Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KEMALİZM NEYMİŞ?

Posted by on in Politik
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3448 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Saat 12 civarı, SKYTURK televizyonunda Eren Eğilmez, Enver Aysever ve Serdar Akinan Kemalizm'i târif etmekteler. İkinci Cumhuriyet'i de târif etmekteler! Siyasal Analiz programın adı. 

Bu SKYTURK ne demektir, bilmiyorum; TÜRK GÖĞÜ (haydi bunu hârice atalım çünkü harf oyunuyla sûiistimâl edilebilir), TÜRK GÖKYÜZÜ, daha "sentezci" bir ifâdeyle TÜRK SEMÂSI değil de, neden SKYTURK? Özenti ve mukallitlik kokmuyor mu? Acaba İngilizce konuşulan ülkelerde bu isim acayip dikkat çeker de, oturup seyrederler diye mi düşünülüyor.

Komik!

Aynı şey HABERTURK kanalı için de geçerli; HABER tamam da, neden TURK? Noktalar yolda mı düştü?

Eren Eğilmez konuşmaktan alıkoyamıyor kendini; suâllerinin cevabını dinlemeden lâfı kapıp kendi cevap veriyor; müthiş cevvâl, mütecÂviz ve her şeyi biliyor. Göğsü bağrı açık, elindeki kalemi kılıç gibi tutuyor. Serdar Akinan tecrübesiyle koruyor kendini, "bi dakka, şu sözümü bitireyim" filân diyor. Arada "kavga etmiyoruz" diye lâtife ediyorlar.

Enver Aysever ise Kemalizm'i özünü İngiltere'den değil, Fransa'dan alan, Batı değerlerini Batı'yla savaşarak yerleştiren millî bir hareket olarak târif ediyor ve ikiye ayırıyor: 1) Gözünü Batı'ya dönmüş ve Aydınlanmacı olan grup (bunlar Cumhuriyet gazetesi grubuymuş), 2) Türklüğü içine kapanık yaşayıp, İslâmiyet'le de hamurlayan muhafazakâr, sentezci olanlar ise MHP'lilermiş. İkisinin de kutsal kitabı Mustafa Kemâl'miş (aynen böyle diyor).

"Beyaz yakalı Cumhuriyetçiler bugün artık öteki, Aleviîer öteki, sosyalistler öteki, peki beriki kim" filân diyor!

Serdar Akinan, Devletlû olmazsa ülkenin bölüneceğini söylüyor gene. "Türkçe'sini söyleyemem" diyerek "war for democracy, f.ck for virginity" diye buyuruyor.

Üçü de İran'a saldırının kaçınılmaz olduğunda hemfikirler ama neyi savunduklarını anlamak mümkün değil. Bir Kürt partisine ihtiyaç olduğunu söylüyorlar; "istesek de istemesek de zâten gelecektir diyorlar. Ergenekon'dan bahsedelim ama bahsetmeyelim" diyorlar.

Sonunda "lâikçilere bu kadar saldırılmamalı, ayıp olmuştur" diyorlar.

"Haftaya bekliyoruz" bu üslûpta ve tarzda, bekliyoruz diyorlar.

Almayayım.

***

Üç tâne 40 yaş civarı adam televizyonda. Serdar Akinan, efendi, mütebessim, oldukça hakîm ve duruma da olabildiğince hâkim ama hep diyorum ya, kafası karışık. Ne diyor, neyi savunuyor anlayamıyorum. Bu memleketin sevdâlısı olduğu belli(?) de, nasıl olacak bilemiyor.

Diğer ikisi (hiç tanımam) mahâllede gençler nasıl heyecanla kapışırlar, nasıl anlaşamazlar ve hepsi bir arada gaza gelmiş konuşurken hiçbiri diğerini anlamaz ya, aynen öyleler. Kıyafetler lâubali ve özensizce. Üslûplar saldırganca ve birbirlerini zinhar dinlemiyorlar. Bunun adı da televizyon programı oluyor.

Memleketten manzara bu aslında.

Hazin, darmadağınık ve anomik.

