Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

LİMAN GÜVENLİĞİNİN PSİKOLOJİK ve PSİKİYATRİK YÖNÜ - TITANIC NEDEN BATTI?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1504 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Deniz limanları, tıpkı hava limanları gibi, bir ülkenin ve/veya bölgenin dışarıya açılan en önemli kapıları. Hem itibar, hem de dünyayla iletişim bölgeleri…

Buralardan hem yolcuklar, hem de Ro Ro Gemileri gibi araçlarla her sene milyonlarca ton malzeme ithal veya ihraç ediliyor. Cruise gibi turistik vapurlarla turlar düzenleniyor.

Gayet tabiidir ki, bu kadar karmaşık işlemler yapılırken uyulması gereken asgari birtakım tedbirler ve gözetilmesi icap eden ihtiyaçlar söz konusu.

***

Abraham Maslow’un Teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha üst ihtiyaçları tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini söz konusu etmektedir.

Bunlar Maslow’un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez. İşin ilginç tarafı, aslında bu gözlemlerinin çoğunu maymunlar veya diğer primatlarda (bize evrimsel açıdan en yakın hayvanlarda; mesela maymunlarda) yapmış, sonra bunları insanlara adapte etmişti. İnsancıl ve Davranışçı okulların bir sentezini yakalamıştır.

***

Maslow, başlıca ihtiyaçları şu şekilde kategorize eder:

Fizyolojik ihtiyaçlar (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım, hattâ bir dereceye kadar cinsellik): Nefes alamayan, tuvalete gidemeyen veya uykusunu, gıdasını temin edemeyen insan kısa sürede –en azından- sağlığını kaybeder; uzun sürerse de ölür.

Güvenlik ihtiyacı (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği): Bu, çok önemli ve vazgeçilemez bir şeydir. Kendisini emniyette hissetmeyen birey ciddi derecede strese (zorlanma) girer her türlü çılgınlığı yapabilir. Saldırganlaşabilir veya korkudan dona kalıp ne yapacağını şaşırabilir (ilerlerse Katatoni ortaya çıkar vs). Bu sebeple, insanla ilgili her konuda, ortamda ve eylemde, en önemli temel ihtiyaç olarak bu aşama ele alınır.

Ait olma, sevgi, sevecenlik ihtiyacı (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık): Aile, toplumsal dayanışma, işçi-işveren anlaşmasının ve barışının temini, kişinin kendisini içerisinde çalıştığı firmaya, markaya veya kuruma ait hissetmesi. Sırf bu sayede pek çok kavga gürültünün yanı sıra, iş kazalarının da önüne geçilmiş olunacaktır. Partilerde, toplantılarda anlayış, empati (eşduyum), sempati ve sadakat de bu şekilde gelişebilir.

Saygınlık (itibar) ihtiyacı (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı): Karşılıklı diğerkâmlık (özgecilik), yardımseverlik, fedakârlık, koordinasyon gibi şeyler ancak bu sayede başarılabilir. Kendine güvenen, saygı duyabilecek kadar güçlü Ego gücü olan insanlar ancak başkaları için de hayırlı işler yapabilirler…

Kendini gerçekleştirme ihtiyacı (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü): Buna Kendini Aşma (self-transcendence) dahi katılabilir. Bir uzun yol kaptanı, mürettebatı veya yolcu gemisinin (mesela Cruise denen büyük turistik seyahat araçları) kaptanından tutun da, en basit hizmet elemanına kadar herkes ne kadar özüyle barışık ve kendini gerçekleştirebilmiş, aşabilmiş kişilerden oluşursa, seyahat de o kadar güzel geçecektir.

Kendini gerçekleştiren bireyin temel özellikleri:

-Hayatını son derece anlamlı görür, belirsizliğe tahammül edebilir.

-Kendilerini ve başkalarını oldukları gibi kabul ederler.

-Düşünce ve davranışları içtendir. Yapmacıklık çok azdır. Gülümseyince de, üzülünce de “sahicidir”.

-Kendi üzerinde yoğunlaşmaktan çok sorun üzerinde yoğunlaşırlar.

-İyi bir mizah anlayışları vardır. İcabında –dozunu aşmadan- kendileriyle dahi dalga geçebilirler. Şakacılık, fıkra anlatma ve eğlendiricilik gibi konularda yetkin olurlar.

-Çok yaratıcıdırlar. Mesela aşçıysa, grubun amaçlarına göre hemencecik yemekler tasarlayabilir.

