Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KKTC’ye DİKKAT!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2230 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Akdeniz’de tamamen tabiî bir uçak gemisi gibi duran bir adamız var: Kıbrıs.

Tamamen büyük medyadan takiple, olup bitenleri paylaşmak istiyorum…

ABD'nin küresel izleme politikaları ile ilgili gizli belgeleri sızdırarak büyük bir tartışma başlatan Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) eski sistem analisti Edward Snowden, sadece alt düzey bir analist olduğu iddialarını yalanlayarak, aslında elektronik izlemede uzmanlaşmış bir casus olarak eğitildiğini açıkladı.

Amerikan NBC TV kanalından Brian Williams’a ayrıntılı bir röportaj veren Snowden, Savunma İstihbarat Ajansı'nda eğitim gördüğünü ve denizaşırı ülkelerde Merkezi Haber Alma Örgütü (CIA) ile NSA için casusluk yaptığını söyledi.

Amerikan NBC TV kanalından Brian Williams’a ayrıntılı bir röportaj veren Snowden, Savunma İstihbarat Ajansı'nda eğitim gördüğünü ve denizaşırı ülkelerde Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) ile NSA için casusluk yaptığını söyledi.

ABD’nin bilgisayarlardan casuslara oranla çok daha iyi istihbarat elde ettiğine dikkati çeken Snowden, “Denizaşırı ülkelerde geleneksel anlamda tıpkı bir casus gibi gizlice yaşadım ve çalıştım. Aslında yapmadığım bir işte çalışıyormuş gibi davrandım. Hâttâ bana ait olmayan bir kimlik taşıdım" dedi. Snowden, sözlerine şöyle devam etti: "Ancak, ben teknik uzmanım. İnsanlarla birlikte çalışmıyordum. Casus olarak çalışacak kişiler bulmuyordum. Yaptığım şey ABD için çalışan sistemler kurmaktı ve bunu en alttan en üste tüm seviyelerde yaptım. Dünyanın en düşmanca ve tehlikeli bölgelerinde insanlarımızı ve istihbaratımızı korumak için kaynaklar ve yöntemler geliştirdim. Hükümet, şimdi tüm bunları benim sadece alt düzey bir analist olduğumu söyleyerek reddediyor”.

Snowden, NSA çatısı altında Japonya ve Hawaii dâhil birçok bölgede özel istihbaratçılarla çalıştığı sırada 1,7 milyondan fazla gizli belgeyi dijital olarak ele geçirerek, üst düzey hükumet yetkililerine teknik uzman olarak yardımcı olduğuna işaret etti.

NSA’nın ABD ile diğer ülkelerde milyonlarca kişinin ve liderlerin telefon konuşmalarını kaydederek istihbarat topladığını ortaya koyan belgeleri sızdıran Snowden, Mayıs 2013'te ABD'yi terk etmiş ve Rusya'dan geçici sığınma hakkı almıştı. ABD, casuslukla suçladığı Snowden’ın pasaportunu iptal etmişti.

Washington Post ve Guardian gazetelerinde yayımlanan belgeler, ABD'nin küresel izleme faaliyetlerinin boyutunu gözler önüne sermişti. ABD Başkanı Barack Obama, Kongre'den NSA’nın telefon konuşmalarını kaydetmesini yasaklayıp telekomünikasyon şirketlerinin kayıtlarına erişim için mahkeme kararını zorunlu hale getirerek programı kontrol altına alması talebinde bulunmuştu.

ABD’nin bilgisayarlardan casuslara oranla çok daha iyi istihbarat elde ettiğine dikkati çeken Snowden, “Denizaşırı ülkelerde geleneksel anlamda tıpkı bir casus gibi gizlice yaşadım ve çalıştım. Aslında yapmadığım bir işte çalışıyormuş gibi davrandım. Hatta bana ait olmayan bir kimlik taşıdım” dedi.

Snowden, sözlerine şöyle devam etti: "Ancak, ben bir teknik uzmanım. İnsanlarla birlikte çalışmıyordum. Casus olarak çalışacak kişiler bulmuyordum. Yaptığım şey ABD için çalışan sistemler kurmaktı ve bunu en alttan en üste tüm seviyelerde yaptım. Dünyanın en düşmanca ve tehlikeli bölgelerinde insanlarımızı ve istihbaratımızı korumak için kaynaklar ve yöntemler geliştirdim. Hükümet, şimdi tüm bunları benim sadece alt düzey bir analist olduğumu söyleyerek reddediyor”.

Snowden, NSA çatısı altında Japonya ve Hawaii dâhil, birçok bölgede özel istihbaratçılarla çalıştığı sırada 1,7 milyondan fazla gizli belgeyi dijital olarak ele geçirerek, üst düzey hükumet yetkililerine teknik uzman olarak yardımcı olduğuna işaret etti.

NSA'nın ABD ile diğer ülkelerde milyonlarca kişinin ve liderlerin telefon konuşmalarını kaydederek istihbarat topladığını ortaya koyan belgeleri sızdıran Snowden, Mayıs 2013'te ABD'yi terk etmiş ve Rusya'dan geçici sığınma hakkı almıştı. ABD, casuslukla suçladığı Snowden’ın pasaportunu iptal etmişti.

Washington Post ve Guardian gazetelerinde yayımlanan belgeler, ABD'nin küresel izleme faaliyetlerinin boyutunu gözler önüne sermişti. ABD Başkanı Barack Obama, Kongre'den NSA’nın telefon konuşmalarını kaydetmesini yasaklayıp telekomünikasyon şirketlerinin kayıtlarına erişim için mahkeme kararını zorunlu hale getirerek programı kontrol altına alması talebinde bulunmuştu.

***

Aynı dönemde, “yandaş” olarak tanınan medyadan şunların yükseldiğini görmekteyiz:

Medyatava’nın haberine göre, Abdurrahman Dilipak, Dost-Yar Cemiyeti'nin davetlisi olarak geldiği Adana’da Seyhan Sami Kayahan eğitim Tesislerinde konferans verdi. 

Dilipak, konferansta, teknolojinin insan yaşamına yaptığı etkileri anlattı.

Kullandığınız kredi kartlarının sizin neler satın aldığınızı, nerelerden alışveriş yaptığınızı, hangi markaları kullandığınızı bilebildiğini ifade eden Dilipak, "Ne önemi var ne alıyorsam alıyorum, öğrenip de ne olacak demeyin. Bakın size bir örnek vereyim. Mesela kırmızı renk otomobil alan kadınlar genellikle üniversiteli kadınlardır. Kırmızı renk otomobil alan kadınlar sert sigara kullanıyorlar, içki kullanıyorlar. Bu kadınlar evlenemiyorlar, ya da evliliklerini sürdüremiyorlar. Bu kadınlar kavgacı çok kaza yapıyorlar ve CHP’ye oy veriyorlar. Bunu sigortacılara sorarsanız bu ilginç asimetrik sorgulamadır" dedi.

