Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MENZİL TARİKATI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4377 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Ne şoke edici değil mi?

Bir türlü koalisyon kurulamadı ve CHP de, MHP de, AKP de anlaşamadılar. Bir devletin idaresiz kalması çok tehlikelidir. Sayın Kılıçdaroğlu telefonunu herhalde açamıyor koşuşturmaktan.

Bir hükûmet kurulsun da, nasıl olursa olsun. Kaosa (karmaşaya) ve anomiye (isimsizliğe) daha fazla dayanamayız

İncir’likte nükleer bomba hâlâ mevcut olmalı!


Bu coğrafyada ABD’nin müsaadesi olmadan, yaprak bile kıpırdamaz!

***

Ama başka bir konuyu paylaşmak istiyorum sizlerle…

Bir ilginç yer mevcut ki, oraya giden birkaç hastam ve tanıdığımdan sonra ele alıp, ne olduğunu mercek atına almak istedim (bilgileri Vikipedi ve internetteki diğer kaynaklardan toparladım; diğerlerini kendi tıbbî bilgimle yazdım:

Menzil Cemaati (veya Fecir Cemaati), Nakşibendî tarikatına bağlı olup, Türkiye’deki cemaatler arasında en fazla mensubu olandır.

menzil tarikatı üyeleri ile ilgili görsel sonucu

Menzil Cemaati Muhammed Raşit Erol" (1930-1993) tarafından kurulmuştur. Bugünkü önderleri Abdulbaki Erol’dur.

Adıyaman merkezli olup, Ankara ve İstanbul’da da mevcuttur, Ekonomik gücü, mensuplarının işlettiği firmalardan kaynaklanmaktadır.

Görüldüğü gibi, gene din ve ticaret bir arada!

***

İki ana kola ayrılır:

Adıyaman kolu

Ankara kolu

Tarihçe: “Menzil Tarikâtı” denilen aslında Nakşibendî yoludur (malûm, tarikât yol demektir). 

Büyük Veli Şah-ı Nakşibedi’nin belirlediği usullere göre eğitim gören talebelerin en büyük özelliği, sünnete sıkı bağlılık ve çokça Allahu teala’yı zikretmeleridir.

 ***

Tarih boyunca binlerce Büyük Zat bu yola intisap etmiş ve İslam dinine büyük hizmetleri olmuştur. Nakşibendiye’nin büyük önderi Şeyh Mehmet Kotku’nun vefatından sonraki bir kopuş sürecinden sonra, Adıyaman merkezli ve Menzil’de kurulduğu için bu şekilde adlandırılan cemaat ortaya çıkmış. Babası Nakşibendî büyüklerinden biri olarak anılan babası Seyyit Abdulhakim Hüseyni’den “el alarak” Muhammed Raşit Erol, bu cemaati kurmuş. Her yerden çok ziyaretçi gelmesi üzerine, 12 Eylül Askerî Yönetimi tarafından Gökçeada’da mecburi ikamete gönderilmiştir, fakat sağlık problemleri yüzünden Konsey kararı ile Ankara’ya yerleşip sonra da tekrar Menzil’e dönmüş.

***

12 Eylül’de idamla yargılandıktan sonra afla serbest kalan bazı eski Ülkücülerin de cemaate katılmalarıyla, Menzilciler Orta Anadolu, Ege, Akdeniz, Marmara ve hattâ Trakya bölgesinde de daha etkili olmaya başladılar.

***

Özellikle Menzil Şeyhi Erol’un Merhum Alparslan Türkeş’e karşı bayrak açan Büyük Birlik Partisi lideri, eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu (garip bir helikopter kazasında vefat etmişti; suikast de olabilir, kaza da ama zamanlaması pek ilginçti) ve eski Maraş Ülkü Ocakları Başkanı Ökkeş Kenger Şendiler gibi önemli siyasî şahsiyetler, onun müritleriymişler…

muhsin yazıcıoğlu ile ilgili görsel sonucu

Rakı da içebilenler MHP'de kalmış, daha radikal İslamî çizgisi olan BBP ondan kopmuştu...

