Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MEHMET TUNA VEFAT ETTİ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 330 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Aziz Dostum,

Sezen Aksu’nun koltuklarında uyuduğu, Fikret Şeneş’in Ajda’ya

şarkılar yazdığı Sosyal Hayat Üniversitesi kapandı...

 

Bizi hastane odasında görünce bir şen kahkaha patlatıyor ki koğuş

çınlıyor: “Ayol bu eşsiz güzelliğiyle... Güzellikte birinci haliyle! Bir

de poz mu verecekmiş gazetelere?”

 

Ünlü işletmeci Mehmet Tuna hayatını kaybetti

 

Geçmiş olsun demeye geldiği... Üstünde hasta önlüğü, burnunda

Oksijen hortumu takılı Mehmet Tuna’nın... Kımıl kımıl, durduğu

yerde duramayan, neresinden baksanız eğlenceli tabii…

 

Belli ki Sezen Aksu’nun keyfini asıl yerine getiren, yarım asırlık

arkadaşını, geçirdiği kalp rahatsızlığına rağmen, bu kadar kanlı/canlı,

bildiği/tanıdığı gibi hayat dolu görmek...

 

Eh, Sezen Aksu bu. Bugüne kadar neye ‘eyvallah’ dedi de yetti,

yetindi ki?

 

İzmir kızı, çırasını yakar adamın: “Hiç susmayan bir hasta.

N’apacağız bunu ya? Koca karı gibi çenesine vurmuş. Baksana

oturduğu yerden de hâlâ her şeye karışıyor.”

 

MEHMET TUNA: Senden öğrendik her şeye karışmayı!

 

SEZEN AKSU: Oğlum Allah idrak vermiş. Hastanedesin. Sence

neden mesela? Burnunda Oksijen takılı bir insanın soluğunu daha

dikkatli kullanması gerekmez mi? Hiç durmadan konuşuyorsun sen

Mehmet!

 

MEHMET TUNA: Öyle öyle açılıyorum işte...

 

SEZEN AKSU: Ben bunu döverim bu hastanede. Koli bandıyla

ağzını bantlayalım şunun kız. Oğlum adamın sinirini oynatma.

Oksijen alıyorsun Mehmet, onun için söylüyorum. Neyse hadi ben

kaçıyorum, sen röportajına bak.

 

MEHMET TUNA: Eh hadi güle güle. Neyle, tekneyle mi geçeceksin

karşıya? 

 

SEZEN AKSU: Yoo, arabayla.

 

MEHMET TUNA: Ne var şimdi sende? 

 

SEZEN AKSU: Bilmiyorum ki adı neydi. Ben arabalardan bir tek

‘Vosvos’u tanıyabiliyorum. Benimkinin rengi siyah ya, sırada

hangisini benzetirsem ona biniyorum.

 

MEHMET TUNA: Nasıl yani?

 

SEZEN AKSU: Hayır, binmesi sıkıntı değil. “Sezen Hanım, bu

sizinki değil” diyorlar; iniyorsun ya sonra. O çok koyuyor insana!

Bak o ayaklarını da sarkıtma, şişiyor. Hadi öptüm, muck muck! (Bir

şen kahkaha daha, şifa niyetine gelsin bütün koğuşa...)

 

Sezen Hanım’la hukukunuz ne zamana dayanıyor?

 

- Ohoo o. 1973’lerden beri.

 

Hiç beraber çalıştınız mı? Şurada, şunu açmıştık da orada sahne

aldı, falan...

 

Bir tek düğünümde Şamdan’da şarkı söyledi. Ha bir de 30’uncu

yıl dönümümüzde jest yaptı, sahne aldı. Kardeştir o bana. Biz

Onno’yla çok kardeştik, ondan hatıra...

 

Evlenmeden evvel, bütün flörtlerimi Sezen’e görücüye çıkartırım.

Patavatsız çünkü. Sonra suratına bir laf eder, kıza rezil eder adamı.

 

Şehnaz’la sevişiyorlar Allah’tan. İkisi de cüce olduğu için...

 

Belli ki sizi çok seviyor. Şamdan tahliye edilince size yalısını teklif

etti. Böyle bir vefasına ben de şahidim, Ece Aksoy’da.

 

Yahu, Sezen’in bana bir teklifi falan olmadı. “Ben her zaman

yanındayım. Önce sağlık, gerisi kolay” mesajı verdi. “Şamdan’da

kapanış bile yapamadın, istiyorsan gel, evimde parti yap. Yeniden aç,

çıkayım, şarkı söyleyeyim” dedi. “Evimi sana vereyim, lokanta yap”

demedi ki. Evirip çeviriyorlar. Hadi o dese bile, kadının oturduğu evi

restoran mı yapacağız?

