Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KISA ÖYKÜ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1597 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

YALNIZ BİR ADAM

Genç adam sigarasından bir fırt çekti ve epeydir içinde yaşadığı birtakım suçluluk ve yalnızlık duygularından kurtulmak amacıyla, son zamanlarda çok meşhur olan ultra lüks bir gece kulübüne gitmeye karar verdi.

Burasın jet sosyetenin takıldığı ve her şeyin sonsuz sayıda, epey tuzlu da olsa, yapılabildiği bir yer olduğunu duymuştu.

Kendisi muzip ve oldukça entellektüel bir yapısı olmasına, sık sık davetler almasına rağmen oldukça içine kapanmıştı ve genellikle Klâsik Batı ve Fado Müziği dinleyerek hayaller kumlayı yeğliyordu.

Arada birçoğu Musevi, bir kısmı da Müslüman olan ama kendisi gibi inançlarıyla sorunu olan muhitiyle birlikte oluyor ve dağıtıyorlardı; bâzen de küfelik oluyordu.

Borsa spekülatörlüğü yaparak çok iyi maddî imkânlar sağlamıştı ama bunun çoğunu özel bir yere harcıyordu…

Nihayet ünlü mekâna gitti!

Belli bir ismi de yoktu yerin ve tıklım tıklım doluydu, tanınmış pek çok simaya rastlamak mümkündü.

İçmeye ve çapkınlık etmeye kararlıydı…

Atladı bir taksiye ve kulübe ulaştı. İlk şoku da kapıdaki valelerle korumalardan gördü. Herifler, sırf içeri girebilmesi için, kendisinden 100 TL avanta istediler ve haklı olarak da çok sinirlendi!

Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz, istersem birkaç telefonla buraya polisi ve mâliyeyi çağırıp canınıza okuturum, bu avanta da ne be” diye bağırdı. Yalan da değildi hani!

Ayı gibi adamlar önce şaşırdılar ve bu şımarık, saçları örgülü, en fazla 32 – 33 yaşındaki yuppienin lâfını yutacaklar mıydı yoksa karga tulumba kovacaklar mıydı? Her şeyi marka ve çok klâs bir adamdı karşılarındaki, ilk defa görüyorlardı ve Musevi olduğunu da hemen anlamışlardı tipinden…

Ceki çok ısrarcıydı ve sonunda adamları pes ettirdi. İçeri girip danıştılar, aralarında fısıldaştılar ve “peki, buyurun efendim” dediler. Patronunun da gözü yememişti çünkü kısacık bir araştırmayla, genç adamın güçlü birisi olduğunu anlamışlardı.

***

İçeri girdi ve ilk reaksiyonu irkilerek şaşırmak oldu!

Ortalık Berzah Âlemi gibiydi, kim kime dumduma bir ortam mevcuttu. Tekno bozuntusu müzik denemeyecek bir gürültünün ortasında pek çok kişi alenen ot içiyor, gayler, lezbiyenler ve heteroseksüeller, transvestistler, dönmeler… Her çeşit insan çılgın gibi içiyor, sevişiyor ve kimse de başkasına göz ucuyla bakmıyordu.

Bara gitti ve sek İskoç viskisine iki küçük buz koydurup etrafı kesmeye başladı.

İşte, aradığı hatun karşısından geçiyordu ve tam bir meş’um kadın (femme fatale) karşısından kendisine gülümsemekteydi. En fazla 35 yaşında gösteriyordu ve olağanüstü cazibeli, pek de şuhtu.

Merhaba” dedi usulca yanaşarak, “size bir içki ikram edebilir miyim” diye de ekledi. Kadının tepkisi olağanüstüydü. Kendisini şöyle bir süzdü, “sen buraya çapkınlığa geldin değil mi” dedi.

Ceki afalladı ve “yâni, ne diyeyim, gak guk” derken kadın doğrudan kendisini bir köşeye çekti ve çılgın gibi öpmeye, ayaküstü sevişmeye başladı. Bir yandan da arka arkaya Tekila şatları atıyor, Kent Mentollü sigarasından halkalar çıkarıp, kendisin ağzına üflüyordu.