***

Menzil Cemaati’ni diğerlerinden ayıran özellikleri şunlarmış:

Kurucusunun devlet yanlısı tutumundan dolayı etkisinin Güneydoğu’dan çıkıp, bütün Türkiye’ye yayıldığı taraftarlarınca öne sürülmektedir.

Bilgi edinmenin erkekler gibi kadına da farz olduğunu ileri sürmesi şartmış.

Anlatılanlara göre, burada Peygamber ve veli (ermiş) kılıklı adamlar dolaşıp, insanlar imana davet ediyorlarmış.

***

Benim epey hastam veya ahbabım burayla bağlantı kurdu ve hepsine de “ilaçlarını kes, gel” dediler ve eklediler: “her türlü madde bağımlılığını biz burada tedavi ediyoruz”! Şeyh de “tek el hareketiyle alkolü bıraktırıyormuş”!

Etrafta “Muhammed” deyince ağlayan, ağzından sadece Allah kelimesinin geçtiği bir yer. Maddiyata pek önem vermiyorlar, çoğu zaman ücret de talep etmiyorlarmış.

Bunların hepsi bid'attır (dinde olmayıp da uydurulan şeyler)

***

Bu tür yapılanmalara iştirak edenler aslında tamamen büyüsel düşünce altında hareket eden insanlardır.

Genellikle Sınırda Kişilik Bozukluğu, Şizofreni hastası ve muhtelif Madde Bağımlılığı olan kişiler gidiyorlar. O kadar ünlü kişi buraya müracaat ediyormuş ki, listeyi yazarsam başım belaya girebilir.

Merak eden https://www.google.com.tr/search?q=menzil+tarikat%C4%B1+%C3%BCyeleri&biw=1366&bih=639&tbm=isch&tbo=u&source=univ&sa=X&ved=0CDAQ7AlqFQoTCPbhq8eLoccCFQQYLAod8c4NeQ#tbm=isch&q=menzil+tarikat%C4%B1na+ba%C4%9Fl%C4%B1+%C3%BCnl%C3%BCler adresini tıklayıp baksın!

***

Artık Bilgi, Bilişim ve İletişim Çağındayız.

Neden Modern tıbbın veya bilimin (bilimle ilim arasında hiçbir fark yok bence; biri Türkçe, öbürü Arapça) gösterdiği yoldan sapar da, buralara teveccüh eder bu insanlar?

Zamanında René Guénon (Şeyh Abdülvahit Yahya adıyla da bilinir) gibi büyük Sufilerin ve filozofların da iştirak ettiği bu tür oluşumların tek bir amacı olabilir: İnsanları bir nevi hipnozla kendilerine bağlamak, sonra birtakım mertebelerden geçirerek devşirerek, kendi kulları hâline getirmek.

***

Ortalıkta velî veya peygamber suretinde dolaşan kişiler Fregoli ve Capgras Sendromlarına yol açabilir (birincisinde birileri aynen kopya şeklinde değişmişken, ikincisinde ise çok benzeyen ama esasının yerini almış bireyler söz konusudur).

Alkol terki tedavisi, hele acilse, tamamen tıbbî yolla yapılır ve Deliryum Tremens) titreyerek şuurun bozulduğu ve öldürücü seyir dahi gösterebilen klinik tablo ancak böyle düzeltilebilir.


Rum fit: Rum içenlerde tanımlanmışsa da, her türlü alkollü içkiyi kullananda görülebilir.

Böyle bir hastayı günde damardan 60 mg haloperidol +40 mg diazepam ve serumlarla ancak 6 haftada kendine getirebilmiştik. Bütün bu dönemi de Acil Serviste geçirmişti. Böyle hastaları bağlamamak ve tatlılıkla meşgul etmek gerekir.

Alkole Bağlı Nöro-Psikiyatrik ve Dâhili Bozukluklar:

Mide Bağırsak Sorunları

Yutak Borusu Hastalıkları

Gastrit (mide iltihabı)

Ülser (mide veya ince bağırsak)

Pankreas İltihabı

Karaciğerde Yağlanma ve Büyüme

Hepatit

Siroz, Ösofagus (Yutma Borusu) Varisleri (patlayınca öldürücü olabilirler).