Dilipak ayrıca şunları kaydetti: “Siz kendinizin ne olduğunu bilemezsiniz ama ben sizin ne olduğunuzu bilebilirim. Bâzı hiç alâkası olmayan bilgilerinizden yola çıkarak, futbol takımı tercihiniz, ayakkabı markanızdan, hangi günler nerelere gittiğinizden yola çıkarak ben sizin kişiliğinizi, zaaflarınızı, risklerinizi bilebilirim. Ve sizin üzerine senaryo yazabilirim. Sizin sadece tükürük, kanınızı, idrar ya da dışkınızı hatta saçınızı alsam, sizin genetik formülünüzü çıkartıp buraya gelen herkese limonata ikram edebilirim. Hiç kimseye hiçbir zarar vermez.

Ama benim verdiğim limonata ile ölebilirsiniz. Çünkü adrese teslim genetik forma uygun zehir de değil, sizin sağlık riskinizi tetikleyen bir madde katıyorsunuz. Klasik yöntemle zehir olduğunu da bulamazsınız, zehir de değil çünkü. Bakın basit bir kredi kartı işlemi sizin hayatınızı nasıl etkiliyor”.

Gene Nazlı Ilıcak –ki Kıbrıs’ta kocaman bir malikâneye sahiptir, o bile gelişmeleri kınadı.

Daha birkaç sene öncesine kadar Türkiye dereceleri çıkartan Soma Anadolu Öğretmen Lisesi’nde Fen Lisesi’nin bu okulla aynı binayı kullanmaya başlamasının ardından başarı oranı ciddi bir şekilde düştü. Veliler Fen Lisesi ile Öğretmen Lisesi’nin öğrencileri arasında ayrımcılık yapıldığını bunun da başarıyı etkilediğini ifade ediyor.

Gazetemizi şikâyet yağmuruna tutan Soma Anadolu Öğretmen Lisesi öğrenci velileri okulda ciddi bir ayrımcılık olduğunu iddia ediyorlar. Okulun kaliteli öğretmenlerinin Fen Lisesi’ne kaydırıldığını söyleyen öğrenci velileri daha birçok konuda ayrımcılığın olduğunu söylüyorlar.

BAŞARI ORANI DÜŞTÜ

Soma Anadolu Öğretmen Lisesi Fen Lisesi bu okula gelmeden önce ciddi derecede genelde büyük başarılara imza atarken bu yıl ve geçtiğimiz yıl başarı oranını önemli ölçüde düştü. Öğrenci velileri de bu konuya dikkat çekerken bu okula getirilen Fen Lisesi’ne acilen bir bina yapılması gerektiğini ve ayrımcılığın bir an önce bitmesi gerektiğini söylediler. Fen Lisesi ve Öğretmen Lisesi öğrencileri arasında da ciddi ayrımcılık yaşandığı söylenen okulun durumu velileri de derinden üzüyor. Konuyu ilgililere de aktardıklarını söyleyen öğrenci velileri bu durumun bir an önce son bulmasını istiyorlar.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet Tezel, 301 işçinin ölümüyle sonuçlanan Soma A.Ş.’ye ait maden hakkında Mart ayında yapılan denetlemede olumlu rapor veren iki müfettiş hakkında idari soruşturma başlattıklarını belirtti. Soma Havzasında şuan için çalışan maden olmadığını kaydeden Tezel, 17 müfettişin farklı alanlarda çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 maden işçisinin hayatını kaybetmesinin ardından İş müfettişleri çalışmalarını sürdürüyor. İş Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet Tezel Soma Vergi Dairesi Müdürlüğünde hazırlanan odasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Tezel, Soma’daki hadisenin tüm Türkiye’yi derinden etkilediğini anlatarak facianın hemen ardından Soma’ya en yakın olan 5 kişilik bir ekibin görevlendirildiğini şuan için de 17 kişilik bir ekiple kazanın meydana geldiği ocağı, dayıbaşılık sistemini ve diğer madenleri inceleyen üç ayrı müfettiş ekibinin çalışmalarını aralıksız sürdürdüğünü söyledi.

HABERLERİ ÜZÜLEREK İZLİYORUZ

İş Teftiş Kurulunun köklü ve önemli bir kurum olduğunu anlatan Tezel, son günlerde bazı basın yayın organlarında son denetlemeyi yapan müfettişler hakkında çıkan karı-koca, enişte – kayınbirader ilişkisi gibi ilişkileri gündeme taşıması tamamen kurumu yıpratmaya yönelik ifadeler olduğunu belirterek, “Bu tür söylemlerin kimseye bir getirisi yok. Bu haberleri üzülerek izliyoruz. Bu haberler tamamen kurumu yıpratmaya yönelik. Algı deformasyonu haberler ve biz bunları ibretle izliyoruz. Biz işimizin başındayız” dedi.

Tezel, kazanın olduğu madende görevlendirilen başmüfettiş Aysel Ertürk’ün eşi Alparslan Ertürk’ün savcılık tarafından oluşturulan bilirkişi heyetinde yer almasıyla ilgili ise, “Skandal iddiaları gerçek dışıdır. Bunların ikisi de olayın çözülmesiyle alakalı şeyler. Bunlar ayrı disiplinler. Birisi teftiş esaslı, biri adli esaslı bunu bilmenizi isterim. Bilirkişi ile teftiş arasında birbirini nakşedecek, zayıflatacak, örtecek bir şey yok” dedi.

“FACİANIN HEMEN ARDINDAN EKİBİMİZ OLAY YERİNE İNTİKAL ETTİ”

Yaşanan maden faciası sırasında kendilerinin Bursa’da olduğunu ve en yakın ekibin Soma’ya intikal ettirildiğini anlatan Tezel, “Soma’daki elim kaza sonrasında, gerekli incelemeleri başlattık. Zaten TKİ’ye ait açık işletmede daha önce de denetim yapan hazır bir ekip hemen kaza bölgesine kaydı ve biz de buraya intikal ettik. Olayın başından itibaren iş kazasının sebeplerini araştırmak üzere burada 5 kişilik bir heyetimiz çalışıyor. Bu 5 kişilik heyet içinde maden mühendisi, elektrik mühendisi ve makine mühendisleri var. Bunların başında da başmüfettişimiz Yaşar Korkmaz var. Şu anda onun başkanlığındaki heyet bunu inceliyor” şeklinde konuştu.

İNCELEMELER 3 AYRI KOLDAN SÜRÜYOR

İncelemelerin 3 ayrı ekip halinde 17 müfettişle sürdüğünü anlatan Tezel şunları söyledi: “Kazayı araştıran heyetin yanı sıra, yine bu işçilerin alacakları, hak edişleri, dayıbaşı sistemiyle işlerini yürütüldüğü iddialarıyla ilgili olmak üzere 2 ayrı ekibimiz var. Kazanın meydana geldiği Maden Ocağının hemen yanı başındaki İmbat Madencilik’te gaz olduğu yönünde ihbarlar aldık. Burada da bir ekibimiz çalışmalarını sürdürüyor. Toplamda 3 ayrı ekip ve 17 müfettişimiz sahada çalışıyor. Müfettişlerimiz Soma’daki her iddiayı araştırıyor. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait Işıklar Maden Ocağı ile İmbat A.Ş.’ye ait maden ocağındaki incelemeler gün içerisinde sonuçlanabilir.”

