Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

OBSESİFLERİ TANIMA KILAVUZU

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3020 kez okundu
  • 3 yorum
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Obsesif bir insanı daha kapıdan girmeden tanıyabilirsiniz.

Giysileri çok özenle hazırlanmıştır, her tarafı düzenlerken, tertipler ve ayakkabılarını, her şeyi özenle kontrol eder.

Üstüne başını özenle tertipli olarak tutar ve kendisini simetromaniden uzak tutar.

Her şeyi çok düzenlidir.

Üstüne başına çok dikkat eder ve aşırı tertipli, düzenli ve mükemmeliyetçidir.

***

Daha kapıdan girerken orayı burayı kontrol eder ve her şeyin kendi bildiği gibi olması konusunda çok ısrarlıdır.

Eleştiriye hiç tahammülü yoktur ve hemen karşı çıkar.

Ellerini en az üç beş kere yıkar ve bunu yaparken de  ikazlara asla aldırış etmez.

Özbakımı çok yüksektir ve kendine de aşırı güvenir.

Çok kontrollü ve eleştireldir.

Farklı düşünenlere tahammülü pek azdır.

Defalarca dönüp dolaşıp kılığını, kıyafetini kontrol eder.

Çok fazla titiz ve tertipli olmanın karşılığında bol eleştiriye muhatap olur ve bâzen de çok kırılgan olur.

Kendisine "her şey böylesine tertipli olunamaz ki derseniz, "hâla mı bunları söylüyorsun" diyerek bozulur.

Onun için su âdeta mukaddestir.

Sürekli olarak ellerini yıkar ve kendini bundan alıkoyamaz.

Ameliyat olması icap ediyorsa, bunu yüzlerce kere sorgular ve hep etrafına sorar, bir türlü emin olamaz.

"Rejim yapmak mı yoksa bıçak mı" diye takar.

Mental kompülsiyonlara da en az obsesyonlar kadar sık rastlanır..

Böyle vak'alarda hastalar Deli Dumrul gibi olur ve aynı şeyi yüzlerce kere sorgulayabilir.

Almanya'dan dönen bir takıntılı tanıyorum. Oradaki bir "dostu ameliyat olmazsan en fazla 10 sene yaşarsın" dedi ve adamcağız ne yapacağını şaşırdı.

İşte bu de bir nev'î perseverasyondur.

Bu arada, Çok Sevgili Dostum Plastik Cerrah Dr. Yaşar Sarıgül'e ve dünya tatlısı karısı Semra Hanım'a bize Berlin'de yaşattıklar güzel günler için de müteşekkirim.

Benzeri bir durum da bu aralar benim başımda desem, pek de yalan olmaz.

Acaba bir diyetisyene mi gitsem yoksa bıçak altona mı yatsam şeklinde bir ambivalans içimi kavuruyor.

Bir yandan Beykent'teki sevgili öğrencilerime yetişmem şart, öte yandan da tez danışmanlıkları, dersler faryap sürmekte ve Neslim de, ben de biraz mütereddidiz.

Zeynep Hatun da benim ameliyat olmamdan yana, Neslim "yapmasan iyi olur" diyerek tatlılıkla ikaz etmekte.

Eh, Taksim'deki derslere, Rektörümüzün de delaletiyle, "bomba atılsa devam etmemiz" Allah'ın emri adeta.

Berlin'deki ev sahipleri sırasında, "dost acı söyler" meselini bize çok iyi hatırlattılar.

Peki, gitara mı dönsem...

Çok sevdiğim eski asistanım Pınar Koçak ve arkadaşları da spora ve diyete devam etmemi salık verdiler. 

Dün gece de bizi Nusret'in Yeri'nde ağladılar.

Pek sofistike olan bu bu mekânda az yeyip az içmek konusundaki, telkinlerini benimle paylaştılar.

Bu lokanta hakkında birkaç şey...

Çok kalabalık ve baştan çıkarıcı et kokusuna insan fena hâlde tav oluyor ve yedikçe daha çok yeyesi geliyor.