Beslenme Bozuklukları

Vitamin Eksiklikleri

Kansızlık (Anemi)

Bağışıklık Sisteminin Baskılanması

Sinir Sistemi Hastalıkları

Ellerde Ayaklarda Uyuşmaya, karıncalanma

Felç

Bunama

***

1- Ağızda Kanser

2- Yemek Borusu İltihabı (Osefajitis)

3- Yemek Borusu Kanseri (Osefajial Karsinom)

Yapılan birçok araştırmalar alkollü içkilerin, ağız, gırtlak ve yemek borusu kanserleri yanında, vücutta diğer kanser tiplerine de yakalanma riskini arttırdığını göstermektedir.

***

Meselâ, bira kadınlarda meme kanseri riskini, erkeklerde böbrek, mesane ve rektum kanseri (kalın bağırsakların son kısmı) riskini arttırmaktadır.

İster bira, şarap, isterse yüksek dereceli alkollü içkiler kullanılsın, bayanlarda meme kanseri riski %60, erkeklerde ve kadınlarda müştereken, habis bir deri kanseri olan malign melanom riski %50-70, Tiroid Kanseri riski de %100-150 nispetinde artmaktadır.

Yapılan çalışmalara göre, kanser riski taşımayan, emniyetli hiçbir içki seviyesi yoktur.

Az miktarlarda dahi kullanılan içki, zamanla kansere sebep olabilmektedir. İçki kullananların olduğunda görüldüğü gibi, sigaranın da içilmesi, bilhassa üst sindirim sistemi ve solunum yollarında içkinin yol açtığı kanser riskini daha da arttırmaktadır.

4- Müzmin Mide İltihabı (Kronik Gastrit): Ülser ve Bağırsaklarda İltihap. Alkol mukozalar (mide ve bağırsakların en iç sathı) için tahriş edici rol oynar. Zira alkol su çekici bir maddedir ve hücrelerdeki proteini çöktürmektedir. Temas ettiği belgelerin âdeta çıbanlaşmasına sebep olur, neticede de, midede gastrit ve ülsere, bağırsaklarda da iltihaba yol açar.

5- Hazımsızlık: İçkiyi devamlı kullanan şahıslar, müzmin olarak hazımsızlıktan şikâyetçidirler. Yani yediklerini sindiremezler. Zira alkol yemeklerin sindirim için lüzumlu olan enzimlerin (kimyasal maddelerin) tesirini baltalar.

Mide hazım fermenti olan pepsini ve pankreas sindirim fermenti olan tripsini tahrip eder. Ayrıca midede asidden zengin ifrazata sebep olur (hidroklorik asid). Sindirim enzimlerinin az salgılanmasına yol açar. Bunların neticesinde, hazımsızlık meydana geldiği gibi, mide ağrılarının ve midede ülserin teşekkülüne vesile olur.

6- Beslenme Bozukluğu (Malabsorbsiyon)

Bahsi geçtiği gibi, alkol besinlerin emildiği sindirim kanalının en iç tabakası olan mukozaları sertleştirir. Âdeta oraları kuru bir hâle getirir. Sertleşmiş olan mukozalardan, zaten tam olarak hazım olmamış olan gıdaların emilerek kana geçtiği zorlaşır.

Çeşitli gıdaların emilmesindeki zorluk, alkole müptela (addicted) olan şahıslarda vitamin eksiklikleri, bilhassa Bı vitamini eksikliği yapar. Bu sebeple Beriberi ve Pellegra adlı hastalıkların meydana gelişine yol açabilir.

Ayrıca alkol kullanan şahıs, daha önce bahsi geçtiği gibi kaloriyi alkolden almaktadır. Bu hâl şahsın diğer yemeklere olan iştahını keser. Hâlbuki alkol besleyici değere sâhip olmadığından, diğer gıdaları da tam alamayan şahısta beslenme bozukluğu meydana gelecektir.

