Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MARS’TAKİ SU

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1304 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Mars’ta su var mı yok mu diye senelerce, belki de çok eski medeniyetlerce tartışıldı. Tabii ki var ve H20 nerede mevcutsa, orada da hayat var demektir. İyi de, bu suyun katı, sıvı, buz veya sıkışmış özellikte mi, yoksa çok aşırı derecede zehirli olduğu anlaşıldı mı? Net değil şimdilik…

***

Diyelim ki bu su tam da dünyadaki gibi; içindeki Karbon ve Silisyum oranı aynıydı ve aynen –iddia edildiğine göre- orada da evrim Karbon Monoksid veya sülfir oksid gibi havada üreyemeyen bir ortamda (niş: niche) ilkel bakterilerce veya Archea denen ve bütün gök taşlarında bulunan, hiç eskimeyecek olan Panspermi kuramına göre, sürekli olarak kuyruklu yıldızların arkasındaki kuyruktan dünyamıza ve bütün kâinata yayılan organik moleküllerce başarıldı…

***

Mavi ve kırmızı algler de gelişmişti. 75 milyon sene önce Mars’ta da bir Kızıl Okyanus vardı ve düşen bir dev gök taşı sebebiyle müthiş miktarda Azot gazı patlamış, büyük depremlere yol açmış ve hayatın %99’u orada da ortadan kalkmıştı.  

***

Farz edelim ki Uzaylılar tarafından taşınılan ve özellikle Güneş’e olan açısı ve dönüş sür'ati benzer taşıdığı için, özellikle burası seçildi ve Hem Mars’a, hem de dünyaya hitap eden Uzay istasyonları kuruldu. Bu uzaylılar da nedense genellikle ABD veya İzmir tarafında görülür. Hâlbuki çoğu ya silindir, ya tabak ya da puro şeklindedir ve hep de onların bizden daha ileri seviyede olduğu düşünülür.

***

Diyelim ki Galaksimizin tam ortasındaki kocaman Karadeliğin içinden geçip, öbür taraftan canlı çıkmak mümkün hâle getirildi…

Diyelim ki bir solucan deliğinden geçildi ve öbür tarafta Küçük Yeşil Adamlar çıktılar ortaya ve Teksas’taki bir Kanun Koruyucusunun (ranger) evinin önüne park ettiler.

***

Diyelim ki bunlar Nükleer Savaşın ve kanserin, AIDS’in, sarkomun ve her türlü hastalığın (Psikiyatrik Bozukluklar dâhil) çaresini biliyorlardı ama konuştukları lisan bir tuhaftı!

Diyelim ki bu garip koca kafalı ve göreceli olarak vücutları ufalmış, telepatiyle anlaşan ve üremek için tamamen sanal cinsel ilişki kullanan, maddeyi ve mânâyı aşmış ama ağzını açıp konuşamayan varlıklar hiç üreme ihtiyacı da duymuyorlar ve televizyon, radyo veya facebook gibi mecralara sahip değildiler.

***

Diyelim ki bunlar ölümsüzdü ve Tanrı diye bir şeyin varlığı yahut yokluğu konusunda hâlâ kafaları karışıktı ve “acaba her şeyi izah edecek tek bir güç var mı” diye şaşkındılar.

Diyelim ki bunların artık felsefeye (hikmet aşkına) de ihtiyaçları kalmamıştı ve bir Panecea (deva-i kül: her şeye iyi gelen ilaç) da icat etmişleri. Belki de hepsi imana gelecekti veya Andromeda’da Kilise kuracaklardı.  

***

Ama gelin görün ki, ne de olsa Pax Americana (şimdi her yeri bombalatan barışçıl güç) oraya da ulaşmıştı. Şimdilik kendi hâline bırakmışlardı ama Uzay Gemileri de her yere mevzilenmişti.

***

Ayrıca, hep step dansı yaparak ve gaz çıkararak anlaşıyor, hiç kelâm kullanmıyorlardı.

***

Diyelim ki bunlardan biri Teksas’taki bir çiftliğe indi ve kendi lisanıyla (step dansı yaparak ve gaz çıkararak) bunları anlatmaya çalıştı fakat çiftliğinde içtiği viskiden şuuru bulanmış bir Amerikalı da “bu deli mi” diye bağırarak, mavzerini kaptığı gibi, zavallıyı alnından vurdu! Önceden de aralarında şöyle bir sohbet geçmişti: “Dost musunuz”? “Yes man (evet adamım); öyle sayılırız”. “Peki, ben bunu nereden anlayacağım, İngilizce biliyor musunuz”?

***

Şimdi düşünelim, acaba Gamov’un 1978’de iddia ettiği gibi, bunlar vardı ama öyle zırt pırt gidip gelmeleri pek güçtü.

Ben şimdi soruyorum; bu kadar iyi bilinen bir tarihsel süreç ve hakkındaki kuramlar oldukça iki bilinirken, neden bütün dünyanın gündeminde Mars’taki su var?

***

Burada her gün şehitler verilirken ve analar ağlarken, bu mu kaldı üzerinde tartışılacak konu?

Hâlâ iktidar kurulamamış, o buna, bu şuna kafa tutmakta. Üstelik Digiturk de Katar Şeyhine satılmışken! Acaba Arabistan mı hücum edecek yoksa merhametten içimize taş düşen mülteciler mi burayı istila edecek?

Çok baskı var üzerimizde ailecek, D Smart’a geçin filan diyorlar. En kötü ihtimalle, bahçedeki uydu antenlerinin örtülerini çıkarırız ama bu “aptal kutusu” olmadan da yaşamayız.

***

Bu arada, Kürt kökenli olup da, tam keşişlere veya filozoflara (hikmet arayan kişilere) yakışan bir Türk ilk defa, hem de evrim kuramını da, tıbbı da, her şeyi de alt üst edecek bir kişi ilk defa Nobel aldı. Eğer ABD’ye bir gidebilirsem bu yakınlarda, kendisine dostlukla elimi uzatacağım; “helâl olsun Aziz Bey, sizi en derin kardeşlik ve sevgi duygularımla kucaklıyorum” diyeceğim. Beyin göçünde, hele bu devirde, asimile olmaksızın, tamamen kendi gayretiyle bugünlere geldiği için de alnından öpeceğim.


Tam bir dâhi ve ve sanırım feylesof; üstelik Meslekdaş...

***

Mardin doğumluymuş, hasar görmüş DNA üzerinde çalışıyormuş ve ekibi de 2 (iki) kişiymiş. Yaşayan hücrelerin onarımı konusunda çalışmış. Bakalım 2.8 Milyon TL’lik ödülü ne yapacak?  

***

Ne zaman, hangi hükumet krize girse ve ortalıkta iç savaş benzeri bir tablo patlasa, böyle şeyler gündeme gelir.

Uyanık ve dikkatli olalım, tıpkı eski günleri yaşıyoruz.

Ben bütün bu senaryoyu burada yazdım ve elimden gelen her yerde anlattım.

Bir Tweet de benden Efendim.


Oralarda da her türlü Psikiyatrik Bozukluk mevcutsa, ne yaparız yahu?

***

Bu arada, bir gök cismi veya serseri şekilde dolaşan bir uydu da her an tepemize çıkacak ve deprem de ha oldu, ha olacak!

Ha, sanırım orada Şizofreni hastaları var ama ithal etmiş olabiliriz, bilmem ne dersiniz?

Tedbir aldınız mı?

Sevgim ve saygımla…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 11 Ekim 2015 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017