Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MUHTEŞEM yâni İBRAHİM MELİH GÖKÇEK ve SAPANCA'DA MEYDAN DAYAĞI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3420 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Aşağıda anlatacağım olaylar Patagonya'nın başkentinde geçmiştir. Her ne kadar şahıs ve beldelerin isimleri buraları andırıyorsa da, bu tamamen tesadüften ibârettir.

***

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, Kızılırmak suyunun içilmediği yönünde söylentiler çıkaran muhalefete sürpriz yaptıklarını belirterek, "Ankaralılar 21 günden beri Kızılırmak suyunu içiyor" şeklinde konuştu.

Büyükşehir Belediyesi Basın Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyen İbrahim Melih Gökçek, Kızılırmak suyu ile ilgili tartışmaların artık yaşanmayacağına dikkat çekti.

İbrahim Melih Gökçek, suyun verildiğini ilân etmeleri hâlinde bâzı sivil toplum kuruluşlarının yaygara çıkaracağını ifâde ederek, "Kızılırmak suyunu verdiğimiz günü söyleseydik olay büyütülecekti. 3 Ağustos tarihinde Ankara Tabipler Odası haberlerini örnek vermiştim. Su kesintileri yapılınca ishâl vak'aları olacağını duyurdular. Kızılırmak suyunun Ankara'ya verildiği gün ajitasyon yapılacağını söyledim. 21 günden beri Ankaralılar Kızılırmak suyunu içiyor. Kimse bunun farkına varmadı. İshâl vakaları artmadı. Benim bu konuşmamdan sonra bâzı odalar feryâda başlayacak. Bizim suyumuz son derece sağlıklıdır. Koparılan yaygaraların ideolojik olduğu ortaya çıkmıştır" diye konuştu.

Ankaralıların 20 yıl su sıkıntısı yaşamayacağını söyleyen İbrahim Melih Gökçek, günde 750 bin metreküp su verildiğini ve bu suyun tamamına yakınının Kesikköprü'den verileceğini duyurdu. Büyükşehir Belediyesi'nin Kesikköprü projesi ile 10 yıllık programı 1 yıla sığdırdıklarını ifâde eden Başkan "Büyükşehir Belediyesi bu projede 500 TIR'a yakın motor, vantuz ve pompa, 11 bin TIR boru geldi. 80 kilometre kaynak yapıldı. Resmî açılışı yakın bir tarihte gerçekleştireceğiz. İvedik Arıtma Tesisi'nde bir törenle açılış yapılacak. 21 günden beri muntazam bir şekilde suyu vermeye başladık. Ankara'ya hayırlı uğurlu olsun" dedi.

İbrahim Melih Gökçek, Aksaray, Konya ve Şereflikoçhisar'da yaşanan vak'aların su ile ilgisi olmadığını belirterek, "Büyükşehir Belediyesi ASKİ'den ekiplerimizi olay yerlerine gönderdik. Sulardan numûne aldık. Norovirüs denilen bir vak'a. Bu virüs İngiltere'de 2 milyon kişiyi etkiledi. Bunların su ile ilgisi yok" şeklinde konuştu (MKD: Bir virüsün vak'a olduğunu gazetecilik okumuş İbrahim Melih Gökçek'ten öğreniyoruz). İbrahim Melih Gökçek, Ankara'da Kızılırmak suyuyla ilgili bir hastânenin başhekimini aradığını ifâde ederek, Başkent'te bu sene ishâl vakalarının azaldığını öğrendiklerini söyledi. Ankaralılara çağrıda bulunan İbrahim Melih Gökçek, sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanmasını istedi. Kızılırmak suyunun kalitesi hakkında laboratuvar sonuçlarının ASKİ'nin internet sitesinden takip edileceğini kaydeden Gökçek, 180 günlük su bulunduğuna dikkat çekti.

Bir gazetecinin tren garının önüne yapılan alt geçidin ne zaman biteceğiyle ilgili sorusuna Gökçek, "Hafta sonu gar alt geçidini açacağız. Büyükşehir Belediyesi Gar'ın önüne alt geçit yapıyor, muhalefet 'Cumhuriyetin değerlerine saldırılıyor' diyor. Böyle bir mantık olur mu! 35 günde biten bu alt geçit kesinlikle bir dünyâ rekorudur" dedi.

