Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KUTSAL METİNLERDEKİ 19 MESELESİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4060 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Epeydir kafama takıldı.

Yüce Tanrı neden 19 gibi bir şifre kullansın; ister Kurân’da, ister İncil’de, ister Tevrat’ta..

Ne gerek var şifreye veya kriptoya?

Mâdemki her şeye kadir ve omnipotan bir tanrılar kümesi veya Tek bir tanrı (Allah İslâmî ifadesiyle)...

Niçin kripto veya bir şifre?


 

Eğer her şey vahiyle inmişse ve tebliğ edilerek, akabinde de tebellüğ ettirildiyse...

Ve eğer her şey ondan soruluyorsa; BuddhaSokratesMusa ve Muhammed de elçiyse...

Papalar da Tanrı'nın çocuğu ise. 

İşte, demek ki Vatikan da O'nun evi, Câmi de, Havra da (Musevîlerin itikadı öyle)

Hackerların Kuzey Kore'de işi ne?

Tanrı neden gazilerimizi (bizin veya onların) korumadı?

Neden bunca hiddet ve SONY dahi korunamıyor savaştan?

Obama her bir şeyi yapabilecek kadar güçlü mü, yoksa bunlar hep bir Armageddon Harbinin provaları mı?

Yoksa her şey bir Noel gecesinin ve yılbaşı arefesinin yanılsamaları yâni illüzyonları mı...

Kim bilir?

Orada Tanrı yok mu?

Niçin siber-savaşlar veya hazırlanan yeni Dünya Harbi provaları?

Sanki Beylerbeyindeki turnikeler birer engel mi, turnikeler de Hasan Sabbah gibi Haşhaşîler mi?

Acaba Tanrı bu güzel dünyaya veya bütün kâinata hükmetmiyor mu? 

Neden her yerde Tomalar ve polis var?

Niçin bu kadar Suriye düşmanlığı pekişti?

Eğer Komünizm de, Kapitalizm de birer dinse, bunların kutsal bir membaı var mı yoksa başka inançlar mı câri? 

Cennet ve Cehennem gibi mutasavver âlemle hâlâ varsa ve mevcutsa...

Pennsylvania’daki zat mı yoksa Kur’ân'daki öz be öz Türkçe çeviriler mi doğruyu söylemekte...

Sufilik hâlâ câriyse ve ve Hz. Mevlânâ sevgisi de muteber ve cihanşümulse ki öyle...

 

Sevgi ve barış içerisinde ereneler ama o kişi İnkilâp diyen değil mi?

Mefhumu-muhalif mi, dil sürçmesi mi, insafsızlık mı!

***

Kızım, Karım, akrabalarım, hastalarım ve dostlarım bu kadarını nasıl kaldırıp, ne şekilde kurtuluşu bulacaklar?

 

Nerede huzur?

Bu kin, nefret ve karmaşa bitecek mi? 

Ha burası, ha orası, ha Konya ha İsrail, isterse Kafkasya ve KKTC

Hepsinin de Rabbi aynı ve Lâ-mekân, yâni zamandan ve mekândan münezzeh.

Eğer tereddüde düşersek, düşmekte olan bir uçağı düşünmemiz yeter; hemen herkes "Tanrım",, "My God". vs. der (Merhume Erica Jong'dan alıntı)...

Bunlardan bana mı ne?

Hep cevaplarını aradım ama bulamadım bir türlü.

Çünkü ben fakıyr bir kulum ve bütün bunların izahları zâten bulunmuş...

Peki, neden niçin ve nasıl aramak?

Sanırım bulmaktayım ben de Merhum Nâzım, Peyami Safa, Cemil Meriç ve kerimeleri Ümid Meriç Hanımefendi'nin üslûpları ve raksları hep sürecek...

Hepsini rahmetle anmak da boynumuzun borcu!

Ümid Hanım dostumuz şükürler olsun ki hâlâ aramakta Hakikati...

Bizleri sorarsanız, Neslim'le hâlâ Âraftayız sanki...

Arayış hiç biter mi?

Bekli kâh burada, belki Roma'da, belki de Venedik'te ama şarap olarak su veya ayran kâfi bana. Neslim belki biraz işrete tamah eder, yakışır çünkü benden daha fazla yorulmakta ve mekik dokumakta İzmir ve Yek Sengine tüm Acem Mülkünün fedâ olacağı topraklarda... 

Lâ Mevcude İllahllah.

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Ümid Dolu Günler - Tarih namütenahi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    evrim devrim Cuma, 26 Aralık 2014

    Birkaç akıl da ben yürüteyim

    - Tanrı neden madem insan oğlunu yaratırken sonsuz adalet ve masumiyet sahibi bir varlık yaratmamış? Kendi de suçlu değil mi öyle yapmadıysa. Kötü niyetli mi acaba :) Belki de sadece oyun oynamayı seviyordur.

    - Hristiyan inancına göre, bildiğim kadarıyla, ölüm ve acı, ademin suç işlemesi ve suçsuz bir dünyaya günah getirmesi olarak açıklanıyor. Öyle de bitmiyor anladığım kadarıyla tanrı oğlu aracılığı ile de insanoğlu yerine bu günahların, sırf insan oğlu bu günahları çekmesin diye , çekiyor, çok büyük acılar çekerek ölüyor. Dünyada da insanlar benzer şekilde sadece kendilerinin değil, birbirlerinin acılarını da çekiyor, bir devri daim içinde.. Yani insan komple bir bütün, ve tüm günah kümesi ortak, acıların kümesi de ortak anlayışı. Ne kadar mantıklı ne kadar değil, ancak Bertrand Russell örneğindeki gibi, ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir çocuğun baş ucunda oturan bir kimsenin, hayatın son olmadığına dair romatik görüş ile de birleşince bir temel oluşturuyor bu dine inanların sarıldığı.

    Müslümanlık buna bir açıklama getiriyor mu bilmiyorum.. Mutlaka ilim adamlarının birçok yorumları vardır, benim cehaletim. Ancak benim burda amacım tam bir literatür taraması değil. Öyle bir ilgim alakam da yok. Aslında var ama kod yazmam ve karın doyurmam lazım. Bu arada kendi acılarımı çekmem, ya da başkalarınınkileri, ve başkalarına acı çektirmem lazım. İşim çok yani :)

    Şifre örneğinin bir benzeri de, tanrı neden dönem dönem bir aracı ile temas kuruyor insanlıkla, neden direk temas kurmuyor, yine bir art niyet mi var. Görüp konuşmak dertleşmek varken bu ayrılık niye?

    MKD: Doğru

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 16 Aralık 2017