Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MUHTEREM UÇURAN ÇİLLER'İN TELEVİZYONDA "YOK ÖYLE BİR ŞEY DEDİĞİ" VAR ÖYLE BİR ŞEYLER

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2899 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

http://www.haber7.com/haber/20051117/Cillere-gore-dinler-nasil-birlesecek.php

Çiller'e göre dinler nasıl birleşecek

Özer Uçuran Çiller, saf sevgiye ulaştığı ve tüm dinlerin birleşeceği noktayı bulduğu iddiasında. Çiller, tezlerini içeren kitabını, faydası olur diye Tayyip Erdoğan ve eşine de göndermiş.

"İlgilendiğim bu alan siyasetle beraber gidebilirdi ve çok da faydalı olurdu. Yaşantımız çok farklı olurdu. İnsan hayatın akışına kendini kaptırıyor. Kitabımı da zâten belki faydası olur diye hem Tayyip Bey'e hem de eşine gönderdim. Hepimizin gideceğiz yer belli"...

Özer Çiller, sekiz yıl mineraller, vitaminler, enzimler, aminoasitler ve şifâlı otlar üzerine araştırma yapmış. Beyin için gingo biloba, hücreler için selenyum antioksidanlarını kullanıyor. 7-8 vitamin alıyor. Bunların içinde yağları eriten, kanseri önleyenler var. 6 ayda bir de kan tahlili yaptırıyor. "Ölümden kaçış yok, amaç kaliteli yaşamak diyor" Çiller.

Söyleşi: Nihal Yazan

Özer Çiller, İkinci Bayezid, Yavuz Selim ve Kanunî Süleyman devirlerinin meşhur şeyhülislamı Zembilli Ali Efendi'nin 12. göbekten torunu. Zembilli, Osmanlı hukukunun kurucularından kabûl ediliyor.

Kanuni'yi tahta çıkarken gösteren minyatürde ise padişahın yanında Zembilli Ali Efendi ve Sadrazam Pîri Mehmet Paşa duruyor. Sadrazam da Özer Çiller'in 11. göbekten büyük amcası.

Bu bir hallüsisisinnaasyon olabilir mi?

Hem bunu hem de yine yakın zamanda medyaya yansıyan bir önceki hayatında Rus Çarı olup olmadığı konusunu bir de bizlere açıklamasını isteyeceğiz.

 ´DİNLER YARATAN´I TAM TANIMLAMIYOR´

Elinde broşürler ve adımıza imzaladığı kitabıyla geliyor Özer Çiller, "olumlu düşünme felsefesi ile ilgilenmeye 1980'lerin başında edindiği İngilizce bir kitapla başlamış. Ama politik yaşamın o hay huyu içinde konuyu derinlemesine inceleme fırsatı bulamamış. Ne zaman ki siyaset bitmiş birden bire ezoterizme merak sarmış. Aslında "Yaratanı (Özer Çiller, evrensel bir kelime olduğu için Yaratan'ı kullanıyor. Allah ve Tanrı'yı ise dinlerin tercih ettiğini söylüyor.) tanımlama çabalarının hemen her çocuk gibi küçüklüğünden beri var olduğunu söylüyor Özer Çiller.

Özer Çiller'e göre, dinler Yaratan'ı tam tanımlayamıyor. Beynimizin sâdece yüzde 4'ünü kullanan bizler için tanımlamak zaten imkânsız. Akılla da ulaşılamıyor. Yaratan'ı görmek ya da hissedebilmek için yüzde yüz galaktik insan olmak gerekiyor. Aslında Yaratan'ı her zaman hissediyoruz; çünkü her şey dönüp dolaşıp enerjiye oradan da atoma geliyor. Yaratan da her atomun içinde var... Düşünce de bir enerji ve insan düşünce ile atomları hareket ettirebiliyor. Bütün bu araştırmalar Özer Çiller'in, insanın ne kadar muhteşem bir makine olduğunu görmesine ve Yaratan'a daha yakınlaşmasına neden olmuş.

Ancak Özer Bey'in ezoterizme yâni gizli ilimlere olan merakının kitap yazma boyutuna gelmesi biraz Tansu Hanım'ı endişelendirmiş: "Böyle bir kitabı yazıp yazmama safhasındayken Tansu Hanım bana devamlı 'aman bu işlere girme, bilimsel olarak kanıtlanmamış, ezoterik bilgilere girersen gülünç olursun. Bunların mutlaka bir klinik ortamda kanıtlanması lâzım' dedi".

