Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

NATIONAL SCHIZOPHRENIC TÜRKİYE

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2598 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Atatürk Türkiyesi'nin daha önceki dönemlerinde geçtiği darboğazlarda hep bir yarılma (splitting) ve kutuplaşma vardı: CHP'liler X Demokrat Partililer; sağcılar X solcular; Sünniler X Aleviler.Yâni, bir psikiyatrik vak'a çalışması gibi bakarsak, Türkiye Cumhuriyeti sürekli olarak sınırda (borderline) bir hâldeydi. Kimlikler ve âidiyetler ak-kara şeklinde ikiye ayrılmıştı ve herkes "öteki" ile kavgalıydı. "Ötekinin", "kendisinin" de târifi belirsiz olduğu için, alt kimlikler hâlinde kendi içlerinde de çatışırlardı bu kutuplar.

Meselâ 12 Eylül öncesinde 60 küsur sol fraksiyon vardı, birbirlerine "tarikat" der ve hepsi de diğerlerine faşist diye kızıp kavga ederlerdi kendi aralarında. Ama iş "hakiki faşolara karşı çıkmak olduğunda, birleşirlerdi: Ülkücüler.

Dinciler o dönemlerde hep sinsice her iki tarafa da yakın durdular ama muazzam şekilde gelişip yayıldılar. Plân sinsice ama gören gözler için alenî idi: Batı, yavaş yavaş memleketimizi tam bir Ego [Benlik] dağılmasına (Kohut tâbiriyle, Kendiliğin [Self] parçalanmasına) sürüklemek için gerekenleri yaptı! Maâlesef biz de yeterince uyanık ve dikkatli olamadık, düştük oyuna. Atatürk'ün inkılâplarıyla gelen yeni düzenin kesin savunucusu olan Türk Silâhlı Kuvvetleri halkına yeterince inemedi ve Batı destekli darbeler yaptı.

Hele bir 12 Eylül rezaleti vardı ki, orta zekâlı Kâinat Paşa ve ekibi "bir onlardan, bir bunlardan" mantığıyla herkesi dümdüz ettiler.

Kimse inkâr edemez ki, o dönem ağır travmalar yaşandı ve işkence muazzam boyutta idi. Ülkücüleri solcular, komünistleri sağcılar, Sünniler'i Aleviler, Aleviler'i Sünniler "sorguladı". Çok kemikler kırıldı, hayâller kırıldı ve -en korkuncu- gönüller kırıldı.

Türkeş'le birlikte MHP'nin misyonu netleşti: Türk-İslâm sentezi teziyle birlikte TSK'ya ve onun temsil ve temessül ettiği değerlere, yâni Atatürk ilke ve inkılâplarına yabancılaştılar; milliyetçilik nâmı altında Arabizm'e hizmet ettiler. Şu saatlerde oylanan türban hikâyesine durduk yerde gelinmedi!

Geçen gün bir grup emekli subay MHP binasının önüne siyah çelenk bırakmak istediklerinde az daha linç edileceklerdi; kendilerini esnaf kurtardı. Parti lideri Bahçeli bu konuda konuşurken yazılı metnin dışına çıkarak bir sürç-i lisan eyledi: "Biz onların bize yaptıklarını unutmadık!

AKP'nin nasıl ve ne için kurulduğu, nasıl gittiği ise zâten belli.

Ne trajikomiktir ki, Kürt ayrımcısı parti ile MHP müttefikler. Ben hiç şaşırmıyorum; şaşıranlar bu husustaki önceki yazılarıma bir göz atabilirler. Senaryo çok önceden hazırdı!

***

Türkiye artık Sınırda (Borderline) değil, tam dağılmış hâlde; yâni şizofren. Artık, bu hâle gelmiş bir hastaya âcil hastahâne yatışı, yüksek dozda ilâç verilir ve yetmezse EKT yapılır. Buna yüreği ve bileği yetecek hekim var mı?

Sağcı solcuya, Kürt Türk'e, Alevi Sünnî'ye, lâikler dincilere, Ülkücüler Nizâm-ı Âlemciler'e, İkinci Cumhuriyetçiler Cumhuriyet'e. herkes herkese düşman!

Ve hepsi de Atatürk Türkiyesi'ne ve onun temsilcisi olan TSK'ya düşmanlar!

TSK'nın güvenilirliği ve itibârı sarsılmakta. ABG'nin izin verdiği kadar harekât yapıyor, şehitler veriliyor, bölücüler ise alenen yanı başlarında çadır kurup devlete meydan okuyorlar. Askerin eli kolu hükûmetçe o derecede bağlanmış ki, "demokratlık yapıp onlara dokunmuyorlar. Buna psikiyatride çifte açmaz (double bind) denir; yâni terörle mücadele edilirken, terörün "kutsanmasına" tahammül gösteriliyor. Bu psikolojik savaşın gâlibi asla TSK olamaz. Her yerde "ötekini" kapkaralayan mitingler yapılıyor; sokaklarda, caddelerde "ötekileri yakalayanlar darp, hâttâ linç ediyorlar. Polis de şaşkın.

İlber Ortaylı biraz evvel çok endişe ettiğini, iç hârbe gittiğimizi ve herkese itidâl tavsiye edip dua ettiğini söyledi televizyonda.

Maâlesef o hâle geldik, getirildik. Bir yandan da bütün dünyâda Türk soykırımı alenen sürmekte; Almanya'da kızartmaya başladılar yavrularımızı gene.

Fazla değil, aylar zarfında birileri "haydi" dediğinde ortaya çıkacak olan kaos beni ürkütüyor.

   Senelerdir bunları söyledik, kimselere yaranamadık.

      Ne diyeyim.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 09 Şubat 2008 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 21 Kasım 2017