Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KARA ve HAVA HAREKÂTI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2092 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Epey mesaj aldım Güneydoğu'daki operasyon hakkında yazmam için. Günlerdir bulmacayı çözmeye gayret etmekteyim. Yavaş yavaş oturuyor zihnimde. Zâten "mastır plân" belliydi de, şimdiki satranç hamleleri neden ve niye? Almadan vermek Allah'a mahsus malûm; hele ABG zâten Allah'ı tanımazken, neden.

Önce birkaç iktibasta bulunayım.

***

Hikmet BİLA (Cumhuriyet) Harekâtın İki Gerçeği

Sınır ötesi harekâtla ilgili çok şey söyleniyor; çok yorum yapılıyor. Konuşanlar arasında konuyu bilen uzman kişiler de var, her şeyi bilen, aslında hiçbir şey bilmeyen "çokbilmişler" de...

Benim bildiğim (ve hava harekâtı başladığından beri ısrarla savunduğum) şudur: Amerika destekli Kuzey Irak (Irak'ın kuzeyi. E-D) yönetiminin, Türkiye'nin Güneydoğusu'nu da kapsayan emellerini unutturacak, bu yöndeki siyasal (ve silâhlı) irâdelerini kıracak stratejik-siyasal sonuç alınmadıkça, her harekât sınırlı (ve geçici sonuçlu) olmak zorundadır.

Bush'un, Talabani'nin ve Barzani'nin harekâtın yapılacağı konusunda siyasiler tarafından haberdar edilmesi de, böyle bir stratejik-siyasal hedefin güdülmediğini gösteriyor.

 ***

Sıcak bir şekilde gelişmekte olan sınır ötesi bir harekât için fazla konuşmak, yorum yapmak gerçekçi değildir. Ama görünen gerçeklerin altını çizmemek de doğru değildir.

Bugün için iki gerçek ortada duruyor.

Birinci gerçek: Türk ordusunun gücünü, yeteneğini, kararlılığını biz de biliyorduk, bütün dünya da biliyordu. Ama bu kadar olduğunu ne biz biliyorduk ne de dünya biliyordu. Hava kuvvetleriyle, kara kuvvetleriyle... Gece ya da gündüz, dondurucu soğukta, kuş uçmaz-kervan geçmez dağlarda fırtına gibi esip, silindir gibi ezip geçen bir askere hayranlık duymamak mümkün mü? Harekâtla ilgili kesin olan bir şey varsa, işte budur.

Beklenen bir kara harekâtı için neler söyleniyordu:

"Olsa olsa baharda olur".
"Çok kayıp verilir".
"Dağlarda iki metre kar var. Kar erimeden harekât olmaz".

Demek ki, oluyormuş.

O dağlarda, sıfırın altında, sırtında kırk kilo ağırlıkla asker fotoğraflarını görenler, herhâlde bugüne kadar bildiklerini çöpe atmaları gerektiğini anlamışlardır.

***

İkinci gerçek: Telefondaki okur feryat ediyordu:

"Ertuğrul Özkök'ün yazısını okudunuz mu"?

"Evet, okudum, doğru yazmış. Ben de aynı görüşteyim. Tartışmalı bir konunun bütün dikkatler ordunun sınır ötesi harekâtına çevrilmişken, karambola getirilmesini ben de içime sindiremiyorum". (Özkök dünkü yazısında, harekât günü türbanın onaylanmasını içine sindiremediğini söylüyor ve "Bugün yangından mal kaçırma günü değildi, cambaza bak deme günü hiç değil" didiyordu).

Okurun sesi ağlamaklı oldu: "Tam da böyle bir günde... Mehmetçik oralarda canını verirken... Milletin aklı fikri Mehmetçikteyken"...

Yatıştırmaya çalıştım: "Herkesin aklı fikri şimdi oralarda çarpışan Mehmetçik'te. Millet onların görevlerini başarıyla tamamlayıp sağ sâlim dönmelerini diliyor.'

İşe yaramadı. Sesi düştü.

"Kuzey Irak'ta (Irak'ın kuzeyinde! E-D) Türk Askeri'nin başına Amerikalılar çuval geçirmişti, değil mi?
"Evet.
"Şimdi de türban geçirdiler işte.
"..............