7- Pankreas İltihabı (Pankreatit)

Had (akut) ve müzmin (kronik) tipleri olabilir. Kullanılan alkol miktarına bağlı olarak, pankreasın dış salgı yapan hücrelerinde zedelenmeler, bozukluklar olur. Uzun seneler ve devamlı alkol alanlarda pankreas iltihabı ve tam bir pankreas yetmezliği gelişir. Alınan gıdaların sindirimi ve bağırsaklardan emilimi sekteye uğrar. Vücutta vitamin eksiklikleri baş gösterir.

Pankreas yetmezliği sebebi ile zamanla Diyabet (Şeker Hastalığı) ortaya çıkar. Şiddetli karın ağrısı ve kilo kaybı ile kendisini hissettirir. Ölümle neticelenebilir.

ABD’de pankreas iltihabı vakalarının %65’i alkollü içki kullanmaya bağlıdır.

8- Alkole Bağlı Sarılık (Alkolik Hepatit)

Alkol ve hepatit B virüsü (HBV) enfeksiyonu, bütün dünyada en çok görülen karaciğer hastalığı sebepleri arasında yer almaktadır. Son senelerdeki bazı çalışmalar, sarılığa yol açan virüsün alkoliklerde daha çok görüldüğünü ve bunlarda alkolün kolayca karaciğer hastalığına yol açtığını göstermiştir.

Sarılığın belirtileri, ateş (vücut ısısının 3.5 Cº’nin üstüne çıkması, sarılık (derinin, göz diplerinin ve idrarın sararması) ve karın ağrısıdır.

Şahıs içkiye devam ederse, alkolden ileri gelen sarılık, ölümle neticelenebilir. Şahıs içkiyi keserse, şifa bulabilir. İçkiyi içmekte ısrar eden sarılık vakalarının, %10-20’sinde siroz gelişir.

9- Karaciğerde Yağlanma ve Siroz (Sonradan Karaciğer Kanserine de Yol Açabilir)

Alkol, karaciğerin glükoz deposunu azaltır, Oksijenlenmesini bozar. Karaciğer hücresi ise Oksijensizliğe karşı hassastır. Elektron mikroskopla yapılan araştırmalar, alkolün karaciğer üzerine zehirli (toksik) tesirle, karaciğer yağlanması ve neticede de siroz meydana gelmesine sebep olduğunu göstermiştir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, karaciğer hücrelerinde meydana gelen mikroskopik tahribat, daha çok alkolün hücrelerde yakılması ile meydana gelen aset aldehide bağlanmaktadır. Hâlâ Anadolu’da çok sık kullanılan bir hatalı tedavi yöntemi de, alkol müptelasının yediğine içtiğine karıştırarak, çaktırmadan Antabus (disülfiram)vermektir. Bu durumda bir nevi Serotonin Sendromu benzeri tablo gelişir ve hastada aset aldehid zehirlenmesi olur.

Kocasının yediklerine günde iki tablet Antabus (1000 mg/gün) katan bir câhil köy kadını, “kaş yaparken göz çıkarmak misali” az daha kocasının ölümüne yol açacaktı!

Alkoliklerde artan aset aldehid hücrenin ince yapısını tahrip eder, Fibroza (sertleşmeye) sebep olur.

***

Karaciğerde yağlanma görülen hastalar içkiyi keserlerse genellikle şifa bulurlar. Ama içkiye devam ederlerse, karaciğer sirozlu bir hâl alır. Sirozda, normal faaliyet gören karaciğer hücrelerinin yerini bağ dokusu (nedbe nesci) hücreleri almıştır. Karaciğer sertleşmiş ve normal faaliyetini göremeyecek hâle gelmiştir. Eriyebilen (soluble) kollajenin hâkim olduğu sirozlular çok iyi bir tedaviyle tamamen şifa bulabilir; erimeyen (insoluble) kollajen safhası ise genellikle Karaciğer Koması ve ölümle sonuçlanır.