 

"Gece çıkmak demek, Şamdan'a gelmek demekti." - Fatoş-

 

Nasıl bir döneminde kapandı Şamdan? En güzel dönemi

hangisiydi sizce?

 

Fikret Şeneş, “Her yaşın bir güzelliği var” diyor ya... Her dönemin,

her sezonun bir güzelliği var kendine göre. Yıllar evvel, Tiffany’de

DJ’lik yapıyorum. Saat erken, kendi kendime klasik müzik

dinliyorum. Abdi (İpekçi) Bey geldi. “Aman değiştirme müziği, çok

güzel” dedi... Bir kişi, iki kişi derken 30-35 kişi oldu, her gelen

memnun. Klasik müzikle kapadım o geceyi. Herkes mutlu, huşu

içinde… Demek güzel de çalmışım ama kaç kişiye nasip olur ki gece

kulübünü klasik müzikle kapatmak? Yani bırak sezonları, her gecenin

kendine göre bir güzelliği, özelliği var bence.

 

Şamdan için ‘Özal zenginlerinin mabedi’ denir ya onun için

soruyorum.

 

Tabii ki herkese özen gösteriyoruz ama bizde hiçbir zaman zengin

önceliği olmadı. Bizde müdavim önceliği vardır. Ben parayla masa,

sandalye, stant satmam, satmadım. Onu yaparsan dükkânı korsanlara

parsellemiş oluyorsun. Dükkânımı ele geçirtmem. Parasını vermiştir,

konuşamazsın o zaman. 

Kredi kartlarının olmadığı yıllar... Gece sonunda çuval çuval

para çıkarmış.  Öyle mi hakikaten?

 

Niye çuvalla para çıksın, kasamız vardı, koyardık kasaya. Çok para

kazandık, değeri küçük küçük, yığınla para... Saymakta zorlandığımız

günler de oldu ama içeri giren sayısı en fazla 350. Çarp 200’le: 70 bin.

 

10 sene önce "Şamdan kirasını ödeyemediği için kapanacak"

dense, kimse inanmazdı. Değişen Şamdan mı, Türkiye mi? Hepsini,

hep beraber göreceğiz.

 

LORD GİBİ GEZEN ADAMLARDI

 

Fotoğraflara falan bakıyorum da... Eskiden daha mı bir şıkmış

cemiyet hayatı? Daha mı zarifmiş eski zamanlar?

 

Millet Meclisi’nin fotoğraflarına bak. Atatürk’ün meclisine, Adnan

Menderes’in meclisine, hatta Demirel’in meclisine... Bir de şimdiye

bak. Politika olarak değil, şıklık bakımından söylüyorum. Tabii ki

daha şıktı ya da şöyle söyleyeyim, daha özenliydi insanlar. Bugünkü

Faruk Süren gibi. Ercan Arıklı, Haldun Simavi, Ercüment Karacan...

Lord gibi gezen adamlardı bunlar. Şimdi rahatlık var. Ben de öyleyim.

Sakalı kesmediğim bile oluyor. Hatta çok şık olunca sırıtıyorsun.

Obama Türkiye’ye geldi, canı kurbağa bacağı yemek istemiş, bir tek

sizin yapabildiğiniz ortaya çıkmış. Müthiş bir birikim... Meslekte

nasıl piştiniz ki Harekât’a loğusa, ambargolara gebe bir Türkiye’de

Şamdan gibi bir fark yaratabildiniz?

 

İşe DJ yardımcı olarak başladım.  Sait Halim Paşa Yalısı’nda,

1971’de. Tesisattan, bilet kesmeye her işe koşturdum.

Tarzınız neydi?

 

Benim tarzım yoktur. Kendim bile moduma göre müzik dinlerim.

Muazzez Abacı üstüne Pink Floyd, üstüne Sezen, üstüne The

Beatles... Bunlar da birbirine alternatif değildir. Sadece hepsinin yeri,

zamanı vardır.

Siz kendi yerinizde eğlenir miydiniz yoksa orayı işyeriniz olarak

mı görürdünüz?

 

Çalışmakla eğlence iç içe olmalı ki doğurganlık olsun. Kendi zevk

almadığım hiçbir şeyi sunmam. Beğenmediğim köfteyi vermem,

beğenmediğim müziği çalmam. Eğlendirmekten çok zevk alıyorum.

Uykumu bile etkiliyor, güzel uyuyorum. İnan bana, bazı anlar oldu ki

“Keşke şu anda herkes dans etse de kimseden hesap almasam” dedim

kendi kendime. Çünkü o an çöküntüdür, yıkımdır bana.

 

HERKES PARASININ ÜSTÜNE KAPAKLANDI

Şamdan için sıkıntı ne zaman başladı? İlk ne zaman fark ettiniz...

Yani işlerin eskisi gibi gitmediğini?