TANSU ÇİLLER: NİHÂYET SAF SEVGİYİ BULDUN

 ´Bunu ben de kabûl ediyorum. Çünkü ezoterizm denince mucizeler, gizli sırlar öğretisi, kehânetler geliyor. Ama bilimsel bulgular gösterdi ki düşünce maddeye hükmediyor. Yâni düşünce ile bir tabağı oynatmak, çatalı bıçağı eğebilmek hâttâ havada durmak mümkün. Bu fotoğraflandı. Laboratuar ortamında düşüncenin maddeye komut vermesinin bilimsel olarak kanıtlanmasıyla ezoterizm yeni bir boyut kazandı. Bu olunca Tansu Hanım, sen bu kitabı yazabilirsin, dedi. Bugün bütün âile araştırmalarımı kabûl ediyor; faydalarını da görüyorlar. Ama Tansu Hanım'ın söylediği en önemli şey, nihâyet saf sevgiyi buldun, diyor. Şimdi karıncaya bile sevgi doluyum.

TÜM DİNLER BİRLEŞECEK!

Özer Çiller'e göre, New Age olarak adlandırılan 21. Yüzyılda bütün gizli sırlar ortaya çıkacak. Ezoterizm bir patlama yaşayacak ve tüm dinler birleşecek. Mu, Atlantis ve Mısır medeniyetlerinin yok olması ile beraber çöküş devresini yaşayan ezoterizm, Akvaryus çağında çıkış yapacak. Amerikan ve Avrupa imparatorlukları zâten var, yakında bir de Asya imparatorluğu kurulacak; sonra bu üç imparatorluk birleşecek ve dünyada tek ülke, tek lider, tek para ve tek din olacak.

Özetle, 2035'ten sonra ortalık durulacak ve holistik yaklaşıma doğru bir yönelme olacak. Özer Çiller'e bütün bunlara inanıp inanmadığını soruyoruz: "İnanıyorum demiyorum ama ezoterik kitaplar bunu söylüyor. İnanmam için Tansu Hanım'ın söylediği gibi klinik ortamda bunların bilimsel olarak kanıtlanması lâzım. Ancak ihtimâli üzerinde duruyorum. Olabilir çünkü eğer düşünce maddeye hükmediyorsa...   Tabii bugün bu kadar karmaşa varken nasıl olabileceğini havsalası almıyor insanın... Tek Allah varsa, niye tek din yok diye insan soruyor? Demek ki tek din olsa bu kültürler kavgası olmayacak.

Özer Uçuran Çiller'e Vatikan'ın New Age doktrinini tehlikeli bulduğunu, bir kült olarak tanımladığını hatırlatıyorum ama o bir New Ager olarak buna itiraz ediyor ve şu soruyla cevap veriyor: "Acaba Vatikan, Yeniçağ ile birlikte işinin biteceğinden mi korkuyor?

Özer Bey, ezoterizm'de saf sevgiyi buldu...

Özer Çiller'in en çok üzerinde durduğu kelimelerden biri de "sevgi. Dinlerin üç bin yıldır sevgi ve hoşgörüyü kullandığını neden şimdi keşfedilmiş gibi gösterildiğini soracak oluyorum ama üç kutsal kitabı baştan sona hiç okumasa da şu cevabı veriyor: "Bir bakıyorsunuz Tevrat'ta Hz. Musa bir İbrani'ye eziyet eden Mısırlı bir askeri öldürüyor. Hz. İsa'nın filmlerini görüyoruz; göğe çıkmak istemiyor; niye baba bunları bana yapıyorsun diyor. Korkuyor. Sevgi olsa canını verir. Bizim dinimizde de din savaşları var. Ben kitabımda Yaratan'ı bir dine dayanmadan anlatıyorum. Çoğu kitapta bunu bulamazsınız.

YARATAN´A 7 PENCERE İLE ULAŞMA SİSTEMİ

Özer Çiller kitabında yer alan ilginç bölümlerden biri de Yaratan'a 7 pencere sentezi ile ulaşılabileceğini anlatması... Çiller, Yaratan'a ancak sürdürülebilir mutluluk yakalandığı zaman ulaşılabileceğini söylüyor...

Çiller'in müfredat programına mutlaka girmeli dediği beş ihtiyaç hiyerarşisi şöyle: Fizyolojik, güvence, sevgi, başarı ve başarının ötesinde verilen uğraştan zevk alma ihtiyacı. Ancak Özer Çiller, 20. yüzyılın maddî değerlerine ağırlık veren bir anlayış olduğu için sürdürülebilir mutluluğun bu formülle yakalanamadığını söylüyor.

