Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN HÂLİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3342 kez okundu
  • 4 yorum
  • Yazdır

Üç gündür Gazi Psikiyatri günleri için Girne’deydik, bu akşam dönüyoruz.

İçimi daraltan bâzı izlenimlerimi ve tespitlerimi paylaşmak istiyorum.

Akdeniz’de doğal bir uçak gemisi gibi, ucu “tekrar Anadolu’ya kavuşsam” der gibi duran güzelim bir adadır Kıbrıs

Kuzey'inde 65 Km mesafe ile Türkiye’nin, Doğu'sunda 112 Km mesafe ile Suriye’nin, 267 Km ile İsrail’in, 162 Km ile Lübnan’ın, Güney'inde 418 Km ile Mısır’ın, Kuzeybatı'sında ise 965 Km ile Yunanistan’ın yer aldığı bir tabiat şâheseri.

Homo sapiens sapiens’in buraya MÖ 10.000 yıllarında ayak bastığı tahmin ediliyor. Müthiş zengin bir tarihi var.

Yunanistan’ın ilhak çabalarına karşı pek çok şehit ve gazi vererek Kuzey’ini kurtarıp bize bağladığımız kısmının (KKTC) kuşkusuz en güzel şehri Girne’dir. Limanda atacağınız kısa bir tur dahi içinizi açar, kâlbinizi ısıtır.

Benim bu adayla ve şehirle tanışmam 18 yaşıma kadar gider (şimdi 56, epey zaman geçmiş). İlk evliliğimi de burada gerçekleştirdim, kızım buranın havasını çok soludu.

Kıbrıs’ın eski burjuva takımının ciddi bir kısmı “Türkiyelileri” sevmezdi ama hayatlarını kurtardığımız için de bize katlanırlardı. Nereden mi biliyorum? 20 sene burada damat oluna çok şeye şâhit oluyor insan... Daha sonra büyük bir ticarî hamle ile ucuz Uzakdoğu mallarının ve daha pek çok şeyin satıldığı turistik bir cennet hâline geldi. Büyük mücâhit Rauf Denktaş’ın önderliğinde ada Türk kimliğine kavuştu.

Bir dönem İngilizler muazzam miktarda toprak alıp imar faaliyetine başladılar. Konuyu pek geç kalmadan fark eden yönetim de bu işe bir “dur” dedi. O zamanlar ekonomi pek parlaktı çünkü çok inşaat işçisi vardı ve iyi para bırakıyorlardı.

Sonradan emperyalizm buraya elini bir attı, pîr attı. Türkiye’nin dört bir yanından kontrolsüz bir göç almaya başladı genç cumhuriyet. Mafyalar cirit atar oldu ve İngilizler ilk olarak Colony Hotel diye otel açtılar (http://www.parkheritage.com/indextr.htm)! İlginç bir binadır, meselâ yüzme havuzu tavandadır ve mesaj da sarihti: “Siz, hâlâ bizim kolonimizsiniz, öyle de kalacaksınız”…

Zamanla her yeri kumarhâneler kapladı; bilhassa Türkiye’de kumarın yasaklanması, aynı durumdaki İsrailli, Türkiyeli herkesin gözlerini parlattı. Günü birliğine, hafta sonluğuna kumar turları düzenlenir oldu.

Akabinde üniversiteler kuruldu. Tahsil görenlerin çoğunu Türkiye’de bir yeri kazanamayan talebeler teşkil ediyordu ama Kıbrıslı Türkler de buralarda tahsil yaptılar. Türkiyeli-Kıbrıslı kavgaları oldu ve daracık yollarda, hâlâ soldan akan trafikte yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

Tafsilâta girmeyeceğim ama bilhassa AKP iktidarından itibaren ve Talat Hükûmeti’yle birlikte KKTC dibe vurmaya başladı. Ellerindeki mallar Türkiye’deki kadar pahalılaşınca, “çakma” markalara yöneldi esnaf. Zâten anavatanla bağları pek parlak olmayan ahâlinin morali Başbakan’ın aşağılamalarıyla, ekonomik darboğazla iyice bozuldu.

30-35 senedir sık sık gelip gittiğim bu cennetin son hâli şöyle…

Okuma yazma ve yüksek tahsil oranı çok yüksek ama çalışılacak iş yok. Yolunu bulan İngiltere’ye veya başka yerlere göçüyor.

Kumarhânelerde ister istemez fuhuş da başını almış gidiyor; âdeta koca bir kârhâne olmuş her taraf. Uyuşturucu işi de gırla gidiyor. Uçakalanında (burada öyle derler) sizi strip-girls karşılıyor filânca kumar oteline götürmek üzere…

Türkiye’den farklı olarak, burada Karadeniz mafyası duruma hâkim.

Esnafın başlıca geçim kaynağı haftada üç gün çarşı iznine çıkan Mehmetçik’ten ve eskisine göre çok daha az gelen turistlerden aldıkları para.

Maaşlar gittikçe eriyor ve memur da, işçi de, sâbit gelirli herkes de bıkmış vaziyette. Tek güvenceleri her şeye rağmen anavatan, yâni Türkiye.

Peki, bizde işler nasıl?

Bilmem anlatmaya gerek var mı?

Türkiye’yi bilmem ama burada, bu felâket böyle sürerse, meselâ bir referandum yapılsa, balık hâfızasını dahi kaybetmiş Kıbrıslılar Rum’la birleşmeyi tercih edebilir. Zâten KKTC sâhillerinde fazla balık da yoktur.

Bunun, Girit’te olup bitenlerden hiçbir farkı olmadığının müdrik değiller.

Allah’tan, Rum Kesimi krize girdi ama bu sefer de oraya Rusya burnunu sokmaya çalışıyor. Yâni Yunanistan ada satarken, adadaki Rumlar başka hesaplar peşinde koşuyor.

Eğer Türkiye bu adayı da kaybederse, tamamen Anadolu’ya hapsolacaktır. Eh, oranın da Güneydoğusu fiilen Kürdistan hâlinde, Mersin ise liman kentleri oldu. Adana elden çıktı çıkacak…

Bütün bunları düşündüm,

Hâtıralar geçti gitti zihnimden ve içim buruldu, gözlerim doldu.

Aklıma İstiklâl Hârbi dönemindeki şu muhavere düşüverdi:

O pek zor günlerde TBMM kürsüsünden bir milletvekili kürsüye çıkar ve Nâmık Kemâl’in şu iki mısrâını okur.

Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini?

TBMM Başkanı Mustafa Kemâl şu karşılığı verir: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini”!

   Dilerim öyle olur…

      Hoşça galıın, görüşürüük.

         Şeftali kebapçıkları saklayıııın

Mehmet Kerem Doksat – Girne – 07 Nisan 2013 Pazar

0
Etiketler: girne kıbrıs kktc rumlar
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Perşembe, 22 Şubat 2018