Türkiye şizofren olmaktan çıktı, dissosiyatif psikoza girdi.

Sonra anlatırım ne olduğunu.

Bu arada, tabii ki İstanbul'daki katliamın taşeronu Kürt çıkıyor (bilhassa PKK'lı demiyorum; artık bütün Kürtler PKK'lıdır, kendileri söylüyorlar,aksini düşünen de her anlamda saftır). Hüseyin Türeli isimli bu kişi polisteki ifâdesinde demiş ki "cep telefonuyla patlatıp, yanımdaki 5 kişiyle yaşananları izledik". İçişleri Bakanımız ise hâlâ isim vermekten kaçınıyor. Adalet Bakanı Şahin de "Geceyarısı Ekispresi" filminin haklı tarafları olduğunu söyledi şimdi (vallahi aynen).

Dün ise Gülümüz "utançtan kim olduklarını açıklayamıyorlar" diyordu. Yâni Hüseyin Türeli ve benzeri mahlûkat bebeleri, nineleri, mâsum insanları öldürüp yaraladıktan sonra seyrederken çok utanıyor ve yerin dibine giriyorlarmış. Dalga geçiyor desem suç olur, demem.

31 Temmuz'da bir Fransız gazetesinde şu yorum neşrediliyor (özetle): "Erdoğan ve yakınları kendilerini eleştiren herkesi merhametsizce bir şekilde darmadağın etmekten daha iyi yol bulamıyorlar. Bilhassa gazeteciler var bunların arasında ve çoğu hapiste. Türkiye'nin İslâmlaştırılmasına devam ediyor. Muhtemelen Türkiye daha ziyâde Ürdün gibi olacak: Yarı seküler, yarı dindar. Bu da bize AB'nin neden bu ülkeyi refüze ettiğinin aşikâr sebebi: Kendi içinde savaşan, bir arada varolması mümkün olmayan çatışan grup fantezileriyle boğuşan bir millet".

Bu arada, 8500 polis alınacakmış, verilen ilânda evli olanların karılarının fotoğraflarını ibraz etmeleri isteniyor; güvenlik için canım; yoksa başörtüsü filân bakmayacaklar. SKYTURK haberlerinde söylüyorlar.

***

Türkiye'nin en zengin adamı olan Mehmet Emin Karamehmet SKYTURK'un sâhibi, Sabah-ATV'yi kaybedip cemaâte bırakılmasına vesile olan Turgay Ciner de HABERTURK'un sâhibi (sağ ol Seblâ). Nedir bu özenti?

Bir de, konuklarından az konuşan, ne kadar entellektüel olduklarını çaktırabilmek için sürekli olarak malûmatfuruşluk yapmayan başka kadın sunucu bulamıyor musunuz?

Dün HABERTURK'de bir flüt virtüözü vardı, sunucu hâtun neredeyse flütün ne olduğunu anlattı ona. Nikolai-Rimsky Korsakov'un meşhur "Yabanarısının Uçuşu" eserini icra edeceğini söyledi üstâd; hay demez olaydı! Hâtun önce İngilizcesi'ni söyledi "ay, bumble bee, hârika, bilirsiniz Korsakov'u, hani Şehrazat'ı da, ay çok güzel, hadi bakalım, hadi"; neredeyse vakit yetmeyecekti.

***

Ergenekon'un ek delillerinden öğreniyoruz ki MOSSAD, Türkiye'de belli çevrelere 17 milyar USD dağıtmış.

Antalya, yanıyor.

Ölümsüz Ambdusman Demirel mizah yapıyor: "Paşaların tutuklanmasına üzüldüm, rencide oldum"!

Genel Kurmay Başkanlığı karargâhının bekleme salonu ve koridoruna astığı afişle, personelini cep telefonlarına karşı ikaz ediyor.

Memleketten manzara bu aslında.

    Hazin, darmadağınık ve anomik.

        Türkiye, şizofren olmaktan çıktı, dissosiyatif psikoza girdi.

            Sonra anlatırım ne olduğunu.

                Türkiye, kimliğini kaybetmiştir, hükümsüzdür!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 03 Ağustos 2008 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017