Çiller'in yedi pencere sentezi daha çok mânevî değerler üzerine kurulu ve üç temel taşı var: Farkındalık, yalnızlık ve holistik dürüstlük: "Farkındalık, bilgelik demek. Yaşamın amacı nedir, biz kimiz, neden buradayız, bu kader mi, yazgı mı, nereye gidiyoruz, bunların farkında olacaksınız. Akıntıya kapılıp giden kuru yapraklar gibi değil. Sonra, çok tenkit ediyorlar ama yalnızlık benim sentezime göre çok önemli. Çünkü bizde bir sâhiplenme duygusu var. Âileyi, partiyi sâhipleniriz; bu sonunda bağımlılık getirir. Sevgiyi ve hoşgörüyü yakalayamazsınız. Yalnızlık şu demek: 6 milyar insan var. Bu, 6 milyar dünya var demektir. Siz bir hiçsiniz. Aynanın karşısına geçip çırılçıplak durun, Yaratan'a, ben hiçbir şey değilim ama bütün çıplaklığıma rağmen iki ayağımın üzerinde durup mutlu olacağım, deyin. Yalnızlık, sizi hür sevgiye götürecek bir yol. Karşınızdakilerin de ne kadar yalnız olduğunu hissedeceksiniz. Holistik dürüstlük de hem iç ve dış dünyanıza hem de bedeninize dürüst olmak demek. Yiyeceklerinize dikkat edeceksiniz, aklınıza dürüst olacaksınız, hırsızlık yapmayacak, yalan söylemeyeceksiniz ve ruhunuza da dürüst olacaksınız. Yoksa insanlar dış dünyalarında öyle bir tiyatro oynuyorlar ki dünyanın en mükemmel insanı zannediyorsunuz.

Bu üç temel taşın üzerine de ana temel olarak kişiliği koyuyor Özer Çiller. Artık çıplak olmanıza rağmen iki ayağınızın üzerinde durabiliyorsunuz ve sevgiye hoşgörüye açıksınız. Sizi strese götüren korkulardan da arındınız. Çünkü yedi pencere sisteminde korkular minimuma iniyor. Temeli kurduktan sonra artık huzur duyuyorsunuz. Huzur, dengeli olabilmek, olumlu düşünmek demek. Çünkü denge, Yaratan'ın en büyük kurallarından biri. Pencere açıldı. Artık Yaratan'a çok yakınsınız; ölümden korkmuyor, ruhsal dünya var diye düşünmeye başlıyorsunuz.

 ´CENNET VE CEHENNEM BU DÜNYADA DEĞİL ´

Özer Çiller, cennet ve cehennemin bu dünyada olmadığını düşünüyor: "Öbür tarafta belki bir ruhsal temizleme var. Eğer berraksanız devam ediyorsunuz... 7 kat diyorlar... Tabii benim mühendis kafam var. İnanmam için laboratuar ortamında kanıtlanması lâzım. Bunlar ruhsal dünyada olan olaylar. Fakat sizi alıp götürüyor. Ama ben hâlâ bunun bir talebesiyim. Ben, yedi pencerenin kişilik temelini oluşturmaya çalışıyorum kendi içimde. Ama son bir senedir kişilik olarak kendi iç dünyamda bir tekâmül olduğunu görüyorum. Artık sevgiyi daha ön plâna çıkartan bir anlayışım var. Ama dış dünyamda insanlar bunu görüyor mu bilmiyorum.Akıl ve ruh sağlığının yanında Özer Çiller'in dikkat ettiği bir şey daha var; o da beden sağlığı... Holistik tıbbın konvansiyonel tıbbı tamamladığını söylüyor. Holistik bütünlük, akıl ve ruhla; paradigmal bütünlük ise ego, akıl ve ruhsal kişilikle ilgili. Paradigmal bütünlüğü yakalamak için egoyu sıfırlamak gerekiyor. Çiller'e göre ego, hiçbir zaman sıfır olmaz ama sıfırlamaya gayret edilmesi lazım. Çünkü ego, hem bedensel hem de psikolojik olarak bir sürü tahribata neden oluyor.

Not: Bu söyleşi VIP dergisinin son sayısından  (sayı 14) kısaltılarak alınmış ve özel izinle yayınlanmıştır... Büyük harflerle yazılan ara başlıklar uzun olan metnin, internet ortamında daha kolay okunurluğunu sağlamak için haber7 ekibince eklenmiştir.