Etleri hafif çiğ servis yapıyorlar, bu da insanı baştan çıkartmak için kifayetli.

Müzik sesi biraz abartılı, Osmanlı bıyıklı garsonlar her an tepemizdeler ve hiçbir şeyi  esirgemiyorlar.

Dünya çapında EBOLA ve MERS alarmı var.

Eğer THY olmasa buraya gelemezdik ve Lufthansa dâhil bütün hava yolları grevdeydi zaten...

Bu akşam da ders var ama önce kaç kişi var demeden muayenehane gitmek şart. 

Bunu Sevgili Kızım Cânan'a da danışmam icap edecek, bugünlerde buluşacağız.

Tabii, bu aralar ortalık da pek karışık ve Sevgili Şoförümüz İbrahim Kılıç da beni azami derecede koruyor. ne yapsın...

Kendisi profesyonelce başımı önde eğdiriyor ve çok iyimser bir adam.

"Korkma Hocamboş ver Hocam" diyerek bizi pek güldürmekte maşallah...

Pek güzel iki kızı var: Merve ve Gökçe.

Merve şimdi Koç Üniversitesinde üst düzey yönetici oldu.

Hayatım boyuca sırf karanlık ve yüksek yerlerden korkmama rağmen, meğer bende de ameliyat fobisi varmış.

Vallahi bilmezdim.

Risk yok mu?

Tabii ki çok yüksek ama korkunun da ecele çaresi yok ki...

Bu arada, Sevgili Cüneyt Özdemir "yok" dedi ama, burkalılar her yerde!

Yâni rejim tehlikede...

Hem memleketin, hem de benim!

Zor Zamanlar - Tarabya - 23.10.2014- Perşembe

0
Etiketler: burka
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Evrim Devrim Perşembe, 23 Ekim 2014

    teknik, teknigin uygulanışı, çelişkili uzman görüşleri: Obsesiflik mi? Kaos mu?

    Merhaba Hocam,

    Kendisi OCPD olan bendenizin görüşleri ne kadar geçerli olacaktır bilmem ama, gündemimle de örtüştü, birseyler yazmak istedim. Hastalık mevzûları da her zaman beni tetikler :) ne de olsa obsesif kökenliyim.

    Problemin hem tekniğe, hem de tekniğin uygulanmasına dayandığını düşünüyorum. Tekniğin geçerliliğine hiç girmeyeceğim. Ne de olsa doktor değilim. Uygulamaya gelince, sonuçta bir uygulayacının önüne yatıyorsunuz, ve her türlü hatasına karşılık, size düşen açık bir çek vermek.

    Almanya örneği eşzamanlı olmuş. Ben ise geçen hafta istanbuldaydım, bu hafta döndüm. İki senedir almanya'da yaşıyorum. Almanyanın zengin Münih şehrinde benim gibi bir OCPD ye yakışan biçimde madden varlıksız, ama neyin ne olduğunun farkındalığı yüksek olan (bipolar II) eşiyle birlikte kaliteli ve medeni bir hayat sürmenin sevdalısı olarak. Almanya örneği anlamlı da olmuş. Bir tarafta şehirleri, kurumları, uygulayıcıları düzgün çalışan bir ülke. Hatayı minimize etmiş, riskleri yöneten, yangın çıkmadan yangını nasıl önleriz diye düşünen beyinler. Bir tarafta şehirleri köy, evleri gece kondu, apartman kondu (kentsel dönüşüm) mu apartman mı belli olmayan, sokakta yürürsen toz toprak yutturan, unutana ne olmuş istanbula görmeyeli dedirten, saçma bir düzen.

