Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ: BİR ATATÜRK ÂŞIĞI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1955 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Bu sefer muhteşem bir bilim adamından, Atatürk âşığı bir Sümerologdan bahsetmek itiyorum sizlere.

Muazzez İlmiye Çığ

20 Haziran 1914, Bursa’da doğmuş, dünya çapında bir Türk Sümerolog. Ailesi köken olarak Kırımlı göçmenlerden olup babası Kırım’dan Amasya’ya, Merzifon’a, annesi ise Kırım’dan Bursa’ya göçmüş.

Ailesi İzmir'de yaşamaktayken, 15 Mayıs 1919 tarihindeki İzmir’in işgali ardından daha güvenli bir yer olan Çorum’a yerleşmiş.

İlkokula Çorum’da başlamış.

Daha sonra ailece Bursa’ya taşınmışlar.

Bursa’da özel bir okul olan Bizim Mektep’te Fransızca ve keman dersleri almış. 1926’da sınavla Bursa Kız Muallim Mektebi'ne (Bursa Kız Öğretmen Okulu) girmiş.


 

1931 yılında mezun olmuş ve babasının da öğretmenlik yapmakta olduğu Eskişehir’e tayin olmuş.

Eskişehir’de öğretmenlik mesleğini dört buçuk yıl yapmış.

15 Şubat 1936 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kaydolmuş. Nazi Almanya’sından Türkiye’ye iltica etmiş olan ve Ankara Üniversitesi’nde dersler veren Prof. Dr. Hans Gustav Guterbock’dan Hitit Dili ve Kültürü derslerini, Prof. Dr. Benno Landsberger’den Sümer ve Akad Dilleri ve Mezopotamya Kültürü derslerini almış.

1940 yılında Ankara Üniversitesinden mezun olduktan sonra, İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi Çiviyazısı Belgeler Arşivine uzman olarak atanmış.

Aynı sene Kemal Çığ ile evlenmiş.

Müzede çalıştığı 31 yıl boyunca Meslekdaşı Hatice Kızılay ve Dr. F. R. Kraus ile birlikte müzenin deposunda bulunan Sümer, Akad ve Hitit lisanlarında yazılmış on binlerce tableti temizleyip, sınıflandırıp numaralandırmış, 74.000 tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturmuş, 3.000 tabletin kopyasını yapıp katalog halinde yayımlamış.

1957’de Münih'teki Oryantalistler Kongresi'ne katıldı. 1960'da Heidelberg Üniversitesi’nde altı aylık bir çalışma yapmış.

1965’de Roma’da sergilenen Hitit Sergisini bu şehirden alarak Londra’ya götürmüş.

1972’de emekliye ayrılmış.

Sümer Çivi Yazısı

Emeklilikten sonra bir süre yurtdışında yaşayan Muazzez İlmiye Çığ, 1988'de Philadelphia’daki Asuroloji Kongresine katılmış.

Prof. Kramer’in History Begins at Sumer adlı kitabını Türkçeye tercüme etmiş ve kitap 1990'da “Tarih Sümer’le Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından neşredilmiş.

Kitabın çok ilgi görmesi üzerine, 1993’te çocuklara yönelik Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk da dâhil, Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan 13 kitap yazmış.

Ödülleri

Adana Tepebağ Rotary Kulübü, Meslek Hizmet Ödülü.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarafından Fahrî Doktora unvanı, 4 Mayıs 2000.

Osmaniye’nin Çardak Köyü’ndeki Anadolu Kültür Araştırmaları Derneği tarafından “Özgür İnsan Ödülü”, Vatandaşlık Tepkilerim isimli kitabı, Galatasaray Rotary Kulübü tarafından İngilizceye çevrilerek Avrupa ve Amerika'daki üniversite kütüphanelerine dağıtılmış (herhalde o zamanlar kulübe üye değildim ama bizimkiler çok iyi bir hayır hasenat işi yapmışlar doğrusu).

Dava

Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği ve Vatandaşlık Tepkilerim isimli kitaplarında kadınlarda başörtüsünün köklerinin Akadlara dayandığını yazmıştır.

Bu kitapları 2007 yılında kamuoyunda yankı uyandırır.

2007 yılında “Vatandaşlık Tepkilerim” adlı kitabında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçuyla yargılanır ve ilk celsede beraat eder.

Kitapları

Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni”, 1995, Kaynak Yayınları.

Sümerli Ludingirra – “Zaman Tüneliyle Yolculuk”, 1996, Kaynak Yayınları.

İbrahim Peygamber - Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre”, 1997, Kaynak Yayınları.

İnanna’nın Aşkı – Sümer’de İnanç ve Kutsal Evlenme”, 1998, Kaynak Yayınları.

Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk”, 1998, Kaynak Yayınları (Genişletilmiş ikinci basım; ilk basım 1993, Kültür Bakanlığı Yayınları).

Hititler ve Hattuşa – İştar’ın Kaleminden”, 2000, Kaynak Yayınları.

Gilgameş - Tarihte İlk Kral Kahraman”, 2000, Kaynak Yayınları.

Ortadoğu Uygarlık Mirası”, 2002, Kaynak Yayınları.

Ortadoğu Uygarlık Mirası 2”, 2003, Kaynak Yayınları.

Sümer Hayvan Masalları”, 2003, Kaynak Yayınları.

Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği”, 2004, Kaynak Yayınları.

Vatandaşlık Tepkilerim”, 2004, Kaynak Yayınları.

Atatürk Düşünüyor”, 2005, Kaynak Yayınları.

Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği”, 2005, Kaynak Yayınları.

Çivi Çiviyi Söker - Muazzez İlmiye Çığ Kitabı”, Serhat Öztürk, 2002, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Sümerlilerde Tufan – Tufan’da Türkler”, 2008, “Kaynak Yayınları”.

***

Ben maalesef kendisiyle hiç tanışamadım ama sadece TV’den seyredebildiğim ve kitaplarından anlayabildiğim kadarıyla, bütün kutsal metinlere saygı duyuyor ama bunların hepsinin insanlarca yazıldığını delillere dayanarak yazıyor.

İbrahim Peygamber (Kaynak Yayınları, 2014, 16. Basım) isimli kitabında hem bu metinleri tetkik etmiş, hem de neden Müslümanlığın başında İsraillilerin yüceltilip, akabinde lânetlenmesine o da hayret etmiş.

Ben de, pek çok Yahudi veya Musevî ahbabı olan bir bilim adamı olarak, bu işe bir türlü akıl erdirememişimdir.

Yazdığı her şeyin hesabını veriyor ve bütün kutsal metinlerin temelde Sümerlere dayandığını iddia ediyor.

Hakikatte de, bir anda ortaya çıkan bu toplumda yazı var, kanalizasyon mevcut ve işlerinde üstün bir medenî seviye yakalanmış.

Meselâ, Kur’an İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni kitabında da (Kaynak Yayınları, 38. Basım, 2015) ünlü Tufan hikâyesini şöyle eleştirmiş (s.62, dipnot): “Tevrat’taki ölçülere göre yapılan Nuh’un Gemisi’nin o kadar çok yolcuyu, hayvanı ve onlara aylarca yetecek yiyecek ve içeceği taşımasına imkân olmadığını, ayrıca, gemide bir pencere olduğunu ve onun da kapalı bulunması ile bu kadar çok canlının havasız yaşayamayacağını, bu yüzden bunların Tanrı bildirisi değil de, uydurma olduğunu” nakille yazacak kadar da yürekli…

Kur’an’daki Levh-i Mahfuz’dan da bahsediyor ve bunun da Zerdüşt Dininden neşet ettiğini öne sürüyor.

18. sayfada A’raf Suresi, ayet 26: “Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Tekva (iman) elbisesi daha hayırlıdır” dendiğini vs. anlatıyor.

Babil Kralı Hammurabi’den bahsederek, nasıl Musa’nın dininin ve Müslümanlığın etkilendiğini özetliyor.

Boşanma kelimesinin Sümerceden geldiğini yazıyor.

Tevrat’ta taşlanma (recim) cezasının yer aldığını, Kur’an’da olmadığını yazıyor. Bunun da Sümer menşeli olduğunu ve terk edildiğini ifade ediyor…

Lut Peygamber Kızıyla Neden Yattı (age. S 96)

Bir peygamberin kızlarıyla yatmış olması efsanesinin bir kutsal kitapta bulunmasına aklı ermiyor.

Hele homoseksüellerle ilgili kısımlarda hayreti artıyor:

Tekvin Bab 18’e göre İbrahim’e Rab, halkı eşcinsellik eden Sodom ve Gomorra (MKD: gonore: belsoğukluğu hastalığının ismi buradan gelir) şehirlerinin mahvedileceğini söylüyor. İbrahim (A’brahman) ise aralarında iyi insanların da bulunduğunu, neden hepsini öldürmeye kalktığını soruyor.

Tanrı da ona 50 iyi kişi bulursa yapmayacağını söylüyor. İbrahim pazarlığı salıyor ve 10 kişide anlaşıyorlar.

Sonunda Tanrı hepsini helâk ediyor!