-Topluma karşı bireysel bağımsızlıklarını koruyabilmişlerdir.

-Kültürlerinden belirli ölçüde bir bağımsızlık kazandıklarından, geleneksel, soyut ve stereotipik (yineleyici) idrak tarzlarına hapis olmazlar.

-İnsanlığın refahı ile ilgilenirler.

-Hayata nesnel bir açıdan bakabilirler.

-Hayatın temel deneyimlerini değerlendirirler.

***

Maslow’a göre birey için o an baskın olan ihtiyaçlar hangi kategoriye ait ise, diğer deyişle günlük etkinlikleri ağırlıklı olarak hangilerini doyurmaya yöneliyorsa, kişilik gelişmişlik düzeyi de onun iradesinden veya seçiminden bağımsız olarak bu ihtiyaç kategorisine karşılık gelen düzeyde bulunacaktır.

Yani Temel Güvenlik tesis edilememişse, aidiyet, sevgi, saygı da olamaz.

***

Belirli bir kategorideki ihtiyaçlar tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin ihtiyaçlarını idrak edemez; böyle ihtiyaçları yoktur. Örnek olarak günlük olarak, karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak muhtemel bir tehdit altında hisseden bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir ihtiyacı da olamaz.

Belirli bir ihtiyaç kategorisindeki taleplerin karşılanması durumunda kişi, bir üst kategorideki ihtiyaçları karşılamaya yönelecektir. Bu durum kişilik gelişme düzeyini de bir üst düzeye sürükleyecektir. Maslow’a göre psikologların yapması gereken, bireyin kendini gerçekleştirme (self-actualization “kendini gerçekleştirme”) aşamasına gelmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırmasına yardım etmektir.

Bunların en hazin örneklerinden biri, meşhur Titanic Faciasıdır. “Asla batamaz” diye rapor verilen ve o dönemin jet sosyetesinin gözdesi olan bu geminin başına gelenleri bir hatırlayalım…

***

TİTANIC TRAJEDİSİ

RMS Titanic, White Star Line şirketine ait Olympic sınıfı bir yolcu gemisiydi. Harland and Wolff (Belfast, İrlanda) tersanelerinde imal edilmişti. 15 Nisan 1912 gecesi daha ilk seferinde bir buz dağına çarpmış ve yaklaşık iki saat kırk dakika içinde Kuzey Atlantik’in buzlu sularına gömülmüştü. 1912’de yapımı tamamlandığında dünyanın en büyük buharlı yolcu gemisiydi. Batışı 1,514 kişinin ölümüyle sonuçlandı ve dünya savaşları dışındaki en büyük deniz felaketlerinden biri olarak tarihe geçti. Titanic’in batışının yol açtığı büyük can kaybı oranı birçok sebebe bağlanmaktaydı ama zamanla öne çıkan gerçek, geminin herkese yetecek kadar filika taşımıyor olmasıydı. Tam kapasitesi 3,547 kişi olmasına rağmen, gemideki filikaların toplam kapasitesi 1,178 kişiydi. Ayrıca kaza sırasında kadınlara ve çocuklara öncelik tanındığı için toplamda ölen erkek sayısı da çok orantısızdı.

***

Titanic’te zamanında mevcut olan en ileri teknolojiler kullanılmıştı. Birçok insan tarafından “batmaz gemi” olduğuna inanılıyordu ve bu inanış batmadan önce bu şekilde tanımlanmış ve lanse edilmişti. Bu derece ileri teknoloji ve eğitimli mürettebata rağmen batması birçok insanı şoke etti. Medya, Titanic’in ünlü kurbanları ve batışı ile ilgili efsaneleri sürekli gündeme getirmeye devam etti. Bu tartışmaların sonucu denizcilik kanunun değişmesi oldu.


Titanic 269 m uzunluk, 28,2 m genişlik, 52,310 ton ağırlığa sahipti. Geminin 3 pervanesine güç sağlayan iki zamanlı dört silindir, üç aşamalı, buharlı itici motorlar ve düşük basınçlı türbinler bulunmaktaydı. Bu motorlara 159 kömür fırını tarafından ateşlenen 29 kazan enerji veriyor ve bu da geminin yaklaşık olarak 43 km/s maksimum hıza ulaşmasını mümkün kılıyordu. Gemideki dört bacadan sadece üçü işlevseldi, dördüncü baca sadece geminin daha çarpıcı gözükmesi için eklenmişti. Gemi toplamda 3.547 yolcu ve mürettebat taşıyabiliyordu. Aynı zamanda posta da taşımaktaydı. Adının başındaki kısaltma bunu ifade ediyordu. (RMS - Royal Mail Steamer).