    Siz bile hocaların hocası olarak, bir uygulayıcının önüne güvenle yatamıyorsanız vay bizim halimize. Sonuçta sistem bizi istatistiklere bakarak karar almaya zorluyor. Bu ameliyatın riski şu, şununki şu. Çok meraklıysak birkaç paper bulup %10 unu bile anlamayıp, en sondaki rakamlara göre değerlendirme yapıyoruz. Koşullu olasıklıklardan kimse bahsetmiyor. Doktor ne kadar yetenekli, akşam eşiyle mi kavga etti, kredi kartı borcu ne kadar, dini görüşü ne, kimselere haset duyuyor mu, ırkçılık yapar mı? Eminim ki siz tüm koşulları kontrol edemeseniz de networkünüzden doğru operatorü kolaylıkla bulacaksınızdır. En azından öyle olmasını umud ederim.

    Bir diğer eş zamanlılık da istanbula acil gidişimin nedeninin annemin acil geçirdiği bir ameliyat olması. Doktoruna canı gönülden teşekkürler, şimdilik hersey yolunda gibi.

    Ama biz de şans faktörü çok önemli. Çıkan büyük bir yangını ya söndürürüz ya söndüremeyiz hep beraber yanarız biz. Söndüren kahraman olur, söndüremeyen uyanıksa arazi olur, safsa puf olur. Almanlar sistem kurmuş, adamlar yangın çıkmasın diye uğraşıyor belki ama, burda da şifa yok :) Bizi de mutlu etmek zor işte. Bir ilaç veriyorlar öksürmeyelim diye iyice öksürtüyor, krem veriyorlar bir işe yaramıyor. Adamlar da haklı sistemlerine göre bizim zaten hasta olmamamız gerekirdi :)

    Kendisi obsesifin allahı olan babamın yıllar önce ben mühendis olmaya karar verdiğimde bana yaptığı uyarı aklıma geldi. Hiç çıkmadı ki! Bu memlekette bir elektronik mühendisi önüne gelen televizyonun sorununu istenilen şekilde çözemezse kapının önüne konur, bir doktor ise hastanın ölümüne neden olsa bisey olmaz. Sen iyisimi doktor ol!

    Karar almada, Teknik ve Tekniğin uygulanışı dışında zorluk çıkaran üçüncüncü faktör de farklı görüşleri doktorların. Hamile kalacak olsan, bir doktor kesinlikle o ilacı bırakmayacaksın der, bir diğeri neden bırakmıyorsun der, bir diğerine sorsan daha başka neler neler der, karaciğerin der, böbreğin der..

    Şimdi ameliyat kararı alamamak, ameliyatı bırakın kronik bir rahatsızlığınız için bir başka tedaviye geçmek veya geçememek, obsesiflikten mi yoksa zaten var olan bir kaostan mı? Kim bilir?

    Ya tabi bir de şu opsiyon var! Hiç kafaya takma, git güler yüzlü, insanın gözünün içine bakan, benim gibi dalgın olmayan çevik bir doktora git, el sıkış, insani boyutta güven, ve inanmasan da bir duanı et. Bu da bir metod.

    Saygılarımla
    Evrim Devrim

    MKD: Doğru yolu siz bulacaksınız Evrim Bey, sevgim ve saygımla...

  • Misafir
    Cem Savas Perşembe, 30 Ekim 2014

    İzafiyet...

    Merhaba,

    Yazınızı okuduktan sonra bazı özelliklerin izafiyetine takıldım. Bilişim sektöründeyim, buna iş hayatından örnek vermek isterim. Obsesif özelliklere sahip olan birini iş hayatında müşteri ilişkileri ile alakalı herhangi bir yere getirirseniz, %99 olasılıkla bu kişi çuvallar, müşteriler ile olan her görüşmesi hüsran ile sonuçlanır ve müşterilere her görüşmesinde lafı gediğine koymaktan çekinmez..

