Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

O KAFA!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2926 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

O KAFA!

Adana Otistik Çocuklar Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Sosyolog Fehmi Kaya, bütün Otistik çocukların Ateist olduğunu belirterek, “Otistik çocukların beyinlerinde inanç alanı olmadığı için Allah’a inanmayı bilmiyorlar” demiş ve devam etmiş, “Otistik dünyâya gelen çocukların temel özelliğinin dış dünyâ ile iletişim kuramamalarıdır, iletişim kurup konuşamadıkları, empati kuramadıkları için, sizi anlayamıyorlar, sizin davranışlarınıza anlam veremiyorlar. Böyle bir problem var” demiş.

Adana Otistik Çocuklar Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Sosyolog Fehmi Kaya, Otistik çocukların, bir temel özelliğinin de, beyinlerinde inanç alanının, Allah alanının gelişmemiş oturmamış olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetmiş: “Onun için ibâdet etmeyi, Allah’a inanmayı bilmiyorlar. Otistik çocuklara uygulanacak farklı terapi yöntemleriyle, çocukta farkındalık yaratmak gerekiyor. Bu farkındalığın içinde bir, duyularının iyi gelişip karşısındakiyle empati kurmayı öğrenmesi gerekiyor. Normâl insanların yaptıklarını neden yaptığını öğrenmesi gerekiyor. Bunun sonucu olarak da bir yaratan olduğunu, insanların buna inanıp ibâdet ettiğini anlaması, kavraması, içselleştirmesi gerekiyor. Böylece beyinlerinde inanç alanı oluşturulabilir”. “Otistik çocukların farkında olmadan rahatsızlık nedeniyle doğuştan Ateist’tir ama bunun farkında değiller. Araştırmalar doğal olarak Otistik çocuklar ile Ateistler arasında bir bağlantı var diyor. Araştırmacılar ABD ve Kanada’da, Ateizmin, Otizmin bir farklı versiyonu olduğunu söylüyor. Resmi bile tanımlayamayan çocukların Allah’ı tanımlamasını bekleyemeyiz. Otistik çocuğa yapılan terapi ile nesnelerin ne olduğunu fark ettirmemiz lâzım. Bu da beyinde bulunan duyu alanlarına hükmederek yapmak gerekiyor” dedi. Akabinde de Yüreğir Belediyesi ile ortaklaşa çalışarak Kültür Evleri’nde Otistik çocuklara ücretsiz terapi merkezleri açılacağını, burada Otistik çocukları inançlı çocuklar hâline getireceklerini sözlerine eklemiş.

BAKIN O KAFA’nın YAPTIĞINA

Bir kere, özellikle Asperger Sendromu (Yüksek İşlevsellikli Otizm) olan vak’alarda dinî veya mistik inançların, aktivitelerin onlara iyi geldiğine dâir epey neşriyat vardır ama eğer ta baştan beri öyle iseler! Bunu “terapiyle” yapmaya kalmak bilim-dışı olduğu kadar, ahlâksızca (immoral) müdahale olur ve ayıptır, günahtır ve suç teşkil etmesi gerekir. Nasıl ki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde Marksizme inanmayanları akıl hastası diye yatırıp elektroşokla, buz gibi su sıkma “terapileriyle” iyi ediyorlardı; hiçbir farkı yok. Böyle vak’aların bâzıları da mutaassıp bir şekilde Ateist olurlar ama bu onların tercihidir. Tarih boyunca her iki uçtan pek çok Asperger Sendromlu bilim adamı muazzam sayıda keşfe, icada imza atmıştır. Bâzıları da, Eistein gibi, bir Yaratıcı veya Mimar fikrine sıcak bakmıştır.

BAKIN YALANA!

“Beyinde bir inanç veya Allah alanı olduğunu” söylemek için bir insanın hem bilgisiz, hem de peşin hükümlü bir “kesin inançlı” olduğunu gösterir. Bu tamamen bilim-dışı bir safsatadır. Senelerdir sinir-bilimle ve “Araştırmacılar ABD ve Kanada’da, Ateizm'in, Otizm'in bir farklı versiyonu olduğunu söylüyor” lâfları tamamen yalan, konuyla ilgili ciddiye alınabilecek tek bir kaynak bulamadım!


