Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

LİDERLERİMİZ BAĞIRIYOR, BALIKÇILARIMIZ ÖLDÜRÜLÜYOR, MEHMETÇİK ŞEHİT DÜŞÜYOR, DEVLETLÛ YAHUDİLER'LE ARAPLAR'I BARIŞTIRIYOR!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1955 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Şu anda CHP'nin başkanı bağırıyor; nerede mi, kendi partisinin kurultayında. Kendi soruyor, sonra kendisi cevaplıyor ve müthiş bir öfke içerisinde. Öyle böyle değil.

İktidar Partisi'nin başkanı da kendi partisinin toplantılarında kükrüyor. Bâzen o kadar öfkeleniyor ki, "hah, işte şimdi ya kendi kendini dövecek ya da birisini pataklayacak" diye asabımız bozuluyor. Aslında kadrolu şamar oğlanları tutsalar bu partiye, ne iyi olur. Çünkü bir hitabet üslûbu olan öfkesi yüzünden Devletlû'nun bâzen kan şekeri düşüp "nöbet(!)" filân geçiriyor; hiç olmazsa din iman aşkına zâten vurduğu yerde gül biteceğini bekleyen şamar oğlanını biraz pataklayıp stres atar. Partililer de hep bir ağızdan tekbir getirirler ve rahatlarlar. Benden teklif ve tavsiye etmesi.

Sanırım Baykal, Devletlû'dan bilerek veya bilmeyerek kopya çekiyor. Onun gibi bağırıp çağırıyor. Ama olmuyor, beceremiyor. Çünkü Devletlû'nun hitabet eğitimi var. Senelerce bu konuda tâlim etmiş. Eğer konuşmalarının prozodisini takip ederseniz, ne zaman crescendo ne zaman decrescendo, ne zaman agitato ne zaman rallentendo yapacağını çözebiliyorsunuz (sevgili HCÖ bu terimleri bilir). Baykal ise bir Beyaz Türk(!); kabadayılığı beceremiyor.

Zâten amacı iktidara gelmek filân da değil Baykal'ın. Buna gerçekten inanan bir aklı başında kişi olduğunu sanmıyorum. İnanılmaz derecede ahmakça bir çıkışla Genel Kurmay'ı karşısına alıp AKP'nin yanına iten, normâl konuştuğunda da "ıgggh, eegghhh" filân deyip ikide bir gırtlak temizleyen Baykal'dan ne köy olur, ne de kasaba. Partisinin de hiçbir ciddi atılımı, açılımı, plânı, programı yok. Bu sebeple de ikide bir Devletlû'nun istihzalarına mâruz kalıyor, "bize adam gibi muhalefet lâzım" diye dalgasını geçiyor. Bakın, şu anda (13:38) Baykal partisinin mütevâzi olduğunu söylüyor. Yâni CHP, paralel (koşut) imiş; Türkiye'yi idare etme adayı Türkçe bilmiyor! Mütevâzı yâni alçakgönüllü demeyi öğrenememiş.

MHP'nin spiker Genel Başkanı da gözünü yazılı metinden kaldırdığı anda hiddet saçıyor.

Bir tek Ayrılıkçı Kürtçü Parti'nin başkanı Türk çok mazlum ve mazmun üslûpla hitap ediyor. Bu da ona puan toplatıyor, prim yapıyor.

30 ilâ 50 kadar Arap Kürt Partisi mensubu, bahçe sulayıcısı Tamer Genç'i linç etmeye kalkıyorlar, ellerinden CHP'liler kurtarıyor; yoksa paramparça edecekler adamı. Devletlû'ya soruyorlar, en ufak bir üzüntü veya pişmanlık ifâdesi göstermediği gibi, "terörist bizzat o kişinin kendisidir filân diyebiliyor! Bir psikiyatr olarak dehşete düşüyorum; imam gaz çıkarırsa cemaat ne yapar? Bu tavır TBMM'de "tamamlanmış linçe yol açar pek yakında. Nitekim, "ayak takımı" diye aşağıladığı işçiler galeyana geliyorlar ve iktidar işçisiyle de kavgalı hâle geliyor. Bu liderin ve partisinin kavgalı olmadığı tek bir kurum veya kişi kaldı mı? Kalmadı. Bu kadar güçlüsün, bütün medya senin elinde, daha niye herkesle kavga edersin?

Bunun cevabı çok değerli genç bir meklekdaşımın, Psikiyatri Uzmanı Cemal Dindar'ın Devletlû'nun ruhî tahlilini yaptığı Bi'at ve Öfke kitabında var. Bir solukta okudum ve herkese tavsiye ederim. Nedense bu satış rekorları kırması icap eden kitaba D&R'larda ve diğer kitapçılarda rastlayamıyorsunuz. "Listeye alalım, gelince haber veririz" filân diyorlar ama o haber Godot gibi... Ben nereden mi buldum? Sağ olsun, tam bir tevâzu numûnesi olarak kendisi fakülteye getirdi; bir daldık ki sohbete, üç buçuk saat tefekkür ettik. Demokratik Türkiye'de sansür mü var acep, yok canım, hiç öyle şey olur mu!