***

Bahadır Selim Dilek (Cumhuriyet) BARZANİ CİHAT İSTEDİ

Türkiye'nin kara operasyonunu engelleyemeyen bölgesel Kürt yönetimi lideri Mesud Barzani, umudunu Kürt ulemâsına bağladı. Barzani'nin Kürdistan Ulemâ Başkanı Mele Ahmed Şirnaki'ye, "Türk Ordusu'na karşı cihat ilân edin talimatı verdiği ortaya çıktı. Güneş Operasyonu'nun ilk gününde Kürt imamlar bütün câmilerde verdikleri cuma hutbesinde Türkiye'ye karşı cihat çağrısı yaptılar.

Edinilen bilgilere göre Barzani'nin talimatı üzerine bölgesel Kürt yönetiminin önde gelen imamları "âcil bir toplantı yaptılar ve Türkiye'ye karşı Şirnaki'nin bir fetva vermesi üzerinde mutabakata vardılar. Şirnaki de önceki gün "Türk ordusu işgâlci. Kürtler'e inkârcı yaklaşan bir devleti kabûl etmeyeceğiz. Bütün Kürtler işgâle karşı savaşmalı fetvası verdi. Şirnaki'nin fetvasında "Türkiye'nin Kürtler'e zulüm yaptığı ileri sürülerek, "Kürtler'in birliğe ve ulusal bütünlüğe sarılarak bu sürecin üstesinden gelmesi istendi. Barzani'nin yaptığı açıklamalara benzer şekilde Şirnaki de fetvasında, Türk Ordusu Kürdistan'ı işgâl ederse her türlü meşru savunma ve müdafaa haklarını kullanacaklarını, bunun için her yolu denemenin kendileri için kutsal bir hak olacağını savundu. Şirnaki fetvasında şu görüşleri ileri sürdü: "Zâten Türk Devleti Kürdistan'ı yıllardan beri işgâl etmiştir. Biz Kürtler'e karşı en ufak bir kardeşlik gösterisi ve esprisinde bile bulunmamıştır. Biz Türk Devleti'ni ve hükûmetini bu hâliyle nasıl kabûl edebiliriz? dedi.

Bu fetva üzerine de bölgesel Kürt yönetimi içindeki bütün câmilerde önceki gün cuma hutbelerinde Türkiye hedef alındı. Hutbelerde Türk ordusuna karşı cihadın nasıl ve neden yapılması gerektiği anlatıldı.

***

Denktaş, Erdoğan ve Talat'a yüklendi, "Dut mu yediniz"! (Yeniçağ)

Kosova'yı örnek gösteren Efsanevî Lider, "Bağımsızlık istemenin tam zamanıdır. Niye susuyorsunuz dedi.

KKTC'den veya Türkiye'den "bağımsızlığın tanınmasını istiyorum diye talep gelmemesine şaşıran Rauf Denktaş, "kazan-kazancılara niye sustuklarını sordu. Kosova'nın "bağımsızlığı masaya yatırmam diyerek kazandığını vurgulayan Denktaş, "pazarlık zamanı tam şimdidir diye konuştu.

KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, uluslararası konjonktürün KKTC'nin tanınması talebi için çok uygun olduğunu belirterek, "tanınma istemenin tam zamanı diye konuştu. Girne Yılanadası'ndaki konutunda açıklamalarda bulunan Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "bağımsızlık talepleri olmadığını dile getirmesini eleştirerek, Kosova'nın bağımsızlığının ilÂnının ardından şartların uygun bir zemin olduğuna dikkat çekti. Kosova'nın, "her şeyi konuşurum, bağımsızlığı masaya yatırmam şeklinde direterek bağımsızlığını kazandığını ifâde eden Denktaş, ABD'nin Kosova'ya ihtiyacı olduğunu ve NATO'yu da bu yüzden harekete geçirdiğini, şimdi Kosova'da ABD'nin zemin elde ettiğini söyledi.

Denktaş şöyle devam etti: "Bizi niçin tanımıyorlar? Çünkü Rumlar üzerinden bir zemin elde etmek, hem Hristiyanlık siyasetlerine uyuyor, hem hakikaten Türkiye'den, Türkiye'nin güçlenmesinden, Kıbrıs'ta zemin elde etmesinden korkuyorlar. KKTC'den veya Türkiye'den 'bağımsızlığın tanınmasını istiyorum' diye bir ses çıkmıyor. Sen ne zaman isteyeceksin. Pazarlık zamanı tam şimdidir, konjonktür de müsâittir, istemeden tanınma olur mu?

