Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

AYŞE CÂNAN DOKSAT'TAN: KORKMA!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4072 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

17 Ağustos 2012 günü başladı her şey aslında.

Depremin üzerinden 13 sene geçmiş dedim içimden.

Sonra internetten o felâket gününe ilişkin belgeselleri seyrettim. Ağladım çokça. Bir depremzede kızın âilesi kurtarmak için hiç tanımadığı bir adama “amca kurban olayım yardım et; beni bırak annemi, babamı, kardeşlerimi kurtar” diye bağırdığını, o amcanın da ağlayarak “evlâdım dayan geliyorum” diye kazmaya başladığını gördüm enkazı.

Ağladım bir sürü farklı sebeple tekrar. Depremzede kızın babasının enkazdan çıkarıldığında “oğullarımı askere yollayacağım ben” diye bağırdığını duyduğumda ise daha da çok ağladım bir sürü sevgi ve saygı dolu sebeple.


En çok bir depremzedenin sarf ettiği şu lâf etkiledi beni: “Düşünün ki binlerce kişinin aynı anda aynı şeye ihtiyâcı var ama hiç umutları yok çünkü etrafta kimse yok…

Daha sonra şehit haberleri yağmaya başladı ardı ardına evvelki günlerde olduğu gibi. Şehit cenazelerinin videolarını seyrettim bunun üzerine. “Birkaç Mehmet öldü diye Meclis toplanmaz” diyen adamın (“adam gibi adam” lâfındaki adamı kastetmiyorum) cenâze törenine katıldığını gördüm. İnsanların çok haklı isyânını ve protestosunu seyrettim. Şehit âilelerinin hüznünü, halkın teröre tepkisini gözlemlemeye çalıştım gözyaşlarımın arasında.

Sonra aklıma Kıbrıs’ım geldi.

Girne’den İstanbul’a dönüşte uçak kalktığında hiç fark ettiniz mi bilmem ama dikkatli gözler adanın ikiye ayrıldığını fark etmiştir elbet: Bir taraf ışıl ışıldır; diğer taraf kapkaranlık çünkü orada elektrik yoktur.

Tüm bunlardan sonra aklıma sadece şu kelimeler geldi: Çâresizlik, karmaşa ve nefret.

Canımdan çok sevdiğim vatanımı da özetleyen kelimeler bunlar: Çâresizlik, karmaşa ve nefret. “Türkiye, kendi kendine yetebilen nâdir ülkelerden biridir” cümlesi çok eski ortaokul coğrafya kitaplarında kaldı, orası kesin ama eskiden bu kadar nefret hâkim değildi bu kıymetli topraklara; bundan eminim.

“Bu ülke üzerinde oynanan oyunlar her ne ise artık bitsin; sonu her ne olacaksa olsun. Böyle nefretle, çâresizlikle, karmaşayla yaşamayalım” diye isyân etmek geliyor içimden.

Ancak, daha sonra kimin evlâtları olduğumuz geliyor aklıma: Mustafa Kemâl Atatürk’ün evlâtlarıyız biz. Öyle bir adamın oğlusun sen, öyle bir yiğidin kızısın sen!

Milyonlarca kişi barışa, refaha, huzura muhtaç ve düşünün ki binlerce kişinin aynı anda aynı şeye ihtiyacı var ama hiç umutları yok.

Ama yine de unutmayalım unutturmaya çalışsalar da, İstiklâl Marşı yazdıran bir milletin evlâtlarıyız biz ve İstiklâl Marşımız “KORKMA” diye başlamakta.

Bu yazı politik bir yazı değil, belki düzenli bir yazı bile olmadı; hâttâ belki de konudan konuya atladım. Sâdece Türk olmaktan aldığı her nefeste gurur duyan ve memleketinin hâline içi yanan bir gencin hissiyâtını aktarmaya çalıştım.


Son sözüm şudur ki korkmayalım; korku yok bizim tarihimizde.

   Bizim için şehit olanlara borcumuzdur mücadele.

      Öleceksek de gururumuzla, başımız dik ölelim bize âit olan bu topraklarda…

Ayşe Cânan Doksat – İstanbul – 22 Ağustos 2012 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Kormaz Biçen Çarşamba, 22 Ağustos 2012

    Korkmaz

    ''Son sözüm şudur ki korkmayalım''.

    Bence bu sözünüzü biraz açmakta yarar var. Neden korkmayalım? Bendeniz hiç korkmadım. Kendime o kadar güvendim ki bu ülkenin dağılmanın eşiğine geldiğini bile fark etmedim. Evet kendime o kadar güvendim ki, yapamazlar dedim. Hele bir denesinler bak n'apıyoruz diyordum. Öyle değilmiş... Keşke daha önce korksaydım. Korkmayı da öğrenebilseydim.

  • Misafir
    Barış Pazartesi, 25 Şubat 2013

    İz

    Bazı duyguları kalpten yaşamak özellikle vatan sevgisi ve insan sevgisine dair olanları, televizyon ve gazetelerin zihin kontrolü öylesine beyinlerimizi zehirlerken o kadar zor ki... Bu yazı âdeta kuruyan bir ağaca verilen su gibi, hâlâ böyle insanlar var dedirten... Avrupa'da olsalar deli gözüyle bakılarak televizyona çıkamayacak olan insanların her akşam gündem yorumculuğu yaptığı, en riyakarının edebiyatın zirvesinde gösterildiği , türkülerinin ayrılıkçılara teslim edildiği, sinemasının kâtil bir şahısla özdeşleştirildiği, en büyük askeri ve politik dehasını sorgulayan, hatta hergün kendisini sorgulamak zorunda kalan bir halka sahip, beş para etmez insanların göklere çıkarıldığı ülkem... Bak senin için korkmayan insanlar var 'Çatma ! Kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl/ Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celâl / sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl/ Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin İstiklâl! '

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017