VIP Dergisine www.vipdiplomat.com adresinden ulaşabilirsiniz...

***

MKD Yorumları:

Bana "taktın bu adama, uğraşıyorsun" diyebileceklere peşinen "evet" diyeceğim. Çünkü tamamen bilimdışı ve hezeyanî seviyedeki safsatalardan milyonlar (YTL) kazanıp, insanları kandırmaya "hop demek bir bilim adamının görevidir. Üstelik medyada, internette beni takdir edenlere yakın sayıda tekdir eden olduğunu görünce, ben de El-Cevap'ı çağırdım.

-70'ine gelmiş bir adam hâlâ neden kendini sevebilmek için uğraşır?
El-Cevap: Süperego anksiyetesinden kurtulmak için.

-O ne?
El-Cevap: Suçluluk, günahkârlık hisleri.

-Yâhu, niye böyle hissetsin?
El-Cevap: Servetlerinin kaynağının kaynana çıkını olma(ma)sından dolayı.

-Anlamadım!
El-Cevap: Eh, sen ahmaksan ben ne yapayım. Bu arada, egosu (benliği) olmayan kişi ölü kişidir, hazret bunu da bilmiyor!

-Yâhu tamam, kızma! Başka ne var?
El-Cevap: "Düşünce ile bir tabağı oynatmak, çatalı bıçağı eğebilmek hâttâ havada durmak mümkün. Bu fotoğraflandı" filân diyor ya, tamamen hayâl mahsûlü. Levitasyon da palavra; bir grup meditatörün uzun seneler çalıştıktan sonra Lotus pozisyonunda bir metreye kadar zıplayabilmelerinin havadayken çekilmiş fotoğrafları aslında. National Geographic bunları gösterdi, sonra da pat diye popolarının üzerine düşüyorlar. Kirlian fotoğrafları fos çıktı; Yoshiaki Omura'nın teknikleri de, Masaru Ometa'nın su kristâlleri deneyi de tam bir kâzip bilim (sham science) numûnesi. 

Yâni bu "Sırrın Sırrı kitabını eleştirmeye bile değmez!

-Başka?
El-Cevap: "Bizde bir sâhiplenme duygusu var. Âileyi, partiyi sâhipleniriz; bu sonunda bağımlılık getirir. Sevgiyi ve hoşgörüyü yakalayamazsınız diyor ya. Bağlanma (attachment) ile bağımlılığın farkının zerre kadar "farkında" değil. Sağlıklı kişi bu sâhiplenmeleri yapan ama hükmetmeyen kişidir.

-Ay, başka?
El-Cevap: "Aklınıza dürüst olacaksınız, hırsızlık yapmayacak, yalan söylemeyeceksiniz ve ruhunuza da dürüst olacaksınız diyor ya; o da yukarıda bahsettiğim süperego anksiyetesinden kaynaklanıyor. Sakın bir daha sorma! Geçen Newsweek Türkiye'de karısı meydanlarda dolaşırken, memleketi tamamen kendisinin her anlamda yönettiği, bir gizli örgüte de başkanlık ettiği yazıldı. Hemen o zamanlarda da ABG'ye uçtular.

-Başka?
El-Cevap: Her insan, eğer bir tahribat yoksa, beyninin tamamını kullanır.

-Peki, peygamberlerin davranışlarını tahlilini nasıl buluyorsun?
El-Cevap: Eh, adam bunları da, dinleri de aşmış, görmüyor musun yâhu? En Son Kitabı yazmış, hâlâ farkında değilsin? Hz. Fethullah bile bitmiş artık!

-Ne demek, hani şu bilmem kaçıncı göbekten onun bunun torunu olduğu iddialarıyla da birleştirilince (en azından Mevlânâ'nınkinin "palavra" olduğu Murat Bardakçı söyledi), bu adamcağız hasta demeğe mi getiriyorsun?
El-Cevap: Yâhu, sen ne müfterî, fitneci, fesatçı adamsın be! Adamcağız 7 katlı gökten sırrın sırrının sırrını getiriyor, şükredip kul köle olacağına, neler söylüyorsun! Terbiyesiz! Seninle daha fazla konuşmayacağım.

-Yapma, n'olur geri gel.
     -Nayır, nolamaz, noşçakal!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 24 Şubat 2009 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 21 Kasım 2017