“TEFTİŞ İLE İŞ KAZASI ARASINDA İLİNTİ MÜMKÜN DEĞİL”

Maden faciasında 301 işçiye mezar olan Soma A.Ş.’ye ait maden ocağının Mart ayında denetlendiği ve madende herhangi bir olumsuzluğa rastlanılmadığı yönünde rapor veren müfettişler hakkında da idari soruşturma başlattıklarını dile getiren Tezel, “Gerekli denetimlerimizi yapıyoruz. Üç arkadaşımızı bunu araştırması için görevlendirdik. Onlar da çalışmalarına başladılar. Eğer bu denetimler sonrasında bir aksilik görülmesi durumunda ise, bizim idari olarak yaptırımlarımız neyse bir defa onu yaparız. İhmal görüldüğünde de savcılığın müracaatına biz ‘tamam soruşturulsun’ diye müsaade ederiz. Yani burada devletin genel yaklaşımı bizim için de geçerli, bu kazayla alakalı kimin ihmali varsa karşılığını görecek. Ancak teftiş ile iş kazası arasında bir ilinti teknik olarak mümkün olmaz. Bugün olumlu görülen ocakta yarın ya da bir ay sonra koşulların değişmesinden dolayı kaza olabilir. Önemli olan o işyerinin kazaları incelemesi için kendi iç düzenlemesini iyi yapması ve çalışması. Müfettişlerimizin verdiği rapor hakkında herhangi bir olumsuzluk çıkmazsa ve kuralları uygun olduğu tespit edilirse de yapacak bir şey yok” dedi.

Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs’ta 301 madencinin hayatını kaybettiği facianın ardından işçilerin tepkisiyle istifasını veren Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege Bölgesi Şubesi Yönetimi yerine yeni yönetim kurulu atandı.

Sendikayı facianın sorumlularından biri olarak gören maden işçileri, dün sendikayı protesto ederek yönetimin istifasını istemişti. İşçilerin tepkisi sonrası başkanlığını Tamer Küçükgençay’ın yaptığı sendika yönetimi istifasını açıklamıştı.

Maden İşçileri Sendikası Genel Merkezi, istifalar sonrasında yedek yönetim kurulu atamasını yaptı. Sendikanın yeni başkanı Ege Linyitleri İşletmesi İş Yeri temsilcisi Ali Gökmen oldu. İmbat Madencilik çalışanı Ünal Şahan ikinci başkan, Ege Linyitleri İşletmesi çalışanı Cengiz Şahan şube sekreteri, Ege Linyitleri İşletmesi çalışanı Erdoğan İznik mali sekreter, Bergama Koza AŞ çalışanı Suat Hamarat da teşkilat sekreteri olarak göreve başladı.

3 HAZİRAN’DA MAHKEME NİHAİ KARARI VERECEK

Maden İşçileri Sendikası Ege Bölgesi Şubesi’nin yeni yönetim kurulu görevde fazla kalamayabilir çünkü 3 Temmuz’da delege seçimlerinin yeniden yapılmasına dair açılan mahkeme sonuçlanacak. Buna göre delege seçimlerinin yeniden yapılmasına ilişkin karar çıkarsa yapılacak delege seçimleri sonrasında genel kurul gerçekleştirilecek.

Bugün itibarı ile görevlerine başlayan yeni yönetim ise, “Keşke bu olay olmasaydı da böyle gelmeseydik” ifadelerine yer verdi.

Turgutalp Beldesi’nde şehrin hâkim noktasına yapılan TOKİ evleri yapımında son aşamaya gelindi. Ak Parti İlçe Başkanı Mehmet Ali Özkan, Turgutalp Belediye Başkanı Ali Tulup ile birlikte TOKİ evlerinde incelemelerde bulunarak yüklenici firma sorumlularından bilgi aldı.

Çevre düzenlemeleri devam eden 104 konutluk TOKİ evlerinde incelemelerde bulunan Tulup ve Özkan, ikinci etap için şu ana kadar 500 kişinin sırada beklediğini vurguladı.

İlk etabı tamamlanan 104 konutun hazır olduğunu söyleyen Turgutalp Belediye Başkanı Ali Tulup, “Vatandaşlarımız binaları görünce hayran kalıyor. Biz neden giremedik diye söyleniyor. Şimdi 2. etabı merakla bekleyen 500 kişi var. Bizde ilk etabın tamamlanarak kura çekimini bir an evvel yapmayı amaçlıyoruz. Peşinatı yatıranlar arasında kur’a çekimini yapacağız” dedi.

Firma yetkilisi Abdullah Öztürk ise 12 dönümlük alan üzerinde 3+1 ve 2+1 olmak üzere 104 konutluk TOKİ evlerini 14 ayda tamamladıklarını belirterek, “Binalarımızda ısı yalıtımı ve çift cam kullanıldı. Şimdi çevre düzenlemelerini tamamlamak üzereyiz. Geçici kabul heyeti gelip inceleme yaptıktan sonra eksiklerimizi tamamlamamız için 1 ay süre verilecek. Bu süre içinde ise biz eksiklerimizi tamamlayıp teslim edeceğiz. Turgutalp belediyesi ise istediği zaman kura çekimini yapabilir.” dedi.

***

ABDULLAH Gül’e Cumhurbaşkanlığı yolunu açan en önemli hamle, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, seçim için 367 şartını aramaksızın TBMM oturumuna katılacaklarını açıklaması oldu.

Ancak sonraki süreçte Bahçeli, Gül’e oldukça mesafeli tavır koydu.

Çankaya Köşkü’nde yapılan bazı davetlere gitmeyen Bahçeli, Gül’ün liderlerle yaptığı ‘tutuklu milletvekilleri’ ve ‘Kürt sorunu’ ile ilgili görüşmelere katılmayı da reddetti.

Ancak bugün bakın nasıl bambaşka bir tablo ile karşı karşıyayız.

ÇATI ADAYIMIZ OLUN

Cumhurbaşkanı adayı belirleme turlarını sürdüren Bahçeli, 21 Mayıs’ta da Gül’ün kapısını çaldı.

Görüşme talebi Bahçeli’den geldiği için söze başladı.

Türkiye’nin huzursuz olduğunu; etnik, mezhepsel temelde çok ciddi kutuplaşma yaşadığını; kamplaşma ve cepheleşme politikalarının çatışma zemini yaratıp gerilim doğurduğunu anlattı.

Ülkedeki bu gerginliğin sorumlusunun Başbakan olduğunu söyledi.

Yetinmedi; ona göre, 17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmaları Erdoğan adı etrafında ciddi şaibe ve iddialara neden olmuştu. Buna karşın yargı süreci işletilmediği için bir aklanma da söz konusu değildi.

Bu şaibe ve iddialara rağmen Erdoğan’ın adaylığının Türkiye için çok olumsuz bir tablo yaratacağının altını çizdi.