"Niçin 21 gün önce suyun geldiğini açıkladınız" şeklindeki soru üzerine İbrahim Melih Gökçek, "Gazeteler suyun iyi olmadığını iddia ederlerdi. Bir belediye başkanı halka sağlıksız su vermesi için hâin olması gerek. Ben yaparsam yapayım muhalefete yaranamam. Kırıkkale 40 yıldır içiyor. Bir hâdise olmuyor, Şunu iddia ediyorum. Kızılırmak'tan su getiren kim olursa olsun o kişinin heykeli yapılırdı" dedi.

Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, Keçiören Kuşcağız Stadı'nda düzenlenen panayıra katıldı. Ankaralılar'a seslenen İbrahim Melih Gökçek, "geçen sene susuzluktan çok çektik. Su patlamaları dolayısıyla da sizleri biraz üzdük" diye konuştu. Günde ortalama buharlaşma dâhil 1 milyon metre küp su tüketildiğini ifâde eden İbrahim Melih Gökçek, "yâni 150 günlük suyumuz var. Fazla bir su yok. Eğer Kesikköprü'den Kızılırmak suyunu getirmemiş olsaydık, bu sene kesinlikle susuzluk yaşayacaktık" dedi.

İbretlik videoyu seyretmek isteyenlere: http://www.ntvmsnbc.com.tr/news/448075.asp. Muhteşem, bunları söylerken, şişe suyu içiyor!

30.05.2008'de canlı yayında HABERTÜRK'te 1 Gün Programı'nda Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz'la tartışıyor. Muzaffer Eryılmaz ona "utanmaz, arsız, hayâsız" derken, İbrahim Melih Gökçek de "kendisini târif ediyor diyor": http://www.haberturk.com/haber.asp?id=77418&cat=160&dt=2008/05/30.

Muzaffer Eryılmaz: Biz artık Ankara'da Büyükşehir Belediye Başkanımız'ı tanıyoruz. Bir Melih Gökçek klâsiği ile tekrar karşı karşıyayız. Özür dilemek yetmez. Devletin gücünün yetmediği, aynı partiden olduğu için hesap sormadığı bir Melih Gökçek izliyoruz. Bir yıldır bu suyun sağlığa zararlı olduğu konuşulurken bunu hiç kimseye haber vermeden kullanıma vermesi özellikle çocukların yoksul kesimlerdeki insanlarımızın direkt bu suyu içtiklerini bildiği halde bunu haber vermeden vermek bir nev'î kasıtla insan sağlığına aykırı davranmaktır. Dolayısıyla özür yetmez. Bir de Avrupa Birliği'ne girmeye çalışıyoruz. Orada olsa hemen gerekli kovuşturma yapılır, görevden el çektirilirdi.

İbrahimMelih Gökçek: Elbette halkın sağlığı önemli. Biz halkın sağlığı ile oynayan bir hareket mi yapmışız? Bunlar son derece câhilce ifadeler. Çankaya Belediye Başkanı bu su belirgin şekilde sağlığa aykırı diyor. Tekrar ediyor insan sağlığına aykırı diyor. Kendisi doktor, şimdi buranın belirgin şekilde insan sağlığına aykırı olduğuna dâir elinde hangi müesseseden, devlet kuruluşundan alınmış resmî rapor var!

