Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MİLLETVEKİLİ HÜSEYİN AYGÜN KAÇIRILDI DA…

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3250 kez okundu
  • 5 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Hâfızama tek başına güvenmeksizin internette epey sörf yaptım, muhtelif gazetelere göz attım. Hele “âilesinin talebiyle, başına bir şey gelmemesi için arama çalışmalarına ayar verildi” denince…

İçime düştü bir adet kurt.

Hüseyin Aygün genç, yakışıklı ve karizmatik bir insan; hukukçu ve yazar.


Tunceli’nin merkezine bağlı olan Erdoğdu köyünde doğmuş, tahsilini tamamlayıp hukuk fakültesini bitirmiş.

Bir “insan hakları aktivisti”, “devrimci” bir geçmişten geliyormuş. Daha önce inandığı ve savunduğu değerler sebebiyle hapis de yatmış. Siyasete girmeden önce avukatlık yapmış ve Tunceli Barosu’nun kurucularındanmış. Avukatlık kariyerinde de “insan haklarının öne çıktığı” davalarda yer almış. Köylere geri dönüşle ve siyasî davalarla yörede adını duyurmuş.

2011’de CHP’den milletvekili seçilmiş.

En çok hatırlanan hukukî mücadelesi ise, “Dersim” olaylarında liderlik yapmış kişilerin mezar yerlerinin açıklanması konusunda başlatmış olduğu hukukî mücadele olmuş. İlk Zazaca gazeteyi o çıkarmış.

 

Tunceli’de iyi tanınan Hüseyin Aygün’ü, bütün Türkiye'ye tanıtan ise yazdığı kitaplar olmuş; Dersim olayları konusunda iki eser kazandırmış bize. Ayrıca, bir de Zazaca kitabı bulunuyormuş.

Hüseyin Aygün’ün Türkiye’nin beş bir yanında ses getiren bir başka çıkışı ise Alevîlik konusunda olmuş. “Alevilik bir dindir” açıklaması, özellikle iktidar partisinden büyük tepki almış ama CHP içinde de bu açıklamasına karşı çıkan isimler olmuş. Hâttâ CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, “Alevîlik din değil, inançtır. Müslümanlığın parçasıdır” diyerek, kendi milletvekiliyle ters düşen açıklamalarda bulunmuş.

Hüseyin Aygün’ün bir başka dikkat çeken çıkışı ise, yine Partisi ile ters düştüğü “Kürtçe okullarda seçmeli ders olmalı. Ancak sadece seçmeli ders olmakla kalmamalı, anadilde eğitim de gerekli” sözleri olmuş; sâdece Kürtçe’nin değil, Arapça, Zazaca ve Lâzca’nın da seçmeli ders olarak müfredata girmesi gerektiğini savunmuş.

Hüseyin Aygün’ün hükûmet tarafından en çok eleştirilen açıklamalarından biri de Uludere olayı konusunda olmuş. Uludere’deki olay konusunda, “bu saldırının AKP’nin 33 kurşunudur” deyince, iktidar partisi sözcülerinin eleştirilerine hedef olmuş.

Sürgü'de oruç tutmayan bir Alevî âileye saldırı olayından hemen sonra Malatya’ya gitmiş ve her iki tarafı da dinleyip itidâl çağrısında bulunmuş, akabinde CHP'li vekillerin de iştirakiyle bir rapor hazırlanmış.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: Günlerdir bütün medyada bu cevvâl Kürtçü, “mozaik yıkıcı” Alevî’nin yakışıklı fotoğraflarıyla yatıp kalkıyoruz.

Dün gece rûyama bile girdi, sabah dudağımda uçukla uyandım!

Ben 1991-1992 arasında Diyarbakır’daki Merkez Asker Hastânesi’nde vatanî vazifemi yaparken, stresten kurtulmak için fıkralar uydururduk.

Bunlardan biri de şöyleydi:

PKK’lılar, Türk Güvenlik Güçleri’ni pusuya düşürmek için tuzak kurmuşlar. İstihbarata göre, öğle civarı gelecek olan konvoya saldırmak için silâhları hazır vaziyette beklemeye başlamışlar.

Saat 13:00 olmuş, gelen giden yok!

14:00, kimseler yok, 16:00, güneş batacak, hâlâ gelen giden yok!