Bu girişin ardından Bahçeli, tüm bu olumsuzlukları giderecek, toplumun her kesimini kavrayıp kucaklayacak; her dinsel, etnik, mezhepsel, sosyal kesime eşit mesafede duracak; milliyetçi, muhafazakâr, manevi değerlere bağlı bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmak istediklerini anlattı. Özetle Bahçeli, daha önce bize anlattığı ‘çatı adayı’ formülünü detaylı olarak Gül’e aktardı, sonra da baklayı ağzından çıkardı. Böylesi niteliklere sahip isimlerin başında gelenlerden birinin de kendisi olduğunu söyleyerek Gül’e, “Çatı adayımız siz olur musunuz” önerisi getirdi.

Gül’ün bunu beklediğini hiç kimse ileri süremez; çünkü kendisini yıllarca eleştirmiş bir liderden böylesi bir teklifin gelmesi herkes için şaşırtıcıdır.

ÇOK TEŞEKKÜR AMA

Öte yandan iktidar partisiyle özdeşleştiği yolundaki tüm iddia ve söylemlere karşın, görev süresinin sonunda bir muhalefet liderinden ‘adaylık’ önerisi alması ise kesinlikle bir başarı öyküsü görülmeli.

İroniye bakın ki muhalefetin bu taktirine uğrayan Gül, aynı şeyi içinden çıktığı partiden göremedi; kendisine Başbakanlık yolları dahi kapatıldı.

Kim olsa etkilenilecek bir durumla karşı karşıya olan Gül, yine de duygusal bir tutum alacak biri değildi.

“Çok teşekkür ederim Sayın Bahçeli” diye söze başladı. Bahçeli, dikkat kesilmiş dinliyordu. “Ben Ak Parti’nin kurucusuyum” dediğinde ilk işaret geldi.

“Aynı partiden iki aday olmaz, bu siyasi etik açısından da doğru değil” diyerek noktayı koydu.

Gül, noktayı böyle koymuş olsa da ortada çok ilginç bir tablo var artık.

Bahçeli, önemli ve de beklenmedik bir hamle yapmıştı (ki ‘çatı’ formülünü açıklarken bana, ‘Çok sürpriz bir isim olacak’ demişti; acaba o an da aklında Gül var mıydı, bilemiyorum) Gül ise, Cumhurbaşkanlığı sürecini ‘birleştirici isim’ sıfatı kazanmıştı.

Aslında bu tablo AKP  açısından da üzerinde düşünülmesi gereken bir durum…

Çünkü AKP, kendi içinden çıkan böylesi bir ismi siyasetin dışına itmek istiyor; oysa bunun ileride yaşanması olası riskleri de ciddi olabilir.

Neyse, işin bu yorum kısmını kenara atarak görüşmenin sonraki bölümünden de bir bilgi daha aktarayım.

O bölümde, anladığım kadarıyla Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ın adaylık konusundaki kararlılığını görmek istedi, bu yönde sözler etti. Gül, o sözleri yanıtlarken Bahçeli satır aralarından şunu çıkardı: “Görünen köy kılavuz istemez, Erdoğan aday olmak istiyor.”

Rum gazetesi Politis’in haberine göre Rum müzakereci, talimatı Kıbrıslı Rum lider Anastas-Yadis’ten aldı. İlk temas olmasından dolayı görüşmede pazarlıklara girilmedi.

Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’yla görüşen Rum müzakereci Mavro-Yannis, Ankara ile iletişimi sürekli hale getirebilmek için Kıbrıs sorununa genel bakış açılarını anlattı. 

Politis gazetesine göre, müzakerecinin izlenimi olumlu oldu. 

Adaya dönüşünde, Rum lider Anastasyadis'e Türkiye'nin çözüme yönelik irade ve isteğinin bulunduğunu yazdı.

Çözüm vizyonunu anlatan bir diğer isim Kıbrıslı Türk müzakereci Kudret Özersay oldu. 

50 yıl aradan sonra Atina'da kabul edilen ilk Kıbrıslı Türk temsilci olan Özersay, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı müdürüne Kıbrıslı Türklerin çözüm vizyonunu anlattı.

***

CEMAL GÜRSEL’in MEKTUBU

3 MAYIS 1960'ta Kara Kuvvetleri Komutani, Org. CEMAL GÜRSEL'in, zamanın MİLLÎ SAVUNMA BAKAN)  ETHEM Menderes’e YAZDIĞI MEKTUP

BUGÜN 27 MAYIS 2014  
Köln, 27 Mayıs 2014

Geçen yıl "27 Mayıs'a giden yol ve 27 Mayıs'ın getirdikleri" başlıklı uzun bir yazı yayımladığım için, 27 Mayıs konusunda zamanınızı almayacağım. Ancak, 3 Mayıs 1960'ta Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel'in Millî Savunma Bakanı Ethem Menderes'e yazdığı mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum.

27 Mayıs 1960'ta, Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel'in liderliğinde (ki kendisi, aşağıda okuyacağınız gibi, ülkenin içinde bulunduğu siyasî bunalımdan çıkabilmek için önemli önerilerde bulunmuştu. Dolayısıyla, zorunlu izne çıkarıldı) MİLLÎ BİRLİK KOMİTESİ adı altında birleşen ve ülke yönetimine el koyan subaylar, Cemal Gürsel'i liderliğe getirdikten sonra  bir KURUCU MECLİS oluşturarak, Türkiye'nin en yetkin Anayasa Profesörlerinin de aralarında bulunduğu üyelerle 1961 Anayasası'nın hazırlanmasını sağlamışlardı. AYNI YIL GENEL SEÇİMLERIN YAPILMASINI DA GERÇEKLEŞTİREREK, çok partili demokrasiye yeniden işlerlik kazandırmışlardı.
Hepimiz biliyoruz ki, Menderesçi olduklarını sık sık tekrarlayarak, "Beyaz giysilerimizi, yani KEFENİMİZİ GİYEREK bu yola çıktık" diyerek meydan okuyanlar;

Kendilerini "DİNDAR VE KİNDAR" olarak niteleyenler; Halka dayalı ve halk mayalı Cumhuriyetimize sahip çıkmayan, hatta basite indirgemek isteyen ve numara vermeye kalkışan "İKİNCİ CUMHURİYETÇİLER"; Ülke yönetimini, ulusumuzun birliği, ülkemizin tümlüğü ve devletimizin tekliğini tehlikeye atanlara teslim edenler, sadece öç ve rövanş alma duygusuyla, 27 Mayıs Harekâtını yine yerden yere vurmaya çalışacaklar ve kutuplaşmayı körükleyeceklerdir…

Ulusal birlik, beraberlik, barış ve kardeşlik gibi değerleri ön planda tutarak, zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Cemal Gürsel'in, günümüzü bile yansıtan bir içeriğe sahip olan mektubunu, sizlerle paylaşmayı önemli bir görev biliyorum.
Bu mektubun kaynağı olarak, Turgut Yılmaz Güven'in "Demirel’le 41 Yıl" adlı ve ilk baskısı 2011'de yayınlanmış olan kitabından yararlandım.
Dursun ATILGAN

Köln, 27 Mayıs 2014
Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı

KARA KUVVETLERİ KOMUTANI, ORGENERAL CEMAL Gürsel’in,
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. CEMAL Gürsel’in, 3 MAYIS 1960’ta zamanın MİLLÎ SAVUNMA BAKAN)  ETHEM Menderes’e YAZDIĞI MEKTUP

***

AZİZ VEKİLİM!