Denktaş, federasyonların yalnızca halk veya toplumlar arasında değil, devletler arasında da kurulabileceğini belirterek, "Çek ve Slovak modeli, bizim için en güzel modeldir dedi. Denktaş, "Bir arada yaşamayı denedik, 3 yıl yürütebildik, kan dökerek ayrıldık. diye konuştu. Denktaş, Rum seçimlerinde adayların oy almak için "KKTC tanınmaya gidiyor propagandası yaptığına işâret ederek, Putin'in de Kosova'nın bağımsızlığına ilişkin Avrupa'yı, KKTC konusunda ikiyüzlü davranmakla suçlayan açıklamalarının Rumlar'ı korkuttuğunu belirtti.

Denktaş, tüm ömrünü Kıbrıs konusunda çalışmaya adadığını belirterek, "25 yaşıma geri dönsem ve aynı olaylar varsa aynı çizgide giderdim, beni olaylar bu yola soktu dedi.KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın Kıbrıs Türk basınında yer alan "Kırmızı çizgiler pembeye dönüşebilir, iki taraf anlaşmazsa daha kötüye gidebilir, ama bu KKTC'nin tanınması demek değildir şeklindeki açıklamalarını eleştiren Denktaş, "Bütün bunlar ne demektir; tanınma istemeyeceğim demektir. Sen bunu masaya oturmadan bütün dünyaya duyurursan kim olarak, ne olarak oturuyorsun? Bunu yapmaya hakkın yok ki senin. Sen devleti yaşatacaksın, yücelteceksin diye ant içerek Cumhurbaşkanı olmuş kişisin, bu kadar mülâyimleşmenin böyle bir safhada hiçbir anlamı yoktur. Dedi ve şunlara vurgu yaptı: " Sen üst çizgiyi tutacaksın ki, pazarlığa indiğinde seni kurtaracak. Bilmiyorum, akıllı adamdır, Rumlar anlaşma istemez, bize hak vermez.

***

Anlatabildim mi neden sevinemediğimi Kosova'ya? Neden senelerdir Türk-İslâm Sentezi ucûbesine muhalif olduğumu; bakın Kürt-İslâm Sentezi'ne; reklâmdaki gibi, "yerseniz? Kosova iki milyon kişilik bir şehir aslında; İstanbul'un yedide biri yâni! İlk bağımsızlık ilânı esnâsında henüz bayrakları bile hazır değildi ve ABG Bayraklarını sallayıp, Abraham Sweetvoice'i dinleyerek dans eden hipnotize edilmiş bir halk seyrettik.

İki hususiyetleri var İstanbul'a benzeyen/benzemeyen: Çok zengin ama bâkir tabiî kaynakları var (bizim bir de Merkez Bankamız İstanbul'a taşınıyor) ve ABG'nin kucağına oturmuşlar (biz?). Avrupa'nın ortasındaki gönüllü ABG üssü oldular. ABG artık sâdece ülkeleri değil, stratejik şehirleri veya bölgeleri de bölüyor. Hani bizim Güneydoğu'ya benzemiyor mu fenâ hâlde?

Başa dönerek bitiriyorum: Almadan vermek Allah'a mahsus malûm; hele ABG zâten Allah'ı tanımazken, neden? Cevabı AKP + MHP + DTP ortak hareketlerinde bulacaksınız. Ha, Atatürk'ün Ordusu bunların farkında değil mi? Bence hükûmeti de bypass eden birtakım anlaşmalar yapıldı. İyi de, ne verildi?

Ay, aman, unutuyordum, bu arada TEKEL de ABG'ye satıldı...

Sert bir satranç bu, ürkütücü. Bu arada bir mizah numûnesi yakaladım: Din sömürgeciliği sebebiyle ordudan atılmış olup, bilimselliği hiçbir şekilde ispatlanmamış yöntemlerle fakir halkın din duygularını sömüren bir şarlatan isim vermeden "Türkiye şizofren oldu fikrimi eleştirmiş ve eklemiş: "Demek ki teşhis yanlış, tedavi yanlış. Birçok şizofreni türünde elektroşok tedavisi artık çağdışıdır. Geçersiz bir tedavi yöntemini ilâçla düzelebilecek bir hastaya uygulamak hatadır.

   Hastalığı kronikleştirme riski vardır.

      Bu son cümle bilimsel olarak tamamen palavra!

         Varın yazının kalanını tasavvur edin.

Mehmet Kerem Doksat - İstanbul - 24 Şubat 2008 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017