Muzaffer Eryılmaz: Bunu ben söylemiyorum uzmanlar söylüyor. Bu işle ilgili olan suyun arıtılmasında dünya çapında yetkili olduğu bilinen ve ülkemizde de yıllardır Devlet Su İşleri diye bir kurum var o söylüyor. Yıllardır DSİ'nin başında olan şimdi de AKP Hükûmeti'nin devlet bakanlığı görevini yapan Veysel Bey söylüyor. Burada Başkan'ın çok pişkince hakikaten hayretler içinde kalınacak şekilde hiçbir şey yokmuş gibi vermesi bile sorumsuzluk. Çünkü biliyor ki tartışmalı bir su ve böyle bir verildiği zaman insanlara bunu duyurması gerekirdi. Bu suyu kullanırken büyük bir kirlilik olduğu belli. Bu kadar önemli Ankara'da halkın sağlığını ilgilendiren bir konuda halka haber vermeden su vermek hizmet midir Türkiye'nin neresinden arasanız arayın 312 Ankara'nın kodudur. 874 ile başlayan Kesikköprü ilçesinin o bölgesindeki telefon numaraları hangi numarayı çevirirseniz çevirin herhangi bir kişiye sorun şimdiye kadar bu suyu içmişler mi, içebilmişler mi? İçilmemiş.

İbrahim Melih Gökçek: Sayın Yılmaz'ın üslûbu bir Belediye Başkanı'na yakışmayacak derece maalesef ve maalesef çirkin, iğrenç. Tâbire bakın, "pişkinlikle diyor. Kendisini târif ediyor. Kendisini târif eden bir adamı ben bundan sonra âdâba dâvet ediyorum. Bu gün bir bildiri yayınlamışlar. Öyle şeyler var ki bildiride, sağlıklı bir insanın, hele hele doktor olan sağlıklı bir insanın kullanması mümkün değil. O kadar ağır ifâdeler var ki hayret etmemek mümkün değil.

Bakın: 'Yapılan utanmazca, arsızca ve hayâsızca insan sağlığı ile oynamaktır' diyor. Bu ne terbiyesizlik? Bu ne biçim üslûp? Hem doktor olacaksın, hem Çankaya Belediye Başkanı olacaksın, hem de bu üslûbu kullanacaksın. Yakışıyor mu? Önce kendisini yakışıklı bir üslûp kullanmaya, ağır bir adam olmaya dâvet ediyorum.

Benim elimde DSİ'nin bu suyu buraya getirdiğim sırada almış olduğum raporu var. Sâdece DSİ değil, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin raporu, Gazi Üniversitesi'nin raporu ve Gazi Üniversitesi'nin raporunun içerisinde iki tâne de üniversite profesörünün imzası var. Şimdi kalmış Sayın Yılmaz ahkâm kesiyor. Dayandıkları tek şey 2005 yılında DSİ'nin yapmış olduğu bir inceleme raporu var.

Sayın Gökçek, Ankara'nın günlük su ihtiyacı 900 bin metreküp. Bu suyun ne kadarını Kızılırmak'tan verdiniz?

İbrahim Melih Gökçek: 21 gün boyunca değişik metreküplerde su verdik. 200 bin metreküpe kadar çıktık.

Su karıştırılıyor mu nasıl bir harmanlama söz konusu?

İbrahim Melih Gökçek: Bizim İvedik Arıtma Tesislerimiz var. Bu tesislere bütün göl ve göletlerimizden su geliyor. Diğer barajlardan buraya gelen su ile Kızılırmak'tan gelen suyu burada harmanlıyoruz. Bunun tek nedeni sülfat ve klorür miktarını düşürmek. Dünya sağlık Örgütü'nün (World Health Organisation - WHO) tesbit ettiği rakamlara göre tavsiye edilen 250'yi geçmemek. Ama bunu geçmenin de insan sağlığı üzerinde en ufak bir etkisi olmadığı gene WHO'nun raporlarından belli.

Ben bunu medyada da gösterdim 9 ayrı şişe, Kızılırmak'ın sülfat miktarı 330 ml/l (miligram/litre) olmasına karşılık, Avrupa'da marketlerde satılan suların 1100 ml/l, 1400 ml/l, 1500 ml/l, 1600 ml/l. Yâni bunun da insan sağlığı üzerinde en ufak bir etkisi yok. İnsan sağlığı üzerinde etkili olduğunu söyleyenler tamamıyla ajitasyon yapmak maksadıyla, tamamen siyasî propaganda yapmak maksadıyla ileri sürüyorlar. Sayın Yılmaz bana bir tâne resmî rapor göstersin. Lâf ebeliğinden başka bir şey değil.