Dün geceki konuşmalarımızın ışığı altında, zât-ı âlilerine, memleketin huzur ve istikrarı için alınması lâzım gelen tedbir ve kararlar hakkında düşüncelerimizi arz etmeyi millî ve vatanî bir vazife biliyorum.

Sayın Başvekilin açıklamalarını dinledim ve okudum; bunlarda, benim düşüncelerimin kabulüne müsait bir zeminin henüz mevcut olmadığı aşikâr olarak belli ise de, gene de görüşlerimin sizlere iblâğının zaruretine inanıyorum.

Muhterem Vekilim!
Şu hakikati kabul etmek lâzımdır ki, Kayseri hâdiseleriyle başlayıp son karar ve feci olaylara kadar devam eden vak'alar vatandaş ruhunda derin tesirler ve hükûmete karşı telâfisi güç hoşnutsuzluklar yaratmıştır. Hele ORDUNUN TALEBELERE KARŞI AKILSIZCA KULLANILMASI, işin vahametini arttırmış, Ordu mensuplarında da huzursuzluk ve güvensizlik hisleri belirmiş, korkulan şey olmuş, ORDU POLİTİKAYA KARIŞTIRILMIŞTIR.

Sayın Vekilim!

Bu ahvâl küçümsenecek, cebir ve şiddetle geçiştirilecek şeylerden değildir. Memleket, hükûmet ve Partinin düştüğü bu müşkül vaziyeti kurtarmak için, sükûnetli fakat ciddi ve zecri tedbirler almak lâzımdır. Bu tedbirler şunlar olmalıdır:

1) Cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Çünkü bütün fenalıkların bu zattan geldiği hakkında memlekette umumi bir kanaat vardır. 

2) Kabine’de iyi kabul edilmeyen ve suihâlleri bütün memlekete yayılmış bulunan zevat çıkartılmalı ve yeni kabine mutlak dürüst, makûl, zorcu değil, adalet ve şefkat hissi taşıyan zevattan kurulmalıdır.

3) İstanbul ile Ankara valileri ve Emniyet Müdürleri süratle değiştirilmelidir.

4) ANKARA Örfi İdare (SIKI YÖNETİM) KUMANDANI DERHAL DEĞİŞTİRİLMELİDİR.

5) Son çıkarılan ve TAHKİKAT KOMİSYONLARI ihdas eden Kanun kaldırılmalıdır.

6) Mevkuf (tutuklu) gazeteciler bir af kanunu ile kısa zamanda tahliye edilmelidir.

7) Son hadiselerde tevkif edilen talebeler serbest bırakılmalı; ilim müesseseleri  (üniversiteler) yeniden faaliyete geçirilmelidir.

8) Şimdiye kadar çıkarılan bütün antidemokratik kanunlar tedricen kaldırılmalıdır.

9) Vatandaşın, hürriyet ve eşit muamele hakkına mutlak surette riayet edilmelidir.

10) Ordunun meseleleri sür'atle halledilmelidir.

11) DİN İSTİSMARCILIĞINDAN VAZGEÇİLMELİDİR.

12) Suiistimaller oluyor mu bilmiyorum. Fakat olduğu hakkında umumi bir
       kanaat mevcuttur ve milletin, hükûmete karşı itimatsızlığına sebep
       olmaktadır. Bu gibi kötülüklerin şiddetle bertaraf edilmesi lâzımdır.

13) Müstesna zamanlar ve günler haricinde, hükûmet büyüklerinin memleket
       gezilerinde suni (yapay; bindirilmiş kıtalar demek isteniyor D.A.) büyük
       vatandaş toplulukları ile karşılanmaları usûlü terk edilmelidir.

***

Muhterem Vekilim!

Bu yazdıklarım asla bir parti ve politika mülâhaza ve tesiriyle yazılmamıştır.
Memleketin durumunun bu tedbirlerin alınmasının zarurî kıldığına inandığım için arz ediyorum.
Sizlerin vatanperverliğinize ve vicdanlarınıza hitap ediyorum. İyi düşününüz; iyi yapınız. Memlekette çok şeyler yaptığınız muhakkaktır; fakat bu asla kâfi değildir. Bu yapılan işleri müstemleke idarecileri de yapar, yapıyor ve yapmıştır.
Asıl mühim olan,
toplumun ruhunda, yaşama şevk ve azminin geliştirilmesi, hak ve hürriyet aşkının kökleştirilmesi ve vatandaş idrakinin yüksek ve necip hislerle donatılmasıdır. Olaylar bu yolda olmadığınızı göstermektedir.
Talebelerin hürriyet duygusu ile yaptıkları mâsumane tezahürata karşı, idarecilerin hatası yüzünden kıtalar sevk edilmesi ve onların desteği ile emniyet kuvvetlerinin ilim yuvalarının içine kadar girerek, talebeleri, profesörleri ile beraber, coplarla ve kurşunlarla tedip etmesi (terbiye etmesi), DÜNYADA GÖRÜLMEMIŞ FECI BIR ŞEYDIR.

Bu hengâmede, kız talebelerin yürekler parçalayan çığlıklarının, analar, babalar ve halk ruhunda onulmaz yaralar açacağını ve açtığını anlamamak, memleketin huzuru bakımından büyük hata olduğuna kaniim (inanıyorum).
Bizim gençlerimizde hak, adalet ve hürriyet duygularının gelişmesinden ve kemâlinden (olgunlaşmasından) memnun olmamız lâzım gelmez mi?
İstikbâli hissiz, duygusuz, müstemleke (sömürge) ruhlu, yalnız maddeci bedbaht (talihsiz) insanlara mı bırakmak istiyoruz..?

Sayın Vekilim!
Maruzatım muhakkak ki çok mühim ve hatta çok cüretkâranedir. Fakat memleket için, millet için, hükûmet ve hatta partinizin selâmeti için dikkate alınması lâzımdır ve hatta çok lâzımdır…

Orgeneral Cemal GÜRSEL
Kara Kuvvetleri Kumandanı

NOT: Her ne kadar Millî Savunma Bakanı Ethem Menderes'in bu mektubu Başbakan Adnan Menderes'e vermediği iddia ediliyorsa da, Cemal Gürsel bu mektubu yazdıktan kısa bir süre sonra, BAKANLIK KARARIYLA, İKİ AY SONRA EMEKLİYE SEVKEDİLMEK ÜZERE, ZORUNLU İZNE ÇIKARILMIŞTIR. Böyle bir tasarruf  Başbakan'ın bilgisi dışında olamayacağına göre, nasıl olur da mektuptan haberi olmaz..? Anlamak mümkün değil…)

O tarihlerde Genel KURMAY BAŞKANI ORGENERAL RÜŞTÜ ERDELHUN'DU. Kendisi HÜKÜMET YANLISIYDI. Yassıada'da yargılandı ve ömür boyu hapse mahkûm edildi. 1964'te Cemal Gürsel tarafından affedildi.