Hani bir gecelik ilişki filân iyiydi de, genç adam bu derecede bir ihtirasa hazır değildi, önce etrafı kolaçan etmeye çalıştı kimseler bakıyor mu diye tek gözle ama kadın çoktan cinselliğin en ileri boyutlarına doğru uçmaya ve kendisini de hazdan hazza sürüklemeye başlamıştı.

Tam elini en mahrem yerlerine atmaya başlamıştı ki “Allah aşkına biraz daha kenarda bir yere gizlenelim” dedi kadına.

Kahkahayı patlattı hâtun ve derhâl isteğine tâbi oldu; en izbe yere gittiler ve zâten mebzul miktarda bulunan içkiden de, esrardan da, sigaradan da içmeye devam edip çılgın gibi seviştiler.

Üst tarafları soyunmuştu, kadın da elini onun uzvuna uzattı ve içine aldı onu. Çığlıklar atıyor, sırtını tırnaklarıyla kanatırcasına tırmıklıyor ve burada anlatılamayacak kadar her türlü cinselliği yaşıyor ve yaşatıyordu. On dakika geçmeden ikisi de bağıra bağıra orgazm oldular ve ter içinde kaldılar.

Ceki hem çok memnundu hem de “yâhu ben bir hastalık kapar mıyım, kim bu dilber” diye içinden geçiriyordu. Ama kadın ultra-lüks giyinmişti ve her tarafından zenginlik, Gusto ve zevk sahibiydi. Çok şıktı ve muhteşem bir şekilde davranıyordu.

Tam bitti gibiyken, kadın “hadi” dedi, “devam, erkeğim, aşkım benim, devam”. Hiç ara vermeden tekrar gidip gelmeye başladılar ve hayret verici bir şekilde 15-20 dakika geçmeden tekrar karşılıklı olarak doruklarda uçtular.

Yeteeer” diye haykırdı Ceki, “haydi konuşalım biraz”!

***

Kadın şuh bir kahkaha attı ve “gel” dedi, “sohbete açığım”.

Kimsin”?

Uff… Benim adım Ceki, tek başıma yaşıyorum ve borsada oynayarak hayatımı kazanıyorum, sen kimsin”?

Benim adım Suzi, aslen yarım kan Ermeni’yim ama Türk’üm işte, ayrı gayrı gözetmem”.

Ben de canım, kökenim Yahudi ama zaten inancım yok, Türk’üm işte… Ne iş yapıyorsun”?

Ben kocamın parasını yiyorum, çocuğum filân da yok ve tatlı hayat yaşayarak ömrümü geçiriyorum”.

Yâni evlisin” diye şaşırdı ve kafası karıştı.

Ne iş bu, korkmuyor musun”?

Yooo, pezevenk zâten sapık, 18 yaşındaki kızıma üzerinde kadın kıyafeti giymiş vaziyette bir orospuyla yakalandı ve hiç oralı olmadı bile, keh keh keh; hem kızımla da tanıştıracağım seni ona da hayat dersi vermeni isterim, mükemmelsin ayol”!

Ceki dehşete düştü ve kekeledi: “Nasıl yâni? Ben senin 18 yaşında kızına neyin dersini vereceğim bu bir. İkincisi de, mademki kocan böyle bir adam, neden hâlâ onunla yaşıyorsun, hem de daha tanışalı birkaç saat ya oldu ya da olmadı, değil mi”?

Sen çok fazla saf ve temizsin, kocamın kim olduğunu olduğu söyleyeyim: …. Holding’in CEO’su ve aslında sâhibi Orhun”!

Gözleri fal taşı gibi açıldı genç adamın. Basbayağı bir Mafya üyesi olduğunu yedi âlemin bildiği, uyuşturucudan tutun da silâh kaçakçılığına kadar her şeyi yapan berbat bir adamdı bu.

Ceki panikledi ve “neleri riske ettiğinin farkında mısın be, bu adam ne seni, ne de beni yaşatır”!

Yok be aşkım, sen ilk değilsin ki, bilir bal gibi de, görmezden gelir namussuz. Sıkıysa bir halt yesin, ben onun canına kurum esas, bütün sırlarına vâkıfımdır. Gıkını çıkaramaz”!