Peşmergelerden biri başlamış dua etmeye “Allah vere de yollarda başlarına bir şeyler gelmiş olmaya” diye

***

Yâhu, total bölücülük katsayısı arş-ı âlâya ulaşmış, hiperaktif, aynı ânda birkaç yerde bulunup koşturma rekortmeni olan bu civanmert kişiye otomobille yaklaşıp “Hüseyin Bey” diye de hitap etmişler.

Bu olay bütün dünyâyı harekete geçirmiş vaziyette:

DER SPIEGEL: Alman Der Spiegel dergisi internet sayfasında verdiği haberde, terör örgütü PKK’nın Türkiye'de ilk kez bir milletvekilini kaçırdığına dikkat çekti. Kürt kökenli Hüseyin Aygün’ün muhalefet partisi CHP'nin milletvekili olduğunu hatırlatan Der Spiegel dergisi, Türkiye'de Kürt sorununun yeniden alevlendiğini savundu. Haberde, PKK’lıların yol keserek CHP milletvekili Hüseyin Aygün'ün aracını durdurduğu ve daha sonra kaçırdıkları belirtildi. Der Spiegel, Aygün'ün danışmanı ve bir gazetecinin ise, PKK'lılar tarafından serbest bırakıldığını vurguladı.

CNN: Amerikan haber kanalı CNN, Türk milletvekili Hüseyin Aygün'ün pazar günü Kürt militanlar tarafından kaçırıldığını belirtti. CNN televizyonu internet sitesinde yayınladığı haberde, CHP Parti sözcüsü Haluk Koç'un “Hüseyin Aygün’ün kaçırıldığı doğru. Danışmanı serbest bırakıldı ancak kendisi hakkında bilgi alamıyoruz” görüşüne yer verdi. Haberde, PKK’nın ilk kez bir milletvekilini kaçırdığı da vurgulandı. 

Alman Der Spiegel dergisi internet sayfasında haberi, “PKK ilk kez bir Türk vekili kaçırdı” sözleriyle verdi. El Cezire de, “PKK muhalefet milletvekilini kaçırdı” dedi.

DER SPIEGEL: Alman Der Spiegel dergisi internet sayfasında verdiği haberde, terör örgütü PKK’nın Türkiye'de ilk kez bir milletvekilini kaçırdığına dikkat çekti. Kürt kökenli Hüseyin Aygün'ün muhalefet partisi CHP'nin milletvekili olduğunu hatırlatan Der Spiegel dergisi, Türkiye'de Kürt sorununun yeniden alevlendiğini savundu. Haberde, PKK'lıların yol keserek CHP milletvekili Hüseyin Aygün'ün aracını durdurduğu ve daha sonra kaçırdıkları belirtildi. Der Spiegel, Aygün'ün danışmanı ve bir gazetecinin ise, PKK'lılar tarafından serbest bırakıldığını vurguladı.

CNN: Amerikan haber kanalı CNN, Türk milletvekili Hüseyin Aygün'ün pazar günü Kürt militanlar tarafından kaçırıldığını belirtti. CNN televizyonu internet sitesinde yayınladığı haberde, CHP Parti sözcüsü Haluk Koç'unHüseyin Aygün'ün kaçırıldığı doğru. Danışmanı serbest bırakıldı ancak kendisi hakkında bilgi alamıyoruz” görüşüne yer verdi. Haberde, PKK'nın ilk kez bir milletvekilini kaçırdığı da vurgulandı.

Demem o ki, bu işten bir yanık lâstik kokusu geliyor.

Tam da bütün Güneydoğu’da her gün her tarafa saldırılırken, bundan büyük bir propaganda vâsıtası olur mu?

İlk defa işe Kürt öldürerek başlayan PKK, şimdi de Kürt milletvekili kaçırarak hangi mesajı veriyor?

Güç bizde”!

Hükûmet yetkililerinin neredeyse mide bulandıracak kadar aymazca, hiç umursamadan ettikleri lâflara bakınca, bu varsayım da güç buluyor: AKP'li Hüseyin Çelik'in, bugün olağanüstü toplana(maya)cak Genel Kurul öncesi, “Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis’i toplayacak” değiliz demesi ve ısrarla da arkasında durması meselâ…

Bakalım gelişmeler ne yönde olacak:

1) PKK serbest bırakacak,

2) Güvenlik güçleri kurtaracak,

3) Katledilecek!

Her birinin olma ihtimâli %33.3 bence…

Her halükârda da bu işten Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve onun temsil ettiği Tümamiralliğe terfi edecek kimsenin kalmadığı Türkiye Cumhuriyeti mağlûp çıkacak

***

Bu arada,

Sayın Osman Pamukoğlu’na bir borcum var.