 

Geçen seneden beri biz de bütün Türkiye’deki sıkıntıyı yaşıyoruz.

Hafta arası bitti. Hafta sonu da ancak hafta arası kadar iş yapmaya

başladık. Zaten kim iş yaptı ki? Kimse! Yüzde 90’ı ekonomik…

Herkes paranın üzerine kapaklandı.

 

40 yıllık mekân. Siz ne 24 Ocak’lar, ne 5 Nisan’lar atlattınız.

Acaba ekonomiden başka nedenler de olabilir mi?

 

Çıkmıyor millet. Benzin pahalı, araba pahalı, taksi pahalı…

Türkiye’nin hâlini seyahat acentelerinin ilanlarından anlayabilirsiniz.

 

Atla yurt dışına tatile git. Yunan adalarına gittik, iki kişi yüksek

sezonda 40 Euro. Kahvaltı dâhil. Evde otursan daha çok para

harcarsın!

 

Maşallah, doktorlar da gelip gidip iyiye gittiğinizi söylüyor. Şimdi

bundan sonra ne var kafanızda Şamdan’la alâkalı?

 

Normalde Haziran’da çıkmamız gerekiyordu, tongaya düştük. Kadın

(Seda Sayan) bizi istemiyor. Yeni ufuklara açılacağız. Kendi adıma

yüzde 100 umutluyum. Yaparım. Ama macera yaşımızı geçtik. İki ev

bakıyorum; son kalan üç kuruş alacağımızı, kredibilitemi de ziyan

edemem.

 

Türkiye nereye, biz oraya… Önce bir Türkiye’yi koklayacağız. İyiye

gidiyor muyuz dersen, ben çok iyi görmüyorum. Dükkânımı altı sene

evvel Seda Sayan’dan kiraladığım zaman dolar 1380’di. 

4 bini geçerse nasıl umutlu olurum? Bakacağız, göreceğiz.

 

Biz basınla ‘Şamdan’ olduk. Bu insanlar bize nasıl yenileceğini, nasıl

içileceğini, adabı, edebi öğretti. Bir numaralı hocam Abdi İpekçi’dir. 

 

Ahmet (Çapa) Abi’yle Metin Fadıllıoğlu anlaşmazlığa düştüler,

dağıldık. Bir sürü yerimiz vardı, Etiler Şamdan bende kaldı. Beraber

olup dünyayı oynatacağımıza, rakip olup birbirimizden müşteri

çalmaya başladık.

 

Bir akşam “Seni Fahrettin Aslan arıyor” dediler. Yazlık Maksim’deki

Papagayo’ya transfer etmek istedi. Önüme bir tomar para koydu.

Parayı aldım, dokunmadan bankaya yatırdım, çalışmaya başladım. İşe

çok karışırdı. Personele, fiyatlara falan...

 

“Ben bu şekilde çalışamam” dedim. “Benle kimse böyle konuşamaz”

dedi. Ama bu hâlim hoşuna da giderdi. “Oğullarım niye senin gibi

değil” derdi.

 

Ondan kazandığım o parayla Etiler Şamdan’a ortak oldum.

 

Güler Sabancı geldi bir gün... “Keşke Sabancı Korusu’nda bir şey

açsanız. Ben Sakıp Amcam’a bir sorayım bunu” dedi.

 

İki gün sonra çağırdılar, gittik. Sakıp Bey, ‘trrrrrop’ diye 10 dakikada

sistemi çözdü, hâllettik, anlaşmayı yaptık.

 

Böyle insanlarla konuşurken çok dikkatli olmak zorundasın. Hata

yapamazsın. Sana hata yaptırmaya çalışırlar. Sevmezlerse yaptırırlar

zaten. Sen de farkında olmadan yersin, yakalarlar. Çok şeyler

öğrendik duayenlerimizden.

 

Metin Akpınar’la yine sabahladık bir gece. Şamdan’ın karşısında da

Erdal Mobilya var... Dükkânın önüne, çimenlerin üstüne ferforje

masa-iskemle koymuşlar. Kahvaltı edeceğiz. Çay may hazırlattım

hepsini, dedim ki “Ağabey hava da güzel, gel karşıya geçelim, açık

havada kahvaltı edelim.” Sabah yedi-sekiz... Okul servisleri başladı.

Trafik sıkıştı!

 

Yanımda Metin Akpınar var ya... Kimseye anlam da veremiyor. Film

çeviriyoruz zannetmişler...

Sevgili Mehmet Tuna, adam gibi adamdın. Telefonunu silemeyeceğim aziz dostum.

Düğünümüzü mekânında yapmıştık ve çok güzel olmuştu.

İyi ki tanımışım.

Adam gibi adamdın kardeşim!

Allah rahmet eylesin...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 22 Haziran 2017

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 15 Aralık 2017