Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KARAKTERSİZ NE DEMEKTİR?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4603 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

NTV'deki spor programını seyrediyorduk ki, yerimden fırladım!Her konuyu, her şeyi ve bilinmeyeni de bilen Hıncal Uluç "Âbi", gözlerini açmış, ağzından neredeyse köpükler fışkıracak ve öfke dolu (Devletlû'dan daha ürkütücüydü hem de) şöyle buyurdu: "Bu oyuncu nasıl Millî Takım kaptanı oluyor anlamıyorum. Kendine ve takım arkadaşlarına saygısı olmayan karaktersiz biri. İsviçre maçında da gördük. Bunun liderlik vasfı yok" ve aynı üslûpla devam etti. Hırs ve nefret dolu bir ses, megalomanca bir bilmişlik.

Bu şahsın sırf nev-i şahsına münhasır kahkahasını tekemmül ettirmek için bilmem kaç sene çalıştığını, herkese tepeden bakarak, her konuda ahkâm kestiğini ama işlevsel ve popüler kalmayı sürdürdüğü için şimdilik tahripkâr, yıkıcı narsisizm sınırlarına pek girmediğini düşünür ve anlatırım.

Ama sen kim oluyorsun ki be adam, bir millî futbolcuyu (veya köşedeki dilenciyi) milyonların seyrettiği bir canlı yayın programında aşağılıyor, hızını da alamayıp ona "karaktersiz" diyebiliyorsun!

Kısa ilmî malûmat vereyim. Huy, mizaç, karakter, şahsiyet gibi kavramlar hâlâ pek çok kafada muğlâk. 

Huy veya mizaç deyince (temperament) doğuştan getirilen (yâni natürel), tamamen biyolojik temelli davranış örüntüleri anlaşılıyor. Cloninger'e göre bütün canlılar, ezcümle hayvanlar ve onların bir türü olan biz Homo sapiens sapiensler'de târif edilen 4 temel huy arasında yenilik arama, zarardan kaçınma, sebatkârlık ve ödül bağımlılığı var. Hagoop Akiskal ve arkadaşları son senelerde bunlara duygulanımsal huyları (affective temperaments) aklediler: Siklotimik, eşik-altı distimik, hipertimik, irritabl huylar.

Karakter ise eğitim, öğretim ve terbiye ile sonradan kazanılan davranışsal örüntüler (yâni nurtür): İşbirlikçilik, başına buyrukluk ve kendini aşma.

Kişilik (şahsiyet: personality) ise bütün bunların bir araya gelip, belli bir kişiye has toplanmış son mamulü, kültürden de çok etkileniyor. Meraklılar KİŞİLİK BOZUKLUKLARI yazımı tekrar gözden geçirebilirler.

Huyları ve karakterleri ayırt etmek ve ölçmek için ölçekler kullanılıyor.

Sayın Hıncal Uluç! Artık kendinizi tutamıyorsunuz; alınganlık ve saldırganlık boyutlarınız sıhhatlilik sınırlarını çoktan aştı. Yazdıklarınız, konuşmalarınız bunun birer kanıtı. Bilemiyorum, belki de bir rahatsızlığınız filân var! Son zamanlarda makyaja rağmen renginiz ve cemâliniz sıhhatsiz gözüküyor.

Vezir olmak güçtür ama rezil olmak an mes'elesidir.

Bir insanı eleştirebilirsiniz, yerden yere de vurabilirsiniz ama edep ve ilim içerisinde, hakaret etmeden yapabilirsiniz bunu; asla ona "karaktersiz filân diyemezsiniz. Bakın, çocuğun annesi fenalaşmış, kampı bırakıp yanına gitmiş hocası Fatih Terim'in müsaadesiyle.

Yarın kalkıp da birileri sizin için şahsiyetsiz, cibilliyetsiz, ahlâksız derse ne .. edeceksiniz?

Ne dersiniz, emeklilik zamanı mıdır?

Ama yapamazsınız, nereden mi biliyorum? İşim bu. Sizin gibiler zamanı gelince bırakmayı başaramazlar, beceremezler.

Korkarım daha epey pot kırıp çam devirdikten sonra sevilmeyen ama etrafında bol yağcısı olan biriyken küt diye ağaçtan düşeceksiniz.

O zaman, inanın ki etrafınızda tek bir Allah'ın kulunu bulamazsınız. Benden söylemesi.

***

YİĞİT BULUT'un ÇOK ÖNEMLİ YAZISI

Yiğit Bulut çok isabetli bir yazı kaleme almış. Kafamdaki detektifliğe bir son verdi, müteşekkirim. Aynen iktibas ediyorum:

Isparta'daki "katliamı" bugün hatırlamalıyız!

10 Eylül 2008 Çarşamba 09:27

Bugün dünya için önemli bir gün. CERN laboratuvarlarında "dünyanın nasıl oluştuğuna ve sonrasına dâir bütün bildiklerimizi değiştirebilecek" bir deney yapılacak. Bu deneyde "Türkiye'den" de çok önemli isimler yer alacak. Ama bir o kadar önemli hâttâ Türkiye'de bu "işin başındaki Engin Arık" gibi isimler yer alamayacak. Sebebi de Isparta'da gerçekleşen uçak kazası. Birçok vatandaşımızla birlikte 6 bilim değerimize "mezar olan uçak kazası...