Muzaffer Eryılmaz: Bir kere benim ismimi bile doğru dürüst söyleyemeyen biri. Ben yazılı olarak kendisini târif ederken hakikaten çok hafif geçmişim. Çünkü burada bile konuşurken söylediği ifâdelerle kendine göre hakaret etmeye çalışıyor. Bu kadar seviyesiz bir sohbet olacağını tahmin etmiyordum. Burada birincisi bir Belediye Başkanı ne yapıyorsa açık olacak şeffaf olacak. Yaptığı her işi anlatacak. Yaptığı iş inandığı bir iş ise sağdan soldan biri bir şey diyor diye saklamayacak. Bunu kamuoyunda tartışacak ve bu ihâlenin nasıl bir ihâle olduğunu açık açık herkese anlatacak. Gerede suyunun çok temiz olduğu bilinirken, 100 milyon Dolar'a gelecek bir su varken, 700- 750 milyon Dolar harcanmaması gerektiğini herkes biliyor. Burada çok net bir şey var: Burada Kızılırmak suyunun arıtılması için yapılan arıtma istasyonları teknik olarak bu işi yapmakta yetersiz. Bunu herkes biliyor. Nasıl aldığı nasıl verdiği belli olmayan iki üç tâne raporla insanların gözünü kandıramaz. Anca ona gücü yetmeyen devleti belki susturur. Ama Ankaralı en kısa zamanda bu sorunu çözecek.

Böyle yöneticilerin hem kendi sağlıkları açısından ki ben doktorum, bir an önce bu görevi bırakmaları lazım, bırakmıyorsa da bunlara bıraktırtmak lazım. Çünkü burada çok net görünen bir şey var ben buradan Ankara halkına sesleniyorum. Kendi sağlıklarını düşünüyorlarsa lûtfen bu suyu içme suyu olarak kullanmasınlar.

İyi de, bakın İbrahim Melih Gökçek'in ayıp ve dahi kötü şeyler yaptığını Ankara Tabip Odası ilân ediyor (Ankara Tabip Odası'nın 29.02.2008 tarihli basın açıklaması):

* Melih Gökçek Ankaralıların Sağlığı ile Oynuyor

* Melih Gökçek'i DSİ Raporu yalanlıyor

Değerli Basın Mensupları, Değerli Konuklar,

Ankara'nın su sorunu ile ilgili düzenlediğimiz basın toplantısına hoş geldiniz. Melih Gökçek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğundan bu yana yaşanan sıkıntıları, Ankara'nın nasıl gerilediğini, kentin nasıl yaşanılır olmaktan çıktığını, bilimi, bilim çevrelerinin nasıl devre dışı bırakıldığını biliyorsunuz. Melih Gökçek'in yerel yönetim anlayışı çerçevesinde yaşanan sorunlarla ilgili defâlarca basın toplantısı gerçekleştirdik, kamuoyunu uyarmaya çalıştık. Şimdiye kadar Kızılırmak suyuyla ilgili olarak üç kez basın toplantısı düzenledik. Üç değil onlarca, yüzlerce kez kamuoyunu uyarmamız gerekiyorsa uyaracağız. Çünkü Ankaralı aldatılıyor, Ankaralılar'ın sağlığı tehlike altında. Bu kez sizlerle Melih Gökçek'in son basın toplantısında vurgu yaptığı konulara değineceğiz ve Kızılırmak suyuyla ilgili gerçekleri dile getireceğiz.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek 26 Şubat 2008 tarihinde yaptığı basın toplantısında, "Sudaki sülfat oranının ve diğer değerlerin suyun içilmesine herhangi bir engeli yok, insan hayatını tehdit edecek herhangi bir maddeye rastlanmadığına dâir ODTÜ, Gazi Üniversitesi, İTÜ, İl Hıfzısıhha, ASKİ, Sağlık Bakanlığı'nın raporlar var diyerek Kızılırmak suyunun sağlığa zararlı olmadığını, hâttâ içilebilir özellikler taşıdığını ileri sürmüştür.