    Bununla beraber aynı kişiyi bir bilişim sisteminin mimari yaparsanız, muhtemelen o bilişim sistemi taş gibi sağlam çalışmak üzere dizayn edilmiş olacaktır. Sisteme çoçuğu gibi bakar, çıkan her türlü hatayı kendi hatası olarak kabüllenir, sistemi oluşturmadan önce o kadar çok üzerinde düşünür ki , oluşturduğu dizayn ve yapı muhtemelen olabilecek en sorunsuz yapılardan biri olacaktır, gece uyumadan önce yastığa kafasını koyduğunda ; soracağı soru bu sistem nasıl çöker? olacaktır... Tüm olasılıkları hesap edip etmediği yönünde aklını sürekli kemiren kurtlar vardır ve bu konuda kendini eğitebildiyse bu ikilemin içinden mükemmel şekilde sıyrılır..

    Özetle; insan özellikleri yaptıkları işlerin detayına göre izafidir...

    Paylaşmak istedim üstadım.. Umarım herkes hakkını almıştır. :)

    KSS.

    MKD: Teşekkürler Kardeşim
    KSS

  • Misafir
    Evrim Devrim Pazartesi, 03 Kasım 2014

    Katılmıyorum

    Sevgili Cem,

    Ben de bilişim sektöründen bir insan olarak bu dediklerine katılmıyorum!

    Obsesiflik her zaman, belki de hiç bir zaman mükemmeli getirmiyor, mükemmeli (sözde) arayan bir insan elinden çıksa da. Aslında mantık ile yapılan mükemmellik arayışı ile takıntı ile yapılan mükemmellik arayışı arasında sonuç itibariyle gerçekten dağlar kadar fark var. Ben öyle yapabildiğim için söylemiyorum, yapamadığım için, ve yapanları objektif olarak tecrübe edebildiğim için biliyorum.

    Obsesiflerde bunu görmek daha kolay, babam saatlerce dişini fırçalarken, bunu sadece ayda bir yaptığını hiç önemsemezdi. Kısacası obsesifler aslında düşünmezler (en azından atak sırasında), sadece takıntılarının esiri olarak birseyi çok ama çok irdelerler. Aslında bakıldığında obsesiflerin zeka düzeyi yüksek olayları, obsesif atağı esirinde değilken, yaptıkları, düşündükleri, vardıkları sonuçları uyguladıkları zaman obsesiflikten yararlanıyorlar. Eğer işlevselliği görmezden gelecek olursak, üst düzey bir zekanın, aslında bellek ve analitik olarak olması bile gerekmez, nedensellik arayışı açısından olgun bir zekanın, takıntı yardımı ile, çok zor problemleri çok farklı modellerle açıklaması mümkün olabilir. Yani bilim alanında bir faydaları olabilir ama bu modelin de ne kadar gerçeğe uyacağı ve takıldıkları çözümün. Bilimde doğal seleksiyon varsa bunun da heralde misyonerleri bu tür insanlardır :)

    İki yıl kadar da olsa yöneticilik tecrübem oldu, genç 16 mühendisle çalıştım, ve aralarında bir tanesi dikkatimi çekti. Hicbir obsesiflik özelliği taşımasa da dikkatli ve eksiksik yapıyordu işlerini.

    Aynı takımda, şansa bir obsesif, bir de pasif agresif iki ayrı mühendis daha vardı. Ben deniz ise pasif agresifin allahı olarak, karşılaştırmalı tecrübe edindim. :)

    Konumuza dönersek, asıl sorun veya soru şu? Obsesifliğin esiri misin? Yoksa dikkatli ve eksiksiz iş yapmayı mantıkla mı kontrol ediyorsun? Arada dağlar kadar fark var dememin arkasında da bu var.

    Allah hem analitik zekayı, hem belleğe atma ve, bellektekilere hızlı seçim ve erişim yetisini eşit ve yüksek seviyede verseydi herkese, o zaman, kişilik bozuklukları olur muydu merak ederim. Kişilik bozuklukları sanki bana eksiklikleri kapatmak için vücudun ürettiği, hayata ve düzene karşı, pasif agresiflik gibi geliyor :)

    Saygılarımla,
    Umuzsuz pasif agresif, bazen agresif, her zaman evrim, bazen devrim

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 26 May 2018