Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KONTEYNER KENTZÂDELER

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2854 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Van’da bir konteyner kent var ya…

Oradaki adamlar tepeleri attığında polislerimizi dövüyor ya

Bir elleri yağda, bir elleri balda ya...

Eh, buna rağmen onların güvenliğini sağlayan polis ekibi de var ya…

İte, orayı bekleyen otuz yaşındaki Polis Memuru Abdurrahman Doğan, “düzenlenen” silâhlı saldırıda ağır yaralanıyor, akabinde kaldırıldığı Bölge Eğitim ve Araştırma Hastânesi’nde kurtarılamıyor ve şehit oluyor. Bitlis nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenilen merhumun, geçici görevle Van’a geldiği bildiriliyor.

Bir önceki aynı işi yapan memur da Hakk’ın rahmetine aynı şekilde kavuşmuştu!

Şimdi biraz empati (eşduyum) yapın. Çoluk çocuk Bitlis’te, Bursa’da, Hakkâri’de veya vatanın bir yerinde... Bir maaş alabilmek için tâyininizin nereye çıktığına bakmaksızın vazifeye koşuyorsunuz ve sürekli olarak “eşşedüenlâ” derken tak, yerde şapkanız kalıyor!

Allah aşkına, oradaki memurların hâi pür melâlini bir tahayyül edin…

Sonraki, sıradaki kim olacak?

Doğrudan boy abdestini alıp göreve gidecek.

Ve…

Bekleyecek!

Tak!

Yerde şapkası...

Sonra da Devletlû “bunlar neyin peşindeler” diye rahmetlinin âilesinin de olduğu necip Türk Milleti’ne soracak.

Cevap belli: “Böyyüklerimiz daha bilirler”; gözyaşları ağıtlar…

Bilirleeer, bilmezler mi de, bir biz anlasak!

***

Konuşmadığı zaman bizleri çok korkutan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin gezi ve incelemelerde bulunmak üzere Hakkâri’ye geliyor.

Zavallı mâsum Bakan, keskin zekâsına rağmen etrafa şaşkın şaşkın bakarken, ahâli onu taşlıyor.

Bu arada yolda buluşan Kürtçülerle PKK’lılar sarılıp öpüşüyorlar.

Yek Adam’dan “bunu senaryonun farklı versiyonu olduğunu, bu kadar basit olduğunu" filân öğreniyoruz:

Nasıl, içiniz nasıl da rahatlıyor değil mi?

Birkaç gün dinlenmeyi de hak etti doğrusu; şu aralar Bodrum çok “in” vallahi, heeerkes de burada, bekleriz Devletlûm.

***

DDD, dünyâmızın ilâhları zâten çoktan bu coğrafyada pek çok devlet doğacağını müjdelemişlerdi de, henüz teferruatta tam anlaşamadılar.

Yâhu, bâri bu arada oraya polis memuru veya asker değil de, keklik tâyin edin, “atayın”.

İsrail de, İran’ı vuracaksa bir an evvel vursun.

Ama bu hayâsızca oyun bitsin…

Yeter!

Gerisi için akrabam ve kafa dengim,

Sevgili Can Ataklı’nın bugünkü yazısını okuyun:

http://haber.gazetevatan.com/Haber/475317/1/Gundem#.UDJWeDWST94

   Bıktık!

      AKP, giderken hepimizi de götürüyor.

         Haydi HEPAR!

Mehmet Kerem Doksat –hâlen Bodrum – 20 Ağustos 2012 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Murat Şaşzade Salı, 21 Ağustos 2012

    Yangın Yeri

    Sevgili Hocam,

    Artık bayram kutlamalarının bile bir anlamı kalmadı. Birinci Açılım'dan beri yapılan eylemler değerlendirilip birleştirilince resim ortaya çıkıyor. Daha önce sizin defâlarca belirttiğiniz gibi, dünyâ krallığı DDD bu coğrafyada pek çok devlet kurulacağını haber vermişti.