Ancak, DSİ'nin Aralık 2005'te yayımladığı "Hirfanlı ve Kesikköprü Baraj Gölleri ve Havzalarında Kirlilik Araştırması başlıklı rapor Melih Gökçek'in bu iddiasının dayanaksız olduğunu göz önüne sermektedir. İlginç ki, Melih Gökçek'in atıfta bulunduğu ASKİ Raporu'nda DSİ Raporu'ndaki tesbitler yer bulmuştur.

DSİ Raporu'nda, Kızılırmak havzasında Ağustos 2003 - Temmuz 2004 tarihleri arası yapılan ölçümler yer almış, sonuçlar değerlendirilmiştir. Raporun 213. sayfasında şu ifâde yer almıştır: (Ek1): Mikrobiyolojik ölçüm sonuçları da Hirfanlı ve Kesikköprü Barajları sularının bakteriyolojik açıdan kıta içi II. sınıf su kalitesinde olduğu ve içme suyu olarak kullanılamayacağını göstermektedir. Ankara için içme ve kullanma suyu planlamalarında bu durumlar göz önüne alınarak varsa Kızılırmak dışındaki seçeneklerin tekrar değerlendirilmesi yararlı görülmektedir. Aynı raporun bir başka kısmında ise Kızılırmak suyunun balıklar için bile tehlike arz ettiği ifade edilmiştir. "Hirfanlı Barajı'ndan yeterince su bırakılmadığı durumlarda ise Kesikköprü Barajı'ndaki su kalitesi hızla düşmekte, sıcaklık ve çözünmüş oksijen bakımından özellikle sıcak aylarda balıklar için uygun olmayan hâttâ ölümcül ortamlar oluşmaktadır (DSİ Raporu sayfa: 211). Melih Gökçek balıkların bile yaşayamadığı suyu Ankaralı'ya içirmeye çalışmaktadır.

Değerli Basın Mensupları,

Yine aynı basın toplantısında Melih Gökçek, "Kızılırmak suyunun arıtılması için yeni bir arıtma tesisi yapılacak mı sorusuna" ise 'şimdilik böyle bir şey düşünülmediği' şeklinde yanıt vermiştir. Ancak, DSİ Kirlilik Araştırması Raporu'nun 212. sayfası yine Melih Gökçek'i yalanlamaktadır: Kızılırmak Nehri'nin doğal yapısı itibâriyle klorür, sülfat değerleri çok yüksektir. Bu parametreler içme ve kullanma açısından çok önemlidir ve ileri arıtma teknikleri kullanmadan düşürmek mümkün değildir. Hirfanlı ve Kesikköprü Baraj Göllerinde, Bacillariophyceae familyasından sulara hoş olmayan tad ve koku veren Synedra sp. ve Asterionella sp. gibi alglerin ilkbahar aylarında yoğunluğu artmaktadır. Aynı zamanda filtre tıkayıcı özellikleri olan bu algler arıtma tesislerinde filtrasyon problemlerine yol açmaktadır.

Değerli Basın Mensupları,

Melih Gökçek, Kızılırmak suyunun içilebilir olduğuna dâir iddiasını meslek odalarının yaptırdığı Kesikköprü Barajı su analizine dayandırmıştır. Hâttâ meslek odaları tarafından yapılan incelemenin sonuçları ASKİ İnternet sitesinde yayınlanmıştır.

Yâni ortada düpedüz bilgi hırsızlığı vardır. İnşaat Mühendisleri Odası tarafından ODTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü'ne 10 -14 Eylül 2007 tarihleri arasında yaptırılan analiz sonuçları cümleleri bile değiştirilmeden ASKİ raporuna konulmuştur. Hâttâ rapor İnşaat Mühendisleri Odası tarafından yayınlanan Teknik Güç dergisinin 175. sayısında yer almıştır. Bilindiği gibi meslek odaları tarafından yapılan analizler sonucu, Kızılırmak suyundaki sülfat, klorür ve sodyum miktarı "TS266 İçilebilir Suların Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri" ve "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik değerlerinden yüksektir. Avrupa'da sülfat oranı yüksek suların satışına izin verilmesini örnek göstererek Kızılırmak suyunun da içilebileceğini, aradaki farkın da yalnızca tadında olduğunu" söyleyen Gökçek, insan sağlığının ne türden bir tehlike altında olduğunu görmezden geliyor.