Dursun ATILGAN
Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
Genel Başkanı

Sivas'ta çatışmada ölen PKK'lıların mezarlıkta gömüldüğü alanın aradan 8 yıl geçtikten sonra aile mezarlığı olarak satıldığı ortaya çıktı. Mezarların üzerilerine yeni defin de yapılmış.

Sivas’ın Divriği ilçesi kırsalında 1996 yılında yaşanan çatışmada 32 PKK'lı öldürülmüştü. Cenazeler, yakınları bulunamayınca kent merkezindeki Yukarı Tekke mezarlığında iki ayrı bölgeye defnedildi.

Yıllar sonra öldürülen PKK'lılardan Nurkan Çam’ın kız kardeşi, ablasının Divriği'de öldürüldüğünü belirleyince, mezarının bulunması için savcılığa başvurdu.

Yukarı Tekke Mezarlığı'na defnedilen mezarın taşınması için işlem başlatılınca büyük hata ortaya çıktı.

PKK cenazelerinin gömüldüğü mezar yerinin 4 aileye satıldığı üzerilerine başka cenazelerin defnedildiği anlaşıldı.

PKK'lıların kemiklerinin çıkarılması için ailelerine haber verilmeden üzerine defnedilen 2 vatandaşın mezarları askıya alındı. 16 PKK’lının kemikleri çıkarıldıktan sonra mezar yeniden kapatıldı.

Durumu öğrenen aileler şaşkına döndü. Kendilerine haber verilmemesine tepki gösterdiler.

Ülke TV canlı yayınına bağlanan Nevzat Tarhan, Gülen'in ruh sağlığının Cemaat mensupları tarafından sorgulanması gerektiğini, son tavırların sağlıklı bir tavır olmadığını söyledi. 

Star’da yer alan habere göre; Önceki gün Başbakan Erdoğan'ın ruh sağlığıyla ilgili sözler söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ahmet Kekeç’in Ülke TV’de bu sözleri hatırlatmasının ardından telefonla canlı yayına bağlandı.

Kekeç, Tarhan’a, “Erdoğan’a Cumhuriyet tarihinin en büyük saldırısını yapan, özel telefon konuşmalarını ifşa eden, insanların yatak odalarına kadar giren şahısların ruh durumuyla ilgili bir sorun görmüyor musunuz” sorusunu yöneltti.

Nevzat Tarhan ise bu soru karşısında, o programda genel bir analiz yaptığını, kimsenin şahsıyla ilgili muayene yapmadan bir teşhiste bulunmayacağını belirtti, "karşı tarafla ilgili konu konuşulsaydı, onlarla ilgili de görüşlerimi söylerdim" dedi.

TURGAY GÜLER: FETHULLAH GÜLEN'İN RUH SAĞLIĞINI DEĞERLENDİRİR MİSİNİZ?

Tarhan'ın bu sözleri üzerine programın moderatörü Turgay Güler araya girerek, “Fethullah Gülen'in ruh sağlığını değerlendirir misiniz? Beddua seanslarını gördük, vücut dilini gördük, el hareketlerini gördük, Karun, Firavun demelerini gördük” sorusunu yöneltti.

Bu soru üzerine Nevzat Tarhan, Gülen'in ruh sağlığıyla ilgili ilginç değerlendirmelerde bulundu. Tarhan, Gülen'in cezbe halinde olmuş olabileceğini, Cemaat'in iyi yönetilmediğini, politize olduğunu söyledi, özellikle dış odaklarla belirsiz ilişkiler içerisine girdiğini, bunun da sağlıklı bir duruş olmadığını söyledi.

İşte Nevzat Tarhan'ın o açıklamaları:

Ben dini grupların, tarikatların, cemaatlerin varlığını hep savunmuşumdur. Halen de savunuyorum. Ama tarikatların ve cemaatlerin devlet talebi ve siyasi talepler içerisine olmamalarını da dile getiriyorum.

CEMAAT'İN DIŞ BAĞLANTILARLA İLİŞKİ VE PAZARLIK İÇERİSİNDE

Burada cemaat, siyasi bir talep içerisinde, siyasi bir yapılanma içerisinde. Özellikle uluslararası bağlantıları olduğuyla ilgili çok güçlü kanıtlar var. Çok güçlü veriler var. Böyle bir durumda bu dini grubun kendi sınırlarına çekilmesi, asli vazifesini yapmasını gerektiğini düşünüyorum.

Amerika'da, dini hizmetlerde bulunan bir yapının bu derece politize olması ve dış odaklarla bu derece belirsiz ilişkiler içerisinde olması, güç odaklarıyla pazarlık içerisine girdiği izlenimini göstermesi sağlıklı değil.

CEMAAT YANLIŞ YÖNETİLİYOR

Böyle bir durumda, Cemaat'in yanlış yönetilmesi gibi bir durum var. Burada bir ruh sağlığı analizi yapmak için o kişiyi muayene etmek gerekiyor. İyi niyetle başlamış bir hareketin, Türkiye’nin aleyhine yönlendirildiğini görüyoruz.

Gülen, cezbe halinde, sağlıklı düşünemeyen insanların izlenimini uyandırıyor. Böyle bir izlenime sahip olan insanların kendileri mes'ul olmaz, fakat yakınları bu durumdan mes'ul olurlar.

Turgay Güler: Mes'ul olmaz demek, ruhsatı bulunmaz demek midir?

Muhiddin Arabi gibi biri "enel hakk" diyor ve bu şekilde onunla ilgili selefi bir durum ortaya çıkıyor. Burada yüzeyseli görerek psikolojik analiz yapılmaz.

CEMAAT MENSUPLARI GÜLEN'İN RUH SAĞLIĞINI SORGULAMALI

Cezbe halinde, kendinden geçmiş bir kimsenin davranışıysa, bu kimseye özel bir yardım gerekir. Eğer öyle bir şey varsa. O kişiyi sevenlerin bu olaya muhakkak bu gözle de bakmaları gerekiyor. Bir şekilde onun ruh sağlığıyla ilgili sorgulama içerisine girmeleri gerekiyor. Benim tanı koymak ya da analiz yapmak gibi hakkım da yok, yetkim de yok. Öyle bir talep de olmadı.

***

Almanya’da Cuma namazına giden Müslümanları fişleyerek tartışmaların odağı haline gelen Aşağı Saksonya iç istihbarat teşkilatında reform için hazırlanan öneriler yetersiz bulundu.

Almanya’da Cuma namazına giden Müslümanları fişleyerek tartışmaların odağı haline gelen Aşağı Saksonya iç istihbarat teşkilatında reform için hazırlanan öneriler, göçmen temsilcileri tarafından yetersiz bulundu.