***

101. sayfadaki Tek Tanrılı Din Kitaplarının Yazılış Öyküsü ise şöyle:

İntihale girmemek için her şeyi iktibas etmeyeceğim ama şuralar çok ilginç:

Kur’an ve Tevrat uzun yıllar arasında yazılmamıştır. Muhammed’in vahiy olarak söylediklerinin küçük bir kısmının kendi zamanındaki taşlar, hurma dalları, kemikler üzerine yazılmış, asıl büyük kısmı da bazı kimseler tarafından ezberlenmiş.

Peygamber vefat ettikten sonra bu hâfızların bir kısmı da harplerde ölmeye başlayınca, hepsi tamamen vefat etmeden toplattırılıp, bir kitap hâline getirilmesine karar verilmiş.

Başta Ebubekir bunu istememiş ve Peygamber zamanında uygulanmayan bir şeyin sonradan yapılmasını hoş görmemiş fakat etrafındakilerin zorlaması üzerine, Halife Ebubekir, Zeyit adındaki birine, Peygamber’in bir karısının sandığında yazılı olarak saklananları getirtmiş.

Ayrıca, ayet olarak, kim biliyorsa gelip söylemesi için haber salmış. Böylece yazılı olanlarla ezberlemiş (hıfzetmiş) olanların söyledikleri bir araya getirilerek iki ayrı kitap hâlinde yazdırılmış.

Bunlar içi kullanılan yazılı mâlzeme de berhava edilmiş.

Ebubekir öldükten sonra yazılan kitaplar Halife Ömer’e geçmiş. O ölünce de Kızı Hafsa almış.

Halife Osman zamanında, yazılan iki kitaptaki vahiyler ve sureler arasındaki farklılıkların bâzı karışıklıklara meydan verdiği anlaşılıyor.

Bunları düzeltmek için bir şura toplanıyor ve hepsi tekrar ele alınıyor. Ezberinde olanlar davet ediliyor ve onların yardımıyla farklılıklar düzeltilmeye çalışıyor. Eksik görüle yerler düzeltilip tamamlanıyor.

Böylece ce bugünkü Kur’an meydana geliyor.

Bu kitaplar yazılırken, ezberlemiş olanı onaylamak için 4 tanık, akabinde 2 tanık istemişler.

Sonuncusunda ise tek bir tanık kâfi görülmüş.

***

İncil (Yeni Ahit) ise tamamen insan mahsulü…

Birtakım mektuplaşmalardan ibaret ve kendi içinde pek çok çelişkiler barındırmakta. İsa’nın çarmıha gerilip gerilmeği de çok su götüren bir argüman.

MİÇ, İsa’nın dirilişi efsanesini de Sümer Tanrıçası İnanna’nın kocası, Çoban Tanrısı Dumuzi’nin cinler tarafından yeraltına götürülürken vurulması, dövülmesine ve yeraltından çıkmasını beklemesine paralel buluyor ve aynı öykünün İsa’ya yakıştırılmış olduğunu vurguluyor.

***

Beni bu kitaplarda (diğerlerini burada zikretmedim) biraz istifhamla (soru işareti) karşıladığım birkaç noktaya değinip, kararı siz okuyuculara bırakmak istemem için yeterli makul sebebim var:

1)    Neden ısrarla Kur’an yazmış ama Kur’ân şeklindeki doğru imlâya yer verilmemiş?

2)    Her şeyin Sümer’lerle başladığını iddia mı etmiş, ben mi yanlış anladım…

3)    Çünkü ilk insanın evrimsel beşiğinin Afrika olduğu artık çok iyi biliniyor!

***

Allah nasip eder de, kendisiyle tartışıp halvet olabilirsek, bütün bunları sormayı çok istiyorum.

Gene de, inanalım, inanmayalım, ilk vahiy “İkra” yâni “oku” idi.

Nitekim Sayın MİÇ da Asur’da veya başka bir yerdeki kutsal aracıların Tanrı ile iletişime geçerken çeşitli şekilde trans hâline girdiklerini vurgulamış (age, s. 18).

Bu da, benim “assosiyatif dissosiasyonlar” teorime uygun düşmekte…

Dilerim kendisiyle dünya gözüyle bir araya gelip, bütün bunları bir konuşuruz ve mübarek ellerinden öper, helâllik isterim.

İnşallah bu Ramazan’da da ortalık kan revan yerine bürünmez ve ibadet adı altındaki kepazeliklere daha az rastlarız.

Akıl, hikmet, güzellik ve bilimin rehberliği…

Bunlar en hakiki mürşittir.

Herkese güzel bir Cuma diliyorum.

Yarın ünlü virtüöz David Russel’ın resitaline gideceğim.


İntibalarımı yazarım…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 22 Mayıs 2015 Cuma

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Perşembe, 22 Şubat 2018