Ankara Tabip Odası'nın yaptığı araştırmalar neticesinde biliyoruz ki Kızılırmak suyunun yüksek değerleri insan sağlığını özellikle bebek ve çocuk sağlığını tehdit etmektedir. Sudaki sertlik kullanıldığı tüm araç gereçlere de zarar verecek, kullanım ömürleri kısaltacaktır. Dolayısıyla milyonlarca insanın çalıştığı sanayi tesisleri, iş yerleri de risk altındadır.

Değerli Arkadaşlar,

Kızılırmak suyunun Ankara'ya getirilmesinin mâliyetinin ise su faturalarına yansıması kaçınılmazdır. Melih Gökçek basın toplantısında "bu Projenin Mâliyeti 600 trilyon olabilir. Türkiye'de yapılmış en ucuz projedir" demiştir. Ancak yine bu sözlerini kendisi yalanlamaktadır. Çünkü daha önce basına yaptığı açıklamalarda (TGRT haber Ankara'nın Gündemi Programı. Ağustos 2007) 450 bin Dolar'a mâl olacağını söyleyerek, Işıklı Gerede sistemini pahalı bulduğu için yaptırmayacağını ifâde etmiştir. O gün 450 bin Dolar'ı fazla bulan Gökçek, daha fazla bir mâliyeti gözden çıkartmıştır. Ciddiyetsizlik, vurdumduymazlık ve günü kurtarma anlayışı Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin değişmez özelliği olmuştur. Aynı basın toplantısında suya zam yapılıp yapılmayacağına dâir sorulara verdiği yanıt bunun göstergesidir: "Zorlanmadığımız sürece suya zam yapmayı düşünmüyoruz. Şu anda gelirlerimiz bu projenin mâliyetini karşılar düzeydedir. Biz bu projeyi bankadan kredi alarak yaptık. Eğer bankadan alınan kredileri ödeyemezsek bu konuyu o zaman düşünürüz. Melih Gökçek "zorlanıp" suya zam yapacaktır. Kızılırmak suyu projesinin faturalarımıza yansımasını hep birlikte göreceğiz. Bir kez daha Ankaralıları uyarıyoruz: Kızılırmak suyu içilemeyeceği gibi kullanılamaz da. Buradan Cumhurbaşkanı'nı, Başbakan'ı, TBMM Başkanı'nı ve milletvekillerini, Ankara Vâlisi'ni göreve çağırıyoruz. Melih Gökçek'i durdurun. Ankaralılar'ın sağlığı Melih Gökçek'in yanlış su politikasına ve hırslarına kurban edilmektedir.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şûbesi, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Ankara Şûbesi, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şûbesi, Ankara Tabip Odası.

***

Gelelim Melih Gökçek'in hayat hikâyesine (Allah şu interneti icat edenden râzı olsun, belli ki bu curriculum vitae kendisi tarafından yazdırılmış: http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=581):