Böyle bir hastaya “neden bu kadar içtiniz” diye sorduğumda, bana “unuttum” demişti; çünkü Alkolik Demans (Bunama) başlamıştı.

Şahsın karaciğeri büyür. İştahsızlık ve beslenme bozukluğu görülür. Peşinden sarılık ortaya çıkar. Karnında su toplanır (ascit).

Siroz sarılıkla beraber gelişebilir. Bu hastalar daha da ağırlaşırlar. Hastalar ya bir enfeksiyon ya kanama ya da karaciğerin iflas etmesi neticesi olurlar.

İçkiyi kesen hastalar kendilerini daha iyi hissederler. Karaciğerin fonksiyonları kısmen düzelebilir. Son bir çare olarak, iflas etmiş karaciğerin yerine yeni bir karaciğer naklinin yapılmasıdır. Ama herhalde karaciğerin bu hâle gelmesine sebep olan içkiden, baştan uzak kalmak, hiç heves etmemek en iyi çare olsa gerek.

Herhangi bir memlekette alkollü içki tüketimi artıyorsa, içkiye bağlı olan sirozdan olum nispeti de artmaktadır. Mesela memleketimiz için içkinin siroza sebep olma nispeti %10-15 olarak değişmektedir. Alkolün yaygın olarak kullanıldığı olduğu Batı memleketlerinde bu oran %50-75 arasında değişir. Alkoliklerde siroz görülme sıklığı, normal, içki kullanmayan şahıslardan yedi misli daha fazladır. ABD’de tahminen iki milyon kişide, alkolden ileri gelen karaciğer hastalığı bulunmaktadır. Gene ABD’de 900 000 kadar sirozlu hasta bulunmakta, bu hastaların 26 000 kadarı her yıl ölmektedir.

Ancak, ABD’de sirozlu vakaların en azından %40’ında, hattâ olduğu kere %90’ında önceden uzun yıllar içki içme hikâyesi vardır.

ABD’de konulan içki yasağı yıllarında sirozdan olum nispeti yüz binde on dörtten yediye, yani yarı yarıya inmiştir. Ancak yasak kaldırılınca bu oran tekrar aynı seviyeye yükselmiştir.

Son yıllara ait rakamlarda da ABD’de sirozdan ölüm nispeti yüz binde 14 civarındadır.

II- Solunum Sistemi ile Alakalı Bozukluklar

1- Ağız ve Yutak Kanseri (Orofaringeal Kanser)

Birçok çalışmada, alkoliklerde ağız ve yutakta, normal şahıslara göre daha fazla kanser olduğunu ortaya koymuştur. Ancak alkolizmin neden kansere sebep olduğu kesinlikle bilinmemektedir.

2- Gırtlak Kanseri (Larinks Kanseri)

Bu kanser tipi daha ziyade alkol nispeti yüksek olan, viski gibi içkileri tercih eden şahıslarda daha sık görüldüğü bilinmektedir.

3- Müzmin Solunum Yolları ve Akciğer Hastalıkları

Alkolik şahıslarda bu hastalıklar normal şahıslara göre daha fazla nispette bulunmakta olup, bu hastalıklardan olum nispeti alkolik şahıslarda oldukça yüksektir.

4- Akciğer Veremi

Alkolik şahıslarda, kotu beslenme ve bakımsızlık vs. gibi sebeplerin neticesinde normal fertlere göre daha yüksek oranda görülmektedir.

III- Dolaşım Sistemi ile Alakalı Hastalıklar

1- Alkole Bağlı Kalb Kası Bozukluğu (Alkolik Kardiyomiyopati)
Kalb kası bozukluğunda kalb adalesi normal yapısını kaybeder. Kalb adalesi buyur, zayıflar. Kalbin bizzat kendiside buyur, kalb yetmezliği ve neticede ölüm olur. Alkole bağlı kalb hastalığı, Batı’da iskemik olmayan (kan damarlarının tıkanması ile alakalı olmayan) kalb kası bozukluğunun en önemli sebebidir. Kalble alakalı vakaların %45’inin sebebidir.