Basın bildirisi ve kamuoyuna duyuru!

“Sayın Öcalan şimdi aldığı kellelerin hesabını veriyordiyen utanmaz adam,

Basın, üniversiteler, iş adamları, aydınlar bitti de şimdi sıra 1993 1995 yıllarında 778 gün Hakkari ve Kuzey Irak dağlarında 4000 Subay, Astsubay, 55 000 askeriyle zaman sınırı tanımaksızın, PKK ile çarpışan, Hakkâri Dağ ve Komando Tugayı ve Hakkari Güvenlik Komutanı, şimdi ise Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanına mı geldi?

Biraz önce Şehit ailelerine verdiğin iftar yemeğinde güya beni hedef alarak “Hakkâri elden çıktı” diyen birileri var diye, seviyene, kişiliğine ve terbiyene uygun sözler kullanıyorsun…

Şimdi beni dinle: Ben senin bildiğin ne siyasetçiyim ne de herhangi bir vatandaş. “Hakkâri elden çıktı” lâfını iki senedir söylüyorum. Bu bir ironi bunun halk dilindeki karşılığı orada her şeyin kötü gittiği ve gittikçe her şeyin daha kötüye gitmeye meyilli olduğu anlamındadır.. Senin bunu anlayabilecek ne kapasiten ne de seviyen var…

Dün akşam televizyondaki mesele salt Hakkâri değildi ki, senin partinin ve hükûmetinin bu ülkeyi nasıl hızla bölünmeye götürdüğü ve BOP Başkan yardımcısı olarak Amerikan uşaklığını orta doğu coğrafyasında nasıl yaptığını anlatıyordu…

Tutuştun mu ? Foyan ortaya döküldü mü? Beceriksizliğin bohça gibi açıldı mı?

Yoksa rahatsızlıkların mı nüksetmeye başladı gene? Sana son sözüm, zerre kadar yüreğin varsa, tabi bir tıp heyetinin kontrolünden sonra çık bir televizyonda karşıma, millet kim neymiş görsün…

Korkma evlâdım! Hadi topla olmayan cesaretini…

Şimdi siyaseten hapı yuttun ve kapı açıldı. Bu bir tilki tuzağıydı ve avlandın…

İstanbul’da doğup İstanbul Tuzla’da eğitim alıp Hasdal’da 77. Piyade Alayı'nda kantincilik yaparak askerlik görevini ifa eden, kantinlere hangi şirketten sucuk aldıysa terhisten sonrada o şirkete memur diye giren vatandaş şimdi kapı açıldı, hodri meydan!

El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanırmış meydana çık evlâdım..

Osman PAMUKOĞLU

Hak ve Eşitlik Partisi

Genel Başkanı            

Hürriyet’e konuşan HEPAR Başkanı Pamukoğlu, Devletlû'yla istediği televizyon kanalında Güneydoğu’da yaşanan PKK terörünün arkasında ağırlıklı İran’ın bulunduğunu tartışmaya hazır olduğunu vurguladı:

Meclis’teki siyasî parti genel başkanına ‘cibilliyetsiz’ diyen, basın mensuplarına ‘kalemlerinden, ağızlarından lâğım akıyor’ diyen bir başbakan. Sen ne tanıyorsun, meslekî kariyeri hakkında ne biliyorsun Osman Paşa'nın? Seviye ortada, kendisi… Ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ağzı bu kadar bozuk, bu kadar avam, bırakın bir başbakanı, bir bakan bile görmedim. Kimse görmedi bu topraklarda. Bu kültür, entellektüel ve aile terbiyesiyle ilgili bir konudur. Zihnen, rûhen ne dediğinin farkında değil. Derdi “Hakkâri’de bir karış toprak vermeyiz” falan değil. Onun derdi, benim televizyonda da söylediğim, ‘PKK terörü ve Güneydoğu olayları bu partiyi götürecek, yetmeyecek parçalayacak’ tespitimdir. Düşünemedikleri bir şey var. Yüksekova ve Şemdinli üzerine gelen dalga, İran kamplarından geldi. Sen Kürecik’e radarı yaparsan; ABD, Avrupa istedi diye yüzde 20 petrolü kesersen, İran da sana bunu yapar. Ben o bölgeyi avucumun içi gibi bilirim”.