    İklim değişikliklerini göz önünde bulundurursak, dünyânın su seviyesi hızla yükseliyor. Bundan daha da önemlisi su kaynakları çok sınırlı. Bu nedenle, Mezopotamya, Fırat ve Dicle arasında kalan bölgeyi yâni Irak, Suriye, Türkiye ve İran'ın belli bölgelerini kapsayan bu coğrafyaya kim hâkim olursa, dünyâya hâkim olacak. Bu bölge, ayrıca râkım yüksek olduğu için suların yükselmesinden etkilenmeyecek, yaşamın devamı için bulunmaz bir nimet özelliğine sahip olacak. Dinler Tarihi ve Tevrat'a baktığımızda, Siyonizm'in Vaad Edilmiş Topraklar parolasıyla ve Armagedon Hârbi kavramıyla karşılaşıyoruz. Tüm bunlardan sonra, DDD'nin enerji ve su alanları üstünde kukla bir devlet kumak istemesinin gerekçeleri ortaya çıkmış oluyor. Bu amaçla, kurulacak Kürt Devleti için, işe önce Irak'la başladılar, sonra sırayı Suriye aldı. Operasyonun Türkiye ayağı eş zamanlı, farklı koşullarda devam ediyor. İran'a, İsrail Hava Kuvvetleri'nin bombalamasının ardından sıra gelecek. Yalnız, İran mes'elesi çok ciddi. Burada oluşacak kontrol dışı bir gelişme Kıyamet Hârbini öne çekebilir. Ben o yüzden, Mossad ile İran Gizli servisi Savama'nın İran'daki rejim değişikliği veya yumuşak örtülü hârp için bir yerden sonra kontrollü işbirliği yapacağına inanıyorum. İran her ne kadar tek yumruk gözükse de, rejimi içerisine bâzı ABG yanlısı mollaları yerleştirmiştir. Yâni mollalar ile hahamlar arasında kontrollü bir hârp oyunu gerçekleşebilir. Tüm ayrıntılar, Rusya ve ABD arasındaki enerji kaynakları ve nakil hatları pazarlığı ve anlaşmasından sonra belli olacak. Bana göre, ABD petrol kaynaklarını, Rusya doğal gaz kaynaklarının kontrolünü üstlenecek.