***

Geminin bulunduğu zamanda, Titanic lüks, zenginlik ve ihtişam konusunda tüm rakiplerinin üzerindeydi. Gemide standart olarak ana güvertede yüzme havuzu, spor salonu, Türk hamamı, hem birinci sınıf hem de ikinci sınıfta kütüphane ve tenis kortu sunulmaktaydı. Birinci sınıf ortak odaları çok özel ağaç işlemeciliği, pahalı mobilyalar ve diğer dekorasyonlar ile süslenmişti. Buna ilave olarak “Café Parisien” birinci sınıf yolculara çardak biçiminde dekorasyon ile süslenmiş güneşli veranda altında mutfak hizmeti vermekteydi.

Gemi bulunduğu zamana göre gelişmiş teknolojik özellikler ile donatılmıştı. Buhar jeneratörleri tarafından desteklenen geniş bir elektrik altyapısı vardı, elektrik kabloları aynı zamanda elektrik lambalarını besliyordu. Firma, aynı zamanda, iki Marconi Radyo Sistemi ile de gurur duymaktaydı. Vardiya halinde çalışan operatörler tarafından işletilen 1500 Watt’lık sistem sabit bir iletişim ve birçok yolcu mesajlarının aynı anda transferine imkân sağlamaktaydı.

Filikalar

Titanic 48 filika taşıyabilecek ve geminin tamamına olmasa bile güvertedeki herkese yetecek kadar filika sağlanmış olacaktı. White Star Line, daha geniş mataforayı kullanmış olsa da yolcuların %52’sinin taşınmasına imkân verecek 16 ahşap filika (1-16) (bu rakam, bu tonajdaki bir gemi için yasal asgari sınırdaydı) ve buna ek olarak 4 adet katlanabilir filika (A-D) konulmasına karar verdi. Ticaret kurulunun o zamanki yönetmeliği, 10,000 ton üzerindeki gemilerin en az 155,724 m3 genişliğinde 16 filika taşımasını mecburi kılıyordu. Yani, gemi yasal olarak gereken filika sayısından daha fazlasını taşımaktaydı. 1894’de değerlendirilebilen en büyük gemi sadece 13,000 tondu ve yönetmelik 1894’ten beri değişmediği için büyük ve geniş gemiler bakımından ayrı bir zorunluluk getirilmemişti. Carlisle, White Star Line yöneticilerinden J. Bruce Ismay ile konuyu resmi olarak tartıştığını söylemiştir. Bruce Ismay ise bunu reddetmiş, böyle bir görüşmenin olmadığını ve kendisine böyle bir uyarının gelmediğini ifade etmiştir.

***

İNSAN FAKTÖRÜ

Hazin öykünün devamını isteyen başka kaynaklardan okuyabilir.

Benim vurgulamak istediğim, bu elim kazadaki en önemli şeyin “aşırı özgüven, ihmal, bir noktaya kadar vurdumduymazlık ve ciddi derecede sorumsuzluk" olduğu…

Mesela Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin Uzay mekiği Columbia 1 Şubat 2003’te uzay seferinden Dünya’ya dönerken ısı kalkanındaki hasar nedeniyle 63 kilometre yükseklikte yanarak parçalanmış, 7 kişilik mürettebatı hayatını kaybetmişti.

Pek çok uçak da aynen düşüyor.

Standart hata: İnsan kusuru!

Türkçemizde “alet işler, el övünür” diye bir atasözü vardır.

Kullanılan şey ne kadar karmaşık, gelişmiş ve mükemmel olursa olsun; kul hatası veya gözden kaçan bir hata trajedilerle sonuçlanır.

Demek ki, hem kullanılacak malzeme mühim; hem de –daha hayati olarak- onu kullanacak personelin eğitimi çok daha mühim.

Öyle kazalardan kurtulabilenlerde ise Travma Sonrası Stres Bozukluğu en sık rastlanan psikiyatrik hastalık.

Merhum bir dostumun ifadesi şöyleydi: “Mâlzememiz insan”. İnsan hata yapar.

Bir de, en karmaşık ve gelişmiş sistemler, en kolay çökenlerdir.

En sofistike yapılar en kırılgan olanlardır...

Çözüm: Eğitim ve çok iyi istihdam.

Saygım ve sevgimle…

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 22.09.2015

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Perşembe, 22 Şubat 2018