Yâni senin daha önce de one night standlerin oldu mu, hastalık filan hani”…

Bende öyle göz var mı yavrum, düzenli olarak kontrole giderim ve merak etme, öyle herkesle de beraber olmam. Senin gözlerinde garip bir hüzün, bir yeis fark edince ve ne kadar yakışıklı olduğunu anlayınca doğrudan üzerine atladım. Yoksa bana ulaşmak için servet teklif edenler, aklarıma kapananlar var. Geçenlerde Koç Holding’den…

Sus, işitmek istemiyorum, gene bir VIP’nin ismini telaffuz edeceksin belli ki. Boş ver.  Bunlar mahrem mevzulardır, hiç girmeyelim lütfen”!

***

Baltayı taşa vurdum” diye geçirdi aklından ve kara kara düşünmeye başladı. Bütün neşesi de, keyfi de kaçmıştı.

Tanyeri neredeyse ağaracaktı ve aşırı ot, karışık içki ve berbat müzikten dolayı da başı fena hâlde ağlamaya başlamıştı. Bir an evvel kadından kurtulmak ve evindeki kutsal yalnızlığına dönüp, banyo yapmak ve kahve içmek istiyordu.

Ben hesabı ödeyeyim, sonra ikimiz de kendi evlerimize gidelim mi Suzi”?

Dur, bu sefer benden olsun. Zâten buranın da kâr ortağıyım lâf aramızda, ufak bir meblağ ile kalkarız. Boş ver”.

“Eh, peki… Evine nasıl gideceksin sen”?

Bak aşkım, şu ilerideki 5000 SEL Mercedes bizim, şoför bile Havana purosu içer namussuzum, keh keh keh”!

Şey, şu ‘aşkım’ kelimesin kaldırsak. Her şey çok süratli gelişti, zaten en iyisi bu geceyi olmamış saymak, değil mi”?

***

Ceki, ne kadar büyük bir hata yaptığını daha sonra anlayacaktı!

Kadının bir anda haletiruhiyesi değişti ve gözlerini kısarak tıslar gibi konuştu: “Sen beni bir kere düzülüp bırakılacak hafif meşrep bir kolej kızı mı sandın yavrum, dur hele”!

Suzi öfkesini yendi, üstüne başına çekidüzen verip ayağa kalktı, garsona “hesaba yaz” diye sert bir emir verdi ve akabinde şiddetli bir öksürük nöbetine tutuldu. Alenen astım nöbeti geçiriyordu. Hemen çantasından inhalatörünü çıkarıp üç derin nefes aldı ve bol bol su içti.

Tamam, bak ben de yoruldum. Al, şu benim kartvizitim, bütün irtibat numaralarım filân mevcut. Sen de seninkini versene”.

Kısa bir tereddütten sonra Ceki de kartını verdi ama içinden “aman Allah’ım, aramaz inşallah” diye geçiriyordu. Garip, sıra dışı ve acayip bir insandı bu kadın, Ürkmüştü.

Kadını kapıya kadar uğurladı ve o da tam ayrılırken bir anda dudaklarına yapışıp kanatırcasına, ısırarak öptü. Çok canı yanmış ve telaşlanmıştı neydi bu be!

Bye Darling, sana kızımın fotoğrafını da whats up’tan yollayacağım, fıstık gibi. İsmi de Meryem, ismi gibi de bakire hâlâ”.

Ceki, eve gider gitmez bir ağrı kesici aldı ve kendini banyoya ancak attı. “Bu sigarayı da kesmeliyim, esrara da en azından uzun soluklu bir şekilde bir çâre bulup ya tedaviyle, ya da kendi irademe bırakmalıyım” diye düşündü ve arkadaşlarını aradı. Niso, Ali, Fatma ve daha pek çoğu onu avutmak için seferber oldular.

İçkisiz, âlemsiz ve sakin bir şekilde bir cafeye gidip oturdular.

***

Canı çok sıkkındı, gene bir sigara içti ve düşünmeye başladı…

Ben nerede hata yaptım” diye geçirdi içinden ve derhal karar verdi, bu böyle süremezdi.

