti; bunda ABG’nin Japon militarizmini ortadan kaldırma teşebbüslerinin büyük etkisi vardır. Özellikle İkinci Dünyâ Savaşı’nda sürdürülmüş olan saldırganca siyasetten kaynaklanan toplumsal yıkımların giderilmesi açısından Japonya’da milliyetçiliğin diğer sembolleri gibi, Şintoizm de değer kaybına uğramış ve barışçı, uzlaşmacı hâttâ boyun eğici (konformist), bi’at edici nitelikler taşıyan Budizm Batılılaşma, liberalleşme eğilimiyle birlikte güç kazanmıştır.

Meselâ düğün törenleri genelde Şinto dininin kurallarına göre de yapılır. Cenazelerde ise genelde Budist törenler uygulanır.

Günümüzde Japonlar zannedildiğinin aksine millî bir depresyon içerisindeler ve yalnızlık, intihar gibi nâhoş şeyler çok yaygın. Suç teşkil eden davranışlardan kesinlikle uzak duruyorlar çünkü yedikleri iki adet atom bombasından sonra, erkeklerin hepsi âdeta hadım edilmiş durumda.

Aşırı çalışıyorlar, çok disiplinliler çünkü başka tercihleri yok. Hepsi işçi arı gibi; işe giderken dahi trenlerde vs. porno çizgi romanları okuyorlar. Akşamları ise gece kulüplerine gidip orada çapkınlık yapıyor ve sabahları mutsuz, umutsuz uyanıyorlar. Homoseksüalite çok artmış durumda, kadınlar da beyaz erkeklere perestiş ediyorlar. Boşanmalarda patlama var:

Japonlar, 2. Dünyâ Savaşı sonrası, sorunları ve uluslararası problemleri askerî güç kullanarak çözmeyecekleri üzerine yemin ettiler ve bunu kendi şerefleri açısından yaptılar; aslında, başka çâreleri de yoktu tabii. ABG işgâli bittikten sonra, bugün dahi Japonya’da doğru dürüst bir ordu yok. Çok büyük paralar dönüyor fakat savaş teknolojileri üzerinden değil. Japonya’nın ordusuna sembolik bir ordu demesek de, bizim bildiğimiz biçimde bir ordu da değil. Adı da zâten “Öz Savunma Kuvvetleri” olarak değiştirilmiş. Her hareketleri ve eylemleri sürekli olarak ABG tarafından kontrol edilmekte.

Böyle giderse, bizim de olacağımız budur maâlesef!

Ne hazin değil mi?

Erol Günaydın Ontogenetik Psişe’ye göçerken yapayalnızdı.

Neden mi böyle olduk?

Atatürk ve arkadaşlarının yıkılıp gitmiş Osmanlı’dan yarattıkları millet, tesânüt (ânında sözlük: dayanışma) ve ahde vefa hassasiyetleri üç nesilde berhava edildi.

Artık paran varsa,

Varsın…

   Üstelik de bunu din nâmına yaptılar.

      Adına da liberallik dediler!

         Ne diyeyim…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 15 Ekim 2012 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017