Şayet hastada konjestif (kan veya su toplanması ile ilgili) kalb hastalığı veya kalb kası dejenerasyonu gelişmemişse alkol tamamen terk edildiği takdirde, kardiyomiyopatili hastaların takriben %30’unda iyileşme görülür:

Kalb adalesinin (miyokard) güçsüzleşmesini içeren herhangi bir kalb hastalığı kardiyomiyopati olarak adlandırılabilir. Bu, tamamı kalb adalesinin hasar görmesine ve kalb fonksiyonunun bozulmasına neden olabilecek birçok hastalığı içeren geniş bir terimdir.

Kardiyomiyopatinin bâzı türlerinde güçsüzleşmiş olan kalb adalesi incelir; diğer türlerinde ise anormal bir şekilde kalınlaşır. Bu durumlardan herhangi birinde ventriküller (karıncıklar) artık etkili bir biçimde kanı pompalayamaz. Kan, kalbde hareketsiz kalır ve bu da kanın pıhtılaşma ihtimalini arttırır. Pıhtılar serbest kalıp arteriyel emboliye (atardamar tıkanması) sebep olabilir. Ayrıca, abluka altında olan kalb adelesi, potansiyel olarak tehlikeli olan anormal kalb ritimlerine (ritim bozukluklarına) karşı daha açık bir hâle gelir. Sıklıkla Konjestif Kalb Yetmezliği gelişir.

Bazen kardiyomiyopatiye, kalp adalesinin iltihaplanması olan miyokardit neden olur. Genellikle bir enfeksiyon sorunun kaynağıdır. Coxsackie B virüsü ve ekovirüs, miyokarditin en sık rastlanan nedenleridir. Difteri (kuşpalazı da yol açabilir). Mantar zehirlenmesi, Chagas Hastalığı da sayılabilir.

Daha yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, mutant (türeşik) bir Coxsackie B virüsü türünün miyokardite ve kardiyomiyopatiye neden olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. İnsan immün yetmezlik virüsü, Lyme hastalığı ve Ttypanosoma cruzi olarak adlandırılan tropikal bir parazit de sorumlu olabilir.

Lupus ve bir kalb naklinden sonra gelişen reddetme reaksiyonları gibi kronik enflamatuar (iltihaplı) hastalıklar da miyokardite neden olabilir.

Koroner arter hastalığı da, kalbin büyük bir kısmına kan akışının azalmasına (iskemik kardiyomiyopati) neden olarak kalıcı (sürekli) bir kalb kası güçsüzlüğüne yol açabilir. Bu, koroner arter hastalığı bir kalp krizinden dolayı herhangi bir kalb kasının ölümüne neden olmamış olsa bile meydana gelebilir.

Diğer kişilerde kalb kası hasarı, çok fazla alkol almaktan kaynaklanan toksik etkilerden dolayı meydana gelir (alkolik kardiyomiyopati). Bu, ömür boyunca aşırı alkol almadan veya 5 ilâ 10 yıldır bir sürede günde dört yahut beş alkollü içecek tüketmenin yarattığı kümülatif (birikici) etkiden kaynaklanabilir.

Genellikle alkolizme eşlik eden zayıf beslenmenin neden olduğu vitamin eksiklikleri de kalbi güçsüzleştirebilir. Erken safhalarında, alkolden uzak durarak alkolik kardiyomiyopati yok edilebilir. Ancak, hastalık ilerledikçe, kalb adalesi hasarı kalıcı bir hâl alır Restriktif (kısıtlayıcı) kardiyomiyopati bir diğer türdür. Kalb kası ya kalınlaşır ya da anormal hücreler veya diğer maddeler tarafından istila edilir.

En yaygın olarak görülen şekli, yüksek kan basıncına (tansiyona) veya yüksek dirence (kalb, bu yüksek dirence karşı pompalama yapmak zorundadır) neden olan diğer hastalıklara bir tepki olarak gelişebilen genişlemedir aortik stenozdur (ana atardamarda daralma).