Karısını aramaya karar verdi, tam 9 aydır aramayıp, Fransız La Paix Hastanesi’ndeki Açık Servis’te yatan karısını ziyarete gitmemişti epeydir ve kafaya koydu ki bu iş böyle yürüyemeyecekti.

Vicdan azabı içerisinde arabasına atladı, hastaneye koştu.

Kendisini çok seven bu kadının Müslüman olması sebebiyle bir süre dışlanmıştı cemaatten, bir kısmı Ayşe’yi görmek istememişti ama bu böyle süremezdi, aklıselim sahibi çok ahbapları da vardı.

Kesin kararını verdi, içeri girdi, üst kattaki deske gitti ve burnunda inci kakması piercingi olan Hataylı sevimli hemşireden rica etti. “Karımı görüp konuşabilir miyim”?

Kız, cilveli ama biraz da kinayeli olarak “tabii, buyurun, o da kaç zamandır sizi bekliyordu” cevabını verdi ve üst kattaki odasına çıktılar.

***

Hayatım, beni affedebilecek misin çünkü çok ağır bir vicdani sıkını içerisindeyim, beni bağışla. Gerçekten çok pişmanım. Seni ihmal ettim, haydi eve gidelim” dedi.

Eski karısına baktı, melek kadar güzeldi ama aldığı ilâçların etkisiyle biraz sersemdi.

“Bak Ceki, biliyorsun ben aslen klinik psikoloğum ve bu hastalığın ne olduğun da çok iyi farkındayım. Bak, ne de olsa biraz kilo aldım ve eskisi kadar hoş ve senin için sevilesi birisi olamayabilirim”

Üzüldü genç adam ve “ne etnik farklar, ne de din… Ben sâdece pişmanım ve şimdi hemen seni taburcu etmesi için psikiyatrımızı arayacağım. Haydi, aşkım, kendini toparla ve evimize gidelim” dedi.

Ayşe keyiften sıçradı. Ayağındaki saboları çıkardı ve duşunu yapıp, temiz giysilerle onun yanına geldi.

Levent’teki evlerine gittiler ve orada birbirlerine sarıldılar.

Şömineyi yaktılar ve çok yağışlı geçen bu hafta sonunda ne kadar üşüdüklerini fark ettiler.

Zâten memlekette de berbat bir atmosfer vardı, politik durum çok kötüydü, kimin neye inanacağı altüst olmuştu.

Biz birbirimizi sevelim ve esas en büyük nimet olan aşkın keyfini çıkaralım” dediler.

Birer kadeh kırmızı şarap dolduruldu ve akabinde de yatağa uzandılar. Televizyona bakıp, seyredecek bir şey de olmadığını, herkesin öbürünü dışlayıp tartıştığını görünce, soluğu The Marmara Oteli’nin üst katındaki bölümde aldılar.

Güzel bir kemane gelmişti ve özel olarak Bolero’nun ezgilerini çalımaysa başlamıştı. O da kesmedi ve Fado koydular Müzik setine...


Bakar mısın aşkım, ben arada bir şeyler karıştırdım ama çok pişmanım. Bilmeni istiyorum, bak…

Ayşe gülümsedi, ilâçlarını da aldı ve “bak” dedi, ben artık o kadar çok şey yaşadım ki, yeni bir travmaya tahammül edemem. Haydi, ne diyeceksen de ama neler olduğu hiç umurumda değil”…

Ceki’nin gözleri doldu ama bu biraz kilolu ama taze gelin gibi olan, prensese benzeyen kadına baktı…

O da kolay şeyler yaşamamıştı, bütün ailesini yakınlarda düşen bir uçakta kaybetmişti ve kimsesi kalmamıştı.

“Tamam, şimdi sana birkaç haberim var… Arada birkaç kadeh içeriz, eski dostlarımızı toparlarız ama artık birbirimize doyalım, sevişelim, coşalım ve her türlü maddeden de uzak duralım, çünkü esrar da Şizofreniform Bozukluk yapabiliyormuş.  Bak, Zeki Alasya da vefat etmiş, hayat çok kısa. Artık sana bir yüzükle tekrar yalvarsam, tektaşını gene taksam, gene 100 gülle ve çikolatayla seni evliliğe davet etsem, bana geri döner misin"?