Dün milliyetçi kökenli eski devlet adamı Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem nihayet sâkince ve müeddep bir üslûpla bu gidişatı eleştiriyor, yâni Süperegoluk yapıyor: "Merkez sağ parti olma şansını kaçırdık, türban Türkiye'nin en öncelikli mes'elesi miydi ki. Keşke %47 rey almasaydık, daha ihtiyatlı hareket ederdik; kalan %53'ü çok rahatsız ediyoruz" diyor. Ama bu parti kocaman bir İd olduğu için, bakarsınız onu da döverler. Ego zâten nâmevcut!

Bulgarlar balıkçılarımıza "yanlışlıkla" ateş açıp öldürüyorlar; Ayrılıkçı Kürtçü Parti'nin "kardeşlerimiz" dediği militanlar Mehmetçikler'i tuzağa düşürüp bir binbaşıyla bir eri şehit ediyorlar gene. Şehit Binbaşı Ercümet Türkmen'in İskenderun'da yaşayan babası, yetkililerin "oğlunuz çatışmada yaralandı" telefonu ile durumu anlıyor. Ardından bir telefon daha geliyor, "efendim sizi ziyaret etmek istiyoruz" diye. Baba Rasim Türkmen, oğlunun şehit olduğunu bu ikinci haberle yüreğinde yaşıyor, "tabii buyurun, bekliyorum" diyor. Ardından gidip takım elbisesini giyiyor, kravatını özenle takıyor. Kendisine oğlunun şehit düştüğü haberini verecek asker ve sivil görevlileri bekliyor: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8792694.asp?gid=229&sz=81425. Niğdeli şehit er İdris Polat'ın da terhisine 15 gün kalmış. Babası Muammer Polat "vatan sağ olsun. Söylenecek ne var? Bugün beni de alsınlar ben de giderim" demiş.

Annesi Mukaddes Polat'ın ise bitkin olduğu görülmüş. Karısı Sahre Polat'ın "Ben onunla daha vedalaşmadım. Onu nereye götürüyorsunuz diyerek" ağıt yakması, tâziyeye gelenleri duygulandırmış. 3 yaşındaki kızı Yağmur ise dedesi Muammer Polat'ın kucağında çevresinde olup bitenleri seyretmiş. Boğazımda bir yumruk.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç şiddetle ve önemle "tek Türkiye var, hepimiz aynı geminin içindeyiz" diye ikaz ediyor herkesi.

Bütün bunlar olurken devlet ortada yok. Her tarafta kadrolaşıyorlar ve "Peygamber" diye bahsedilen Fethullah'ın ışığa kavuşmuş talebeleri her yere yerleşiyorlar.

Büyük bir mizah şâheseri olarak da, Devletlû, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yapmak için Şam'a gidiyor! Yâhu, bu zât-ı muhterem orada bir ağzını açarsa, ancak savaş çıkarır; arabuluculuk itina, sevecenlik, kurnazlık, zekâ, kıvraklık, sükûnet ve suhulet gerektirir. Belki de CIA özellikle ayarlamıştır bu buluşmayı.

Ergenekon rezâleti iyice gemi azıya almış vaziyette.

Geçen gün cinnet geçiren bir emekli asker bombalarla, Kaleşnikoflarla çoluğunu çocuğunu öldürdü. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'e de gün doğdu. Eminim bu adamın da çeteyle alâkası vardır ve Veli Küçük ve Alparslan Arslan'ın birlikte göründüğü fotoğrafın da ilhamıyla, 15-20 kişi daha sabaha karşı karakola götürülür!

Yâhu, Türkiye'de en asttan en üste kadar hemen bütün emekli askerin hâtıra veya "gerekirse diye sakladığı tabancaları, tüfekleri, bombaları vardır. Zekeriya Öz isterse TSK mensubu veya askerlik yapmış herkesi gözaltına aldırabilir.

Bu arada Çalık Grubu diye birileri Sabah-ATV'yi yok fiyatına kapatıyor ve finansal kaynağı çok şâibeli. Gülümüz'ün 16 yaşındaki oğlu ticarete atlıyor.

Devletlû ise dünyanın en zengin 10 liderinden biri olarak anılıyor.

Tesettür defilesi diye bir rezillikle dinin de, imanın da, ahlâkın da canına okunuyor.

Midem kalkıyor güzelim İslâm'ın emperyalizmin hizmetine bu kadar iğrenç şekilde sunulmasından dolayı.

Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem çok haklı.

Aslında Devletlû da çok haklı!

Ayaklar baş oldu.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 26 Nisan 2008 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 23 May 2017