Bunları okuyunca kendisini cebinden aradım, boyunu, kilosunu ve çapını sordum!

   170 cm, 70 Kg ve günde iki kere, pek az yemek yiyor.

      Çapını ölçemedim ama epey güldük!

         Vücut kitle indeksi 20 civârında yâni...

               Merak eden merciye duyurulur1

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 14 Ağustos 2012 Salı

Güncelleme: Dağda öpüşüp koklaştıklarını, "unutma bizi âbi" dediklerini, gözyaşları içerisinde şehre döndüğünü, Hüseyin Aygün'ün "ben milletvekiliyim" diyerek ifâde vermeyi reddettiğini, her şeyin propaganda amaçlı bir tezgâh olduğunu şu ânda Haberkrüt'te seyrediyorum.

Devletlû da, gönül rahatlığı içerisinde, Genelkurmay Başkanı'nın özel iftar yemeğinde yediklerinin tadını çıkarmış!

Regis'in kitabını okumakta fayda var; boşuna konuşmaz fakıyr.

Çitlioğlu da eminim ki "işte, güçlü devlet böyle olur" filân diyecektir!

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Mustafa Terziahmetoğlu Çarşamba, 15 Ağustos 2012

    CANLI BOMBA

    H. Aygün CHP içine sızmış veya yerleştirilmiş bir PKK canlı bombasıdır.

    Bir canlı bomba bu kadar propaganda aracı olamaz.

    Kaçırılma olmayan gönüllü kaçma PKK açısından birçok mesajların verildiği bir olaydır.

    1- PKK ,gönüllü kaçan kişi için idari ve hukuki soruşturma için kaçırılmıştır ifâdesi kullanarak, kendi devletlerini ilân ettiklerini ihsas yoluyla sarkazm içinde bildirmektedir. Hukukî ve idarî yapı bir devlet örgütlenmesidir.

    Devlet, ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasî iktidar altında örgütlenmesidir.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Devlet

    Bir birimin devlet olarak nitelendirilebilmesi için diğer devletler tarafından tanınmasına gerek yoktur. Zira tanıma sâdece uluslararası alanda ilişki kurmak için gerekli bir işlemdir.

    Devlet bir hâkimliği ve tâbiliği ifâde eder.

    PKK, bu gönüllü kaçma propagandası ile hâkimliğini ilân etmiş ve kendi hukuk ve idâre sistemiyle TC Devleti'ne tâbi olmadığını deklare etmiştir. Yâni bölgede hâkim ve egemen güç olarak benim varlığım var ve bu bölgede yaşayan halkta bana tâbidir demiştir. Bu özerkliğin ötesinde bir deklarasyondur.

    Konuya TC açısından bakarsak, o bölgede hâkim unsur değildir ve halk da TC'ye tâbi değildir, yâni devlet tâbiliği koruyamamış ve yaratamamıştır. O zaman TC o bölgede devlet değildir.

    Hâkimiyet ve tâbilik devletin idârî ve hukukî yapısının koruyucusu olan silâhlı kuvvetleri ve emniyet güçleri ile idâme ettirilebilir. Burada yönetim rejimi tâli plândadır. Devlet yönetim biçimine rağmen bunu sağlama durumundadır. Yönetim biçimi devlet varlığında mevcuttur. Devlet varlığı sona erdiğinde yönetim biçimi de sona erer. Yâni devletin varlığı önceliklidir.

    2-Bu ülkede devletle sorunu olan kişi ve âileler her zaman bâzı metodlarla devletten intikam alma peşinde olmuşlardır. Bu intikam irtica misyonu yanında başka misyonlar vâsıtasıyla da gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Evelemeye, gevelemeye gerek yok.
    Kılıçdaroğlu Dersimli'dir. Aygün'de Dersimli'dir.
    Bu kişiler geçmişte yaşanan Dersim isyanının öcünü alıyorlar.

    3-PKK, Parlamento'ya silâh sokmuştur ve halk irâdesinin tecelli ettiği bu mekâna canlı bombalar yerleştirmiştir. Yâni halk irâdesi zâyi olmuştur. Halk irâdesinin zâyi olduğu durumlarda devletin silâhlı kuvvetleri devreye girer. Bu bir darbe değildir. Halk irâdesinin tecelli etmesinde gerekli güvenliği sağlamaktır. Zira halk irâdesi güvenli bir ortamda tecelli eder. İşte, o yüzden silâhlı kuvvetler vardır. Demokrasinin teminâtı kavramı yuvarlak değil, köşeli bir kavramdır. Yerine oturur. Demokrasinin teminâtı olan silâhlı kuvvetler köşeli olma zaruretindedir. Yuvarlak olamazlar.