Aşağı Saksonya Türk Toplumu (ASTT) Başkan Yardımcısı Ufuk Deniz Cıynaklı, iç istihbarat teşkilatında reform için kurulan özel komisyonun hazırladığı raporda, iç istihbaratta göçmenlere karşı var olan ön yargılara ve ırkçılık sorununa yeterince değinilmediğini belirterek bu durumu eleştirdi.

AA muhabirine açıklamalarda bulunan Cıynaklı, iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın geçmişteki tartışmalı uygulamalarıyla göçmenler ve Müslümanlar arasında büyük güven kaybına uğradığını ifade ederek "Geçen dönemde güvenlik birimlerinin yaptığı cami kontrolleri, bizim açımızdan kesinlikle kabul edilemez. Bu tür olayların tekrarlanması kabul edilemez. Bu kontrollerin hiçbir temeli, haklı gerekçesi yoktu” dedi.

Güvenlik ve istihbarat birimlerinin 2000-2007 yıllarında Neonaziler tarafından işlenen cinayetlerde de uzun süre göçmenleri şüpheli olarak gördüğünü hatırlatan Cıynaklı, ancak iç istihbaratta reform için kurulan özel komisyonun hazırladığı raporda ırkçılık ve NSU sorunlarının üzerine yeterince gidilmediğini kaydetti.

Cıynaklı, şöyle devam etti: “NSU davasından sonra bir sürü şey açıklandı. Birçok detay hala bilinmiyor ama bizim açımızdan bir şey belli oldu: Cinayetleri soruşturan güvenlik ve istihbarat birimleri şüpheli olarak göçmenleri gördü. Eğer istihbarat teşkilatı farklı kültürlere açık olsa kültürler arası yeterlilik sahibi olsa bu soruşturmalar sırasında bu ön yargılar, hatalar olmazdı. Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda bu yönde reformlara gidilmesini istiyoruz”.

İç istihbarat Anayasa'ya uymalı

Aşağı Saksonya eyaletinde güvenlik birimlerinin 2012 yılına kadar câmi kontrolleri yaptığını, Müslümanları şüpheli gibi gösteren, klişeler ve ön yargılara dayalı broşürler dağıttığını belirten Cıynaklı, şunları kaydetti:

“Câmilerde yapılmış olan kontrollerin, hazırlanan broşürlerin hiçbir yasal temeli yok. Bizim beklentimiz, Müslüman ve Türk derneklerle konuşmaları. Eğer bir problem görüyorlarsa bizimle konuşmaları. Bizim hakkımızda konuşulmasın, bizimle konuşulsun. İsteğimiz, iç istihbarat teşkilatının Anayasa kurallarına göre çalışması. Anayasa, buradaki tüm bireylerin eşit olduğunu vurguluyor”.

“Daha kapsamlı reform bekliyorduk”

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) Aşağı Saksonya Teşkilatı Genel Sekreteri Emine Oğuz da AA muhabirine yaptığı açıklamada, güvenlik birimlerinin uzun süre sorunların kaynağı olarak Türkleri veya Müslümanları gördüklerini belirterek bu yaklaşımın değişmesi için kapsamlı reformlar beklediklerini kaydetti.

Eyalette 2003-2013 yıllarında Hristiyan Demokratların iktidarda olduğu dönemde uygulanan politikaların göçmenler ve Müslümanlar arasında büyük rahatsızlığa yol açtığını söyleyen Oğuz, “Eski hükümet döneminde güvenimiz sarsıldı. Yeni hükümet döneminde Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda reform konusunda daha kapsamlı reform bekliyorduk. Olmadı maalesef” dedi. Eyalette 2013 başında Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon hükümeti kuran Yeşiller Partisi’nin milletvekillerinden Belit Onay, göçmen temsilcilerinin eleştirilerine önem verdiklerini ifade etti.

Onay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Göçmen kuruluşlarının, câmi derneklerinin tepkilerini çok doğal ve doğru buluyorum. Bu eleştirileri alıp reformlara yansıtmamız gerekiyor. Siyaset olarak devreye girmemiz gerekiyor" dedi.

“Göçmenler hakkında ön yargıların hâkim olduğunu görüyoruz”

Aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünün cinayetlerinin, Almanya genelinde ve eyaletlerde güvenlik ve istihbarat birimlerinin ihmallerinin yanı sıra kurumsal ırkçılık sorununu da ortaya çıkardığını vurgulanan Onay, “İç istihbarat teşkilatında Müslümanlar hakkında, göçmenler hakkında ön yargıların hâkim olduğunu görüyoruz. Bizim eyaletimizde geçen dönemde cami kontrolleri, fişlemeler, okullarda İslâm hakkında dağıtılan ön yargılı broşürlerde bunları görüyoruz” diye konuştu.

Aşağı Saksonya eyaletinde iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda reforma gidilmesi konusunda tartışmaların sürdüğünü belirten Onay, göçmen kuruluşların eleştirilerinin ve taleplerinin dikkate alınması için çaba göstereceklerinin altını çizdi.

Aşağı Saksonya’da iç istihbarat teşkilatının, bâzı gazetecileri "aşırı solcu" şüpheli gibi fişleyip haklarında teknik takip yaptığının ortaya çıkmasının ardından başlatılan incelemede, Müslümanlara yönelik de çok sayıda hukuk dışı fişleme yapıldığı gün yüzüne çıkmıştı. Eyalet İçişleri Bakanlığına bu ay sunulan raporda, iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın 3 bin 656 Müslüman'ı fişlediği, bu fişlemelerin yüzde 40’ının yasalara aykırı ya da hukuken tartışmalı olduğu ortaya çıkmıştı.

Eyalette 2013 başında iktidara gelen Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller’den oluşan koalisyon hükümeti, iç istihbarat teşkilatının önceki yıllardaki faaliyetlerini mercek altına alarak Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda reforma gitmeyi hedefliyor.

Bu konuda özel bir komisyon kuran koalisyon hükümeti, komisyonun önerileri ışığında gelecek aylarda Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın görev ve sorumluluklarını belirleyen yasada değişiklik yapmayı planlanıyor. 

Samsun'da yeni yapılan trajikomik kaldırım görenleri şaşırtıyor. 

İlkadım ilçesi Kılıçdede Mahallesi Cumhuriyet Caddesi Samsun Adliye Sarayı karşısındaki yeni yapılan kaldırımın tam ortasında dev çınar ağacı bulunuyor. Dev çınar ağacının gövdesi kaldırımın tamamını kapatıyor. Çınar ağacı dikkate alınmadan yapılan kaldırım, görenlerin dikkatini çekiyor. Ortasında görme engelliler için yürüyüş bandı bulunan kaldırım, çınar ağacına gelince bitiyor. Yan tarafta yeşil alan bulunmasına rağmen buradan verilmeyen kaldırım, engelliler için de tehlike oluşturuyor. Vatandaşların “Engelli kaldırım” dediği kaldırımın çınar ağacı dikkate alınmadan yapılması şaşkınlıkla karşılanıyor. 

“Görme engelli vatandaş buradan yürürken ağaca çarpar” diyen Osman Demir (45) adlı vatandaş, kaldırımın ağacın deniz tarafındaki yeşil alandan geçirilmesi gerektiğini söyledi.

