Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KÜÇÜLDÜKÇE BÜYÜYORUM veya VICE VERSA

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2302 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Geçen makalemde ismini yazmayı unuttuğum Diyarbakırlı tarihçi merhum Cemâl Kutay idi.

Cengiz Kuday'la karıştırılmasın!

Barcelona'ya dördüncü gelişim, Neslim'le de ikinci...

Buranın Kürtleri, Türkiye'yi zerre kadar sevmiyorlar ve kayıtlı çalışanı, talebesi vs. ile âzami 500 kadar Türk de buralılara benzemiş.

Buradaki nefis muhasebesi sırasında gittikçe kendimden memnuniyetsizliğimin idrakine varıyorum.

Yazdıklarımı duyurmak, poromosyon bilmem ne gibi şeyler için beyhude uğraşıp durmuşum.

Ulusal Tıp Günleri'ne üyeyim; işin başındaki Adlî Tıp Profesörü Büyük Bilim Adamımız İ. Hamit Hancı o kadar çok yere gidip ödül toplamakla meşgûl ki, sansürün hâddini hesabını kaçırmış (bu İ'nin ne olduğunu hâlâ bilmiyorum ve İnternet'te de bulamadım)!

Hz. Limonî kıvamında durmadan fotoğraflarını yolluyor 365.000 gruba...

Şâir, yazar, çizer, spiker...

Boy, pos, rengârenk Polipolar gözler, endam, zarafet, hareket... Hepsi mebzul; lökoz kıvamında.

 

Her zaman, her yerde. Sünnetullahı (tabiat kanunlarını) altüst ediyor.

İyi, peki de...

Neden beni peşinden sürükledin be adam?

Mâdem bu kadar şov meraklısısın, git Yeşilçam'a gir ve meşhur ol. Vallahi her rolün, bilhassa da karakter ve "jön - kült filmleri alanında" bir "vaz geçilemez" olur çıkarsın.

Nâzım, nazım vaziyetinde ondan sorulur; Bingür'ü siler süpürür. O hâlâ yumurta adediyle uğraşır durur!

Oraya buraya kendimi, daha doğrusu fikirlerimi duyurmak için ne kadar absürt bir şekilde debelenmişim ki, resmen bilgi ve ilgi kirliliğine sebep olmuşum.

Bir de kafama takıldı...

İzmir'de, Batı'da filân kahramanlık kolay, bir Recep Tayyip Erdoğan kadar olabildik mi?

Gidip, Kürdistan ilân edilen yerde toplanıp konuşabildik mi?

Yok.

Şimdi de Ankara hedefimiz???

***

"Ne ise O" düsturuyla Psikanalizi eleştiren bir kitap yazayım dedim; vallahi billahi bir dayak yemediğim kaldı. Herkes fırça attı.

Arkadaş, siz ne yaptınız o takdirde?

Buyurun zâtıâlileriniz yazın mâdem öyle...

Baktım Reform Kardeşleri grubuna, beni ikinci defa üye yapmışlar. Herhâlde Melik Süleyman'ın (şimdilerde oldu Hz. Süleyman, öyle istedi Remzi Kardeş) Tahtı'na atanan Süleyman Mehmet Unutulmaz Kardeşim himmet eyledi.

Hamtaş'ı kuran ve en kutsal mekândan korunan Yaşat İnan'dan beter oldu hâlimiz (ismi de soyadı da ne kadar elen vitale), bâri o altı üstü iki kere alıp, iki kere de atmıştı!

İnternet'te Yaşat İnan yok, yerine Ediz Hun verelim; varoluşun kıymetini bilelim...

Ediz Hun Üstâdımız çok uzun süren tahsil ve tâlim-terbiye müktesebatını müteakip, milletvekilliği dahi yapmıştır.

Bundan sonra kendi kurduğum İnternet gruplarında dahi hiçbir şeyi duyurmayacağım.

Buraya yazdıklarımın altına uygun anahtar kelimeleri koyup, kafama göre takılacağım.

İsteyen okur, isteyen aldırış etmez.

Şimdilik bu kadar, dönünceye kadar yazmaya devam edeceğim.

Gene de hatırlatayım: Paris'e Kahve kültürünü Pascal isminde bir adam taşımıştır 1600'lerde.

Görüşürüz; nasıl olsa bu makale dönünceye kadar bitmez.

Yürümekle de yollar aşınmaz. Kimsenin bana "yaz dediği yok" zâten. Kendi kendime gelin güvey olup duruyorum.

Sevgili Samuray, dün geceki muhteşem kuzular için minnettarım, senin yüzünden gene kilo aldım!

Şimdi Le Pişiron veya Picheron (ahtapot demek) zamanıdır, vakit âlâdır.