    4-Atatürk'ün partisinde bu tip adamların yer alması bir tâlihsizlik gibi gözükebilir. Ancak, bu tâlihi halk irâdesi değiştirebilir. Aygün derhâl parti disiplin kuruluna sevk edilip partiden ihraç edilmelidir. Onun için BDP çatısı altında olması daha uygundur. Eğer CHP bunları gerçekleştirmezse, yönetim kadrosu da bu senaryonun içinde demektir. Dolayısıyla ülkenin hızla iç savaşa sürüklendiği ve fiilî olarak bölündüğü bu ortamda âcil tedbirler manzûmesi olarak, derhâl toplu istifalar yapılarak CHP tarihin derinliklerine itilmelidir. Zira parti kirlenmiş ve kirletilmiştir. Buradan ayrılan halk gruplarının âcil olarak bir başka parti veya oluşum içinde olmaları gerekir.

    Bu kırmızı alarmdır.

    S.........

    MKD: Sayın MT, Atatürk'ün partisinin nasıl Kürtleştirildiğini, başına getirilen kişinin dedesinin Kürt şakîsi, ana tarafının da Ermeni olduğunu yazdığımda bana "kafatasçı faşist" diyenlere selâm olsun. Bahsettiğiniz yeni çatı HEPAR olabilir gibi geliyor bana...

    S............

  • Misafir
    Ali GEDİZ Çarşamba, 15 Ağustos 2012

    GÜVEN SORUNU?

    Sayın Hocam,

    Mustafa Bey'in katkısı ve altına yazdığınız dipnotunuzu okurken, CHP'nin yıllardır aldığı oyların iki temel sebebi olduğunu düşündüm. Birincisi ve en önemlisi, Atatürk'ün kurduğu bir siyasî parti olması, ikincisi ise -ki bu aslında 1980 sonrası genel seçmen eğilimlerindendir- Türkiye, İran modeli bir ülkeye dönüşmesin diye. Bu iki sebebe biraz yukarıdan baktığımda, CHP'nin, yıllardır parti ambleminde altı ok ile temsil eden ilkelerden sâdece Lâiklik üzerinden siyaset yapan bir parti olduğunu görüyorum. Geçmişi bu kadar köklü olan bir partinin Milliyetçilik, Halkçılık ve Devletçilik ilkelerini içine sindirememiş ve bu ilkelerin çerçevesinde siyaset üretememiş olması çok düşündürücü. İkinci sebeb ise tamamen bir yutturmaca. 1946'da ABG'nin kontrolüne geçmiş Türkiye'nin, bugün 74 milyon insan istese bile bir İran olamayacağı açıktır. Amerika bu bölgede ikinci bir İran ister mi? Hiç sanmam. Geçmişte olduğu gibi bugün de CHP'nin bu ataleti, kısır döngü içinde kıvranmasından sıkılan bazı değerli insanlar çeşitli siyasi partiler kurdu. HEPAR da bana göre onlardan birisi. Seçim zamanı diğerlerinin aldığı oylardan farklı bir oy almadı HEPAR. Nedenlerinden biri CHP'nin oyları bölünmesin refleksi olabilir. Bence artık aydın ve geleceği gören insanlar olarak başka bir çatı bulmanın zamanı gelmiştir ve geçiyordur. Bu HEPAR veya başka bir siyasî parti olabilir. Seçilecek çatıda sorgulanacak şeyler Türk Milleti'nin ve devletin mânevî değerlerinin kurtarılması ve korunması olmalı. Halka hizmet edeni hiç görmedik zâten.
    Yazınızın başlığına gelirsek, bu kaçırılma parodisi CHP'de çivilerin ne kadar çıkmış olduğunun da en bâriz göstergesidir.

    Saygımla...

    MKD: Değerli katkınız için teşekkür ediyorum Sayın AG.

    Saygımla, sevgimle...