Melih Gökçek 20 Ekim 1948 yılında Ankara Keçiören'de doğdu. (MKD: İlk adı İbrahim). Çocukluğu babasının mesleği dolayısıyla Gaziantep'te geçti. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep'te yapan Gökçek Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrencilik hayatına başlayınca 1967 yılından itibâren tekrar Ankara'ya yerleşti. Bilâhare Gazi Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitiren İbrahim Melih Gökçek gazeteciliğe başladı (MKD: İbrahim Melih Gökçek'in önlenemez uçuşu başlıyor). Parlamento muhabirliği yapan İbrahim Melih Gökçek, askerlik görevine başlamadan önce Çalışma Bakanlığı'nda Özel Kalem Müdür Muavinliği yaptı. Yedek subaylığını Kıbrıs Güzelyurt'ta yapan Gökçek, askerlik dönüşü ticaret hayatına atıldı. İbrahim Melih Gökçek siyasî hayatına 1984'de Anavatan Partisi'nden Keçiören Belediye Başkan adayı olarak başladı. 23 Mart 1984'de Keçiören Belediye Başkanlığı'nı kazandı. 1989'da ikinci defa Keçiören Belediye Başkanlığı görevine aday oldu fakat kazanamadı. Seçimleri kaybeden İbrahim Melih Gökçek bürokrasiye döndü ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü görevine başladı. 1991 yılında bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı (MKD: İbrahim Gökçek'in uçuşu ivmeleniyor). 1991 yılı hem siyasî hem bürokratik hayatında dönüm noktası yaşadı. Parti için dengeler ve siyasi konjonktür İbrahim Melih Gökçek ANAP'tan istifa ederek Refah Partisi'ne katılmasına neden oldu (MKD: Koş İbrahim Melih Gökçek koş). 1994 yılında ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday oldu. Gökçek, 1991 Genel Seçimleri öncesi Refah Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi ittifakın 62 milletvekili çıkardığı 20 Ekim 1991 seçimlerinde Gökçek Keçiören Bölgesi'nden Refah Partisi Ankara Milletvekili olarak parlamentoya girdi. 2 yıl üç ay milletvekilliği yapan İbrahim Melih Gökçek, 1994 yılında milletvekilliği devam ederken Refah Partisi'nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday oldu. 6500 oy farkla Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı kazandı (MKD: Koş İbrahim Melih Gökçek koş). Refah Partisi'nin kapatılması üzerine Fazilet Partisi'ne geçen İbrahim Melih Gökçek (MKD: İbrahim Melih Gökçek öyle hızla koşuyor ki, takibi gayrı mümkün), 1999 yılı Belediye Seçimleri'nde ikinci kez Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday oldu. Bu kez yapılan seçimlerde 30 000 oy farkıyla Ankara tarihinde ilk kez iki kez üst üste seçilen Belediye Başkanı olma başarısını elde etti (MKD: Muhteşem İbrahim Melih Gökçek, koş). Bu dönemde de Fazilet Partisi'nin kapanması üzerine bağımsız kaldı.

Canııım, yazık! Nasıl da ortada kalıverdi İbrahim Melih Gökçek. Ama, o iyi uçar, buraya kadarki curriculum vitae yeterince delil teşkil etmiyor mu?

Nitekim İbrahim Melih Gökçek bir ilke daha imza atarak Devletlû'ya meydan okumuş (babaların meydan harbi), sonra da uzlaşarak AKP'ye kapak atmıştır.

İşte, bu tarihî hâdiseden sonra, İbrahim Melih Gökçek olan ismi Muhteşem lâkabıyla anılır olmuştur. Yâni Muhteşem İbrahim Melih Gökçek.

***

MKD tahlili:

1) Muhteşem İbrahim Melih Gökçek'in yaptığı işin iler tutar yanı yoktur. Koskoca bir şehrin halkını tamamen bilim dışı yöntemlerle kobay olarak kullanmıştır. En basit bir ilâç araştırması için dahi Etik Komiteler'den zorlukla izin alınabilen çağımızda, pişkin bir belediye başkanı 21 günlük çocuk oyunu oynamıştır ve bu arada şişe suyu içmiştir. Ağır metallerin ve alglerin etkisi 21 günde çıkmaz ama aylar, seneler içerisinde büyük sağlık sorunları zuhûr edecektir. Böyle bir rezâlet, böylesine bir kepazelik medenî ülkelerde doğrudan işten el çektirilmesi ve yargılanmasını gerektir. Ama Muhteşem İbrahim Melih Gökçek'in dokunulmazlığı var; kimden mi? Tabii ki Devletlû'dan. Ben Devletlû'nun yerinde olsam, bu rezâleti bahâne edip Muhteşem İbrahim Melih Gökçek'in kellesini alırdım. Çünkü Muhteşem İbrahim Melih Gökçek'in, Devletlû'da asla olmayan bir üstünlüğü var: Hiddetini ve babalanmasını çok iyi kontrol edebiliyor ve çok pişkin. Yakında, bir beyin tümörü gibi büyüyen öfkesiyle birlikte başına çok işler geleceğini tahmin ettiğim Devletlû'nun yerini alabilir. Zâten üçüncü defa Ankara Belediye Başkanı olacak hâli yok ve koşmayı müthiş derecede iyi beceriyor!