Nasıl olsa bilmem kaçıncı ECNP Kongresi gene ilâç endüstrisinin valsi ve çiftetellisi ile sürmekte. Uğrayıp "kimsenin okumadığı" (öyle de Mehmet Zihni Sungur) birkaç kitap alırım.

***

Dün gece istihareye yattım ve "Allah'ım, bana doğru yolu göster" dedim.

Sabaha kadar eski karımla kavga ettim!

Ve anladım ki "kavgada ilk vuran, münakaşada son sözü söylememeyi başaran kazanır çünkü söyleyen gebe kalır".

Bu arada...

Gazi Günleri'nde bu sene benim konuşmamın konusu hakkında Erdal Işık Hoca'yı bir güzel içirdikten sonra şu mutabakata vardık: Hipnozla Kötü Ruhları Kovma (Poltergeist mi, Zeistgeist mi) başlıklı bir tatbiki güzel san'at dersi vereceğim.

Önce mama...

 

Sonra anlaşma, oldu işte Karma, tam arkadaki Gaudi'ye dikiz!

Çince'de teşekkür erdim "sisi" demekmiş.

Bunu duyan Sisi, derhâl saadetimize ortak oldu; ne kazıklamıştı TV programı diye ama bizi yanardöner!

Barbaros Şansal'a ise kendini dövdürttüğünden beri ulaşamıyorum; kapsama alanı dışında.

Muhafazakâr hemcissel değilsin ki bundan sonra sana iş versinler!

Hele oy toplamaksa niyetin, buna yetmez cibilliyetin arkadaşım...

Homofobik olanlara kızmasak mı acaba?

***

ABD, her alandaki gibi, DSM5'te de rezil oldu.

Şöyle ki...

Eğer âdet göremediyseniz ve canınız sıkıldıysa, âdet göreceğiniz için bunalırsanız, görürken sancınız olursa, görmeden bir hafta önce yerlerde sürünüyorsanız, asla göremeyecekseniz (Sisi ve Barbaros gibi)...

Her hâlükârda Manik Depresifsiniz.

Herifler kendileri dediler dün "bunu pek de ciddiye almayın" diye... 

Adamın ayakkabıları spor ve tikli (başkan).

Boşuna mı yazdım koca kitabı?

***

Bugünlük sözün özü: EGO var ya.

Esas açılımı Enişten Gelse Otur demek.

Yoksa kaybedersin koltuğu!

Ve İsrail'deki fundamentalistler aynen İslâmcı ikizleri gibi ayaklandılar gene: Diyalektik.

Yarın son...

Evet, bugün düne karışıp onu yedi.

Grubumuz da tıpkı Katalanlar gibiydi: Her cinsten adam vardı.

Öfkeli ama dövüşmeyen, şen şakrak ama yiyişmeyen...

Velhâsıl herkes Pentapolardı, hepimiz Katalan'ız, hepimiz insanız.

Son gece masanın bir uzunda İzmirli bir Kıbrıslı, öbür ucunda ise Ankaralı bir Anadolulu ye almaktaydı ve birbirleriyle göz göze dahi gelmediler.

İzmirli bir vejeteryanımız bile mevcuttu.

İş firma sponsorluğundaki yemek olunca nihâyet herkes buluştu.

Sözüm ona epey cemiyet toplantısına iştirak edecektim ama ancak yedim de yedim. Neslim de kilo aldı gâri.

   Şimdi toplanma vakti çünkü tayyareye az kaldı.

    Ciao,

 Dün gece midyeleri az getirdiler. Garson da Müslüman'dı.

Peşkirim de aradı.

Haydi eyvallah, bakın dalganıza...

Mehmet Kerem Doksat - Barcelona - Şimdiki Zamanlar 08.10.20013

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    fuat yöndemli Salı, 08 Ekim 2013

    Küçüldükçe Büyüyorum veya Vice Versa

    Sevgili Üstâdım,
    İlk cümleniz için müsaadenizle şu tavzihte bulunabilir miyim:
    Cemal Kutay aslen Diyarbakır'lı, ekrad kavimden olmakla beraber, doğum yeri Konya, Cihanbeyli (veya Kulu, tam emin değilim) kazasıdır.
    İkinci olarak, lütfen biz hayranlarınızı aydınlatmaya devam ediniz. Siz okumayan, nâdan kimseler için mi yazıyorsunuz, yoksa bizim gibi hayranlarınız için mi?
    O güzelim, rafine, tatlı türkçenizle hâdiseleri, olanı-biteni sizin objektifinizden okumaktan ne diye bizleri mahrum edeceksiniz?
    Selâm ve sevgilerle,

    MKD: Bilmukabele pek sevgili Hocam, kocaman vücudumu nereye koyacağımı bilememekten kaynaklanıyor.

    Ama bu sefer kat'iyetle rejime başlıyorum :)
    Yürekten sevgim ve saygımla Efendim...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 23 Ağustos 2017