  • Misafir
    M. Nejat Aksel Cumartesi, 18 Ağustos 2012

    Tezgâh

    Değerli Üstâd,

    Bu olayın tezgâh olduğu gün gibi aşikâr. Zâten aykırı bir tip. Böyle birisinin CHP'den milletvekili olması herhâlde genel başkanla hemşeri olmasından ileri geliyor. Her ikisi de ısrarla Tunceli'ne "Dersim" diyarlar. Amaç ses getirmekti. Bu başarıldı. Bu zat da 2 gün PKK'lılar tarafından misafir edildikten sonra geri döndü. Kaçıranlar için "Çocuklar zarar görmesin" "Barış" falan gibi lâflar etti. Benim hayret ettiğim bir husus var. PKK denilen eşkiyâ çetesi ile bunların yandaşları devamlı barıştan bahsediyor! Barış devletlerin muntazam orduları arasındaki nizamî savaşların sonunda, savaşı bitirmek için yapılan antlaşmadır. PKK bir devletin düzenli bir ordusu değil ki "barış"tan söz edilsin? Sonuçta sayın milletvekili dağa gitti döndü. Olay ses getirdi. Propaganda başarı ile sonuçlandı.

    Pamukoğlu'nun tepkisine gelince, haberin çıktığı gazetelerden birisine, "Herkesle anlayacağı dil ile konuşacaksın. Bravo Sayın Pamukoğlu" şeklinde kısa bir yorum yazdım. Anladığı dilden konuşunca, tepki farklı oluyor. Ana Muhalefet Partisinin Sayın Lideri ağzını açınca, Sayın Başbakan'ın ağzına sakız oluyor. Ne yapsın garip! Kökleri ile ters düşmek pahasına, hasbelkader başında bulunduğu Cumhuriyet'i kuran partinin temel prensiplerine sahip çıkamıyor. Yalpalayıp duruyor. Bu yalpalama, sonunda parti'nin "ana muhalefet" statüsünü bile kaybettirecek. Zâten faâliyete bakılırsa, partini iktidar olmak gibi bir derdi yok. AKP gelecek seçimde dağılır. Görüntü o yönde. İçeride bir çekişme var. Amerikan ekolünün Numan Kurtulmuş'u trnansfer edip, Fethullah'ın adamı dışişleri bakanının muhtemel genel başkanlık yolunu kesmek isitiyorlar. Bu iç çekişmeler onları zâten dağıtacak. Türkiye çok partili rejime geçtikten sonra zâten bir patrinin iktidarda iyice yıpranması için ortalama 10 yıllık bir süre yetiyor. AKP de bu süreyi doldurdu.

    Sevgi ve Saygılarımla Üstâd.

    MKD: Sevgili Üstâdım, gene -dâima olduğu gibi- son derecede isabetli bir tahlil ve tesbit.

    Şükran ve sevgilerimi arz ediyorum.

  • Misafir
    Hikmet Bukan Pazar, 19 Ağustos 2012

    ÜLKENİN DURUMU

    Bana göre, Türkiye'de partiler ikiye ayrılıyor: 1)HEPAR 2)Diğerleri...

    Halkı da ikiye ayırıyorum: 1) Bunun farkında olanlar (Bir avuç HEPAR'lı), 2) Bunun farkında olmayıp uyuyanlar (diğer partilerin taraftarları)...

    Tüm ümidim gençlerde, genç Üniversitelilerde... Onların farkındalıkları daha fazla.

    Halkımıza derin farkındalıklar diliyorum.

    Herkese iyi Bayramlar...

    Saygılarımla...

  • Misafir
    Korkmaz Çarşamba, 22 Ağustos 2012

    Kolpacı

    Adam pikniğe gitmiş arkadaşlarıyla, ne kaçırılması?

    Türkiye gündemde dış politika sorunları, terör ve Başbakan'ın "yapıcazzz, edicezzz, yaparım haaaa" cümle tamlamaları oturdu.

    Düşünün bir kere, bir adam sürekli seni dövücem diyor ve tık yok. Diğeri susuyor ama vurdumu ses getiriyor. Tezkerenin reddinden tutun da, Mavimarmara zartabozluğundan bugüne kadar yapılmış olan hataların bedeli, gittikçe itibârsızlaşan ve duyarsızlaşan bir toplum olmakla ödüyoruz. Terör örgütü Şemdinli'de alamadığı halk desteğine karşı muhtemeldir Kürtlere acı bir ders vererek ödetecek. ''Bizimkiler'' de öyle seyredip, her zaman olduğu gibi ''terörle mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir'' açıklamasını yapıp, yorganı kafalarına çekip sıcak yatakalarında mışıl mışıl uyuyacaklar!

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017