2) İşin bir de finansal, mâli yönü var ve pek kötü kokular oradan da yükseliyor. O kadar belli ki yüz binlerce Dolar'ın bir yerlere akıtıldığı. Ama görün, buna da kimse gık demeyecektir! Tıpkı utanmayan Hâriciye Vekili gibi, Muhteşem de yoluna emin adımlarla devam edecektir.

***

Aşağıda anlatacağım olaylar ise Zambibya'nın bir ilçesinde geçmiştir. Her ne kadar şahıs ve beldelerin isimleri buraları andırıyorsa da, bu tamamen tesadüften ibârettir.

Millî Kürekçilere Sapanca'da Tayt Dayağı

Tayt giyen bir grup millî kürekçi Sapanca'da "Siz erkek misiniz, Allahsızlar, burada böyle gezemezsiniz diye bağıran 27-28 kişilik bir grup 12-15 yaş arası çocuktan meydan dayağı yiyor ve ikisi hastânelik ediliyor, birisinin kafasına dikiş atılıyor, öbürünün dizi sopayla perişan ediliyor. Hâdise münferit filân değil, arabalarının lâstikleri de patlatılıyor, akabinde tahrik edip saldırıyorlar. Sapanca Belediye Başkanı Hüseyin Yaşar Öz HABERTÜRK'te canlı yayında saldırganları koruyor (12:20) ve park yeri münakaşası sonucunda ortaya çıkan sıradan bir kavga olduğunu buyuruyor.

Gençler bu gün yarışamıyorlar, birisinin kız kardeşi ise hâdisenin şokundan dolayı performans sergileyemiyor.

İşin ilginç tarafı, saldırganlara esnaf "hadi, çabuk kaybolun" filân diyor ve olay mahâlli karakola çok yakın, en fazla 25 metre...

Zambibya'nın Sapanca beldesi turizme, turistlere çok alışık ve medenî bir yer diye bilinir. Şimdi hemen, alelacele "bu iş AKP'nin politikalarının sonucu oluşan mahalle baskısının tabii sonucudur filân diye yorumlar yapılıyor. Doğrudur da.

Diyorum ki, bu 12-15 yaş arası çetenin etnik kimlikleri bir araştırılsa acaba ne bulunur? Ne kadar din iman diye gaza getirilse de, bana geleneksel âile yapısında yetişen Türk çocuklarının yapabilecekleri türden gibi gelmiyor bu antisosyal eylem. Tabii ki bir tahmin sâdece.

Son olarak, Patagonya'nın Karabük Eflani İlçesi'nde kene ısırması sonucunda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'nden vefat eden merhume 75 yaşındaki Zülbiye Tunç'un cenâze töreninde vaaz veren emekli imam Muharrem Tokgöz "Allah ufacık bir böcekle koca bedeni yok eder. Fiilî ve sözlü fuhuşlar arttıkça, bu tür belâlar başımıza musallat olur demiş. Tam anlamadım, 75 yaşındaki Zülbiye Tunç fâhişe miymiş yoksa gayrı meşru bir ilişkisi filân mı varmış!

Hemen aynı saatlerde hayâlî ihracat ve naylon faturayla piyasayı dolandıran Abdurrahman Yakupreisoğlu diye bir kişi de "Allahım yardım et. Casino zinciri kurup, VIP hizmet vereceğim" diye dua ediyormuş.

***

Bu Patagonya ve Zambibya çok komik ülkeler yâhu!

Allahtan oralarda yaşamıyoruz. Burası lâik, demokratik, muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmış, bütün dünyanın perestiş ve gıpta ettiği, Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti.

Değil mi?

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 01 Haziran 2008 Pazar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 23 Ekim 2017