Ayşe de çok duygulanmıştı, saçlarını şöyle bir geriye attı ve fısıldadı…

Bana sâdece aşkımızdan bahset ama bir konuda çekincem var. Hani, çocuk istersen risk var biliyorsun, riskli”…

Cekiaşkım, bu yeni tedavilerle beraber pek çok ilâcı da kullanabiliyormuşsun, bunlar karı koca ehilmişler” dedi.

“Aramızdaki farklar kapansın ve bundan sonra Nişantaşı’ndaki Cafelere takılalım, bir de yeni bir psikiyatr arayalım, Kerem Bey’le karısı iyi diyorlar. Şu sigara için ben Hipnoz yaptırayım, senin de hem psikoterapini, hem farmakolojik düzenini o ayarlasın”

Tamam” dedi Ayşe sıcacık bir gülümseyişle.

“Teklifini kabul ediyorum hemen müracaatımızı yapalım ve nikâh tazeleyelim. Ben artık onun, bunun lâfına değil, sana inanmak arzusundayım”.

Randevu için beni aradılar ve ikisi de pırıl pırıldı, Ayşe de Şizofreni hastası değil, Psikotik Bipolar’dı.

Valproat başladım ve “folik asidle beraber kullanınca rahatlıkla doğum da yapabilirsiniz” dedim ama tam laboratuvar tetkiklerini ve EEG’lerini istedim, düzenli olarak hem psikoterapiye, hem farmakolojik yardıma gelmelerini tembihledim.

***

Ceki kulağıma eğilip, karısı lavabodayken ne dedi biliyor muşunuz?

“O fahişe ruhlu kadını ve kocasının şoförünü bizi takip ederken gördüm, endişeliyim, ne yapabilirim?

Ceki Bey, pırıl pırıl bir iş adamısınız, istikbaliniz parlak. Bahsettiğiniz kişiler çok tehlikeli ve o kadın da muhtemelen Sınırda Kişilik Bozukluğu var, görmedim ama çok benziyor. Bunlar başınıza belâ olur ve size hayatı çekilmez kılarlar, En iyisi ne onu, ne de kızını bir daha görmeyin, telefonlarını da açmayın çünkü günümüzdeki en büyük hediye, karşılık beklemeden ve ‘için’ değil, sâdece ‘rağmen” sevmektir” dedim.  

Halen ikisi de tedavimde, sigara için 2 seans yetti ama aslında Ceki’nin de çocukluğunda yaşadığı kayıplar onu bu duruma getirmiş, onu anladım.

Hâlen ikisi de geleceğe ümitle bakıyorlar ve düzenli olarak de tedavilerine devam ediyorlar.

***

Bu öyküyü burada kesip size bırakıyorum devamını, acaba bundan sonra ne olacak dersiniz?

Havrada mı Kilise’de mi, Câmi’de mi yoksa normal Belediye Memuru ile mi tekrar evlenecekler.

Yoksa çağdışı olarak, imama mı gidecekler?

Bu muhtemel aslında çünkü Ayşe’nin bâtıl itikatları da bol…

Üç kere elini vurup “aman bir şey olmasın” diye kulağını çekiyor.

***

Bu öykünün devamı nasıl olsun istersiniz?

Hayat çok kısa, ölmek her an peşimizde ve aşk da birkaç kereden fazla rastlanan bir nimet değil…

***

Anneler Gününe az kaldı, onu da katarak bu senaryoyu siz tamamlayın lütfen.

Mutlu olabilecekler mi, her şey yolunda gidecek mi?

Gerisi sizin yorumunuza kalsın.

Şimdi yatayım biraz, yarın gene iş var ama Sevgili Dostum Zeki Alasya’ya Allah’tan rahmet, Metin Bey’e de sabırlar diliyorum…

Not: Bakın şimdi medyanın bir kısmı Zeki Bey’i anarken vefa gösterecek, bir kısmı da malum mensubiyetinden dolayı aleyhinde şeyler yazacak.


Herkese iyi bir hafta sonu diliyorum.

Sevgi, saygı ve aman birbirinizi incitmemeye özen göstererek kalın…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 09.05.2015

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017