Kur’ân’la Şizofreni tedavi etmek hezeyanına şimdi de bu eklenmiş belli ki!

Resmi bile tanımayan çocuk Allah’ı nasıl tanıyacakmış… Peki, resmi çok iyi tanıyan ve dâhi olan her türlü inançtan veya dinden kişi Allah’ı beş duyuyla mı tanıyormuş? Bu sosyolog unvanlı kişi ne dediğini biliyor mu? Hangi terapi ile hele ciddi derecede Otistik yâni özürlü bir çocuğa Allah inancı “yerleştirecekler” acaba. İşkenceyle mi, Motivasyonel Görüşme teknikleriyle mi, Psikanalizle mi, elektroşokla mı, yoksa falakaya yatırarak mı (bu sonuncusu belki müreccahtır)?

Sosyolog Fehmi Kaya bu absürt (saçmanın da saçması) iddiayı inanarak söylüyorsa ve üstelik Allah’ı da görmüşse, kendisiyle mutlaka bire simit sarayında görüşmek isterim, çay ikramı benden. Yok, iktidara yaranmak için söylemiş ise, Allah’ı görmesini sağlayacak bâzı özel ilâçlardan, maddelerden verip kendisine yardımcı olabilirim.

Bakın Sevgili Büyüğüm, Dostum ve Sevgili Hocam Prof. Dr. Selçuk Erez Yalan hakkında neler yazmış, özetliyorum:


Yalan çeşit çeşittir:  Dinleyenin üzülmemesi için söylenene “beyaz”, söyleyenin pis çıkarları için anlatılana “kara”, milleti kandırmak için dillendirilene ise “katmerli yalan” denir; belli bir rengi yoktur, bukalemun gibi ortama göre renk değiştirir. Yalanın akını, karasını biliriz. Katmerlisini de her gün işitiriz ama -hâlâ yuttuğumuza bakılırsa- pek anlamamışa benzeriz. Öyleyse açıklanmalıdır. Türleri örneklerle açıklanabilir:

1. Hitlerin orduları 1940’ta Norveç’i işgâl ettiklerinde V. Quisling  (Vidkun Abraham Lauritz Jonssøn Quisling kısaca Vidkun Quisling [1887  1945], Norveçli politikacı ve Norveç Faşist Partisi genel başkanı) adlı bir politikacı yönetime el koymuş, radyodan halka seslenmişti: “İngiltere, karasularımızı mayınlayarak tarafsızlığımızı bozduğunda hükûmet, gönülsüzce protesto etmek dışında hiçbir tepki sergilemedi. Almanlar, bize barış ve yardım önerip ulusal egemenliğimize saygı gösterecekleri konusunda güvence verdiklerinde  hükûmet silâhlı kuvvetleri harekete geçirdi, sulh teklifine silâhla yanıt verdi. Hükûmet üyeleri, ülkeyi riske attıktan sonra yurtdışına kaçtılar. Bu durumda Norveç halkının güvenliğini, bağımsızlığını korumak için biz yönetimi üstlenmekteyiz” demiş ve kabinesini açıklamıştı. Sonra ne oldu? Aslında denizin mayınlanması, Alman’ların, Norveç’i işgâl etmek için uydurdukları bir gerekçeydi. Quisling cumhurbaşkanı oldu. Norveç, Nazi yönetiminde yıllarca inledi, çok sayıda insan öldürüldü, ülkede açlık, sefâlet kol gezdi. İşgâl 1945’te son buldu.


2. Açlık ve kendisine 1920 Nobel ödülü kazandıran Toprağın Bereketi gibi eserleriyle tanınan ünlü romancı Knut Hamsun da ülkesi işgâl edilince halkına Alman’lara direnmemelerini önermiş, onların Norveç’i kurtarmak için geldiklerini söylemiş, Hitler’i alkışlamıştı. Hitler’in öldüğünü duyduğunda da “O, insanlık için savaşmıştı, bir peygamberdi…” gibi sözler söylemişti.


Quisling’in dedikleri, gerçekle çeliştiği bilinerek söylendiğinden katmerli yalanların en kötüsüdür; Hamsun’un açıklamaları ise gerçekleri tam algılayamayan, eğik bir mantığın ürünüdür, bizim “yetmez ama evet”çileri anımsatır.