***

Boko Haram yeniden saldırıya geçti

Nijerya'da radikal İslamcı Boko Haram örgütü güvenlik güçlerine yönelik saldırılar düzenledi. Çok sayıda ölü olduğu bildirilirken, kaçırılan kızların geri getirilmesi için çalışmalar sürüyor.

Boko Haram örgütü, ülkenin kuzeyinde polis ve orduya ait merkezlere saldırı düzenledi. Ölü sayısı hakkında henüz resmi bir açıklama yapılmazken, Vanguard gazetesi aralarında 10 sivilin bulunduğu en az 45 kişinin öldüğünü, Nigeria Tribune gazetesi ise 24 asker ve 21 polisin öldüğünü yazdı.

Nigeria Tribune'nün haberine göre örgüt üyeleri kamyonlar ve motosikletlerle kuzeydeki Buna Yadi'ye girdiler. Silahlı çatışmanın ardından örgüt üyelerinin orduya ait tankları ele geçirdiğine yer veriliyor. Maiduguri'de ise ağaçların ve çalıların arasına saklanan örgüt üyelerinin yaylım ateşi açtığı gelen haberler arasında yer alıyor.

Nijeryalı kızlar için umut ışığı

Nijerya devlet yetkilileri, İslamcı Boko Haram örgütünün kaçırdığı kızların yerlerini bulduklarını açıkladı. (27.05.2014)

“Boko Haram ile masaya oturulsun”

Boko Haram örgütü, 2009 yılından bu yana ülkedeki binin üzerinde ölümden sorumlu tutuluyor. Afrika'nın kuzeyindeki El Kaide kamplarıyla da ilişkisi olduğu belirtilen Boko Haram'ın, Müslümanların yoğun olduğu Nijerya'nın kuzeyinde bir İslam devleti kurmak için faaliyet gösterdiği belirtiliyor.

Boko Haram'ın nisan ayında 200’ün üzerinde kız çocuğunu kaçırması dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Ögüt, Abuja yönetiminin tutuklu takası yapmaması halinde kız çocuklarını köle olarak satmakla tehdit ediyor.

Nijerya ordusu salı günü kızların yerini tespit ettiklerini ancak güvenlik gerekçesi nedeniyle konum bildiremeyeceklerini açıkladı. Ordu, kızların can güvenliğini riske etmemek adına örgüte silahlı operasyon düzenlenmeyeceğini belirtti. Nijerya Hava Kuvvetleri Komutanı Alex Badeh, “Kimse bize ne yaptığımızı bilmediğimizi söyleyemez. Harekete geçip, kızları kurtarmaya çalışırken ölmelerine izin veremeyiz" dedi.

Kamerun, radikal İslamcı Boko Haram örgütünün saldırılarına karşın, yaklaşık bin İngiliz askerinin Nijerya sınırına konuşlandırılacağını açıkladı.

***

BDP Lideri Selahattin Demirtaş PKK tarafından kaçırıldığı öne sürülen çocukların aileleri ile görüştü. Demirtaş, ''Sorunun çözümü için Kandil'le diyaloğa geçeceğim'' dedi. 

Diyarbakır'da çocuklarının PKK tarafından kaçırıldığını iddia eden ailelerin belediye önündeki oturma eylemi sürüyor. BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş bugün ailelerle görüştü. BDP Lideri Demirtaş PKK tarafından kaçırıldığı öne sürülen çocukların aileleri ile görüştü.

Demirtaş, “sorunun çözümü için Kandil’le diyaloğa geçeceğim” dedi.

ERDOĞAN: HADİ GİDİN ALIP GELİN

Başbakan Erdoğan, partisinin Salı günü düzenlenen grup toplantısında Diyarbakır'da çocukları PKK tarafından kaçırıldığı iddiasıyla eylem yapan ailelerle ilgili ilk kez açıklama yapmıştı.

Diyarbakır Belediyesi önünde dağa kaçırılan çocukları için eylem yapan anneleri, babaları yürekten selamladığını dile getiren Erdoğan, “15 yaşında çocukları dağa kaçırılan, yürekleri yanan annelerin, babaları bu feryadını tüm Türkiye'nin, Türkiye ve dünya medyasının görmesini özellikle arzu ediyorum. Neredesin dünya medyası?'' diye tepki göstermişti.

“B VE C PLANI”

HDP ve BDP’ye seslenen Erdoğan “Önceden anlaşmalı olarak alıp geliyordunuz ya, hadi gidin alıp gelin bakalım bu çocukları da. Alıp gelmediğiniz takdirde B ve C planımız devreye girer” ifadesini kullanmıştı. 

Bu arada, Batı Kulübü de olaylara şöyle bakıyor:

http://www.dailymotion.com/video/x1vwbax_bir-amerikalinin-gozunden-turkiye_news?start=11

http://www.dailymotion.com/video/x1wn5j3_saros-korfezi-nde-iki-deprem_news

Eh, bir de burun rekortmenimiz var:

http://www.dailymotion.com/video/x1lkr1d_dunya-burun-rekortmeni-reklam-yildizi-olacak_news

Hani demem o ki, Gazi’nin kıymetini bilsek çok iyi olur.

Kıbrıs da giderse, sizce hâlimiz ne olur?

Gagalarız vesselâm!


http://www.dailymotion.com/video/x1gxib5_video-lady-gaga-se-fait-vomir-dessus-en-plein-concert_news

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 28.05.2014

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Baysungurozan Çarşamba, 04 Haziran 2014

    Koç yigit buyurmuş B,C planı diye... :D

    At martini de bre hasan demişler türkü de, B,C planı devreye girermiş,sonra kısa devre olurmuş,aciz ama şişiniyor...Tribüne gaz ayarı ver üfle coşsunlar,tam bir demagog ve uyuşmuş bir ahali...Yalandan kim ölmüş,planını sevsinler,köpeksiz köy de değneksizler düğün yapıyor ne ala memleket...Fİnal çok feci olacak bu topraklar da,o gün geldiği zaman bunları şakşaklayanlar ve ağzı açık dinleyenler en çok saldıran ve hatta telin edenler olacaklar,en çok acı çekecek olan da yine ahali olacaktır ve o gün uzak da değildir,ben bunları görebiliyorum da benim gibilerin sayısı fazla değil,insanlar kandırılmayı ve avunup oyun oynamayı seviyorlar,eh aferin onlara uyanınca ağlayıp sızlanırlar,kendi düşen ağlamasın,bu ahali de erdemini kaybetmiştir ve millet vasfını çok aşındırmıştır...Artık iş olacağına varacak diyerek izliyorum çünkü gidiş çok açıktır keskin bir akıl ve göz de gerekmez ne olacağı çok açıktır,ülke bölünmeye gidiyor ve bunu takiben büyük bir huzursuzluk gelecektir,önlemek lazım ama bu iş bu malzemele ve insanlarla olmaz...Sular bulanmadan durulmazmış,klavyenize sağlık hocam anlatmaktan hiç yılmadınız sağolunuz...

    MKD: Sağ olun efendim...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 12 Aralık 2017