***

Hipertrofik kardiyomiyopati olarak adlandırılan ve sıra dışı kalıtımsal bir hastalık, özellikle iki ventrikülün (karıncığın) arasındaki duvar olmak üzere kalb kasının kalınlaşmasına sebep olur. Şiddetli vakalarda, kasın aşırı kalınlaşması kanın kalbden dışarı akmasını engeller ve bayılmaya da hattâ âni ölüme sebep olabilir. Bu hastalık genellikle 40 yaşından önce gelişir ve 10 yaşındaki çocukları bile görülebilir. Birçok genç sporcunun ölümünden bu hastalık sorumludur.

2- Alkole Bağlı Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon)

Yüksek tansiyon, miyokart enfarktüsü (kalb sektesi) ve beyin damarlarında kanamaya bağlı felçliler için önemli bir risk faktörüdür. Birçok araştırmalar alkol kullanılmasının yüksek tansiyona yol açtığını göstermiştir. Mesela, günde 3 veya 4 bardak içki içenlerde, içmeyenlere göre %50 daha fazla yüksek tansiyon olduğu; günde 6-7 bardak içki içenlerde de içmeyenlere göre %100 yâni tamamında yüksek tansiyon olduğu ispatlanmıştır.

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) ve Hipertansiyonla Alakalı Milletlerarası Cemiyet, müşterek olarak, alkollü içkilerin hipertansiyona yol açtığını belirtmişler ve bu konuda alınması gereken tavsiyelerde bulunmuşlardır. (World Health Organisation - WHO, 1996).

3- Aritmiler (Kalb ve Nabzın Düzeninin Bozulması)

Normal kalb atışındaki bozukluklar uzun yıllar alkol kullananlarda görüldüğü gibi, ilk defa çok miktarda içki kullananlarda da ortaya çıkmaktadır. Bir çalışmada akut atriyal fibrilasyonlu (kulakçığın hızlı ve anormal kasılması) hastaların %63’ünde yüksek nispette alkol kullanma hikâyesi bulunmuştur.

4- Beyin Damarlarındaki Kanamalara Bağlı Felçliler (İnmeler):

Kan basıncının alkoliklerde artmış olması, beyinde kanamaya bağlı felçlileri ve ölümleri de arttırmaktadır. Felçten (inme: nuzül) ileri gelen ölümler, ABD’de uzun müddet devam eden hastalıklar içinde en önemli ölüm sebebidir.

5- Âni Ölümler

Alkolikler arasında âni ölümler normal kişilere göre çok daha yüksek nispette görülmektedir. Alkoliklerde görülen âni ölümler, kısmen alkol müptelalarında görülen aritmilere bağlanmaktadır.

IV- Ciltte Görülen Bozukluklar

1- Telanjiektazi: Deride kılcal damarların genişlemesinden ileri gelen kırmızı lekelerdir.

2- Rozasea: Yanaklarda ve burunlarda görülen, gül şeklinde sivilceye benzeyen deri hastalığıdır.

3- Kutanöz Ülserler: Deride yer yer görülen ülser arazları ve belirtileridir.

4- Rinofima: Burunda anormal büyüme ve kızarmadır. Bu durum havuçî burun diye de adlandırılır.

Müzmin alkolik bir şahısta, ağız tabanında görülen dilaltı kanseri ender değildir.

Kanserle alkol arasında bir irtibatın olduğu yapılan çalışmalarla daha açıkça görülmüştür.

Gırtlak Kanseri: Etilalkol nispeti fazla olan içkileri devamlı kullanan şahıslarda daha yüksek nispette görülür.

***

Görüleceği gibi, büyüsel yöntemlerle veya aldatmayla hastalık tedavi edilemez.

Hekimin de, kenti dert ve tasası ne(ler) olursa olsun, hastasını hep güler yüzle karşılayıp, öyle davranması icap eder.

Önümüzdeki senelerde, hem ülkemizde hem de bütün dünyada, bu tür kâzip (yalancı) tedavilerin ivmelenerek artacağı endişesindeyim.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Ağustos 2015 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017