Norveçliler, bu farkı kavrayabildiklerinden, işgâlden kurtulunca Quisling’i vatan hâini olarak kurşuna dizmiş, Hamsun’u ise, davranışlarının, hâinlikten çok bunamasından kaynaklandığını ileri sürerek idam etmemiş, bir süre akıl hastânesinde tutmakla yetinmişlerdi. Oysa Hamsun aslında bunak değildi.

(Benden bir ilâve: Esas ismi Knud Pedersen olan Knut Hamsun neredeyse ölümünden 60 yıl sonra, Norveç tarafından sonunda edebiyata katkıları sebebiyle Nobel verilip, bir de damga puluna yüzünü basmışlardı. 1943 yılında, aldığı Nobel ödülünü Goebbels'e göndermişti. 1952 yılında doksan iki yaşında iken banyoda ölü bulundu. Cenazesi yakıldı).

Bu olaylar Türkiye’de gerçekleşseydi ne olurdu? Başkan da, Nobelli de kurşuna dizilirdi. Ardından, baskı rejimi sürerken her ikisini alkışlamış olanlar televizyonlara çıkar, ikisini de yerin dibine batırmaya başlarlardı.

Ben de (Kerem) şunu ekleyeyim: Sosyolog Fehmi Kaya’nın söyledikleriyle Selçuk Erez Hoca’nın anlattıklarını bir kıyaslayın, ne demek istediğimi göreceksiniz…

OTİZM ve İNANÇ KONULARIYLA İLGİLİ BİRKAÇ KAYNAK

Ara Norenzayan, Will M. Gervais, Kali H. Trzesniewski. Mentalizing Deficits Constrain Belief in a Personal God. PLoS One. 2012; 7(5): e36880.

Ekas NV, Whitman TL, Shivers C. Religiosity, spirituality, and socioemotional functioning in mothers of children with autism spectrum disorder. J Autism Disord 2009 May;39(5):706-19.

Müller E, SchulerA, Yates GB. Social challenges and supports from the perspective of individuals with Asperger syndrome and other autism spectrum disabilities. Autism 2008 Mar;12(2): 173-90.

Pikó B, Kovács E.[Is religiosity a protective factor? Social epidemiologic study of adolescent psychological health][Article in Hungarian] Orv Hetil 2009 Oct 11; 150(41):1903-8.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Nisan 2013 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    simyaci1975 Cuma, 29 Ağustos 2014

    ateist

    Kerem Bey benim cevremde teshis konulmamis ama davranislarindan,okulda ki durumlarindan,aile icinde ki hayatlarindan gözlemledigim kadariyla bircok aspergerli var.Cünki Rahmetli kayinpederim büyük ihtimalle Aspergerliydi.Hayati detaylara takilmakla gecti.Cok zor bir insandi.Yüzümüze bakmadan konusurdu.Ritüellerini anlatmaya kalksam bir kitap cikar.Kimseyi öpemezdi.Yanindan gectigimiz zaman üzerine dokunacagiz diye kenara cekilirdi.100 tane özellikten 90 tanesini tasiyordu desem hic abartmis olmam.Cok dindar bir ailesi olmasina ragmen 40 yasina kadar alkolü vardi ve dine karsi soguktu.Onun evlatlari hatta torunlarida dine cok uzak yasiyorlar.Ve davranislarini gözlemledigim de hepsinin hayati detay,ritüel,empatiden yoksun,pire icin yorgani yakan insanlar.Bizzat ben de aspergerlilerin dine karsi bir mesafelerinin oldugunu düsünüyorum.Bu bey bunu demeden önce de bu fikirdeydim.Almanca okudugum bazi yazilarda da böyle düsünen kisiler gördüm.Kayinpederim kirktan sonra dini vecibelerini yerine getirmeye basladi ama benim gördügüm kadariyla topluma uyum saglamak icindi.Elinde takvim yapragiyla gezerdi.Yani namazda onu icin bir ritüel olmustu.Daha cok sey anlatabilirim ama uzun oldu.Vaktinizi caldim.simdilik esen kalin....

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 21 Kasım 2017