    Kürt devleti kurulma projesinin ülkemizle ilgili kısmına gelince, Suriye krizinden beri yaşananlar çok üzüntü verici. Uçağımızın başına geleni, tam olarak nasıl düşürüldüğünü bilmiyoruz. Bilsek de çok şey değişmeyecek, sonuçta iki genç pilotumuz pisi pisine, sâdece bir NATO keşif görevi uğruna şehit oldu. Bana göre, ABD-Rusya arasındaki göstermelik bir rekabete kurban gitti. Çünkü sonuçta, DDD tarafından Suriye'yi kontrol görevi Rusya'ya verilmişti. Bu olaydan itibâren, terör eylemleri ivme kazandı. Terör örgütü, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya İsrail, Rusya ve Çin gibi ülkeler tarafından çok amaçlı olarak kullanılmaya başlandı. Doğal olarak, Rusya kontrol ettiği Suriye ve İran gibi ülkeler üzerinden de, PKK'yı kullanacaktı; bâzı eylemlerin faturası Suriye ve İran'a çıkarılacaktı ki, Türkiye, İran ve Suriye karşı karşıya gelsin ve böylece Kürt devleti kuruluşu hızlansın. Ülkemizde de bölünme sürecinin yoğunlaşması amacıyla, küresel güçler tarafından hükûmete dikte edilen açılım paketlerinin sonuçlarını görmeye başladık. Önce, Apo'ya ev hapsi haberlerinin hiç de mâsum olmayan Aydınlık grubu tarafından servis edilmesine izin verildi. Ardından olaylar çığ gibi büyüdü. Şemdinli'de ilk kez herkesin bildiği gibi terör örgütü vurkaç taktiği uygulamayıp alan hâkimiyeti kazanmaya çalıştı. Ardından Çukurca baskını gerçekleşti. Sonra, hiç kimsenin aklına gelmeyecek Foça saldırısı. Tüm bunlar istihbârat zaafiyetinin, kontrespiyonaj eksikliğinin açık göstergesidir. Terör örgütü üstünden halka verilen mesajlarla, sizin makalelerinizde psikiyatrik açıdan ayrıntılarıyla değerlendirdiğiniz temel güvenlik duygusu yıkılmıştır. Hiçbir yerde güvende değilsiniz denmektedir. Gündemi tamamen bu taşeron örgüt belirler hâle gelmiştir. CHP milletvekili Hüseyin Aygün'ün kaçırılması ve örügütn siyasî kanadı BDP plânlı kucaklaşmasıyla örgüte birileri halkla ilişkiler çalışması yaptırmış, iyi çocuklar oldukları gözümüze sokulmuştur. TSK zâten yeniden dizayn edilmiştir. Bayramı rahat geçiremeyeceğimizi, benim gibi bir sıradan vatandaş bile tahmin etti. Korktuğum başıma geldi ve Gaziantep'teki alçakça saldırı gerçekleşti. Bunları düşününce, aklıma Oslo görüşmelerini yürüten MİT teşkilâtımızın sayın yetkilileri Hakan Fidan Bey ile Afet Güneş Hanım'ın açıklamaları geldi. Sanırım, biz büyük şehirleri cephânelik yaptığınızı ve bombalarla dolduruduğunuzu biliyoruz demişlerdi. Bakalım, bu yetkililer rahat uyuyabilecekler mi? Vicdanlarına nasıl hesap verecekler? Antep eyleminin birkaç hedefi olduğunu düşünüyorum. Birincisi, her zamanki gibi kaos ortamını canlı tutup halkı sürekli tedirgin etmek. İkincisi, Türk-Kürt iç hârbi başlatmak. Üçüncüsü, Gaziantep'in Suriye sınırındaki bir kent olduğunu ve Suriye'nin kuzey bölgesine PKK'nın kontrol ettiğini düşünürsek, eylemi Suriye'ye yıkıp TSK'yı manipüle etmektir. Bu amaçla kanıt imâl etmek kolaydır. Son hedef, Güneydoğu Anadolu'nun bâzı kentlerinde örgüt tâbiriyle bir Serhildan hareketi, yâni Filistin'deki İntifada hareketi benzeri yerel bir halk ayaklanması başlatmak, TSK ile halkı karşı karşıya getirmek, BM Self-Determinasyon hakkından yararlanmaya çalışabilmek için NATO ve BM'yi devreye sokmaktır. Her şeye rağmen, TSK'ya büyük görev düşmektedir. Hepimiz ordumuzu desteklemek zorundayız.

    ABG kontrolündeki siyasî yapıdan hiçbir şey çıkmayacağını bildiğim h3alde, şunları temenni ediyorum. Gün tüm politik çatışma ve kutuplaşmaları bir kenara bırakmak zamanıdır. Devletin tüm kurumları, başta TSK, Emniyet, Jandarma ve Mit rekabeti bir kenara bırakıp koordine çalışmalı ve yangını söndürmelidir. Bölgede anayasaya dayanarak olağanüstü hâl ilân edilmelidir. Yeni Anayasa hazırlığında, karar verici durumunda olanlar umarım sağduyulu davranırlar.

    Her şeye rağmen, bayramınız kutlu olsun. Birbirimize kenetlenerek, aydınlık yarınlara ulaşmak dileğimle...

    Sevgim ve Saygımla...

    MKD: Çok isâbetli tahliliniz için müteşekkirim Sayın MŞ. Dilerim öyle olur...
    Bütün âileye sevgi ve saygılarımla...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 20 Kasım 2017