Sevgili dostlar, Türkiye'nin parçacık fiziğinde uzman 6 "ismi" Isparta'ya giderken düşen bir uçakta yaşamlarını noktaladı. Bu ekibin başında Prof. Dr. Engin Arık vardı ve Arık, bu önemli deneylere, geleceğin enerji kaynağı olarak kabûl edilen toryum konusundaki bilgilerinden ve araştırmalarından dolayı çağrılmıştı... Arık'ın çok önemli bir özelliği vardı, yakınlarına her zaman şunu söylerdi: "Yeraltı ve yerüstü kaynakları ile stratejik konumu gereği Türkiye'yi asla bu coğrafyada rahat bırakmayacaklar... Toryumla ilgili geliştirdiği proje ile Türkiye'nin büyük bir avantaj sağlayacağını ve "toryum rezervlerimizi"n "iç-dış borçlanma" gereği dâhil, birçok sorunumuza çâre olacağını düşünüyordu...

Sevgili dostlar, bugün, yani CERN'de deney yapıldığı şu saatlerde, Arık'ın anısına saygı göstermek ve "buradayız demek amacıyla "uzun süredir elektronik mühendisi dostlarımdan da aldığım yardımla "vardığım detayları sizlere aktarmak istiyorum. Benim düşüncem sâdece benim değil "konu hakkındaki birçok uzmanın görüşü; "uçağın düşüşü çok ama çok şüpheli"...

Detaylara gelince...

1. Uçağın enkazı hiçbir şekilde yanmamış. Hâlbuki dünyâda gerçekleşmiş çok az uçak kazasında yangın çıkmaz. Oran son derece düşük. Ayrıca uçaklarda kullanılan son derece yanıcı özelliklere sâhip. Burada varmak istediğim sonuç UÇAĞIN YAKITININ YETERLİ MİKTARDA OLUP OLMADIĞIDIR.

2. Kaptan pilot uçak "in-bound" konumunda piste yaklaşırken normâlden daha kısa sürecek bir rotaya sapmayı tercih etmiş. Bunun sonucunda da orada bulunan tepeye çarpmışlar. Hiç yangın çıkmaması ve pilot ekibinin âni bir kararla daha kestirme bir rota tercih etmesi Madde 1'de yer alan iddiayı arttırıyor.

3. Ayrıca kaza sonrasında basına yansıyan ve delil teşkil edebilecek uçak parçalarının başka firmalara satılması, "ne kapatılmaya çalışılıyor "sorusunu doğuruyor.

Sonuç: Madde 1'de yer alan durum doğru ise iki ihtimâl mevcut olabilir:

a. Ya pilotlar yakıt durumunu iyi tahmin edemedi ki bu çok mümkün görünmüyor.

b. Şirket mâliyeti göz önüne alarak ilave yakıt koydurmamış olabilir ki bu da çok mantıklı değil.

c. Uçağa yakıt konmamıştır fakat göstergeler bunu pilota iletirdi. Yâni bu da mümkün görünmüyor.

d. Son olarak, uçağa elektronik anlamda bir "dış müdahalede" bulunuldu. Bu teknik olarak "bâzı ülkelerin elindeki teknoloji ile mümkün" (MKD: ABG ve İsrail bunlar arasında).

Sevgili dostlar, Türkiye'de "toryum" konusunda "çağ açabilecek", ekonominin bütün dinamiklerini değiştirebilecek bir "ekip" bir uçak kazasında tamamıyla yok oldu-yok edildi. Şimdi buradan "herkese kafa tutan cesur başbakanıma bir ricada bulunuyorum" bak ben bir "garip vatandaş" olarak korkmadan bu konunun üstüne gidiyorum, araştırıyorum, konu hakkında 3. yazım. Şimdi sizden beklediğim elinizdeki "imkânları seferber edin de "Türkiye'nin insan kaynaklarını kimler, ne uğruna harcamaya çalışıyor hep birlikte öğrenelim"...

Son söz: Ekonomik alanda "tam bağımsız bir Türkiye, BOP projesinde veya Avrupa Birliği gibi olmayan "sanal dinamikler" içinde kolaylıkla "manipüle" edilemez. Ne de Amerikan gemileri "eze eze boğazlardan geçebili"r! Kimler, Türkiye neden "böyle kalsın" istiyor, aslında anlamak çok zor değil!

***

Bu yiğit Yiğit'in yazısı açık ve sarih!

Muhaliflerine ahlâksız, terbiyesiz filân diyen, tehdit ve şantaj yapan, bağırıp çağıran, hakaret eden kişiliklerin elindeki Türkiye'de en üstte yer aldıklarını düşününce, insanın içi daralıyor.

Pardon, duyamadım!

17 Nisan 1993'te uçağı düşüp şehit olan Eşref Bitlis Paşa mı dediniz?

Hâlen Ergenekon'dan içeride yatan başka bir Jandarma Genel Komutanı mı dediniz?

Anlayamadım.

     mı?

        Bor mu?
            Anlayamadım.
               mı?

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 10 Eylül 2008 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Perşembe, 22 Şubat 2018